|
yaramazadam
|
 |
« : Haziran 24, 2009, 11:49:57 ÖS » |
|
Osman Olcay Yazıcı, 1953’te Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı Küçükdere Nahiyesinin Yukarıovalı köyünde, Molla Temel’in oğlu Ahmet ile Ali Efendi’nin kızı Ayşe’nin son çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokulu Aşağıovalı köyünde, ortaokulu Zeytinburnu’nda, liseyi Zonguldak Fener Lisesinde, yüksekokulu İstanbul’da okudu.
Başta Hisar, Töre, Öncüler, Türk Edebiyatı, Boğaziçi, Pınar, Meşale, Dolunay, Ufuk Çizgisi, Millî Kültür, İnsan ve Kâinat, Cemre, Güneysu, Çağrışım, Tepe Edebiyat, Kırağı, Kültür Dünyası, Tarih ve Düşünce, İslâmî Edebiyat, Bizim Külliye, Çerçeve, Seyir, Ufuk Ötesi, Kubbealtı Akademi Mecmuası, Biyografi Analiz, Çınar, Mor Taka, Yüzakı ve Berceste olmak üzere, birçok dergide şiir, hikâye, deneme ve kültür/fikir yazıları yayınlandı. Türk Edebiyatı Vakfı’nın yayınladığı Türk Edebiyatı Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürlüğünü(1983-84), İhlas Holding’in dergiler grubundan, bilim ve teknoloji dergisi İnsan ve Kâinat’ ın editörlüğünü (1988-94) yaptı. 1984’te gazeteciliğe başlayan şair ve yazar Olcay Yazıcı, 12 yıl çalıştığı Türkiye Gazetesi’nde dizi, mülâkat ve köşe yazarlığı; kültür-sanat sayfası yöneticiliği, bölüm şefliği ile yazı işleri ve Avrupa baskıları servisinde redaktörlük görevlerinde bulundu (1984-1997) 16-20 Eylül 1991 tarihinde İstanbul’da yapılan 12. Dünya Şairleri Kongresi ve Yunus Emre’ye Saygı Kurultayı’na (X11. World Congress Of Poets, In Homage To Yunus Emre) “Derviş” isimli şiiri ve “Yunus Emre’nin Rüzgârıyla” konulu tebliği ile katıldı. Dönemin Kültür Bakanı Gökhan Maraş tarafından “Teşekkür Belgesi”yle taltif edildi. 1997’de Türkiye Gazetesi’nden ayrılarak, edebiyat çevrelerince “Bütün zamanların en iyisi” diye değerlendirilen Kültür Dünyası Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptı (1997-98, 16 sayı) 1999’da Kültür eski Bakanı Namık Kemal Zeybek’in sahipliğini ve başyazarlığını yürüttüğü Ayyıldız Gazetesi’nin Kültür Sanat ve Düşünce sayfasını yönetti.
Müstâkil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin, Araştırma Yayın Komisyonu Koordinatörlüğü ile Süreli Yayınlar Editörlüğünü yürüttü (2000-2001.) 17 Mayıs 2003 tarihinde, TYB’nin Kahramanmaraş’ta düzenlediği sempozyumda, “Bahaettin Karakoç’un Şiir Serüveni” konulu bir tebliğ sundu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin fetih yıldönümü münasebetiyle, 1 Haziran 2003’te Gülhane Parkında düzenlediği, “550. Yılda İstanbul Edebiyat Buluşması” programına katıldı ve “Şiiri Yazılamayan Şehir” isimli şiiriyle, 550 Şair ve Yazar kitabı ile, 2005 yılında İhsan Işık tarafından hazırlanan ve İngilizce’ye çevrilen “Ancylopedia of Turkish Authors-People of Literature Culture and Science” (Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi-Edebiyat, Kültür ve Bilim İnsanları) isimli çalışmada yer aldı. Halen, Uluslararası Teknolojik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (UTESAV) Genel Müdürü olarak görev yapıyor. İLESAM (İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olan şair ve yazar Olcay Yazıcı’nın, Arif Nâzım, Mustafa Yıldızdoğan ve Ahmet Yılmaz tarafından bestelenmiş şiirleri de var.
Düşünce derinliği ve estetik yoğunluğuyla,“geleneğe bağlı çağdaş Türk şiirinin önemli isimleri” arasında yer alan Osman Olcay Yazıcı’nın yayınlanmış eserleri ise şöyle: “Çocuklar Vatanında Büyüsün”(Hikâyeler, Türk Edebiyatı Vakfı yayını 1985)/”Papatyalar Üşümesin”( Hikâyeler, Kültür Bakanlığı yayını, 1990, İkinci Baskı Salıncak Yayınları 2006)/”Erguvan Uğultusu”(Şiirler, Boğaziçi yayınları 1991)/”Tartışmayı Tartışmak”(Deneme-Kültür yazıları, Ötüken Neşriyat 1992)/”Hüzün Yazıları”(Özgün metin, Boğaziçi yayınları 1993)/”Eylül’ün Kırdığı Gül”(Şiirler, Ötüken Neşriyat 1994)/”Kitapsız Toplum”(Deneme-Kültür yazıları, Ötüken Neşriyat 1994.),“Büyük Gün/Bir Kıyâmet Alâmeti Olarak Hazreti İsâ’nın Dönüşü”(Araştırma, Marifet Yayınları 2001.),“Eğitim ve Kültür Trajedimiz/Kendimiz Olmaktan Nasıl Çıktık”(Kültür-analiz, Marifet Yayınları 2001.)/”Nemrut Ateşi” (Fikir, Türk Edebiyatı yayınları, 2004),/”Yaralı Küheylân” (Deneme-Hikâye, Türk Edebiyatı Vakfı yayını, 2004)
Büyük Gün Hazret-i İsa'nın Dönüşü Olcay Yazıcı Marifet Yayınları
Kültür dünyasının yakından tanıdığı şair ve yazar Olcay Yazıcı, "Büyük Gün" / Bir Kıyâmet Alâmeti Olarak Hazret-i İsâ'nın Dönüşü isimli çalışmayı, özgün bir üslûpla kaleme alıyor. Kitapta, Hazret-i İsâ'nın dönüş menkıbesi etrafında, ayrıca âhiret düşüncesinin tarihçesi, dünya kadınlarının sultanı Hazret-i Meryem'in akıllara durgunluk veren hikâyesi, Hazret-i İsâ'nın inkârcı kavmi tarafından uğradığı zulümler, İsrail Oğullarının sapkınlıkları, Hz. İsâ'nın çarmıha gerilme senoryaları ile İslâmî kaynaklara göre semâya kaldırılışı ve kıyâmete yakın tekrar yeryüzüne indireleceği inancı da edebî, lirik bir anlatışla işleniyor. Bozulma ve yozlaşmalar çağında, metafizik bir uyarıcı niteliğini taşıyan eserin ana fikri: İnsan, ölümün aşırılıkları dizginleyici şuuru ile bilinmeli, dünyevî olanın büyüsüne kapılmadan, mücerret değerlerin erdemiyle donanmalıdır, şeklinde özetlenebilir. x
Olcay Yazıcı Hakkında Yazılan Bazı Yazılar:
“Olcay Yazıcı’nın 2 kitabı/Sabahat Emir, 20 Ocak 2005 Türkiye. “Olcay Yazıcı’yı Okumak”/M. Nuri Yardım, 2 Şubat 2005 Yeniçağ. “Yaralı Küheylân”/Mehmet Niyazi, 7 Şubat 2005 Zaman. “Cümlesi ve Fikri Olan Kalem”/Osman Akkuşak, 7 Şubat 2005 Yeni Şafak . “Olcay Yazıcı’dan 2 yeni eser”/Servet Kabaklı, Halka ve Olaylara Tercüman, 12 Şubat 2005.
x
ARZU'YA ŞİİR
"İlim kesbiyle rütbe-i rif'at Arzû-yı muhâl imiş ancak Aşk imiş her ne var âlemde İlm bir kıyl ü kâl imiş ancak" Fuzûlî
Ne zaman hislerim sana meyletse İçimden ağlayan bir bulut geçer Kader beni sırat üstü eyletse Bakışların kalbimi kırka biçer!..
Gökkuşağı çizgisini aşarak Bilsem bu aşk sana nasıl ulaşır? Uçurumdan uçuruma düşerek Şiir melâlimi sonsuza taşır
Ey kılcallarıma yürüyen usare Cemre düşür düşlerin buzdağına İkliminde dirilmek hasretime tek çare Lâlezarlar değerken alevden dudağına!
Yakar tenhalarda açelyaları Arzunun ateşiyle tutuşan kar Noksanın sayılır hüzün yılları Cehennemin olur gecikmiş bahar!
Sen gülünce körpe bir gül kırılır Nevruzunu yaşar kızışan kanım Bütün güzellikler benden sorulur Ben kanmayan hayalî Don Juan'ım
Kavil üzre sana sundum arzımı Gel ki yeni baştan kurulsun dünya Yeryüzü cenneti, çılgın bir hülya Kâtipler kaydedin bu son arzumu!
Kim bilir belki de bir ağıttır bu Sevdalar sırrını saklar yarına Çiçek kokuları sarar tabutu: Gün doğar ruhumun ufuklarına!
XX
İbrahim’e Su Taşıyan Karınca
İnsana en kutsal öğüdü verir: İbrahim’e su taşıyan karınca Hasret ateşinde buzullar erir Ümit baharına, aşka varınca
Şiir şehirlerden sürgün edildi Soylu duyguların melâl çağı bu Önce söz vardı ya: kim neyi bildi? Ruhları kuşatan metal ağı bu.
Çıktığımız sefer iç yolculuğu Kırılgan gönüller küser-incinir Kirlenmemiş saf sevgiler oluğu Yalnızlık gurbeti: mücerret-zincir
Ne desen bu efkâr sinmez kâğıda Bıçak ucu uçurumlar sıratı Terk edilmiş eski masal dağı da Ey süvari, gök-burcuna sür atı...
Kokla alevdeki o serin gülü Arzular ceht ile erer menzile Hayat serüveni: düş kuran ölü Dilersen, sonrasız olanı dile...
Bilge bir cân gibi hikmete ulaş: Kaç mevsim dirildi şu narin eşkin? Akşamlı gün için niye bu telaş? Öte bir idrak ol, eşyadan aşkın...
İnsana en kutsal öğüdü verir: İbrahim’e su taşıyan karınca Hasret ateşinde buzullar erir Ümit baharına, aşka varınca...
24-29 Ağustos 2000
xxx Direnen Şehir
Camlara yansıyan cinnet bir figür Ecinni sarmalı şarkı ve ezan Nasıl böyle arsız, nasıl böyle hür? Oku kitabını: Ki sensin yazan!
Aynalar hicaptan içine kırık Efsunlu fanusta ışık ve katran Duygular ağıtlı, hasretler lirik İblis şöleniyle çevrili dört yan
Yedi-uyurların ilk şaşkınlığı Taşralı arkadaş, ne ki bu hüzün? Çığırından çıkmış çağ taşkınlığı Esenliği uçup gitmiş gündüzün
Ağa camiinin acısı derin İki gözü iki çeşme ağlıyor Dersaadet, bu mu senin kaderin? Sınanışın hikmetini hayra yor
Yan-yana bir resim: kadın ve kitap Can tetik düşümü aşklar peşinde Uğuldar beynimde mücerret azap Tutsağım fikrimin keşmekeşinde!
Ruhumu sıkıyor beton ve çelik Hani masalların gökçe kuşları Mistik duyarlığım etmez metelik Alaya alınır gönül düşleri
Kaç kalbi ansızın hiçliğe iter Faili bilinen âşikar kurşun Kışkırtıcı eda düşmandan beter Alev sütunları yıkan sarışın
Çavlan bir çığlıktır hayat ırmağı Eğreti, hükümsüz sabun köpüğü Örtüler sonsuzu örümcek ağı Kim nasıl kıracak saydam kabuğu?
Yaşatır iffetli efsanesini Ucu işlemeli, sevdalı mendil Yanık bir ezgide gizler sesini Yaban rüzgârlara yenilmez kandil
Masum hayallerle uyan uykudan Kısmetin açılsın, talihin dönsün Tutun fırtınaya nazenin fidan “Vücut ikliminin sultanı sensin!”
Yaralı yürekler mahzun-mülteci İşgalin kahrıyla mustarip hilâl Silahsız-süngüsüz ölmek ne feci Esaretin adı neden istiklâl?
Pera’nın parfümlü odalarında Hâlâ oynaşmada ecnebî bir dul Dünün endişesi yaşar yarında Yeniden fethini özler İstanbul!..
SÖYLEŞİ SÖYLEŞİ SÖYLEŞİ
Olcay Yazıcı: Sûfî iklimin entelektüel şairi Anket: Mehmet Nuri Yardım Mart 2001
Edebiyat dünyasıyla ilk temasınızı sağlayan olay nasıl gerçekleşti?
-İlk şiirim 1973 yılında “Gün” gazetesinde yayınlandı. Fakat, ciddi mânâda edebiyat dünyasıyla ilk temasım 1976 yılında, Ankara’da çıkan ve titizliği, estetik seçiciliği ile bir okul sayılan “Hisar” dergisinde, “Anamın Elleri” isimli şiirimin yayınlanmasıyla gerçekleşmiştir.
Okul ders kitapları dışında ilk okuduğunuz kitapları, yazar ve şairlerini hatırlıyor musunuz?
-İlk okuduğum kitap, “Köprü Altı Çocukları”dır. Bu isim Kemalettin Tuğcu’yu andırsa da, yazarı ismini hatırlayamadığım başka biridir. Daha öncesinde, okuma-yazma bilmediğim için okumadığım fakat büyük bir merakla dinlediğim ilk uzun hikâye-şiir, köyümüzün taş camiinde Ramazan geceleri; insanı büyüleyen esrarlı lüks lambası ışığında, köyün genç hafızları ve yaşlıları tarafından yanık sesle okunan Süleyman Çelebi’nin ruhları öte âleme kanatlandıran ve uhrevî bir coşkuyla mest eden Mevlîd-i Şerif’idir: “Doğdu ol saatte ol sultan-ı din/Nûra gark oldu semavat ü zemin!” İlk dinlediğim ve müthiş etkilendiğim menkıbeler ise Hazreti İbrahim, Hazreti Eyyüb, Hazreti Yusuf ve Hazreti Musa’nın menkıbesidir. İlk dinlediğim mahallî türkü ve mâniler de, üzerimde büyük bir tesiri bırakmıştır: “Söyleyin çobanlara da, yüksek dağlar kar mıdır/Sevdalıktan ölene sorul-sual var mıdır?” İlk dinlediğim efsane ise “Kesik Baş” efsanesidir. Bunları rahmetli babam gözleri dolu dolu ağlayarak anlatır; ailece dinler, ürperir ve bir inanç iklimi ile kuşatılırdık. Ablamların geceleri anlattığı “Devli”, “Perili”, “Cadı Karı”lı, “Canavarlı” masalları ise zar zor hatırlıyorum. Yine ilk okuduğum değil fakat başkalarından ilk dinlediğim kitaplardan biri de, “Kerem İle Aslı”dır. Onun, “Aldı Kerem/aldı Aslı bakalım ne söyleyecek?” cümleleri yıllardır kulaklarımda ve yüreğimde yankılanıp durur. Bunlara daha sonra Ömer Seyfettin’e ait olduğunu öğrendiğim “Forsa” hikayesini de ilave etmek gerekir. Edebî şahsiyetimin oluşmasında, anamın çayır biçer ya da toprak kazarken mırıldandığı manilerin de ilk etkilenme olarak büyük payı olduğuna inanıyorum: “İkbalim balık olsa, tutsam onu tor ile/Ne edeyim sevdiğim, sevilemem zor ile” Ya da “Gemiden düşen ölür da, zannetmeyin bayılır/Askere giden gelir da, onu Mevlâm kayırır./Geminin serenleri da, çevirin gidenleri/Acaba nere korlar, sevdadan ölenleri!” Ya da hüzün ilmini yüreğime ilk aşılayan şu sözler: “Ben günümde görmedim, gomar (açelya-ormangülü) yaprağı sarı/Bu hasretlik bitmeden çıkmaz dağların karı!” Bu sözleri çeyrek asrı aşan bir süre sonra şiirimde olduğu gibi kullandım. Anam da bir Aşık Veysel hayranıydı. Transistorlu radyomuzda onun yanık ve kederli türkülerini duyunca can kulağı ile dinler ve gözleri dolarak ağlardı. Rahmetli babamın çok az da olsa keyiflendiği ya da yüreğine bilinmez bir keder düştüğü zamanlar mırıldandığı, “Yalan dünya, gamım gitmez, nedendir bu/Çamur ile yoğurulmuş, aslı toprak bedendir bu!” mısraları da beni etkileyen ilk edebî metinlerden sayılır. Doğduğum yeşil coğrafyanın, duru ırmakların, göğe yükselen mavi, berrak yaylaların, bir çiçek harmanının andıran renkli bulutların, yağmur sonrası dünyamızı şenlendiren gökkuşağının, kuş seslerinin, bin bir türlü bitkinin, çam ormanlarının, son baharda cennet güzelliğine bürünen gürgen ağaçlarının; kemençeli, taşlamalı düğünlerin, yaslı ölüm törenlerinin de duygu ve düşünce yapımın oluşmasında büyük rolü vardır.
Daha sonra ilkokula başladığımda, okul kitaplığında yazarını hatırlayamadığım çok ilginç, çok sürükleyici “....serüvenleri” diye bir seri vardı. Okumanın ilk büyük lezzetini onlardan aldığımı söyleyebilirim. Yine okul kitaplığından edindiğim, halk ozanı “Aşık Veysel’ın Hayatı ve Şiirleri” kitabı yıllar geçse de hatırası hafızamda kalan bir eserdir. Şiirin ilk tadını ondan almışımdır. Özellikle, “Şeytan Bunun Neresinde?” nakaratlı şiiri müthiş sevmiş ve ezberlemiştim. Hatırladığım dörtlükleri şöyleydi: “İçinde mi, dışında mı/Burgusunun başında mı/ Göğsünün nakışında mı/Şeytan bunun neresinde?/Venedik’ten gelir teli/Ardıç ağacından kolu/Be Allah’ın sersem kulu/Şeytan bunun neresinde?” Tabii ki, İlkokul Okuma ve Türkçe kitaplarındaki şiirler de, bende ilk şiir sevgisinin, zevkinin teşekkülünü sağlamıştır. Bunların başında da, gür ve yiğit hitabetiyle, Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu Vatan Kimin?” şiiri gelir: “Bu vatan toprağın kara bağrında/Sıra dağlar gibi duranlarındır...”diye başlayan ve “Gökyay’ım, ne desem ziyade değil/Bu duygu bir kuru ifade değil/ Sencileyin hasmı rüyada değil/Topun namlusundan görenlerindir!” mısralarıyla zirveleşen şiirin telkiniyle, kafamızda gerektiğinde kendisi için ölüme gidebileceğimiz bir vatan ideali oluşur. Daha sonra da, hüzünlü, lirik edasıyla Tevfik Fikret’in, “Sarı saçlı, altın gözlü papatyaları” gelir yâdıma: “Bahar olsun da seyreyle/Nasıl açar papatyalar?”
Sonra, İstanbul’dan ortaokula başladığım yıllarda bir arkadaştan tedarik ettiğim Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Çamlıca’daki Eniştemiz”ini, “Fehim Bey ve Biz”ini okudum. Fakat dili çok ağırdı. Pek bir şey anlamadım. Aklımda kalan sadece, sık sık kullanılan mikro ve makro kozmoz kelimeleridir. Gezici kütüphaneden, abone olarak 10 lira karşılığında alıp okuduğum Victor Hugo’nun iki ciltlik ve yaklaşık bin 500 sayfalık orijinal “Sefiller”i, bende büyük bir edebî tesir uyandırmış ve Batı edebiyatına ilgim bu vesileyle doğmuştur. Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları”nı, Cahit Sıtkı’nın “Otuzbeş Yaş”ını, Aşık Veysel’in “Dostlar Beni Hatırlasın” isimli şiir kitabını, tabii ki, Kemalettin Tuğcu serisini v.s. şiire ve her türlü kitaba olan susamışlığımla okudum. “Han Duvarları”nın o buruk ve hüzünlü havası da beni derinden etkilemiştir: “Gidiyordum gurbeti gönlümde duya duya/Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya...”
|