Aydın civarındamüfreze komutanlığı yapan Fethi Bey, vazifesi gereği Yörük Ali’yikıstırmaya çalışır. Ancak karşı safta olmasına rağmen onun yiğitliğinehayrandır.
Yörük Ali kapısını çalıp da “gel olanları unutalım, düşmana karşıbirlikte savaşalım” deyince adamcağızın kuşları uçar. Eski defterlerikapar, yepyeni bir sayfa açar...
Mülazım Fethi, Yörük Ali’yi alır, Miralay Şefik Bey’le tanıştırır.Yaşlı komutan içinde bulundukları zor durumu anlatıp kahırlanır. Efeyüreğine su serper. “Siz hiç merak etmeyin efendim” der, “Bize birazsilah tedarikleyin yeter, başımıza da bir zabit ver. Öl dediğin yerdeölür, kal dediğin yerde kalırız, Yunanı tez günde kovarız.” OracıktaBesmelesini çeker, tüfeğine mermi sürer. Bir başka ünlü Efe, KıllıoğluHüseyin de onu izler. Zeybekler, zabitler birbirleriyle kenetlenirler.
Yörük Ali asla meydan muharebesine çıkmaz, “Harp hiledir” inceliğini kullanır, az zayiatla çok iş yapmaya bakar.
Bir ara kızanlarıyla giderken Rumlarla karşılaşırlar. Adamlar vaveylaile kaçışırlar. Yörük Ali birini yakalar “niye telaşlandınız” diyesorar. Sonra elini omzuna koyar, avucuna bahşiş sıkıştırırken “dağdadolanmaktan yoruldum, ben de size katılacağım” diye fısıldar, “merkezehaber ver, şölen hazırlasınlar. Filan gün, filan saatta,Sultanhisar’da...”
Ava giderken
Nazilli’deki Yunan karargâhı “Yörük Ali Milli Cepheden ayrılacakmış”haberi ile çalkalanır. Temas kurma işini papaz Todoros’a bırakırlar.Ulaklar gelip gider, zaman ve mekânda mutabık kalırlar.
O gün Kızanlar Çine’nin Yağcılar köyünden yola çıkarlar, soluklanmakiçin uğradıkları Yenipazar’da gençler ardına takılır, sayıları bir andayüzü aşar.
Yunanlılar bir yandan kazanlar kurar, bir yandan asker yığıp tedbiralırlar. Bunu Efe de bilir, gider 10 km ötedeki Malgaç Karakolunubasar. Tam 200 Rum askerini gebertir, vagonlar dolusu cephane ve erzağael koyar. Düşünün sandıklardan gıcır gıcır makineliler çıkar. MülazımZekai ise köprüyü uçurur, Yunanın elini kolunu kırar.
Malgaç baskını Ege’de yapılan ilk planlı saldırıdır. Anadolu halkınaümit ve cesaret aşılar, insanımızın hürriyete olan inancı artar.Şımarık işgalciler zafer şarkıları söylerken paniğe kapılırlar. AslındaYunan daha ziyade demiryolu hattı boyunca konuşlanır, içlere yayılmaz.Hele hele Yörük köylerinin yanına yaklaşmaz. Efeler rayları atıncasahil ile irtibatları kopar. Ortalıkta kalakalırlar.
Yörük Ali demiri tavında döver, o hızla Aydın’ı sıkıştırır. BeyCami’nin minaresinden ölüm kusan mitralyözcü gâvuru tek atışla gözündenmıhlar, ki bu Seyyid Onbaşının kruvazör batırması gibi bir şeydir...Başlı başına destan!
Efe şirin Aydın’ı kurtarır, nazlı hilali göndere asar. Yunan ordusukasabaları yakıp, hayvanları bile kırarken, Kızanlar Rum azınlığadokunmaz, hatta somun, zahire dağıtır, lokma paylaşırlar.
Gelgelelim takviye alan Yunan, şehri ikinci kez işgal eder, ortalığı kana boyar.
Yörük Ali, Aydın’dan çekilir ama Umurlu, Köşk ve Dörtyol cephesindeakla ziyan işler yapar. Küffarın ateş gücü yükse ise de kızanlarıncesaret ve zekâsı karşısında fena bocalarlar.
Bu macera 20 ay sürer, düzenli ordu kurulunca Yörük Ali ayrı baştutmaz. 57.’nci Tümen Kumandanı Miralay Şefik Bey’in huzuruna çıkar, ergibi selam çakar. Şefik Bey onu kendiyle bir tutar, “Milis Albayı”yapar. Efemiz (ya da Albayımız) Milli Aydın Alayı sancağı altındaölümüne savaşır, Kuyucak, Nazilli, Söke ve Aydın’ı kurtarırlar.
Yörük Ali alçak gönüllüdür, şakşakçılardan hoşlanmaz. TC kurulunca“görünbeniler” destanlaştıracak adam ararlar. Sıradan hadiseleri bileabartır, birine bin katarlar. Efemiz alkıştan bizar olur, nitekim “bazıkimseler” der, “zaferi bana mal ediyorlar. Bu çok yanlış. Böyle birsavaşta bir kişinin, beş kişinin ne ehemmiyeti olabilir ki? Gönlündevatan muhabbeti olan herkes bizim gibi hareket etti. Milli mukavemetteaslan payını kendine ayıran hata yapar. Bir elin nesi var? Şamatadediğin çok elden çıkar.”
Yörük Ali Efe Kurtuluş Savaşından sonra İzmir’de yaşar, bir tramvaykazasında bacaklarını kaybeder (1951), tedavi için gittiği Bursa’dagözlerini yumar.
Yenipazar’da
Son anlarında “beni Yenipazar’a defnedin, halkı iyidir, toprağı sever.Toprağı seven insanı da sever. Orada rahat ederim” der. Vasiyetineuyar, evini de elden geçirip müze yaparlar.
Efendim şu kadar düşman öldürdü, bunca esir aldı. Filan miktar cephane, silah...
Bunlar rakama dayanan kuru malumatlar. Yörük Ali, asıl hizmetini düşmanın “yenilebilir olduğunu” göstererek yapar.
>>> Ağa’nın eli tutulmaz...
Yörük Ali zaferden sonra da tüfeğini bırakmaz ara sıra akranlarıyla avaçıkar. Bir İngiliz çiftesi vardır ki görenler vurulurlar.
Efemiz cömert mi cömerttir, bu çifteyi de birine vermeden rahatlayamaz.Niyeti İpçi Nuri’yi sevindirmektir, zira silahtan anlar, gözü gibibakar.
İpçi ise kaça mal olursa olsun bu tüfeği almayı arzular, biraz altınbiriktirip kuşağına sokar. Ama öncelikle Efe’yi çiftesindensoğutmalıdır di mi ya.
Bunun için zekice bir plan yapar. Ava çıktıklarında Yörük Ali’ye eğretifişekleri uzatır, kendisi düzgünlerle atar. Efe habire karavana sıkar,o gördüğüne çakar. Efe ıskaladıkça “pöh” der, çaktırmadan tüfeğe karaçalar. Yörük Ali bu, kül yutar mı? Kurulan oyunu anlar, sözümonakahırlanır “eh” der, “ben de bu çifteyi satmazsam!”
İpçinin gözleri parlar, elini kesesine atar, avucunda sarı sarıliralar... Ancak Yörük Ali “gördün işte” der, “matah bir şey değil,sana yaramaz!”
Ve tutar güzelim çifteyi Paşa adlı bir garibin omzuna asar.
Paşa “aman ağam ben fukaranın biriyim, bunu nassı öderim” diye sızlansa da “senden para isteyen oldu mu” der, sırtını sıvazlar.
İpçi’nin girdiği rengi düşünün... Gel de kahrolma!
Ama Efe’nin yüreği dayanmaz, o akşam güzel bir sofra hazırlatır,emektar filintasını da İpçi Nuri’ye uzatır, dostunun gönlünü yapar...
Ahmet Sırrı Arvas
18 Ocak 2007 Perşembe
Kaynak
Yörük Ali kapısını çalıp da “gel olanları unutalım, düşmana karşıbirlikte savaşalım” deyince adamcağızın kuşları uçar. Eski defterlerikapar, yepyeni bir sayfa açar...
Mülazım Fethi, Yörük Ali’yi alır, Miralay Şefik Bey’le tanıştırır.Yaşlı komutan içinde bulundukları zor durumu anlatıp kahırlanır. Efeyüreğine su serper. “Siz hiç merak etmeyin efendim” der, “Bize birazsilah tedarikleyin yeter, başımıza da bir zabit ver. Öl dediğin yerdeölür, kal dediğin yerde kalırız, Yunanı tez günde kovarız.” OracıktaBesmelesini çeker, tüfeğine mermi sürer. Bir başka ünlü Efe, KıllıoğluHüseyin de onu izler. Zeybekler, zabitler birbirleriyle kenetlenirler.
Yörük Ali asla meydan muharebesine çıkmaz, “Harp hiledir” inceliğini kullanır, az zayiatla çok iş yapmaya bakar.
Bir ara kızanlarıyla giderken Rumlarla karşılaşırlar. Adamlar vaveylaile kaçışırlar. Yörük Ali birini yakalar “niye telaşlandınız” diyesorar. Sonra elini omzuna koyar, avucuna bahşiş sıkıştırırken “dağdadolanmaktan yoruldum, ben de size katılacağım” diye fısıldar, “merkezehaber ver, şölen hazırlasınlar. Filan gün, filan saatta,Sultanhisar’da...”
Ava giderken
Nazilli’deki Yunan karargâhı “Yörük Ali Milli Cepheden ayrılacakmış”haberi ile çalkalanır. Temas kurma işini papaz Todoros’a bırakırlar.Ulaklar gelip gider, zaman ve mekânda mutabık kalırlar.
O gün Kızanlar Çine’nin Yağcılar köyünden yola çıkarlar, soluklanmakiçin uğradıkları Yenipazar’da gençler ardına takılır, sayıları bir andayüzü aşar.
Yunanlılar bir yandan kazanlar kurar, bir yandan asker yığıp tedbiralırlar. Bunu Efe de bilir, gider 10 km ötedeki Malgaç Karakolunubasar. Tam 200 Rum askerini gebertir, vagonlar dolusu cephane ve erzağael koyar. Düşünün sandıklardan gıcır gıcır makineliler çıkar. MülazımZekai ise köprüyü uçurur, Yunanın elini kolunu kırar.
Malgaç baskını Ege’de yapılan ilk planlı saldırıdır. Anadolu halkınaümit ve cesaret aşılar, insanımızın hürriyete olan inancı artar.Şımarık işgalciler zafer şarkıları söylerken paniğe kapılırlar. AslındaYunan daha ziyade demiryolu hattı boyunca konuşlanır, içlere yayılmaz.Hele hele Yörük köylerinin yanına yaklaşmaz. Efeler rayları atıncasahil ile irtibatları kopar. Ortalıkta kalakalırlar.
Yörük Ali demiri tavında döver, o hızla Aydın’ı sıkıştırır. BeyCami’nin minaresinden ölüm kusan mitralyözcü gâvuru tek atışla gözündenmıhlar, ki bu Seyyid Onbaşının kruvazör batırması gibi bir şeydir...Başlı başına destan!
Efe şirin Aydın’ı kurtarır, nazlı hilali göndere asar. Yunan ordusukasabaları yakıp, hayvanları bile kırarken, Kızanlar Rum azınlığadokunmaz, hatta somun, zahire dağıtır, lokma paylaşırlar.
Gelgelelim takviye alan Yunan, şehri ikinci kez işgal eder, ortalığı kana boyar.
Yörük Ali, Aydın’dan çekilir ama Umurlu, Köşk ve Dörtyol cephesindeakla ziyan işler yapar. Küffarın ateş gücü yükse ise de kızanlarıncesaret ve zekâsı karşısında fena bocalarlar.
Bu macera 20 ay sürer, düzenli ordu kurulunca Yörük Ali ayrı baştutmaz. 57.’nci Tümen Kumandanı Miralay Şefik Bey’in huzuruna çıkar, ergibi selam çakar. Şefik Bey onu kendiyle bir tutar, “Milis Albayı”yapar. Efemiz (ya da Albayımız) Milli Aydın Alayı sancağı altındaölümüne savaşır, Kuyucak, Nazilli, Söke ve Aydın’ı kurtarırlar.
Yörük Ali alçak gönüllüdür, şakşakçılardan hoşlanmaz. TC kurulunca“görünbeniler” destanlaştıracak adam ararlar. Sıradan hadiseleri bileabartır, birine bin katarlar. Efemiz alkıştan bizar olur, nitekim “bazıkimseler” der, “zaferi bana mal ediyorlar. Bu çok yanlış. Böyle birsavaşta bir kişinin, beş kişinin ne ehemmiyeti olabilir ki? Gönlündevatan muhabbeti olan herkes bizim gibi hareket etti. Milli mukavemetteaslan payını kendine ayıran hata yapar. Bir elin nesi var? Şamatadediğin çok elden çıkar.”
Yörük Ali Efe Kurtuluş Savaşından sonra İzmir’de yaşar, bir tramvaykazasında bacaklarını kaybeder (1951), tedavi için gittiği Bursa’dagözlerini yumar.
Yenipazar’da
Son anlarında “beni Yenipazar’a defnedin, halkı iyidir, toprağı sever.Toprağı seven insanı da sever. Orada rahat ederim” der. Vasiyetineuyar, evini de elden geçirip müze yaparlar.
Efendim şu kadar düşman öldürdü, bunca esir aldı. Filan miktar cephane, silah...
Bunlar rakama dayanan kuru malumatlar. Yörük Ali, asıl hizmetini düşmanın “yenilebilir olduğunu” göstererek yapar.
>>> Ağa’nın eli tutulmaz...
Yörük Ali zaferden sonra da tüfeğini bırakmaz ara sıra akranlarıyla avaçıkar. Bir İngiliz çiftesi vardır ki görenler vurulurlar.
Efemiz cömert mi cömerttir, bu çifteyi de birine vermeden rahatlayamaz.Niyeti İpçi Nuri’yi sevindirmektir, zira silahtan anlar, gözü gibibakar.
İpçi ise kaça mal olursa olsun bu tüfeği almayı arzular, biraz altınbiriktirip kuşağına sokar. Ama öncelikle Efe’yi çiftesindensoğutmalıdır di mi ya.
Bunun için zekice bir plan yapar. Ava çıktıklarında Yörük Ali’ye eğretifişekleri uzatır, kendisi düzgünlerle atar. Efe habire karavana sıkar,o gördüğüne çakar. Efe ıskaladıkça “pöh” der, çaktırmadan tüfeğe karaçalar. Yörük Ali bu, kül yutar mı? Kurulan oyunu anlar, sözümonakahırlanır “eh” der, “ben de bu çifteyi satmazsam!”
İpçinin gözleri parlar, elini kesesine atar, avucunda sarı sarıliralar... Ancak Yörük Ali “gördün işte” der, “matah bir şey değil,sana yaramaz!”
Ve tutar güzelim çifteyi Paşa adlı bir garibin omzuna asar.
Paşa “aman ağam ben fukaranın biriyim, bunu nassı öderim” diye sızlansa da “senden para isteyen oldu mu” der, sırtını sıvazlar.
İpçi’nin girdiği rengi düşünün... Gel de kahrolma!
Ama Efe’nin yüreği dayanmaz, o akşam güzel bir sofra hazırlatır,emektar filintasını da İpçi Nuri’ye uzatır, dostunun gönlünü yapar...
Ahmet Sırrı Arvas
18 Ocak 2007 Perşembe
Kaynak







Logged
