|
boxcigar
|
 |
« : Temmuz 28, 2007, 07:59:50 ÖS » |
|
Paracelsus
Paracelsus (Phillipus Theophratus Bombastus von Hohenheim).İsveçli/Alman doktor ve kimyager. 16. yüzyılın önemli bilimadamlarından ve modern tıbbın kurucularından biri olduğu kabul edilir. 1493 yılında Zürich yakınlarında doğdu. Doktor olan babasından ilk temel bilgileri aldıktan sonra üniversiteyegitmiş ancak burada edinmiş olduğu bilgiler kendisini tatmin etmediğiiçin çeşitli bilim merkezlerine yolculuklar yaptı. Paracelsus, Günün tedavi şekline, otoritelerin tıbbi kuramlarına karşıçıkmış ve bunun sonucunda, biraz da çılgın tavırlarıyla, bir türsembole dönüşmüştür. Çılgınlıkları o zamanki geleneksel tıbbın eskidiğive artık yenilenmesi gerektiği şeklindeki tepkisinin bir göstergesidir.Akademik olan her şeye meydan okumuştur. Zamanında uygulanan tıpuygulamasına hayatı boyunca karşı çıkmış ve mücadele vermiştir. Aklısürekli çalışan, kuramlar üreten biridir. Onun, geçmişle olan savaşının en somut şekli, öğrencilerin yaktığıgeleneksel ateşte herkesi gözü önünde İbn-i Sina, Hipokrates ve Galengibi otoritelerin eserlerini yakmasıdır. Böylece, Ortaçağ’da dogmatikhale gelen Galen, İbn-i Sina gibi, yeni gelişmelerin önündeki engellerolarak gördüğü hekimlerin kimliklerinde, eski tıbba son verdiğinisembolize ediyordu. Bu hareketiyle büyük bir tepkinin doğmasına sebep olan Paracelsus,hemen hiçbir yerde fazla kalamayıp, kent kent dolaşmıştır. Paracelsus,tıp eğitiminde geleneksel olarak kullanılan Latince yerine dersleriniAlmanca vermiştir. 1541’de 48 yaşında Salzburg’da ölmüştür. Temel tezi: İatrokimya Osmanlı Tıbbına Etkileri
Bursalı Ali Müngi’nin iatrokimya cereyanını tanıtan eserleri veçevirilerinin yanı sıra, Cerrahname adlı bir eseri vardır. Ondaiatrokimya cereyanının yoğun etkisi görülür. Özellikle bu cereyanınkurucusu olarak kabul edilen, Paracelsus’un etkisi kendisinihissettirir.
Paracelsus’un cerrahi ile ilgili görüşlerine ile Ali Müngi’nin bu konudaki görüşleriyle benzerliklere dair. Paracelsus, cerrahiden çok, medikal tedavi ile ilgilenmiştir, ancakyine de bir hekim olarak, onun cerahi konusunda düşünceleri nelerdir?Paracelsus’a göre, dahili tıp ve cerahi sadece bilim değil, fesefeye dedayanmalıdır, ve bir doktor sadece tıp doktoru değil, aynı zamanda hemcerrah hem hekim olmalıdır. Tıp sadece günlük değişme ve gelişmelerdenibaret değildir; hekim bütün hastalıkları, yaraları ve nasıl tedaviedebileceğini bilmek zorundadır. Hekim gözlerini ve kulaklarınıkullanmak zorundadır; soru sormaktan utanmamalıdır. Her şeyi Galen veHippokrates’in kitaplarında bulamazsınız. Aynı şekilde, Paracelsus, yeni cerrahi ile ilgili olarak şöyledemektedir: Cerrahi insanın kemiklerini ve diğer yapısını bilmekzorundadır; aksi taktirde nasıl teşhis koyabilirsiniz? Sadece dışyapıyı bilmeniz yetmez, aynı zamanda iç yapıyı da bilmek zorundasınız,bütün ven ve arterleri, sinirleri, kemikleri, onların şekil veuzunluklarını, yerlerini bilmek zorundasınız. Aynı şekilde, İbn-i Sinâ gibi, Paracelsus da cerrahi müdahale içinanatomi bilmek gerektiğini ileri sürer. Ona göre, cerrah, bir berberinya da bir kasabın tendonları ya da lifleri ayırmasından daha çok şeybilmek zorundadır. Hatta cerrahın ne gibi bir bilgi sahibi olmasıgerektiğini bir örnekle şöyle belirtmektedir. Cerrah hastanın mizacınıbilmek zorundadır aksi taktirde yanlış bir ilaç verir, ve hastayı harapeder, o kesilmiş bir bacak yerine yeni bir bacak koyamaz. Ben Veriul’dabir berber-cerrah gördüm. O kesilmiş bir kulağı bir nevi yapıştırıcıile yerine yapıştırmaya çalışıyordu. Bu yapılan hareket mucize olaraknitelendirildi; sevinç çığlıkları atıldı; ancak, kulak ertesi günüdüştü. Aynı şekilde bacak da yapıştırıldığında o da düşecektir. Burada Paracelsus, devrindeki organ reparasyon ameliyatları konusundakiçalışmalara karşı çıkmaktadır. Bu tip çalışmalar Ambroise Pare dahilbirçok cerrahın ilgisini çekmiştir. Paracelsus’a göre, bir cerrah bütün bitkileri tanımak, bilmekzorundadır; onları nasıl kullanacağını, onların çok hızla mı yoksayavaş mı etki ettiğini bilmek zorundadır. Ayrıca, onların etkilerininbilinmesi gerekir, etkilerinin kaslar mı, kemikler mi yoksa damarlarüzerinde mi olduğunun cerrah tarafından bilinmesi lazımdır. Örneğinbalsamın kırık için mi, yoksa yaralarda mı etkin olduğunun bilinmesigerekir. Buna ilave olarak, yaranın açık ve korumasız olmasına göre,uygun bir pansumanla, yarayı temizleyip, onu dış etkilerdenkorumalıdır. Mümkün olduğu kadar doğanın tedavi gücünün yarayıiyileştirmesine yardımcı olmalıdır. Bu da her şeyden önce iyi beslenmeile mümkün olur. Bursalı Ali Efendi’nin Cerrahname adlı eserinde cerrahiyi nasıltanımladığına bakalım: ‘fennü cerahat sanattır; onda vücutta arız olançeşitli durumlar ele alınır; vücudun alışık olduğu hale iade edilmesiiçin yapılan işlemlerdir. Örneğin oluşmuş şişlerin tedavisi gibi:Cerrahi’yi bu şekilde belirleyen Ali Münşi de, Paracelsus ve İbn-i Sinâgibi bu sanatı icra edebilmek için anatomi bilmenin öneminivurgulamaktadır. Ayrıca, yine Paracelsus gibi, onun da cerrahininfelsefi yanı olduğunu vurguladığını görmekteyiz. Cerrahnâme, incelendiğinde, genellikle, tedavinin, Paracelsus’unönermiş olduğu gibi, daha çok medikal olarak yürütüldüğübelirlenmektedir. Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi, Cerrahname tipikbir cerrahi kitabı değildir. Muhtemelen yazarımız Ali Münşi, Paracelsusve ondan bir süre sonra yaşamış olan Hildanus’un (1560-1624) etkisiyleböyle bir eser kaleme almış olmalıdır. Cerrahname’de Hildanus’un adına,Galen ve İbn-i Sîna’nın yanı sıra sık sık rastlanmaktadır. Hildanusdevrinde Almanya’da cerrahinin kurucusu olarak kabul edilmiş bir bilimadamıdır. Onun Observationes Medico-Chirurgicae (Basel 1606) adlıeserindeki kangren olaylarındaki amputasyon ve özellikle de kalçaamputasyonundaki bağlama tekniği ile ilgili açıklamalarıyla dikkatiçekmiştir. Bilindiği gibi o devir, cerrahinin henüz bilim olma yolundaönemli adımlar atmakta olduğu bir zaman kesitini oluşturmakta idi. Ancak hekimimiz Bursalı Ali üzerinde bu iki bilim adamındanParacelsus’un etkisinin daha baskın olduğu, Cerrahname ve onun diğereserlerinden anlaşılmaktadır. Cerrahname, adlı eserinde Bursalı AliMünşi’nin cerrahi vakalarda çok ilaçla tedaviyi tercih etmesi de bunundelili olarak kabul edilebilir. Ayrıca, etkilendiği bilim adamlarındada görüldüğü gibi, Ali Münşi’de de, Galen ve diğer klasik tıpyazarlarının etkisinin devam etmekte olduğu da aşikardır.
Paracelsus, varlıkların hepsinin ortak bir temeli olduğunu ileri sürdü;bu temel, daha önce ileri sürülen 4 elementin yanı sıra, onun materiaprima (ilk maddeler) adını verdiği tuz, civa ve kükürtten oluşuyordu. Bunlardan civa ve kükürt, İslâm Dünyası'nda, transformasyon Teorisikapsamı içinde, temel iki element olarak sunulmuştu. Bu yedi temelelement, canlı veya cansız bütün varlığın temel maddesinioluşturuyordu. Öyleyse aslında canlılar ve cansızlar özde farklılıkgöstermezler; temel yapı olarak aynıdırlar. Demek ki, onların işlevleriarasında da benzerlikler olmalıdır. Bu ilkeden hareket eden Paracelsus, kimyada kabul edilmiş yasa veilkelerin, aslında canlılar için de geçerli olduğunu savundu. Bircanlı, belli bir kimyasal yapıya sahipse, buna bağlı olarak o yapıdaoluşacak bozukluklar, doğal ki kimyasal kökenli olacak ve kimyasalilkelerin açıklama modelleriyle anlaşılabileceklerdir; bu durumdayapının düzeltilebilmesi de, ancak kimyasal maddelerle olanaklıolacaktır: Bu anlayışa İatrokimya denmiştir. Bu kurama dayanarak, Paracelsus, vücut işlevlerinin, örneğin mideninişleyişinin kimyasal bir süreç oluşturduğunu ileri sürer. Mide sindirimgörevini besin maddelerini ısıtıp, ıslatarak veya onları bazıhareketlerle parçalayarak değil; midenin salgıladığı bazı sıvılarvasıtasıyla onu kimyasal bazı değişimlere tabi tutar. Bu yaklaşımıtemel alan sonraki yüzyıllarda, bazı bilim adamları, araştırmalarınısalgı bezleri üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Farmakolojinin Babası Paracelsus modern tıbbın yanında, modern farmakolojinin (İlaçbilimi) dekurucusu olarak nitelendirilebilir. Pek çok kimyasal madde üzerindearaştırmalar yapmış ve antimonu bulmuştur ki, daha sonra 17. ve 18.yüzyıllarda antimon, iatrokimya görüşlerini destekleyenler tarafındansıkça ilaç olarak ya da ilaç karışımları içinde kullanılmıştır; bu tipilaçlara arkana tipi ilaçlar denir. Paracelsus'un bazı terimleriArapça'dan aldığı söylenir, alkol terimi de, örnek gösterilir. Paracelsus sonraki dönemlerde birçok bilim adamını etkilemiştir.Bunlardan van Helmont özellikle sindirim ve solunum sistemleriniincelemiştir. Silvester gazı dediği karbondioksit gazını van Helmont'unbulduğunu biliyoruz. Galileo'nun Öncülü İslâm Tıbbından Etkilenimi
Cabir İbn Hayyan minerallerin oluşumuyla ilgili olarak, söz konusuedilen civa-kükürt kuramını benimsemiştir. Civa-kükürt kuramınınkökeninde iyi-kötü ve dişi-erkek gibi ikilem fikri vardır. Bu ikilem fikri daha sonra, Paracelsus ve onu destekleyenlerce yenidenele alınmış ve bu temel üzerinde asit-baz ikilemi biçimlendirilmiştir. İatrokimya görüşünün yanında, yine 16. yüzyılda fizik bilimini ve fizikilkelerini canlı yapının açıklamasında temel alan görüşler gelişmiştirki, bu görüşlerin temsilcileri arasında Galilei, Descartes ve Stenosayılabilir. Bunların görüşleri de İatrofizik olarak adlandırılmıştır. Bu okulun temsilcilerinin daha çok tekniğin gelişmesinde etkin olduğugörülmektedir. Örneğin Galileo ve bir grup arkadaşı Academia delCimento'yu kurmuşlardır; onların çalışmaları sayesinde mercek üzerindeyapılan çalışmalar daha sonraki yıllarda gelişmiş ve mikroskop veteleskop bilimsel araştırmalar yaparken kullanılmaya başlanmıştır. Deneysel Yöntemin Kabulü İatrokimya ve İatrofizik görüşleri, daha sonra mekanik okuluoluşturacak şekilde birleşmiştir; mekanik okul, canlı ve cansız bütünvarlıkların yapı ve işlevlerinin birbirine benzediğini ve dolayısıylafizik ve kimya olaylarının açıklanmasında kullanılan prensiplerinbiyolojide de geçerli olduğunu kabul etmiştir. Bu görüşten hareket eden bilim adamları, canlı varlıkların da cansıznesneler gibi, laboratuvarda incelenebileceği fikrini savunmayabaşlamalarıyla biyolojide deneysel yöntemin yaygın olarak kullanılmasısöz konusu olmuştur.
|