|
boxcigar
|
 |
« : Temmuz 29, 2007, 03:31:58 ÖÖ » |
|
Halkımız her zaman, nükleer enerji denilirken radyasyonu düşünmüş vebilinçsizliğin etkisiyle haklı olarak Akkuyu Projesi'ne karşıçıkmıştır. Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin hiçbir zaman vazgeçemediğinükleer enerji bize hala çok uzaktır. Fransa, Almanya, İtalya,İngiltere, ABD, bazı İskandinav Ülkeleri, Bulgaristan, Rusya,Ermenistan ve daha birçok ülkenin vazgeçilmez enerji kaynağı olannükleer enerjinin fayda ve zararlarından bahsedelim;
Nükleer enerjinin üretimiyle bilindiği gibi radyasyon açığa çıkar. Buolay, gayet doğal karşılanmalıdır. Şu konu açıkça belirtilmelidir ki;insan ömrünün her saniyesinde 15,000 radyasyon parçacığı, insanvücuduna çarpar. Böylelikle insana, yılda 500 milyar radyasyonikparçacık çarpar. Tüm ömür boyunca 40 trilyon partikül çarpması meydanagelir.
Bir röntgen çekilmesi halinde insan vücuduna trilyonlarca partikülgeçer. Ancak, şu sonuç açıkça belirtilmiştir ki, 50 katrilyonda birparçacık (1/50.000.000.000.000.000) insan hücresine zarar vermektedir.Tabii ki her radyasyon ışını bu rakamlar eşiğinde güvenlidir anlamınagelmez. Ancak biraz önceki oranlar denetiminde radyasyon şiddeti(sayısı) değil de, radyasyon cinsi önemlidir sonucuna varabiliriz.
Yapılan araştırmalarda, oluşan kanserin %0,5'i, insanlara, ömürleriboyunca çarpan radyasyonik parçacıklardan oluşmuştur. Şüphesiz kiradyasyon kanser riskini artırır. Ancak her insan, mutlaka radyasyonamaruz kalmaktadır. Eğer insan radyasyondan korunmak istiyorsa;topraktan kendini izole etmelidir, çünkü toprak uranyum kaynağıdır.Beton ve tuğla evler yerine ahşap evlerde oturmalıdır çünkü beton vetuğla uranyum ve potas barındırır.
Böyle durumda insan kurşun zırhtan elbiseler giymelidir. Bunun gibidaha birçok önlem alınmalıdır. Bu önlemler oluşan radyasyonun ancak %20sini engeller. Ancak bunların hiçbiri mümkün olmadığına göre şukabullenmeyi tekrar hatırlayalım; sıradan bir insana çarpan 50katrilyon radyasyon parçacığından sadece biri kansere yol açabilir.Radyasyonun en kullanışlı birimlerinden biri olan mrem, 7.000.000parçacığa verilen isimdir.
Öyle ki, 1 mrem radyasyon, televizyon izleyerek, fosforlu saatlerdenvb. önemsiz kaynaklardan kolaylıkla alınabilir. 10.000 mremin altındakiradyasyonlar düşük seviyeli radyasyonlardır. Şu ana kadar olan bütünreaktör kazalarının çoğunda da 10.000 mrem sınırı aşılmamıştır.
ABD Bilimler Akademisi, İyonlaştırıcı Radyasyonun Biyolojik EtkileriKomitesi'nin vardığı bağımsız sonuca göre ‘‘1 mrem radyasyon, kanserdenölme riskini sekiz milyonda bir (1/8.000.000) oranında artırır’’.Uluslararası Radyolojik Korunma Kurulu (ICRP) ise bu oranı on milyondabir (1/10.000.000) olarak açıklamıştır.
Radyoaktif serpinti, ekstentif bir değişimdir. Örneğin bir nükleerserpinti olduğunda o çevrede yaşayan nüfus ne kadar ise kişi başınadüşen parçacık sayısı da yaklaşık olarak onun oranı kadar olur.
Her parçacık insanlara çarpmak zorunda değildir. Toprağaadsorplanabilir. Bir reaktör kazasının olması günümüzde zor birihtimaldir. Çünkü önceki kazalar teknolojik yetersizlikten ilerigelmiştir. Günümüzde ileri teknoloji kullanılmaktadır. Fransa ve İtalyada reaktörler sebze ve meyve tarlalarıyla bitişik inşa edilmiştir.Hiçbir tehlikeli durum olmamaktadır.
ABD'de reaktör kazaları olmuştur. Bu kazalarda çevreye radyasyonsaçılmıştır ancak bir röntgen filminde alınan radyasyon 80 kat dahafazladır yani 80 mremdir. Japonya'ya atılan atom bombası sonrasında çokyüksek seviyeli (100.000 mremin üzerinde) radyasyon açığa çıkmıştır.Atom bombasının atılmasının ardından 80.000 kişilik bir Japon grubuüzerinde yapılan testlerde; 8.500 Japon, toplam 100 bin ile 600 binmremlik radyasyona maruz kalmış ve 1974 yılına kadar, beklenenden 200kişi fazlasında, kanserden ölüm vakası görülmüştür.
1935-1954 yıllarında İngiltere'de ‘‘ankylosing spondylitis’’ denilenomurga hastalığı tedavisinde 300.000 mrem civarında ağır dozlardaradyasyon uygulanırdı. 1970'e kadar, tedavi gören 14.000 hastada,beklenenden 80 kişi fazlası kansere yakalanmıştır.
Önemli konulardan biri de genetik bozukluklardır. Yaygın bir nükleersanayinin yol açacağı genetik etkiler 2,6 gün geç çocuk sahibi olmaklaaynı değeri taşır. Geç yaşta annelikte, çocuğun dawn sendromu, turnersendromu vb. kromozomal düzensizliğe yakalanma şansı çok artarken;yaygın bir nükleer sanayinin bulunduğu yerlerde, normalde oluşangenetik bozuklukların üç binde biri kadar artış olmuştur.
Kimyasal maddeler (kükürtdioksitin suda çözünmesiyle ortaya çıkanbisülfatlar, nitrojen oksitlerden elde edilen nitrözamin ve nitrözasiti vb.) genetik bozukluklara yol açarlar. Ayrıca hava kirlenmesiyle,kimyasal maddeler bozulurlar ve birçok genetik bozukluklara sebebiyetverirler. Yine 28,35 g. alkol, genetik etki bakımından 140 mremlikradyasyona eşittir. Kafein de buna benzer.
Dünya televizyon kanallarından biri, bazı insanları korkutmak için çokfazla tahrip edici özelliği olan, hurler sendromuna yakalanmış ikigüzel ikiz bebeği (çok cici elbiseler giydirilmiş olarak) konuketmiştir. Tüm ayrıntılar bu hastalığın dehşet verici sonuçlarıylailgiliydi.
5 yaşına gelince kör ve sağır olacaklar ve 10 yaşında ölmeden önce dekalp, karaciğer, akciğer ve böbrek rahatsızlıkları geçireceklerdi. Çokkısa bir süre için, radyasyonun söz konusu olduğu bir işte çalışmışolan babaları, seyircilere, çocuklarının, genetik hastalığınakendisinin maruz kaldığı radyasyonun neden olduğunu açıkladı.Radyasyonun ne kadar korkunç bir şey olduğunu gösterebilecek dahaetkili bir propaganda olabilir mi?
Ancak babasının işi dolayısıyla aldığı radyasyonun sadece 1300 mremolduğu; yani eşinin çocuklara hamile kaldığı zamana kadar aldığı doğalradyasyonun yarısından da az bir doz olduğu belirtilmedi. Bu dozda biretkilenim sonucu, çocukların genetik bozuklukla doğma olasılığı 25binde birdir; normal risk, kendiliğinden meydana gelen mutasyonlarabağlı olarak %3 tür. Çocukların genetik sorunlarının, babalarınınişyerinde aldığı radyasyona bağlı olma olasılığı ise; binde birdir.
Nükleer enerji karşıtları, her an yeni bahaneler üretmek isterler.Bunlardan biri de Dünya Ülkelerinin nükleer enerjiden vazgeçtiğisöylentisidir. Dünya Ülkeleri bu enerjiden vazgeçmemiştir. Sadeceekonomik durgunluk, Çernobil muhalifleri akımı, gelişmiş ülkelerinyeterince nükleer enerji santralleri olduğu için artık ihtiyaçduymaması gibi etkenler, bu imajı ortaya çıkarmıştır.
Bu enerjiden, İsveç'in vazgeçtiği söylenir. İsveç, bu santrallerdenvazgeçmemiştir. Halen nükleer santraller çalışmaktadır ve aslavazgeçemez. Çünkü bu santraller, çevreye hiçbir zarar vermemektedir(Aksine ekonomik faydası vardır, çevreye dosttur, çünkü İsveç'te diğersantral türlerinden saatte 29 kg/h'lık CO2 açığa çıkarken, nükleersantrali olmayan Danimarka'da bu miktar 890 kg CO2 sınırınızorlamıştır).
Ancak yeni santral yapmama kararı almıştır. Çünkü siyasiler, oy kaygısıçekmektedir. Ülkenin %60'ı nükleer enerjiye hayır demiştir. YineKanada, nükleer santral yapmamaktadır. Çünkü çok fazla santrali vardır.Bu ülkenin artık nükleer enerji santraline ihtiyacı yoktur.
Çin ve Kore, dörder tane santral inşa ediyor. Şu sıralarda inşa işlemiyavaşlatılmış durumdadır. Bunun sebebi, çevreye zarar verdiği değildir,tek sebebi ekonomik durgunluktur. Son 3 yılda 11 adet nükleer enerjisantralleri inşasına başlanmıştır. 1996 yılında dördü Çin'de olmaküzere 6 tane, 1997 yılında 1 adet G. Kore'de, 1998 yılında 3 adet yineG. Kore'de, 1999 yılında 1 adet Slovakya da başlanmış ve halen inşalarıdevam etmektedir.
Aklımıza şöyle bir soru gelebilir, ‘’Niçin gelişmiş ülkeler de inşaişlemi yoktur?’’ Tek sebebi, gelişmiş ülkelerin yeni santrallereihtiyaç duymamasıdır. Bu ülkelerin yeterince santralleri vardır,bunlardan asla vazgeçmemiştirler ve asla da vazgeçemezler.
Fransa'nın, yaklaşık olarak %75'lik enerji ihtiyacı nükleer reaktörlervasıtasıyla karşılanır. Yine ABD'nin %25'lik enerji ihtiyacı buenerjiyle karşılanır. Ülkemiz; stratejik açıdan çok önemli birmevkiidedir. Uluslararası gücümüzün sürekliliği için nükleer enerjisantralleri şarttır. En uygun bölge de Akkuyu'dur. Çünkü en güvenli yerorasıdır. Gerek soğutma suyuna (denize) yakınlığı ve gerekse deprembölgesi olmayışı ile en uygun yerdir.
Nükleer enerji santralleri, insanoğlunun inşa ettiği en güvenlimakinedir. Geçmişte olan nükleer enerji kazaları abartılmaktadır. Çünküinsanların aklına birden atom bombası gelmektedir. İyi bir nükleerenerji santrali, atom bombasından bile etkilenmez.
Günümüzde, bir de rüzgar enerji santralleri ortaya atılmıştır. Bu yenienerji sistemi 4,6 cent/kwe enerji üretmektedir. Bu sistem çok ucuzaenerji üretmektedir. Elbette ki inşasına karşı değiliz, yapılmalıdır.Ancak şu unutulmamalıdır ki hiçbir enerji, nükleer enerjiye alternatifdeğildir.
Nükleer enerji, 2,5 cent/kwe enerji üretmektedir. Ayrıca 1000 MW lıkbir adet reaktör, 1 er MW lık 8000 adet rüzgar santraline eşdeğerdir.Çünkü 1 rüzgar paneli, 1 MW tan fazla enerji üretemez. Ürettiğienerjide %20 verimlidir. 8000 MW lık inşaa edilen rüzgar santralleriancak 1000 MW enerji üretebilir.
8 adet reaktör (1 Akkuyu Projesi) = 64.000 adet rüzgar paneli
8000 adet rüzgar santrali ise yüzlerce hektar arazinin işgali demektir.Bu araziye insan girmesi de sakıncalıdır. Yine Güneş Enerjisi üretimimetodu da buna benzer. Ülkemiz, rüzgar ülkesi değildir. Bazı Egekesimleri yeterli rüzgarı görmektedir. Elbette ki rüzgar sistemleri dekurulsun. O bölgeye bağımsız enerji sağlayabilir. Ya rüzgar kesilirse?
Nükleer enerjiye hiçbir enerji alternatif değildir. Dünya'da 400'ünüzerinde nükleer santral vardır. En çok da Kanada'dadır. Üstelik busantrallerin çoğu, turistik yerleşim merkezlerine yakındır. PickeringSantrali, bir köyün içinde ve yat marinasıyla yan yanadır. Burada 8reaktör vardır. Çevreye hiçbir zarar vermemektedir. Bu tür Candusantrallerinde asla serpinti olmaz.
Bizim yapmayı tasarladığımız sistem de Kanada teknolojisine benzer. Busistemde serpinti ortaya çıksa; ilk önce yakıtın kendisi, nükleerserpintiyi adsorplar. Radyasyonun buradan kurtulduğunu düşünelim. Budefa kapalı soğutucu sistem içinde kalır. Buradan da kurtulduğunuvarsayalım. Soğutucu sistemin dışında yine kapalı bir sistem olanreaktör koruma kabı vardır. Hadi buradan da kurtulduğunu düşünelim. Budefa en dışta beton sistemi ve onun içinde 4-25 cm kalınlığında çeliksistemi bulunan, beton konteynır vardır. Zaten serpintinin bu kısmagelmesi mümkün değildir. Gelse bile asla dışarıya sızma yapmaz.
Çernobil Santrali'nde bu sistem yoktu. Sadece kütleyi taşıyacak çelikbir kap ve dışta betonarme bir bina vardı. Zaten kazada vardiyadeğişimi sırasında, reaktörün gücünün birden düşürülmesinden, yaniinsan hatasından meydana gelmiştir. Yeni, teknolojik santrallerde böylehatalar olmaz. Serpinti ortaya çıksa bile, yedi katmandan oluşanreaktörden, dışarıya asla sızıntı olmaz.
Elbette ki her enerji üretme sistemi çevreye zararlıdır. Ancakiçlerinde en çevrecisi nükleer enerji santralidir. Nükleer enerjiyekarşı olan insanlarımız, eski enerji üretim metotlarımızdan memnungözüküyorlar. Ancak nasıl bir enerji üretimi yaptığımızı bilmiyorlar.Barajlarımız dönümlerce arazimizi sular altında bırakmıştır, üstelikyetersizdir. Bu açığı kapatmak için kullandığımız termik santrallerimizaracılığıyla, tonlarca CO2, CO, SO2, NO2, ağır metallerden Ag, Pb, Sg,U ve daha birçok zararlı maddeleri doğaya verdiğimizden haberleri varmıdır?
Yine enerji açığımızı doğalgaz ile kapatmaya çalışıyoruz. Bu enerjitürü, doğaya, termik santralden daha az zararlıdır. Ancak sonuçtazararlıdır, çünkü çevreye yine zararlı gazlar verilmektedir. Üstelikdoğalgaz bulmamız çok da kolay değil. Eğer komşu doğal gaz ülkeleri, buenerji kaynağı transferini keserse açıkta kalırız.
Alternatif diye düşünülen, Güneş ve rüzgar enerjisinden başka bir determal enerji vardır. Yeraltından gelen sıcak su çok korroziftir.Nitekim, Denizli'deki su da böyledir. Ayrıca atık su ise çokzehirlidir. Bu suyun tekrar yeraltına gönderilmesi gerekir. Çevreyezararlıdır. Bu enerji sistemi de, nükleer enerjiye asla alternatifolamaz.
Türkiye'nin en büyük barajı Atatürk Barajı'dır. Bu barajın gücü 2400MWh'tir. Verimi ise %50 ile 1000 MWh'tir. Akkuyu'ya yapılmasıtasarlanan nükleer enerji santralindeki 8 adet reaktörün gücü ise 8000MWh civarındadır. Buna göre;
8 adet Atatürk Barajı = 1 Akkuyu nükleer santrali (Enerji bakımından) olur.
Nükleer reaktör yakıtı olarak genelde U235 kullanılır. Yakıt reaktifegirmeden önce doğal radyoaktiftir. 1x1 cm ebadındadır. Bir yakıtkabında 37 tane çubuk kap sistemi vardır. Her çubuk 50 adet yakıt (1x1cm ebatlı) almaktadır. Bir yakıt kabı toplam; 37 x 50 = 1850 adet yakıtbulundurur. Bu da 1850 ton kömüre eşdeğerdir. Yine 1kg nükleer yakıt, 2milyon litre benzine eşdeğerdir.
Nükleer enerji karşıtlarının en önemli soruları, ‘’Nükleer atıklar neyapılacaktır’’ sorusudur. Cevap olarak birçok yöntem var. Bunlardan enönemlileri, camlaştırma ve kayalaştırma yöntemidir; Camlaştırmayöntemine göre; reaktörden çıkan atık, ilk 10 yıl reaktör kabıyanındaki havuzda bekletilir. Sonraki 20 yıl ise beton havuzdabekletilir.
Atıkta U238, U237, Neptinyum, Sezyum, vb. maddeler bulunur. Bu atıklaristenirse sonsuza dek burada bekletilir. İstenirse camlaştırılarak(küçük cam küreler halinde) etrafında çelik küre, yine etrafındafiziksel koruyucu, aşınmaya karşı etkileşimli madde, dış dolgu maddesibulundurularak yerin 600 metre altına gömülür. 600 metre aşağıda suolduğunu düşünelim; Bu su asla yeryüzüne çıkamaz. Zaten 200 yıl sonra,atık maddenin %98'i kaybolur.
Geriye %2 lik U238, U235, Protaktinyum, Plütonyum gibi doğada çok fazlabulunan maddeler kalır. Bunlar zaten doğada çok fazladır. Yeryüzüneçıksalar bile radyoaktif tesirleri, doğadaki gibi doğal normlarda olur.
200 yıl boyunca cam küreciklerde hiçbir aşınma olmaz (Mezopotamya'da3000 yıl dayanan camlar su içerisinde bulunmuştur). Zaten 200 yıl sonranükleer etki doğal hale gelir. Mutlaka çok azda olsa zehirlilik etkisivardır, ancak Hg, Cd, As, Cd gibi diğer zehirli kimyasallarlakarşılaştırıldığında radyoaktivite için durum çok daha olumludur.
Kaya kütlelerine dönüştürme yöntemine göre ise; atıklarkayalaştırılarak yeraltına gömülmektedir. Kayaların hareketi çok iyibilindiği için hiçbir riski yoktur. 200 yıl sonunda zaten nükleer atık,doğal radyoaktiviteye dönüşür. Biz bu sorunları düşünmemeliyiz. Bilimadamları bu sorunları çözdüler. Bizler, kömürün yanmasıyla oluşanatıkları düşünelim (Her yıl Amerika'da bu kirlilikten dolayı binlercekişi ölmektedir). Baraj suları altında telef olan hektarlarca arazimizidüşünelim. Bunlara çözümler arayalım.
Sonuç olarak; yüksek teknolojiyle inşa edilen bir reaktör, insanlararadyoaktif etki yapmaz. Reaktörlerin atık maddeleri de toprağın altınabetonlanarak, çeliklenerek veya kurşunlanarak bırakıldığı taktirdeizole edilir, zamanla zararsızlaşır.
Bir gram aktif maddenin reaktörde yakılmasıyla; E = m C2kadar enerjiaçığa çıkar, sayısal değer olarak bu enerji; E = m C2 = 1 g x(30.000.000.000 cm/sn)2 = 900.000.000.000.000.000.000 (900.000katrilyon) Erg'likenerji açığa çıkar. Q = 900.000 katrilyon erg x0,00000002389cal/erg=1.501.000.000.000 cal/1g kadar ısı enerjisiaçığaçıkar. Bu değer ise; P = 25.002.000 kWh/1g güce eşittir.
Bu rakamlar, hiç de küçümsenecek rakamlar değildir. Nükleer enerjialeyhindeki tepkiler, halkımızın bilinçsizliğinden ileri gelmektedir.Reaktörler, diğer enerji kaynaklarına oranla daha tehlikesiz, dahayararlı, daha ucuz, ve daha çevrecidir. Niçin çevreci ve ekonomik yolvarken diğerlerini alternatif kabul edelim?
|