Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Marie Curie  (Okunma Sayısı 549 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
boxcigar
Administrator
Süper Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3 075



Üyelik Bilgileri Site
« : Temmuz 28, 2007, 10:00:10 ÖS »

(1867-1934) "Artık dayanamadığını bu aşağılık dünyaya veda etmek istiyorum. Neyse ki yokluğum büyük bir kayıp olmayacak!"

Bu sözler genç yaşında sevgilisine kavuşamayan güzel bir kızınmutsuzluk çığlığı. Bu kız onyedi yaşında iken ilerde iki kez NobelÖdülü kazanan tüm zamanların en büyük bilim kadını olacağını nasılbilebilirdi ki. Hem de doğup büyüdüğü ülkesinde değil, öğrenim içingittiği yabancı bir ülkede!

Manya Sklodowska, Polonya'nın başkenti Varşova'da dünyaya geldi. Köykökenli ana babası salt eğitim tutkusuyla genç yaşlarında başkentegöçmüşlerdi. Babası lisede fizik ve matematik öğretmeni, annesi ustabir piyanist olmuştu. Manya on yaşına geldiğinde annesinin ölümüyleyaşamının ilk derin acısına gömüldü.

O dönemde Polonya, Çarlık Rusya'nın egemenliği altındaydı. Özgürlükarayışlarına olanak tanınmamakta, küçük bir kıpırdama "isyan" diyeacımasızca bastırılmaktaydı. Yabancı boyunduruğunda olmayı içinesindiremeyen toplumun aydın kesiminde yer alan Manya'nın babası çokgeçmeden okuldaki görevinden uzaklaştırıldı. Dört çocuklu aile içinsıkıntılı günler başlamıştı ama baba kararlıydı. Çocuklarının eğitimiiçin hiç bir özveriden geri kalmayacaktı.

Manya, liseyi birincilikle bitirdi ve altın madalyayla ödüllendirildi.Kendisinden önce iki kardeşi de aynı ödülü almışlardı. Yüksek öğrenimolanağı bulamayan Manya baba ocağı köye gönderildi; ilerde özlemini hepduyduğu, bir yıl süren güzel bir tatil yaşadı. En çok hoşlandığı şeyde, gece yarılarına uzanan danslı eğlencelere katılmaktı.

Manya Varşova'ya döndüğünde yeniden üniversiteye gitme olanağı aramayakoyuldu. Amacı ablası gibi Paris'e gidip Sorbonne'da okumaktı. Ama bunaelverecek mali desteği nasıl bulacaktı? Tüm başvuruları sonuçsuzkalmıştı. Sonunda ablası ile ortak bir çözüm yolu buldular: Önce Manyabir işe girip ablasına öğrenim desteği sağlayacak, sonra üniversiteyibitirdiğinde ablası Manya'yı destekleyecekti.

Manya işe soylu geçinen bir Rus ailesinde mürebbiye olarak başladı.Sonra entellektüel düzeyi daha yüksek bir ailenin yanına geçti.Yıllarca para gönderdiği ablası mezun olunca, okuma sırası Manya'nındıartık. Yirmi üç yaşında Sorbonne Üniversitesi Fen Fakültesi'nekaydolunca düşlediği dünyasına kavuştu.

"Manya" adı Fransızca'daki söylenişiyle "Marie"ye dönüşen genç kızistençle başladığı dört yıllık öğrenimini, sobası bile olmayan bir çatıkatında çoğu günler peynir, ekmek ve çayla yetinerek sürdürdü. Ne varki, yoksunluk Marie'nin direncini kırmayıp, tam tersine artırdı:Coşkulu öğrenci matematik, fizik, kimya ve astronominin yanı sıra müzikve şiir derslerine de katıldı. Mezun olur olmaz Fizik'te Masterderecesi için girdiği sınavda birinci oldu. Bir yıl sonra daMatematik'te Master çalışmasına başladı.

Marie yirmiyedi yaşına gelmişti. Çalıştığı laboratuarda araştırma yapangenç bilim adamı Pierre Curie ile tanıştı. Pierre de olağanüstü biryetenekti: Daha onaltı yaşında iken üniversiteyi bitirmiş, onkesizyaşında fizikte master derecesi almıştı. Elektrik ve manyetizmaalanındaki araştırmalarıyla daha genç yaşta dikkatleri çekmeyebaşlamıştı. Yaşamını bilime adamış Pierre karşı cinse önyargıylabakmaktaydı.

Ona göre, "dahi" diyebileceğimiz kadın yok denecek kadar azdı. "Sıradankadın ise ciddi kafalı bilim adamı için bir ayak bağı olmaktan ilerigeçmez," diyordu. Genç bilim adamı otuzbeş yaşındaydı.

Marie ile karşılaşıncaya dek deneyimleri hiç de olumlu olmamıştı. Şimdi"yok denecek kadar az" dediği kadını bulmuştu. Araştırmalarını yan yanaaynı alanda sürdüren Marie ile Pierre, yalnız yaşamlarını değil,bilimsel uğraşlarını da birleştirmekte gecikmediler.

Bu bilimsel buluşların biribirini izlediği bir dönemdi. Almanya'daRöntgen "X-ışınları" dediği katı cisimlerden bile geçen çok güçlü birışın keşfetmişti. Fransa'da ise yoğun çalışmalarıyla ünlü fizikçiBecquerel gündemdeydi. Becquerel, deneylerine dayanarak uranyum madenfilizinde uranyum dışında başka bir elementin daha bulunduğukanısındaydı; düşüncesini deney becerisine hayranlık duyduğu MarieCurie'ye iletti.

Sorunu eni konu irdeleyen karı koca Curie'ler söz konusu elementinbilinen bir element değil, yeni bir element olduğu sonucuna ulaştılarve ellerindeki araştırmalarını bir yana iterek çok ilginç buldukları busoruna açıklık getirmeye koyuldular.

Uranyum maden filizi pahalı bir meta idi; o zaman yalnızca bir ülkeden(Avusturya'dan) sağlanabilirdi. Curie'ler kısıtlı mali olanaklarıylafilizi olduğu gibi değil, uranyumu alınmış kalıntısını satınalabilirlerdi ancak. Becquerel gibi onlar da yeni elementin kalıntıdaolduğuna emindiler. Avusturya hükümeti istenen kalıntıyı taşıma ücretipahasına göndermeyi kabul etti.

Curie'ler tonlarca uranyum filiz kalıntısını laboratuvar diyehazırladıkları derme çatma ahşap barakalara yığdılar. Bundan sonrası,bilim tarihinin bildiğimiz en yorucu ve yıpratıcı araştırma uğraşıydı.İşe kalıntıyı ocak üzerinde kocaman kazanlarda kaynatıp arındırmaişlemiyle başlandı. Eriyik, sürekli karıştırılarak filtreden geçirildi.Kapalı yerde çıkan gaz çoğu kez dayanılamayacak yoğunlukta olduğundankazanlar, hava koşulları elverdiğinde, üstü açık avluya taşınıyordu.

1896 yılı boyunca kaynatma, süzme işi aralıksız sürdürüldü. Yorgundüşen Marie kışın gelmesiyle zatürreeye yakalanıp yatağa düştü; üç ayiş tümüyle Pierre'in omuzlarında kaldı. İki yıl süren süzme vearındırma sonunda az miktarda bizmut bileşiği elde edildi. Bu bileşiminuranyumdan 300 kat daha aktif olduğu göz önüne alındığında bu bileküçümsenecek bir basan değildir. Üstelik, bu, bizmut bileşimindebilinen elementlerden başka bir şeyin daha olduğu demekti.

Marie var gücüyle bu bilinmeyen şeyi ortaya çıkarmaya koyulabilirdiartık. 1898'de Marie ülkesinin adıyla andığı "Polonyum" elementinibulduklarını açıkladı. Ne var ki, sorun henüz tam çözülmüş değildi;çünkü, polonyum çıkarıldıktan sonra geri kalan posanın çok daha güçlüolduğu görüldü. Süzme ve arındırma işi bitmemişti. Curie'lerinyılmadan, usanmadan sürdürdükleri çetin uğraş, sonunda hedefine ulaştı:Işın etkinliği yüksek radyum elementi bulundu.

Radyum gerçekten bulunması yolunda verilen tüm emek ve zamana değenilginç bir elementtir. Radyoaktifliği uranyumdan yaklaşık bir milyonkat daha fazladır. Fotoğraf filmi üzerinde ışığa duyarlı maddeyi, filmışık geçirmez kağıda sarılı olsa bile, kolayca etkiler. Havadakigazların moleküllerini iyonize ederek gazların elektrik taşımasınısağlar; ayrıca, diğer bileşimlerle karıştırıldığında floresans üretmegücüne sahiptir. Radyum ışınları tohumların büyümesini önleyebilir;bakterileri, dahası küçük hayvanları öldürebilir. Bu ışınların bugünkanserin ve bazı deri hastalıklarının tedavisinde kullanıldığınıbiliyoruz. Radyumun bir özelliği de, enerji saldıkça kendini tüketmesi,basit atomlara dönüşmesidir.

Sanayi çevrelerinden gelen ısrarlı taleplere karşın, buluşlarını satmayoluna gitmeyen Curie'ler, 1903'de fizikte Nobel Ödülü'nü Becquerel ilepaylaştılar. Böylece uzun yıllar biriken araştırma masraf borçlarınıödeme olanağına kavuştular.

Pierre Curie Sorbonne'a profesör olarak çağrıldı. İki çocuklu aileartık daha rahat ve mutlu bir yaşam içindedir. Ne yazık ki, aileyi,mutsuzluğa gömen bir trafik kazası bekliyordu: 1906'da Pierre Curiebilimsel bir seminerden çıkıp evine yürürken atlı bir arabanın altındakaldı, kaza yerinde yaşamını yitirdi.

Dünyası bir anda kararan Marie kurtuluşu tekrar laboratuara dönmektebuldu. Her gece uykuya yatmadan o günkü çalışmasını yazdığı birmektupla artık birlikte olmadığı kocasıyla paylaşmak istiyordu. Kimiçevrelerin karşı çıkmasına karşın, Fransa yerleşik normları bir yanaiterek Marie Curie'ye kocasından boşalan kürsüyü önerdi. Öğretimgöreviyle birlikte araştırma etkinliğini de sürdüren bayan profesör,radyumu yalın biçimiyle elde etmeyi başardı. 1911'de ikinci kez NobelÖdülü'nü aldı.

1934'de öldüğünde, ünlü bilim kadınının yıllarca radyum ışınlarınınetkisinde kalan iç organlarının nerdeyse tümüyle yıkım içinde olduğugörüldü. Keşfettiği radyum bir bakıma ondan öcünü almıştı.
Kayıtlı

SuSkUnLuGuM aSaLeTiMdEnDiR, hEr SöZe VeRiLeCeK bİr CeVaBıM vAr...LaKiN öNcE lAfA bAkArIm LaFmI dİyE sOnRa SöLeYeNe BaKaRıM ADAM MI dıye!!!!
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Ve Theme Design By Cadosoas