|
boxcigar
|
 |
« : Kasım 09, 2007, 07:19:59 ÖS » |
|
Tabiatta hiç bir örneğine rastlanmadığı halde, bize son derece doğalgelen ve modern tekniğin ekseni olacak kadar önemli bir icadı,tekerleği de Güneybatı Asya'ya borçluyuz.
Elimize, tekerleğin hangi tarihte icat edildiğini gösterecek hiç birbelge geçmemiştir. Ancak bu aracın günümüze en eski çağlardan geldiğide kesindir. Amerikalı arkeolog Speiser, Gawra'da, M.Ö. 3.000-2.500yıllarının kalıntılarında tekerleğe rastlanmış; İngiliz meslektaşıWoolley de Ur'da, M.Ö. 2.950 yıllarından kalma mezardan bir tekerlekçıkarmıştı. Ne gibi bir ihtiyacın bu icada yol açtığı kesinliklebilinmiyor. General Frugier'nin ilginç ve inandırıcı varsayımına göre;Yontma Taş Çağı'ndan başlayarak insan, avladığı hayvanı, kaya parçalarıgibi bazı şeyleri taşıma ihtiyacını duymuştur. Bu soruna çare ararken,kesilmiş bir ağacın yuvarlandığını, böylece taşımayı kolaylaştırdığınıfark eden insanlar yüklerini iki ağaç kütüğünün üzerine koymayı akılettiler. İngiliz tarihçisi Maccurdy'ye göre; tekerleğin atası, tomardenilen silindir biçiminde durulmuş kağıt ya da deridir. Bu gelişmeyikazılar da doğrulamaktadır. Yapılan kazılarda Sümer ülkelerinde, M.Ö.3.000'den kalma kızaklar ve arabalar çıkartılmıştır.
Tekerleğin icadını hemen arabanın izlediği kesindir. Bir çift tekerleğidingille birleştirmek ve buna demirsiz bir saban oturtmak işten biledeğildir. Gerçekten de, M.Ö. 3.000 yıllarının Sümer kalıntılarındarastlanan arabalar böyledir. Sürücüsü, iki tekerleğin arasına konmuşbir eyere, ata biner gibi otururdu. Bu taslak çabuk gelişerek dörttekerlekli bir araç oldu; fakat henüz ön tekerlekler sabitti.
Bu araca ilkin hangi hayvan koşulmuştu? Fransız arkeologu GeorgesContenau'ya göre, yaban eşeği. O dönemde, bu bölgede at bilinmiyordu vehenüz sözünü etmediğimiz Türkler atı ehlileştirmişlerdir.
Ortaçağda önemli bir rol oynayacak olan bu ulus. Orta Asya, DoğuSibirya ve Mançurya'da yaşamaktaydı. Henüz Yontma Taş Çağı'nda yaşayanbu göçebe halkın hayatı, Babil ve Mısır uygarlığının tam karşıtıydı.Ama onların buz gibi ve dümdüz steplerde uzanan ülkeleri. YakınDoğu'nun güneşli ve serin vahasının da karşıtı değil miydi? Asyalıgöçebe halkın hayatı, her çeşit yiyeceğe alışan bu yorulmaz hayvanın,atın sırtında geçiyordu. Onu gem'e alıştıran Türklerin GüneybatıAsya'ya akınları sonucunda, bu bölgede atı tanıdı, ilk uygarlıklar,insanlığın bu en soylu buluşunu, paha biçilmez armağanını onlardanaldılar.
Koşum kayışlarıyla arabaya bağlanan atla birlikte ilk savaş aracı dadoğmuş oldu. Antik dünya, arabayı ve atları bu korkunç görünümüyle ilkdefa tanıyordu. Sonra M.Ö. 2.000 yılında Mezopotamya'da görülen araba,giderek Sami ırkından Hiksosların akınıyla Mısır'a girince, Firavun'unordusunda, 1917'de ilk müttefik tanklarının Alman askerleri üzerindeyarattığı paniğe benzer bir korku yarattı. Mısırlılar hayvan gücüolarak henüz öküz ve eşekten yararlanıyorlardı. Ancak tecrübeden çabukders almayı bildiler. istilâcıları ülkeden atar atmaz bu yeni savaşaracını kullanmaya başladılar. Öyle ki. Mısır tarihinin en parlakdönemi olan Yeni İmparatorluk'tan kalan belgeler, Firavun'u gelecekkuşaklara savaş arabasının üstünde, bir eliyle dizginleri tutar,ötekiyle de düşmanı yere serer biçimde gösterebilmiştir.
Bunu izleyen on yüzyıl boyunca, araba, savaş alanlarında fetih aracıolarak hizmet etti. Asurlular, M.Ö. 1.000 yıllarında bir sürücününkullandığı, iki savaşçıyı çeken çift at koşulmuş arabaları sayesindedünyaya egemen oldular. Asur'un ünlü kralları Surgon ve Assurbanipalbirçok şehirleri, güçlü savaş makineleri halini alan arabalarıylakuşattılar. Bu arabaların, tekerlekleri üzerine oturtulmuş ağırkoçbaşlarıyla şehir kapılarına saldırdılar; savaşçılar kalkanlarınınarkasına saklanarak kale duvarlarının üstüne yürüdüler. Ancak bu ağır"topçu gücü"nün yanı sıra yeni bir silahlı birlik daha meydanagetirmişlerdi: Atlılar. Bir halı parçasının üzerinde oturan bu eyersizve üzengisiz Asur atlıları, İskender�in fetihlerine yol açan öncüleroldular.
|