Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Kizil Elma  (Okunma Sayısı 504 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
boxcigar
Administrator
Süper Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3 075



Üyelik Bilgileri Site
« : Temmuz 24, 2007, 07:30:04 ÖS »

Kizil Elma

Türkler, özellikle Oğuz Türkleri arasında cihan hâkimiyetinin sembolüolarak ifadesini bulmuş bir mefhum veya mefkuredir. Kızılelma,Türklerin yaşadıkları bölgeye göre batı yönünde ulaşılması gerekenbazen bir belde, bazen de bir ülkedeki taht veya mabet üzerindeparıldayan veya cihan hâkimiyetini temsil eden som altından yapılmışkızıl renkli altın bir yuvarlak yahut top olarak tahayyül edilmektedir.

Bu altın top bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen defethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade olunmuştur.Türklerde çok eski inanç ve töreye dayanan Kızılelma, Türkistansahasından Hazar denizinin doğusundan gelen Oğuzların, Hazar kağanınınipek çadırının üzerinde hâkimiyetin ifadesi olarak bulunan altın top(Kızılelma'yı) ele geçirmeyi ülkü edinmişler.

Buradan İran'da hüküm süren Türk boylarına, oradan da Osmanlılarageçmiştir. Osmanlı Türk devletinin Macaristan'da bulunan Kızılelma'yıbulup ele geçirmelerinden sonra fethetmek istedikleri yerlerde birKızılelma'nın varlığına inandığı ve bu uğurda mücadele ettiğigörülmektedir. Türkler, inandıkları Tek Tanrı'nın dünya hâkimiyetinikendilerine ihsan ettiğine iman etmişlerdi. Bunu Bilge Kağan'ın ;"Tanrı irade ettiği için tahta oturdum; dört yandaki milletleri nizamasoktum" sözlerinden de anlamaktayız. Yine Bilge Kağan'ın ağzından Türkimanı şöyle ifade edilmekteydi; Türk Tanrısı, milleti yok olmasın diyebabam İlteriş Kağan'ı ve anam İl Bilge Hatun'u gökten tutupyükseltmiştir.

Oğuz Kağan'ın doğumundan itibaren ilâhî bir nurla beslendiği tarihî veefsanevî kaynaklarda yer almaktadır. Oğuz Kağan'ın Tanrı tarafındanilâhî kudretle techiz edilmesinin yanında yardımcısı ve rehberi de aynıkaynaktan beslenmiştir. Gökten indirilmiş Gök-Börü (Bozkurt) Oğuz'unseferleri sırasında ona kılavuzluk yapar. Oğuz Destanı'nda geçen şumısralar bunu en güzel şekilde izah etmektedir:

"Ben sizlere oldum kağan
Alalım yay ile kalkan
Nişan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran"

Turdı Han'ın 598 yılında Bizans İmparatoru Maurikianur'a gönderdiğimektupta geçen ; "Dünyada yedi iklimin efendisi ve yedi ırkınkağanı..." ibaresi ile Tuna Bulgarlarının hanı Melemir Han'ın kendisive şahsında ifadesini bulan Türkler için kullandığı; "Tanrı tarafındangönderilmiş Tanrı'ya benzer Melemir Han..." ifadesi Türk milletininİslâmiyet'ten önceki dönemde Tanrı tarafından kutlu kılınmış olduğuinancını göstermektedir. Bu ve buna benzer çeşitli inançlar, Türklerinİslâmiyet'i kabul etmelerinden sonra da devam etmiştir. KendileriniTanrı tarafından dünya nizamını sağlamak için gönderildiklerineinanmışlardır. Zira Türk insanının mücadeleci ruhu ve cihan hâkimiyetiülküsü İslâmî inanışa da uygundu. İslamiyet'ten önce kahramanlaraverilen alp'lik unvanı, İslâmiyet'ten sonraki dönemlerde alp-erenşeklini alıyor, böyle hayat buluyordu. "Benim Türk adını verdiğim veşarkta yerleştirdiğim bir ordum vardır.

Bir kavme gazaplandığım zaman onları o kavmin üzerine saldırtırım"mealindeki hadis-i kutsi, İslâm dünyasında Türkler hakkında söylenenrivayet ve kehanetlere örnektir. Hz.Muhammed'in ; "Horasan'da Arapolmayan, güzel yüzlü hâkim bir insan zuhur edecek; onun adı da benimkigibi Muhammed olacak ve Büveyhilerin baskısına son verecektir.Horsan'dan Büyük Dervazat'a kadar fetihler yapacak. Irak, İran ve Mekkehutbelerinde adı okunacaktır " mealindeki hadis ile "Türkler sizedokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız" mealindeki hadisler bütünİslâm dünyasında dilden dile yayılmaktaydı.

Türkler, gerek İslâmiyet'ten önceki GökTanrı inancı zamanında, gerekİslâmî dönemde kendilerinin Tanrı tarafından dünyaya hükmetme veadaleti sağlamak için yaratıldıklarına ve hayat felsefesinin bu düşünceile şekillenmesi gereğine inanmışlardır. Eski dönemlerden itibarendünya nizamını sağlamak üzere mücadele eden Türk milleti, islâmiyet'ikabul ederek maddî ve manevî yönden bir yükselişe erişmişlerdir.

İdeallerini, kendilerinin dünya nizamını sağlama ülkülerini bu imankaynağından beslemişlerdir. Bu kaynak Kızılelma'nın manevi yönünüteşkil eder. Tarih ilminin tespit ettiği ve kendine mahsus ileri birkültür örneği olan Bozkır kültürü , M.Ö. l500-l700 yılları arsındateşekkül eden ve yaşayan örnek bir kültür olarak bilinmektedir. Atınehlileştirilmesi ve demirin ileri bir teknikle işlenmesi bu kültürünönemli özelliğidir. Mücadeleci bir yapıya sahip olan Türk milleti,bunun gereği olarak ihtiyaçları ölçüsünde seyyar evler, hastahaneler veeğitim kurumları yapıyorlardı. Bu hâl onların kolay hareket etmelerine,mekân değiştirmelerine imkân sağlıyordu. Bunun yanında medeniyetinölçüsü sayılan giyinme, en pratik ve en kullanışlı seviyededir. Maddeile ruh, mazi ile hâl ve muhafazakârlık ile inkılâpçılık , Türkinsanının yapısında öyle kaynaşmıştır ki, bu kaynaşmanın eseri, siyasî,içtimaî ve hukukî nizam, Türk devletlerinin ihtişamında belirerekyüzyıllarca yaşamış ve milletin yaşamasını sağlamıştır.

Bu birleşme, Türk milletinin sosyal yapısı ile yakından ilgilidir.Sosyal yapının çekirdeği olan ailenin sağlam olması, bunun uruğ, boy,budun şeklinde teşkilâtlanması, buradan devletin doğmasına ve devletkanalıyla bir milletin ideallerini gerçekleştirmesi sonucunugetirmektedir. Aile, uruğ, boy ve il (Devlet)in sağlam teşkilâtlanmasıbir yandan millî ideallerin ve mefkûrelerin birliğini sağlıyor, biryandan da Türk ruhundaki dinamizm ve hürriyet fikrinden olsa gerek,büyük devletlerin kurulması yanında parçalanmayı da beraberindegetiriyordu. Bu tarz katı devletçilik şekli, âdeta kendi arasında biryarışa zemin hazırlıyor, Türkün Kızılelma'ya gitmesini daha da dinamikkılıyordu. Türk milletinin sosyal yapısı, sosyal yapıyı ayakta tutanmaddî ve manevî dinamikler, onların Kızılelmaya yol almalarınıgerektirmekteydi. Binlerce yıldan beri milletin şuuraltına yerleşen buduygu, tarihî dönemler itibariyle yeniden zuhur ediyor, yeniden milletehayat veriyordu. Onların hayata sıkı sıkıya bağlanmalarını ve kendidinamiklerini korumalarını sağlıyordu. Oğuz Han'dan Alparslan Türkeş'ekadar Kızılelma ülküsü Türk milletinin var olma ve idare etme idealininen üst seviyede olmasına işaret sayılır. Oğuz Kağan, hâkimiyetinsembolü olarak altın evini kurar, altın evin kurulmasından sonra sefereçıkar.
Bunlardan ilki Hint seferidir. Hint ve Çin ülkelerini topraklarınakatan Oğuz Han'ın elde etmek istediği Pekin Kızılelması'dır. TarihçilerÇin'in (Pekin) Kızılelma olarak telâkki edildiği konusunda ittifaketmişlerdir. Karanlıklar ülkesi, Çin ve Hint ile bütün Orta Doğu veKafkasları birleştiren ve burada hâkimiyet tesis eden Oğuz'dan sonraHunlar tarih sahnesine çıkarlar. Batılıların Tanrının Kılıcı diyeisimlendirdiği Atilla'nın hedefi batıdır. Ares Kılıcı olarakisimlendirilen dünya hâkimiyetinin vasıtası olan kılıç, Atilla'nınKızılelma olarak batıyı seçmesine vesile olmuştur. Abdalan-ı Rum, alperen Şeyh Edebali ve onun damatları Osman Gazi ile TursunFakı...Oğuz'un Anadolu'daki Korkut Atasıdır. Osman Gazi'ye Selçuklununbittiğini belirtir ve "Ona sultanlık veren Tanrı bana hanlık verdi.Eğer minneti şu sancak ise ben kendi sancağımı götürüp uğraştım. Eğero, ben Al-i Selçukum derse ben de Gök Alp (Oğuz Han) oğluyum" dedirtir.Osmanlı Türk Devleti bu düşünceler üzerine kurulduktan sonra Kızılelmadenilen büyük idealde açılım kazanır.

Osmanlının ilk Kızılelması, Anadolu'da beylikler dönemine son veripTürk birliğini sağlamak olmuştur. Bunun için çeşitli mücadeleleregirişen Osmanlılar, kardeş katline kadar varan büyük fedakârlıklargöstermekten çekinmezler. Gerek iç mücadeleler, gerek Moğol istilâsıbir yandan sıkıntıları getirirken, bir yandan da büyük idealleringerçekleşmesi için dinamik bir güç oluşturur. Sadece Türk milleti içindeğil, dünyadaki bütün milletler için kavşak noktası olarak bilinen vekendine mahsus özellikleri haiz olan İstanbul, Osmanlının büyükKızılelması olarak görülür. Hakkında çeşitli rivayetlerin dilden diledolaştığı İstanbul, Fatih Sultan Mehmet'in dahiyane idare ve olağanüstüiradesiyle Türklerin hâkimiyetine girer.

Hz.Muhammed'in; "İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Onu fethedenkumandan ne güzel kumandan ve onun askerlerine ne güzel askerlerdir"hadisi ile müjdelenen ideal, hayata geçirilir. İstanbul'un fethinekadar anlatılan, ancak İstanbul'un fethi ile olgunlaşan Kızılelma ,Türk'ün dünyaya hâkim olma duygusunun bir ifadesi olarak hayatageçmiştir. Evliya Çelebi, Hz.Muhammed'in doğumunda ateş-gedelerinsönmesi ve Tak-ı Kisra'nın sükûtu gibi harikulâde hadiseleri anlatırkenAyasofya kubbesiyle birlikte İstanbul Kızılelmasının düştüğünüzikretmektedir.

İstanbul'un fethinden sonra Türk milleti için Kızılelma Roma'ya,St.Pierre'nin kubbesine taşınır. Burası Katolik dünyasının kalbidir.Türklerin hedefi artık Roma'dır. Zira Fatih döneminde yapılanOrtanto(İtalya) seferinin sebebi de budur. Roma Kızılelmasınındüşürülmesidir. Atilla'dan sonra Roma'yı düşürmek Osmanlı Türklerininbüyük hedefleri arasındadır. Bir efsane Kızılelmanın Roma'yataşındığını anlatır ve Türk'ü Roma'ya koşturur. Efsaneye göre,kızılelma, Dağıstan'dan I.Anuşirvan tarafından İran hazinesinekonulmuş, oradan da Roma'ya kaçırılmıştır. Bu anlatım tarihîkaynaklarda yer almaktadır. Bundan başka çeşitli mektup örnekleri,elden ele dolaşarak Türkleri Kızılelma'ya (Roma) davet eder. Bir başkaKızılelma ise Macaristan'dır.Kızılelma, tarihimizde Türk birliği olarakda telâkki edilmiştir. Azerbaycan sahasından Ahunzade Mirza Feth AliBey'in yaktığı dilde Türkçülük meş'alesi, İstanbul'dan eğitim sahasındaSüleyman Paşa tarafından yakılmaya devam edilmiştir.

Buharalı Şeyh Süleyman Efendi'nin İstanbul'a taşıdığı Türk birliğifikri, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Cevdet Paşa, Şemseddin Sami, NecipAsım Bey ve Veled Çelebi tarafından yaşatılmaya başlanmıştır. Özellikle19. yüzyılın sonunda l898 yılında Türk-Yunan savaşının olması,Türkiye'de Türkçülük fikrinin daha sür'atli kabul görmesinisağlamıştır. dönemin aydınları, bir yandan Selanik'te Genç Kalemlerhareketini başlatırken, bir yandan da İstanbul'da Türk Derneğinikuruyorlardı. 1908 yılında kurulan bu derneği, aynı gayeleri takip edenTürk Yurdu izliyordu(1911). Türk milletinin tarihini, dilini,edebiyatını, etnolojisini,sosyal ve siyasî problemlerini araştırmak vehalletmek gayesini güden bu derneğin faaliyetleri kesintisiz olarakl933 yılına kadar devam edecektir.

Emrullah Efendi, Bursalı Tahir, Ziya Gökalp, Tunalı Hilmi, AğaoğluHikmet gibi şahsiyetlerin omuzlarında gelişen Türkçülük cereyanı,1900'lü yılların başından itibaren yanına siyasî ve askerî kesimlerdende destek almak suretiyle olgunluk kazandı. Ziya Gökalp'in fikribirikimi, Türkçü düşüncenin merkezinde yer almasını sağladı. 1920yılında kurulan Türkiye Devleti, bu fikri birikimin ürünü olaraktarihteki yerini aldı. Kızılelmanın Turan olarak şekillendiği budönemin en büyük ve ilk safhası olan Türkiye Devleti kuruldu. ZiraTurancılık üç aşamalı bir fikir sistemi olarak ortaya atılmıştır.Bunlar sırasıyla, Türkiyecilik, Oğuzculuk (Türkmencilik) ve Turan (TürkBirliği)dır. Turan Devleti fikrinin savunucularından biri olan ÖmerSeyfettin, devletin yönetim şekli olarak İlhanlığı teklif eder.

Aynı fikrin sonraki temsilcilerinden biri olan Necip Fazıl Kısakürek,Büyük Doğu Devleti olarak isimlendirilir. 1920'de tamamen Türk millîdüşüncesi üzerine kurulan yeni Türkiye Devleti, İkinci Dünya Savaşı'nakadar bu temel felsefe üzerinde hayatiyet bulur. 1940'lı yıllarda iyicifilizlenen bu düşünce, döneminde birçok şahsiyetin yetişmesine vefikrin yayılmasına vesile olur. Kızılelmanın Türk milletinin manevîbesini olduğunu söyleyerek bunu Turan fikri ile kuvvetlendiren NihalAtsız ve 1960'lı yıllardan itibaren Kızılelma, Turan fikrini Türkpolitik çevrelerine taşıyan ve doktiriner bir çehresi olan AlparslanTürkeş. ..Millî devlet-güçlü iktidar sloganıyla kitlelere aktarılandüşüncenin ilk safhası güçlü bir Türkiye Devleti idealidir. Tamameninkılâpçı bir ruha sahip olan siyasî görüş, Dokuz Işık doktirini ilegüçlü ve bulunduğu konumda çevresinin güç odağı olan Türkiye Devleti'nigerçekleştirmek gayretindedir.

Nitekim yüzyılımızın son çeyreğinde dünyada olan gelişmeler bu fikrî vesiyasî görüşün haklılığını ispat etmektedir. Millî ülkü olan Kızılelma,Türk birliğinin, yani Turan'ın tesisidir. Bunun birinci dönemibağımsızlık, ikinci dönemi birlik, üçüncü dönemi ise fetihlerdönemidir. Buradan hareketle denilebilir ki, tarihî dönemlerdenitibaren tecrübelerle sabit olan Türk birliği fikri, günümüzde yenidenhayat bulmuştur. Özellikle yetmiş yılı aşkın bir süredir Rusegemenliğinde yaşayan Türk gruplarının bağımsız devletler olarak dünyadevletleri içinde yer almaları, başka Türk gruplarının şimdilikfederasyon yapısı içinde yarı bağımsız olmaları ile başta Türkiye ileolmak üzere Türk devlet ve toplulukları arasında başlayan iş birliği,Türk'ün Kızılelması olan Turan'a giden bir yol olarak görülmektedir.Ulaşılması gereken hedef, mefkûre olarak anılan Kızılelma, zaman zamancoğrafî yerlere isim olarak verilmiştir. Bu yer veya varılması gereklicoğrafyalar Macaristan, İstanbul, Roma, Engirüs, Viyana gibi beldelerolmuştur. Ancak sadece coğrafî yer, ulaşılması, fethedilmesi gereklibelde olmaktan çok, Kızılelma, Türk milletinin hedefi olarak zihinlerdeyer etmiştir. Zaman zaman bir devlet olma ideali olan Kızılelma, çoğukez Türk birliği idealinin ismi olmuştur. Bugün de Türk milletininbirleşme ideali, Turan Devlet fikri olarak yaşamaktadır .

Görüldüğü gibi Kızılelma konusunda netice olarak şu söylenebilir;"Türkler için Kızılelma, üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancakuzaklaştığı oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir."
Kayıtlı

SuSkUnLuGuM aSaLeTiMdEnDiR, hEr SöZe VeRiLeCeK bİr CeVaBıM vAr...LaKiN öNcE lAfA bAkArIm LaFmI dİyE sOnRa SöLeYeNe BaKaRıM ADAM MI dıye!!!!
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Ve Theme Design By Cadosoas