Nedir? Ansiklopedi...
Mayıs 26, 2012, 06:02:06 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: SMF - Just Installed!
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Suat Engüllü Kimdir ? Hakkında , Biyografi  (Okunma Sayısı 333 defa)
yaramazadam
:::...GoRgİaS...:::
Administrator
Hero Member
*****
Mesaj Sayısı: 1292


yaramazadam_06@hotmail.com
Üyelik Bilgileri Site E-Posta
« : Temmuz 05, 2009, 11:01:33 ÖS »

1950 yılında Üsküp'te doğdu. İlk ve orta öğrenimini "Vuk Karaciç" ve "Tefeyyüz" okullarında bilirdi. 1969 yılında Üsküp "Nikola Karev" Pedagoji Lisesi'nden mezun oldu. Ardından "Kliment Ohridski" Pedagoji Akademisi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde Öğrenimine devam etti.
Ailesinin sınırlı maddi imkânları yüzünden kısa bir süre sonra okuldan ayrılmak zorunda kaldı.

1970 yılında Üsküp Radyosu Türkçe Yayınları'nda gazeteciliğe başladı. 1973'te lektörlüğe tayin edildi. Üç yıl sonra Makedonya gençlik örgülü başkanlığına üye seçildi. Örgütte iki yıl Çocukların Eğitimi Komisyonu, iki yıl da Kültür Komisyonu başkanı görevinde bulundu. 1979 yılında Makedonya'da ilk "Gezici Resim Atölyesi"ni kurdu. Milliyetçilik damgasını yiyip daha üst görevlere gelebilmesi engellendi. 1981 yılında "Birlik" Ga-
zetesi'ne geçti. Kültür sayfalarında yazarlık yaptı. Bir yıl sonra da "Sesler" Aylık Toplum Sanat Dergisi yayın yönetmenliğine getirildi. 1989 yılında Makedonya Anayasası'nda yapılan değişmelere karşı çıklı ve resmi siyasetle uzlaşmaz duruma düştü. Aynı yılın kasımında Türkiye'ye göç elli.
Genç yaşta edebiyata eğilim gösterdi. 1968 yılında "Nikola Karev" Pedagoji Lisesi'nde "Naim Şaban" Edebiyat Kolunu kurdu, 1970 yılında
Üsküp'te "Orhan Veli Kanık" Yazın-Oyun Topluluğu'nun kurulması girişimini başlattı. Topluluğun ilk başkanı oldu. Türkiye'ye göç edene
kadar da bütün imkânsızlıklara ve topluluğun kapatılmasına yönelik bütün gayretlere rağmen örgütlediği etkinliklerle "Orhan Veli Kanık"ın ayakta kalabilmesini sağladı.

Makedonya Türk Edebiyat'ına şiir yazmakla girdi. Fakat edebi çalışmalarını şiirle sınırlamadı, öykü, eleştiri, deneme, inceleme-araştırma yazmakla da uğraştı. İlk şiir kitabı "Sözgen" 1972 yılında "Birlik" Yaymlarınca yayımlandı. Bunu "Zamandışı İçdüşlemeler" ("Birlik" Yayınları, Üsküp 1974), "Bir Sevimle Bir Devrim Üstüne" ("Tan" Yayınlan, Priştine 1980), "Kumrovetslİ Çocuğun Anısına" ("Birlik" Yayınları, Üsküp 1981), "Seve Yorgunu" ("Birlik" Yayınlan, Üsküp 1983), "Let kon
sinevinite" (Mavilere Uçuş, "Ogledalo" yayınlan, Üsküp 1989, Makedonca'ya çeviri) adlı şiir kitapları İzledi. .1986 yılında "Açıl Susan Açıl" ("Birlik" Yayınları, Üsküp) Öykü kitabı yayımlandı.

Makedonya'daki Türk köylerinin içler acısı durumunu, Türk köylülerinin bitmeyen çilesini dile getirdiği röportajları "Pırnalı'dan Çıktık Yaya"
("Birlik" Yayınları, Üsküp 1989) kitabında bir araya getirildi.

1989 yılında İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'nda "4. Boyut" Aylık Toplum, İletişim, Kültür ve Sanat Dergisi'ni çıkardı. Dergi yönetimine şahsi işlerin karıştırılması üzerine yayın yönetmenliğinden istifa etti. Halen İ.Ü. Basımevi ve Film Merkezi’nde çalışmakladır.
1973 yılında Yugoslavya Gazeteciler Cemiyeti, 1975'te Makedonya Yazarlar Birliği üyeliğine alınan Suat Engüllü, TYS ve ÎLESAM üyesidir.
Makedonca ve Sirp-Hırvatça'tan Türkçe'ye ve Türkçe'den Makedonca'ya çeviri yapmakla da uğraşmaktadır. Makedonca-Türkçe Sözlük çalışmaları devam etmektedir.

ŞİİRLERİ

MARTILAR DAHA NELER YAPMAYACAK

bulutlar uçuştu üzerimden beyaz atlılar gibi
yağmur damla damla aktı gözlerimden
bir hafız geçti alaca camisinden iki büklüm
ben helene'i düşledim bir yol
sol memesi altında minnacık yüreği
güneş sarıya boyamak istedi gökyüzünü
yazık olacaktı balıklara
dalgacı Mahmud'u taşıdı kanatlarında martılar
buçin'e yerleşecekti van gogh
ağaçlar toz toprak bir ay
mürüde'nİn acıdığı yok kızlığına
yel olacaktı gece olacaktı sıcak
bir sürü sarı yapraktır seriliverecekti yüreğine
karaağaçlar yabangülleri sarmaşdolaş
ve yarı portakal güneş
en ayıp işlerin görüldüğü korularda,
en mutlu sevi Öyküsünü anlatacaktı bir kız
alıcı çıkmasaydı yininin sıcaklığına
nem kusan kaldırımlarda
ve ben en iyi şiirimi yazacaktım gözbebeğinde
mısır tarlalarında
saz olacaktım tel olacaktım
yanık yanık yakılan türkülerden
akacaktım ellerine
sıcak bir sevi özleminde yini çırılçıplak bir
rahibenin
dudakları toprak kadar sıcak toprak kadar çatlak
bir köylü kızı gibi içli
söylemesini beceremezsin şişova deresi türküsünü
gör ki ellerinde sarısı yok buğday başaklanılın
güneş ala boyamak istedi denizi yazık olacaktı
gökyüzüne ronsard'ın gözyaşlarını taşıdı martılar

1) Üsküp Türklerinin kardelene verdikleri ad.

TÜRKÜLEMELER

bayram sabahlan hep başkalaşırdı evimiz/çepeçevre bir ışıltı bir inanç sonra
büyüdün kabardı göğüslerin/gözlerimin bacaklarından aldığı erinç yok
mu/şimdi bütün üzüntüler saçma imbatların getirdiği de düpedüz sevinç
yüreğin bir temiz bir toprak kadar geniş süksene geceleri gözbebekerinden
düşünmemeli artık hidrojen bombalarını korkmamalı sabahları yürek sancılarından
hani hıdırellezde kavak dallarıyla ardından koşu şiarın /ondördünde bir kızdın
dudakların kösnül kösnül istek dolu biry erler in/bayramda öpecektim sen yoktun ve
bugün yammdasın kanın kaynıyor ben yorgunum bitkin/git de çık içinden işin
yüreğin bir temiz bir toprak kadar geniş süksene geceleri gözbebeklerinden
düşünmemeli artık hidrojen bombaların korkmamalı sabahlan yürek sancılarından

BİR DELİNİN ŞİİRLEMELERİ

kelle kullesi'nde diller gürül gürül
gözler on değil yüz değil bili değil
usunu al da geçmişe şöyle bir eğil
ne öldüren suçlu ne ölen suçlu
kelle kullesi'nde taşbaşlar bilir gerçeğin özgüsünü
akın akındır bakışlarım geçmişlere usluca suçlular
suçsuzdur suçsuzlar suçlu davranışça kelle
kullesinde taşbaşlar bilir gerçeğin özgüsünü
düşüncelerini seninle sarmaşdolaş
sensizliğin engelliyor yargılarımı on
defa yüz defa bin defa gel kelle
kullesi'nde taşlar sağır suskun

ZAMANDIŞI İÇ DÜŞLEMELER

baktım herşey çokuzak
dedim artık susmalı konuşmak
anlaşılmak demek değil çömelip bir
gökyüzü germen ilk korkusuz ve
mavi değil
önce herkesi düşündürmeli (bu bir öndevrimdir)
sonra herşey değişebilir
herkes konuşan sendir düşündükçe (artık anlaşılmak gereksiz)
nerde şimdi bu devrimaşmişlık
baktım herşey çokuzak



SUAT ENGÜLLÜ'NÜN DEĞERLENDİRMESİ

Balkanlar’da Türk Şiiri - Balkan Türklerinin Kimlik Destanı
http://www.makturk.com
1 Nisan 2006


İnsanlık tarihinde önemli yeri ve rolü bulunan Türk kültür ve uygarlığı, tarihin uzun bir zaman diliminde son derece geniş bir coğrafyaya yayılmış, bu coğrafyada varlık gösteren kültür ve uygarlıklarla çok eskilerden beri iç içe yaşamış, karşılıklı etkileşim içinde bulunmuştur. Bu bağlamda, milâdî 378 yılından bu yana, Orta Asya’dan Karadeniz kıyılarına inen, oradan da Avrupa’ya uzanan Hun, Avar, Bulgar, Vardar, Oğuz, Peçenek, Kuman Türkleri, ayak basıp yerleştikleri bölgelerin kültürlerinde silinmez izler bırakmışlardır. Hayatın her alanında mevcut olan bu izlerin, Balkanlar’da, yüzyıllardır neredeyse kesintisiz devam ettiği bilimsel olarak da tespit edilmiştir. Fakat Balkanlar coğrafyasında, Türk izlerinin uzun süreli ve kalıcı hâle gelmesi, bu toprakların Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine dahil edilmesi ve buralara yerleşen Türk ahalinin, bu toprakları yurt tutmasıyla olmuştur.
Osmanlı idaresinin Balkanlar’a yerleşip güçlenmesiyle birlikte, toplumun ve hayatın her alanında görülen gelişmeler ve yaşanan köklü değişimler, kültür ve sanata da yansımıştır. Bu bağlamda, Balkanlar’da boy veren, Osmanlı öncesi dönemde de var olabileceği olasılığının göz ardı edilmemesi gereken Türk edebiyatı, dolayısıyla da konumuz olan Türk şiiri, bu genel kültür ve sanat gelişiminden etkilenmiş, olabildiğince kendine özgü bir gelişim göstermiştir. Öyle ki Balkan Savaşları esnasında ve sonrasında, maalesef akıl almaz bir Türk kültür ve sanat mirası kıyımına sahne olan Balkanlar’da, Türk şiiri, Osmanlı İmparatorluğu’nun en erken döneminden itibaren varlık göstermeye başlamıştır.

Suat ENGÜLLÜ’nün Yazısı

Balkanlar’da Türk şiirinden söz ederken, bu geniş coğrafyada yaşayan Türklerin toplumsal, ekonomik ve kültürel konumlarından hareket ederek, konuyu üç ayrı dönem içinde ele alıp irdelemek gerekmektedir:

1. Balkanlar’da Osmanlı dönemi Türk şiiri (Osmanlı öncesinde, daha doğrusu XI. yüzyıldan başlayarak, 1393 yılında Osmanlı hakimiyetinin kurulmasına kadar, Balkanlar’da, özellikle kalabalık Kuman-Kıpçak ve Peçenek topluluklarının egemen olduklarını; hatta 1087 yılında, merkezi Kumanova olan “Kuman-Peçenek Türk Federasyonu”nun bile kurulduğunu göz önünde bulunduracak olursak, bu topraklarda daha önceleri de Türk şiirinin mevcut olduğunu söyleyebiliriz. “Codex Cumanicus” bunun en açık kanıtlarından biridir kuşkusuz.);

2. Balkanlar’da 93 Harbi ve Balkan Savaşları sonrası Türk şiiri;

3. Balkanlar’da İkinci Dünya Savaşı sonrası Türk şiiri.

Balkanlar’da Osmanlı Dönemi Türk Şiiri

Bölgede yaşayan bütün Türklerin tek bir çatı altında bulundukları ve yaklaşık aynı toplumsal, ekonomik ve kültürel koşulları paylaştıkları Balkanlar’da, Osmanlı dönemi Türk şiirinin aydınlatılmasında çok önemli bir yer tutan şuara tezkirelerinin taranması çalışmalarıyla elde edilen bilgiler, Saraybosna, Belgrad, Üsküp, Manastır, Serez, Vardar Yenicesi, Selânik, Sofya, Filibe gibi önemli kültür merkezlerinde, ilk şairlerin XV. yüzyılın sonlarına doğru, II. Bayezid döneminde ortaya çıktıklarını açıkça gözler önüne sermektedir.

Bu şairlerden biri de, şuara tezkirelerinin tümünde Priştineli olduğu kayıtlı bulunan; çocukluk ve gençlik yıllarını Balkanlar’da geçiren; Arapça’yı, özellikle de Farsça’yı şiir yazabilecek derecede iyi bilen; Prof. Dr. Hasan Kaleşi’nin, Prizrenli olduğunu ileri sürdüğü Şemi ve Zatî gibi, döneminin ünlü şairleriyle de ilişki içinde bulunduğu belirtilen Priştineli Mesihî’dir. Rumeli Beylerbeyi iken kendisini himayesi altına alan Hadım Ali Paşa’nın Şahkulu Ayaklanması’nda şehit edilmesinden sonra, aslında Ahmet Paşa, Necati ve Zatî ile birlikte klâsik Türk şiirinin kurucularından sayılan Mesihî’nin dünyası değişir, yoksulluk içinde yaşamaya başlar. İçine düştüğü durumun etkisi altında Hadım Ali Paşa’ya, en değerli şiirlerinden biri olduğu ileri sürülen bir mersiye yazar. Kendisine Bosna’da verilen küçük bir tımarla ömrünü tamamlayıp 1512 yılında, perişan bir vaziyette orada ölür. Ahmed Paşa’nın, hakkında, "Rum’da şiirin kâşanesini kurduğunu” dediği ileri sürülen, anlatımının özgünlüğü ve düşüncelerinin derinliği ile dikkat çektiği vurgulanan Mesihî’nin üç eserinden biri olan, İran edebiyatında da örneği bulunmayan Şehrengiz’in, edebî tür olarak şairin buluşu olduğu kesindir. Edirne için yazılan Şehrengiz’de, Mesihî’nin, mümkün olduğunca Türkçe sözcükler kullanmaya gayret gösterdiği apaçık ortadadır. Mesihî divanının en karakteristik örneği kabul edilen “Bahariyye” kasidesi, 1774 yılında Sir Wiliams Jons tarafından yayımlanan “Asya Şiiri Antolojisi”ne alınan tek Türk şiiridir. Bundan sonra başka dillere de çevrilmiş olan bu şiirin en başarılı çevirisi hiç kuşkusuz Prof. Dr. Fehim Bayraktareviç’in yaptığı Boşnakça çevirisidir.

Priştine’ye komşu bir şehir olan Prizren’de yetişen ve bu şehirle özdeşleşen bir diğer büyük Türk şairi de Suzi Çelebi’dir. Sehi, Lâtifî, Aşık Çelebi, Hasan Çelebi tezkirelerinde adı geçen, J. Hammer ve F. Babinger gibi yabancı bilim adamlarının ilgisini çeken Suzi Çelebi’nin, 1455-1465 yılları arasında doğmuş olabileceği tahmin edilmektedir. Şuara tezkirelerinde, öğrenim görmek için İstanbul’a gittiği ancak öğrenimini tamamlamadan tekrar Rumeli’ye döndüğü; Mihaloğlu Ali Bey’in yanında uzun zaman kalıp savaşlara katıldığı; o döneme ait önemli bir tarihî kaynak da sayılan, 15 bin beyitten oluşan “Gazavât-nâme” adlı eserinde bu savaşları manzum olarak kaleme aldığı bilgisi mevcuttur.

Tarih boyunca merkez olma özelliğini hiç kaybetmemiş olan Üsküp’te yetişen divan şairleri arasında en tanınmışı, hiç kuşkusuz XVI. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan âlim ve şair İshak Çelebi’dir. Makedonyalı bilim adamı Prof. Dr. Vanço Boşkov’un kendisi için “şair-âlim” dediği, aralarında Edirne, Serez, Üsküp, Bursa, Sahn gibi merkezlerin de bulunduğu birçok yerde müderrislik yapan İshak Çelebi, “İshak-name” adıyla tanınan “Selim-name” eseriyle de ün kazanmıştır. Yine Boşkov’a göre, üslûbu ve tarzı bakımından “divan edebiyatında bir örneği daha bulunmayan” ünlü “Şehr-engiz-i Mahbudan-i Vilâyet-i Üsküb” (Üsküp Kentinin Güzel Delikanlıları İçin Şehrengiz) adlı eseri de yazmıştır. Hayatı hakkında bilgi veren kaynaklardan, nüktedan ve zarif biri olduğu; ancak hayatının Şam kadılığına kadarki döneminin tam bir harabatî yaşantısı şeklinde geçtiği bilinen İshak Çelebi’nin yaşayışının şiirlerine de yansımış olması, yaşadığı dönem insanının zevkleri ve alışkanlıkları hakkında bilgi vermektedir.

Bugün Yunanistan sınırları içinde yer alan bir Ege Makedonyası şehri olan Vardar Yenicesi’nde yetişen, kişiliğinin oluşmasında yetiştiği ortamın tasavvufî atmosferinin etkili olduğu bilinen Usûlî hakkında, yaşadığı dönemin biyografi yazarlarının verdikleri bilgiler öylesine sınırlıdır ki bu kaynaklardan şair ile ilgili fazla bir şey öğrenebilmek mümkün değildir. Öğrenimini tamamladıktan sonra tasavvufa yöneldiği bilinmektedir. Mısır’a gidip uzun yıllar İbrahim Gülşenî’nin müridi olan Usûlî, şeyhinin ölümünden sonra, 1533 yılında doğum yeri Vardar Yenicesi’ne dönmüş, Rumeli’de Gülşenîliği yaymaya çalışmıştır.

Şuara tezkirelerinin taranmasıyla ulaşılan bilgilere göre, Osmanlı döneminde, bugünkü Bulgaristan sınırları içinde doğmuş olan şairlerin sayısı 85’tir. Osmanlı kültür coğrafyasında önemli birer merkez olan Sofya ile Filibe, Türk edebiyatına on altışar şair kazandırmıştır. Bunun dışında birçok şairin, çeşitli görevlerle geldikleri Bulgaristan’da, en verimli yıllarını geçirdikleri de unutulmamalıdır. 20. yüzyıl Bulgaristan Türk şair ve yazarlarından Mehmet Çavuş’a göre, “Misal-i cennettir evvel baharı / Açılır kırmızı gülü Tuna’nın,” mısralarının müellifi, yeniçeri şairi Öksüz Dede’nin, Niğbolu doğumlu olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır.

Özellikle 1992-1996 yılları arasında sahne olduğu Bosna Savaşı nedeniyle ülkemizde uzun süre hep gündemde bulunan Bosna Hersek, Balkanlar Türk şiiri açısından büyük önem taşımaktadır. Günümüzde maalesef Türkçe’nin konuşulmadığı; önemli sayılabilecek, Türk varlığını yaşatabilecek güç ve konumda bulunan bir Türk topluluğunun bulunmadığı Bosna Hersek’te, Osmanlı döneminde birçok önemli şair yetişmiştir.

1463 yılında, Fatih Sultan Mehmed zamanında fethedilen ve fethin hemen sonrasında kitleler hâlinde İslâmiyet’i kabul ettikleri; Osmanlı döneminde, yönetimsel, askerî, bilimsel ve edebî alanlarda önemli konumlara yükseldikleri; hatta 16. ve 17. yüzyıllarda, Osmanlı Devleti’ne 22 Bosnalı sadrazam verdikleri bilinen Boşnaklar, Balkanlar’da yaratılan Türk şiiri içinde çok özel bir yere sahiptirler.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!