Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: LEİBNİZ  (Okunma Sayısı 1090 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
celluze
Ziyaretçi
« : Mart 01, 2008, 06:58:51 ÖÖ »

LEİBNİZ


"Ben de o   kadar fikir var ki, eğer benden daha iyi görmesini bilenler bir gün   onları derinleştirecek ve benim zihin emeğime kendi kafalarının  güzelliğini katacak olurlarsa, sonraları belki bir işe yarayabilir"   diyen Gottfried Wilhelm Leibniz, 1 Temmuz 1646 günü Leibzig'de doğdu.  Ancak yetmiş yıl yaşadı. 14 Kasım 1716 yılında Hannover'de öldü. Babası  ahlak ilmi öğretmeni olup üç nesilden beri Saksonya hükümetine hizmet   etmiş bir aileden geliyordu. Bu nedenle, Leibniz'in ilk yılları oldukça ağır bir politika ile yüklü bir bilgiçlik havası içinde geçti.
Leibniz altı yaşındayken babasını kaybetti. Tarih hevesini   babasından almıştı. Leipzig'de bir okula devam ediyordu. Babasının geniş       kütüphanesinde bulunan çok sayıdaki kitapları sürekli okuyordu. Sekiz yaşında Latince'ye başladı. On iki yaşına gelince, Latince şiir yazacak    kadar bu dilini ilerletti. Latince dilini öğrendikten sonra, kendi       gayreti ile Yunan'ca öğrendi. Bu devirdeki zihni ve zekası Descartes'e       benziyor ve çok iyi işliyordu. Klasik çalışmalardan usandığı için mantık       ilmine başladı. On beş yaşından küçük olan bu çocuğun, klasiklerin ve       skolastik Hıristiyanların büyüklerinin ortaya koyduğu mantığı düzeltmek       için "Characteristica Universalis" adlı ilk denemesini verdi. Couturat,       Russell ve başkalarının. dediği gibi, bu eser metafiziğin anahtarıdır.  Yine İngiliz matematikçisi Boole'un söylediği gibi, kendisinin yarattığı sembolik mantık, Leibniz'in Characteristica'sının bir parçasıdır.
Leibniz, on beş yaşındayken Leipzig Üniversitesine bir hukuk       öğrencisi olarak girdi. Zamanının tümünü hukuka vermiyordu. İlk iki yıl       içinde birçok felsefe eseri okudu. Zamanının filozofları olan Kepler,       Galile ve Descartes'ın keşfettikleri yeni dünya hakkında bilgiler       edindi. Sonuçta, matematik öğrenmeden bu ilimleri kavramının olanaksız       olduğu kanaatine vardı. 1663 yılının yazını Jena Üniversitesinde geçirdi. Orada matematikçi olan Erhard Weigel'in derslerini izledi.
Leibzig'e dönünce yeniden hukuka başladı. 1666 yılında yirmi       yaşındayken doktora sınavı için hazırdı. Oysa, aynı yıllarda Newton,       Woolsthorpe'ta bir köyde diferansiyel ve integral hesap ve genel çekim       kanununu oluşturacak olan düşüncelere dalmıştı. Bu konuda Leibniz de geç       kalmış sayılmazdı. Onu bu ateşe itecek ve tutuşturacak bir kıvılcımın       çıkması gerekiyordu. Bu kıvılcım da, o zamanın Avrupa'sının ilme karşı görevini yerine getirme isteğiydi.
Leibniz'e gıpta eden titiz Leipzig Fakültesi ona resmen       gençliğinden, gerçekte tüm profesörlerden fazla hukuk bildiğinden       dolayı, doktora ünvanını vermeyi kabul etmedi. Halbuki, 1863 yılında on       sekiz yaşındayken parlak bir tezle başölye ünvanını almıştı. Leipzig       Fakültesinde egemen olan mistik düşünceden iğrenen Leibniz, doğduğu       şehri bırakıp Nürnberg'e gitti. 5 Kasım 1666 yılında Alfdorf       Üniversitesine bağlı Nürnberg Üniversitesi Tarihi Yöntem adlı       çalışmasından dolayı doktora ünvanını verdi. Aynı zamanda hukuk       kürsüsünü de kabul etmesini rica etti. Descartes kendisine verilen       generallik ünvanını kabul etmemişse, Leibniz de öneriye yanaşmayıp       isteklerinin ne olduğunu söylememişti. Fakat bu arzuların küçük       prenslerin lehine çene yarıştırmak olduğuna ihtimal verilmezse de tarih       bir süre sonra kendisini bu adamlara bağlamıştır. Leibniz'in hayatındaki       bu acıklı öykü, kanun adamlarına, ilim adamlarından önce rastlamış olmasıdır.
Leibniz, hukuk derslerinin düzeltilmesi üzerine yazdığı       kitabı, Leipzig'den Nürnberg'e olan bir seyahatinde kaleme almıştı, Bu       da, Leibniz'in hangi koşullarda olursa olsun, durmadan okuması, yazması       ve düşünmesini gösteren örneklerden biridir. O, durmadan okurdu, yazardı       ve düşünürdü. Matematik çalışmalarının çoğunu kendisini çağıran       aristokratlara giderken çağın o kötü yollarında kötü arabalar içinde       sallana sallana giderken yollarda yazmıştır. Bu çalışmalarının tümü       bugün Hannover kütüphanesinde bağlı olarak durur, Kimse de ona yanaşıp       el atamaz. Çünkü, bunlar araştırmak için araştırıcı bir ordunun sabırlı       bir çalışması gereklidir. Bu eserler ve fikirler o kadar çoktur ki,       yayınlanmış veya yayınlanmamış fikirlerin yalnız bir tek kafadan       çıktığına bile inanmak zordur. Bu kadar eseri düşünüp yazan kafa       frenelog ve anatomistlerin dikkatini çekmiştir. Bir söylentiye göre,       Leibniz'in kafasını mezardan çıkarıp ölçmüşler, incelemişler ve normal       bir adamın kafasından pek küçük olduğunu görmüşlerdir. Gerçekten de,       sağlığında da kafasının ölçüleri fazla büyük değildi. Bu kadar küçük       kafalı olup da sürekli okuyan, düşünen ve yazan bir kimse dünyaya az gelmiştir.
1666 yılında olasılıklar kuramına başladı. Bu sıralarda öğrenciydi.       Okuduğu her alanda olduğu gibi, bu sahada da eser veriyordu. Matematik,       Leibniz'in parlak zekasının fışkırdığı bir sahadır. Bundan başka, hukuk,       din, siyaset, tarih, edebiyat, mantık, metafizik ve kuramsal felsefe       konularında sayısız eser bırakmıştır. Bundan dolayı kendisine evrensel       deha denmektedir. Onun evrensel bir deha oluşu, diferansiyel ve integral       hesaptaki sürekliliği, olasılıklar kuramında ise süreksizliği analize       sokmasındadır. Zaten Newton'la ayrıldığı nokta da olasılıklar kuramıdır.       Verimsiz gibi görünen soyut olasılıklar kuramının öncüsü Leibniz'dir.       Doğru düşünme dediğimiz mantık anatomisinin ve fikirlerin kanunlarının bir olasılık analizi olduğunu görebilmiştir.
Newton'da, yüzyılının matematik düşünme yöntemi belirli bir       şekil ve varlık halini almıştır. Cavalieri (1598-1647), Fermat       (1601-1665), Wallis (1616-1703), Barrow (1630 -1677) ve başkalarının       çalışmalarından sonra, diferansiyel ve integral hesabın       oluşturulmasından kaçınılmazdı. Matematik bu olgunluğa gelmişti.       Archimedes'ten bu yana da 2000 yıllık bir gecikme de olmuştu. İşte       Leibniz, Newton gibi sonsuz küçükler hesabını billurlaştırdı. Leibniz,       zamanının düşünme şeklini ifade eden bir araçtan çok daha büyük bir       varlıktı. Matematikte Newton bu dereceye varamadı. Leibniz, matematik ve       mantık alanında çağının iki yüzyıl ilerisindeydi. Diferansiyelin       geometrik bir yorumunu verdi. Bu, matematiğe en büyük hizmetti.       Süreklilik ve süreksizlik ya da analitik veya olasılıklar gibi matematik       düşüncenin iki karşıt alanında fikir yürütmüş bir kimseye ne Leibniz'den       önce ve ne de Leibniz'den sonra matematik tarihinde rastgelinememiştir.       Leibniz'in olasılıklar kuramındaki çalışmaları onun yaşamı sürecinde       değerlendirilememiştir. Hatta bir yerde taktir de edilememiştir. Ancak,       on dokuzuncu yüzyılda Boole'un çalışmalarından sonra değer kazanarak       yerini almıştır.Yirminci yüzyılda Whitehead ve Russell'ın çalışmaları,       Leibniz'in evrensel bir gösterim hakkındaki hayalinin kısmen       gerçekleştirilmesi olmuştur. İşte, ancak o devirde Leibniz'in tam       istediği üstünlükte, ilmi ve matematik düşünme biçimi için, matematiğin       olasılılıklar tarafının yüksek önemi gözüktü. Bugün, Leibniz'in       olasılıklar yöntemi, gösterim mantığı ve gelişmelerinde meydana       çıkarıldığı biçimde analiz için, analizin kendisi kadar önemlidir. O       zaman, Leibniz ve Newton analizi bugünkü karışıklığın yoluna       koymuşlardı. Çünkü, gösterim yöntemi, matematik analizi Zeno'dan beri       temellerinden sarsan çelişkilerden ayırabilmek için biricik genel hal çaresini verir.
Leibniz, olasılıklar kuramı için Fermat ve Pascal'ın       çalışmalarını da okumuştu. Onların bu yöndeki çalışmalarını daha da       ileri götürmeyi düşünüyordu. Fakat, diferansiyel ve integral hesap daha       çekiciydi. Bu hesabın gelişmesi ve uygulamaları on sekizinci yüzyıldaki       matematikçileri de inanılmaz bir biçimde kendisine çekmiştir. Sonra,       1910 yılına kadar bugünkü fikirleri kabul etmeyen bazı kimseler hariç,       onun olasılıklar analizi kimse tarafından bilinmedi. Leibniz'in       gösterime bağlı düşünme fikri ancak Whitehead ve Russell'ın Principia       Mathematica'larıyla gerçekleşti. 1910 yılından sonra, Leibniz'in bu       programı, modern matematiğin en fazla ilgiyi çeken noktalardan biri       oldu. Bugün bile bu konuda oldukça ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Her       doğru düşünmeyi bir gösterimle ifade etme fikrini Leibniz tek başına da       yapmamıştır. Zaten bu proje daha yapılmamıştır. Leibniz tüm bunları       düşünmüş ve bu alanda cesaret verici bir girişimde bulunmuştur. Fakat,       değersiz şan ve gereksiz ünden çok, parasal olanaklar elde etmek için,       küçük prenslerine karşı olan bağlılığı fikrinin evrenselliğine ve son       yıllarını dolduran tartışmalar, Newton'un Principia'sına benzer bir       şaheser yaratmasına engel oldu. Leibniz'in başardıklarını kısaca gözden       geçirirken içinde birinci derecede bir matematikçi yeteneğinden çok daha       fazla bir varlık sarf edilen bu para düşkünlüğünün derin izlerini       göreceğiz. Newton hakkı olmayarak halkın kendisine şöhret verilmesini       isteyen bir tutumu vardı. Gauss ise, fikirce kendisinden aşağıda olan       insanların dikkatini çekmek için büyük eserinden uzaklaşması tutumunu       sürdürmüştü. Tüm büyük matematikçiler arasında böyle zayıf tarafları       görülmeyen tek matematikçi, Archimedes'ti. O, birçok kimsenin erişmek       istediği aristokrat gibi yüksek bir zümrenin çocuğuydu ve bu nedenle de       oldukça alçak gönüllüydü. Leibniz'e gelince, kendini kullanan       aristokratlardan bol bol para alıyordu. Bu şekildeki para kazanmalar       Leibniz'in matematiğinin daha çok ilerlemesine bir engeldi. Gauss'un       söylediği gibi, Leibniz, matematik bilgisinin çoğunu boş yere israf       etmiştir. Her ne olursa olsun, Leibniz bir değil birçok hayat       yaşamıştır. Sadece diplomatik alanda yaptığı işler, bir insanın hayatını       doldurmaya yeter. Şüphesiz, bu çok yönlü yaşamın sonu gelmedi. Eğer onun       eğildiği her konuda verdiği eserleri toplayacak büyük adamlar olsaydı,       bugünkü ilim ve özellikle matematik tarihi bambaşka olurdu. Bunun       yerine, yirmi yaşında Mainz Elektörü için bir hukuk danışmanı ve hatırı       sayılır bir ticaret memuru oldu.
1672 yılına kadar, modern matematik hakkında çok az şey biliniyordu.       Yirmi altı yaşına gelince, Paris'te fizikçi Christian Huygens'e (1629       -1695) rastladı. Saatler kuramı ve ışığın dalga kuramının kurucusu olan       Huygens aynı zamanda iyi bir matematikçiydi. Leibniz'e sarkaç üzerinde       yaptığı çalışmaları gösterdi. Huygens'in kendisine dersler vermesini       istedi ve onun bu isteği Huygens tarafından kabul edildi. Doğuştan bir       matematikçi olan Leibniz'in dehası, Huygens'in verdiği dersler altında       parlamaya başladı. 1673 yılının ocak ayından Mart ayına kadar       İngiltere'ye yaptığı seyahatler süresince derslere ara verildi. İngiliz       matematikçilerinin bazılarına yaptığı çalışmaları gösterdi. Böylece onlarla tanıştı.
Leibniz, Londra'da kaldığı süre içinde Royal Society'nin       toplantılarına katıldı. Orada, kendisinin yaptığı hesap makinesini ve       diğer keşiflerini sundu. 1673 yılında Royal Society'nin ilk yabancı       üyesi oldu. Buna karşın, Newton da, 1700 yılında Paris'teki İlimler       Akademisinin ilk yabancı üyesi seçildi. Londra'ya dönünce, Huygens ona       matematik çalışmalarına devam etmesini öğütledi; 1675 yılında       diferansiyel hesabın bazı basit formüllerini çıkarmış, yine kendi sözüne       göre, temel teoremi keşfetmişti. Fakat bu teorem ancak 11 Temmuz 1677       yılından önce yayınlanmadı. Newton da eserini Leibniz'in eseri       yayınlandıktan sonra yayınladı. Leibniz, 1682 yılında kurduğu ve baş       yazarlığını yaptığı Acta Eruditorum'da imzasız yazdığı bir yazı ile       Newton'un sert bir eleştirisini yapınca kıyametler koptu ve aralarındaki       tartışma ciddi boyutlara ulaştı. 1677 ile 1704 yılları arasında,       Leibniz'in yaptığı çalışmalar tüm Avrupa'da yayıldı. Özellikle,       İsviçre'li Jacques ve Jean Bernoulli'nin bu matematiğin yayılmasında çok       fazla yararları oldu. Halbuki, İngiliz'ler Newton'un çalışmalarını devam       ettirmediler. Bu nedenle de İngiltere'den uzun yıllar matematikçi çıkmadı.
Leibniz'in son kırk yılı, aşağı yukarı Brunswick ailesine       hizmetle geçti. Bu aile için bir arşivci, soylarını çıkaran bir tarihçi       olarak çalışıyordu. Efendilerinin çıkarları için eski evrakları       çıkarıyor ve yerine göre de ustaca tarihi gerçekleri saptırmak için       silinti ve kazıntı bile yapıyordu. 1687 ile 1690 yılları arasında tarihi       araştırmalar yapmak amacıyla tüm Almanya'yı, Avusturya'yı ve İtalya'yı gezdi.
İtalya'da bulunduğu sırada Roma'yı ziyaret etti. Papa       tarafından Vatikan'ın kütüphanecilik görevini almaya davet edildi.       Koşullardan ilki Katolik olması ile ilgili olduğundan, bu görevi Leibniz       kabul etmeyerek geri çevirdi. Bir ara Katoliklerle Protestanları       barıştırmak için 1683 yılında Hannover'de toplanıldı. Fakat bir barış       sağlanamadı. Leibniz'in bu ve bundan sonraki barıştırma ve birleştirme       çalışmaları da sonuç vermedi. 1688 yılında Katoliklerle Protestanlar       arasında İngiltere'de kanlı çarpışmalar oldu. Her iki tarafın karşılıklı       suçlamaları ve kötülemeleri altında bu mezhep kavgaları sürüp gitti. Bu kavgalardan zarar gören birçok matematikçi de vardır.
Leibniz'in uğraştığı konuların tam bir listesini vermek   olanaksızdır. İktisat, filoloji, devletler hukuku, maden ocakları       yapımı, teoloji, sayısız akademinin kurulması ve geliştirilmesi gibi her       şeye el atmıştır. Onun en az başarılı olduğu saha mekanik ve fizikti. En       önemli eserleri içinde birçok akademiyi kurması ve onları çalıştırması sayılabilir.
Altmış sekiz yaşına doğru iyice Çöktü. Eski zekası kalmadı.       Sanki bir gölge haline gelmişti. Hastaydı. Çok çabuk ihtiyarlıyordu. Tüm       hayatınca prenslere hizmet etmiş olan Leibniz, bu hizmetlerin       karşılığını görüyordu. Tartışmalardan bıkmış ve kendisi de çökmüştü.       Daha önce hizmetini yürüttüğü George Louis, onu kabul etmiyor ve       Hannover kütüphanesine gidip ünlü Brunswick ailesinin yanına dönmesini       öğütlüyordu. Üç yüz yıllık bir tarih zamanını inceledikten sonra bu       tarihi 1005 yılından öteye götüremedi. Tarihte diplomatça bazı       değiştirmeler de yapmıştır. Bu da onun saygınlığına biraz gölge       düşürmüştür. Leibniz'in bu el yazmalarını da tam olarak inceleyecek kimse çıkmamıştır.
Bu kadar çok yönlü olan Leibniz, yetmiş yaşına gelince, 14       Kasım 1716 günü Hannover'de öldü. Bizde, matematiğe yaptığı sayısız hizmetleriyle yaşamaktadır.
« Son Düzenleme: Mart 01, 2008, 07:01:12 ÖÖ Gönderen: celluze » Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Ve Theme Design By Cadosoas