|
boxcigar
|
 |
« : Kasım 09, 2007, 07:28:39 ÖS » |
|
Ve işte ortaçağ sonlarının üçüncü büyük icadı!
Seine kıyısında Adliye Sarayının kare kulesindeki saati bütünParisliler tanırlar. Birçok kereler (son olarak 1849'da) onarılan busaat, Fransa'da imal edilen saatlerin ilk örneğidir. X. yüzyıla kadarzamanı bilmenin en pratik yolu, su saatiydi. Suyun sürekli akıtılmasıesasına dayanan bu araç, zamanla süs kaygısıyla yerleştirilen birtakımmekanizmalarla karmaşık bir hal almıştı. Bunun en tipik örneğinin, 807yılında Harun Resifin Charlemagne'a (Şarlman) armağan ettiği "saat"olduğu kesindir. Sürekli akan suyun belirli düzeylere gelmesi sonucundaher saat başı bir kapakçık açılmakta ve oradan dökülen bilyeler birzilin üstüne düşmekteydi. On iki tane olan bu kapacıkların açılıpkapanmalarını birtakım zemberek ve yaylarla hareket edebilen"otomat"lar sağlamaktaydı.
Su saatinde, millerin ve otomotların suyu sürüklediğini gören biri,bunları sudan başka bir şeyi -sözgelişi antik kum saatlerindeki gibikumu ya da sicime bağlı bir çakıl parçasını- itemez mi diye kendikendine sordu. Bu fikir, ancak XIII. yüzyılda, Arşimet'ten beri iyiceunutulmuş dişli çarkların ve tokmaklı zillerin kullanılmayabaşlanmasından sonra uygulanmaya konulabildi.
İtici ağırlıkların düşmesini düzenlemek ve ölçülü hale sokmak için"karşılaşma çarkı" kullanılıyordu. O dönemde henüz sarkaç yoktu; bunudaha sonra, XVII. yüzyılda Huygens bulmuştur.
Bu makinelerden, daha doğrusu bu en ilkel saatlerden bize kadargelenlerin en eskileri şunlardır: 1324'ten önce imal edilenBeauvais'deki saat ve 1348'den kalma Douvre'daki saat... Birincisininne kadranı vardı ne akrebi ne de yelkovanı; yalnız her saat başıçalardı. Kadranlı saatler, XIV. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıktı.1370'de Heinrich von Vic adlı Alman'ın imal ettiği Paris AdliyeSarayındaki saat, daha ilkel başka bir saatin yerine konmuştu. Yalnızcaakrebi olan bu saatin, hem durmadan onarılması, hem de kurulması içinbirinin sürekli yanında beklemesi gerekiyordu. Bu tür saatlerin gündeyarım saat geri kalmaları kutlanmaya değer bir başarı sayılıyordu.
Saatin kaç olduğu, ortaçağda kimsenin aldırış etmediği bir şeydi. Komşumanastırın saatleri günü yeterince bölümlüyordu. Manastırdakileregelince, tören saatleri, gündüzleri ya güneş kadranı, ya su ya da kumsaatiyle ve geceleri de yıldızlara göre ayarlanıyordu.
Artık mekanik saatçilik, yani itici ağırlıkların kullanılması gelişiyorve eski yöntemlerin yerini alıyordu. Saatler değişik perdeli çansistemleri ve hareketli sahnelen temsil eden süslemeleriyle anıtsalsanat eserleri halini aldı. 1352-1354'te inşa edilen Strasbourgkatedralinin saatinde bir kadran, dişli çark sistemi ve saatte birgelip Hazreti Meryem heykelinin önünde secde eden ayin alayıheykelcikleri vardı. Frankfurt ve Lund'un dev saatleri da aynı çağıneserleridir. Olağanüstü bir ustalık isteyen bu zanaatın merkezi,Nurenberg'di ve ilk özel saatler XIII. yüzyılın sonlarında burada imaledildi. O zamanın saatleri ancak önemli kişilerin sahip olabilecekleripahalı şeylerdi. Ne var ki, çok geçmeden itici ağırlıkların yerinizembereğin almasıyla saatler hantallıktan kurtulup taşınabilir halegeldiler; böylece daha geniş halk yığınları saat kullanma imkânınakavuştu.
Şimdi mekanik saatin icadının uygarlık üzerinde yaptığı paha biçilmezetkilerden söz edelim: Gelişmekte olan sanayinin "yaklaşık" saate'tahammülü' yoktu. Dakik çalışmak verimliliği her bakımdan artırıyordu.Ayrıca, kutsal hareketlerin dakikliği ancak o zaman daha iyikavranabilirdi, Bu anlayış insanları, tabiat olaylarının belirli veşaşmaz nedenlere bağlı oldukları düşüncesine götürdü. "Determinist"(gerekirci) akım, yani tabiat yasalarını matematik güçlerin yönettiğikanısı, başka bir deyişle bilimin temeli, bu gözleme dayanır.
|