|
boxcigar
|
 |
« : Temmuz 29, 2007, 03:23:53 ÖÖ » |
|
Memeli hayvanların primat dalı, yaşayan insanları, önmaymunları,kuyruksuz büyük maymunları, tarsiyerleri, antropoid maymunları vebunların fosil türlerini içeren gruptur. Kuyruksuz büyük maymunlar(şempanze, goril, orangutan) ve insanlar aynı atasal kökeni paylaşır ve"hominoid" olarak adlandırılırlar. Buna karşılık sadece yaşayan insanve insanın doğrudan ataları olan formlara "hominid" adı verilir.
İlk primatlar, evrim sonucu bugün bildiğimiz biçimlere doğru gelişmeye60 milyon yıl kadar önce başladılar. Bu tarihler tahminlerle değil,Yeryüzü'nün farklı bölgelerinden alınan jeolojik örneklere uygulananfiziksel ve kimyasal testlerin sonucunda oluşturulmuştur. Aynıörneklere uygulanan farklı testler benzer tarihler verdiklerinde, butarihler bilim adamlarınca benimsenir.
Primatların evrim tarihinin ilk 35 milyon yılı önmaymunlara(prosimianlara) aittir. Kuyruksuz büyük maymunların, eski ve yeni dünyamaymunlarıyla, insanların ortaya çıkışı daha sonradır, ancak yine de bugrupların 30 milyon yıl önce yaşamış ortak ataları bulunur.
30 ile 15 milyon yıl önce arasındaki dönemde, günümüz kuyruksuz büyükmaymunların ve maymunların ataları temel uyumları yönündenfarklılaşmaya başladı. 15 ile 8 milyon yıl önce arası dönemde"kuyruksuz büyük yer maymunu" adı verilen bir grup Afrika'nın dışına,Avrasya Kıtası'nın açık düzlükleri ve seyrek ormanlarına doğruyayılmaya başladı. Bu bölgelerde yere bağlı bir yaşama ve tohum, kök,fıstık gibi aşırı çiğneme gerektiren bir diyete uyum gösterdiler.
Asya'da bu döneme ait, fosilleri bulunan türe Sivapithecusdenilmektedir. Sivapithecus'un bugün Endonezya'da yaşayan orangutanınyakın akrabası olduğu bilinmektedir. Gorilin, şempanzenin ve insanınortak atasına yakın, benzer fosiller Afrika'da da bulunmaktadır.
Yaşayan kuyruksuz maymunların ve insanların genetik yapılarına vefosillere dayanılarak yapılan çalışmalar sonunda birçok araştırmacı buiki Afrika kuyruksuz maymun grubunun 6-8 milyon yıl önce, insana gidenkoldan ayrıldığına inanmaktadır. Sözkonusu dallanmaya yol açan dışetkenler de anlaşılmıştır.
Afrika'nın 1000 km uzunluğundaki Rift Vadisi, 10-8 milyon yıl önce DoğuAfrika'yı bugün olduğu gibi ikiye bölmüyordu. Atlantik'ten HintOkyanusu'na dek, tüm Afrika tek bir biyocoğrafi bölge özelliğitaşıyordu. Bu bölgede de bugünkü goril-şempanzeye ve modern insanagiden kolların ortak atası yaşıyordu.
Yaklaşık 8 milyon yıl önce oluşan bir tektonik kriz nedeniyle, ikifarklı hareket ortaya çıktı: batma hareketi bugün Rift Vadisi olarakbildiğimiz bölgeyi, yükselme hareketiyse vadinin batı yakasınıoluşturan tepeleri meydana getirdi.
Yarık ve bariyer oluşumu havanın dolaşımını belirgin bir şekildeengellemişti. Batı bölgedeki alanlar, Atlantik sayesinde sürekli yoğunnemli ortam yaşıyordu. Buna karşılık doğu bölgesi, bir başka yükselentabaka olan Tibet Platosu'nun batı yakasıyla çarpışma sonucunda, bugünmuson olarak adlandırdığımız mevsimsel bir yağış sistemine sahip oldu.
Bu şekilde eski, geniş tek biyocoğrafi alan, kendilerine has bitkiörtüsü ve iklime sahip olan iki farklı alana dönüştü. Batı, nemlikalmaya devam etti, doğu ise giderek kuraklaştı. Batı bölgelerindeormanlar ve koruluklar yaşamaya devam ederken, Doğu'da savanlar ve açıkaraziler oluşmaya başladı.
Bu etkilerin sonucu olarak, eskiden tek bölgede yaşayan ortak atapopulasyonu ikiye bölündü. Daha geniş bir grup olan Batıdakiler nemlibir ortamdaki ağaç yaşamına uyumlarını sürdürdüler. Buna karşılık ortakatanın Doğu'daki torunları açık arazinin yeni şartlarına uyumgöstermelerini sağlayacak farklı bir davranış repertuarı geliştirdiler.İşte bunlar hominidler olarak sınıflandırdığımız ilk gruptur.
Bu model, şempanzelerle gorilleri barındıran üst aileyle insanların,genetik olarak bu kadar yakın oldukları halde nasıl olup da hiçbirzaman aynı coğrafyayı paylaşmadıklarını da açıklamaktadır. Tüm EvrimKuramı'nda olduğu gibi, bu model de insan ve kuyruksuz büyük maymunfarklılaşmasını, bu durumda coğrafyaya bağlı, bir dış etki sonucuoluşan ortam değişikliğine bağlamaktadır.
İnsanın Ortaya Çıkışı
Primat evriminin içerisinde, insan evrimi birçok kişinin sandığınınaksine, çok net anlaşılmış ve iyi bilinen bir süreçtir. 19. yüzyıldanberi sırasıyla, Avrupa, Asya ve Afrika'da yoğun olarak yapılan kazılar,insanın atalarına ait birçok buluntunun ele geçmesini sağlamıştır.
Paleoantropolojiden, gerek yöntem yönünden, gerek incelediği konuyönünden son derece farklı bir bilim dalı olan moleküler biyolojide son20 yıldır yapılan çalışmalar, fosil buluntulardaki birtakım boşluklarındoldurulup, bu sürecin ayrıntılarının daha iyi anlaşılmasınısağlamıştır.
Yaklaşık 6 milyon yıl önce birbirinden ayrılan iki gruptan, bugünküinsanlara doğru giden kol nisbeten savan ve açık arazi doğal ortamınauyum sağladı. İki ayaklılığın tam olarak hangi fosil türden itibarenbaşladığını bilmiyoruz, ancak 4,4 milyon yıl önceye tarihlendirilen veEtyopya'da bulunan Ardipithecus Ramidus fosili, çok ilkel özelliklerinyanısıra, kesin olarak iki ayak üzerinde hareket ettiğinin kanıtlarınıda taşıyor.
Bir canlının iki ayak mı, yoksa dört ayak üzerinde mi hareket ettiğiiskelet üzerinde kesin olarak belirlenebilir. Örneğin insandakafatasını vücudun geri kalanına bağlayan delik kafatasının tam altındayeralırken, dört ayaklı canlılarda bu bağlantı kafanın ense kısmındangerçekleştirilir. Bunun dışında uzuvlarda yük dağılımına bağlıfarklılıklar, kalça kemiğinin yapısında büyük farklılıklar bulunur.
Şu anda en erken olarak Ardipithecus'la temsil edilen ve yaklaşık 2,5milyon yıl önceye kadar da doğa tarihi sahnesinde tek oyuncu olanhominid gruplarının üyeleri, tartışmasız bir şekilde iki ayak üzerindehareket ediyorlardı. Bu canlıların bugüne kadar alet ürettiklerine dairherhangi bir buluntu da elimize geçmiş değil.
Hayvanat bahçesindeki tutsaklık halinde olsun, doğal ortamında olsunşempanzelerin alet üretmeseler de alet kullandıkları gözlendiğinden,ilk insansıların da birer alet kullanıcısı olduğunu düşünmek yanlışolmayacaktır. Bu canlılar, iki ayak üzerinde hareket etseler ve açıkarazideki yaşam şartlarına uyum göstermiş olsalar da, ormanlarıngüvenliğini hiç terk etmemişlerdir. Büyük etçillerden saklanabilmek yada geceleri sığınmak için ağaçları kullanmışlardır.
Yaklaşık 2,5 milyon yıl önceye kadar bu canlıların yaşam biçimlerindeve uyumlarında önemli bir değişiklik görülmezken, Orta Pliosen, döneminortalarında (3-2,3 milyon yıl önce) iklimde yaşanan bir soğumayla,tropik Afrika'nın ormanlarının yoğunluklarının azaldığı kurak ve soğukbir dönemde (bu dönem Kuzey Avrupa'da buzullaşma dönemidir), iskeletyapısındaki değişme ve beyin kapasitesindeki önemli artışlar ve taşalet buluntularıyla Homo cinsinin ilk örnekleri belirir.
Bu canlılar iki ayaklılığa, Australopithecuslardan çok daha iyi uyumgöstermişlerdir ve uzuvlarının gövdelerine olan oranları moderninsanlarınkine yakındır. Australopithecuslar ve Homo cinsinin ilküyelerinin beyin kapasiteleri arasında belirgin bir artış bulunsa da,fosil insan türlerindeki önemli beyin artışı asıl bu dönemden sonragerçekleşmiştir. Bunun önemli nedenlerinden biri de, taş aletendüstrisidir. İnsan evriminde beynin evrimi, kültürün (bu sözcük ilkinsanların alet üretme biçimlerini tanımlamak için de kullanılır)evrimi ile içiçe geçmiştir.
Homo cinsinin ilk üyeleri, taş aletlerine rağmen, büyük bir memeliyiavlayabilecek koordinasyonu ve iletişimi büyük olasılıklagöstermemişlerdir. Yine de bu av eti yiyemedikleri anlamına gelmez.Besin toplayıcılığının yanı sıra, leş yiyiciliğin de bu canlılarındiyetinin önemli bir kısmını oluşturduğu düşünülmektedir.
Taş aletler sayesinde daha önce tüketemedikleri çok önemli bir besinede kavuşmuş oldular: kemik iliği. İlik, protein yönünden çok zengin,önemli bir besindir. Av artıklarında et bulamasalar da, taş aletlerisayesinde kemiği kırıp, iliğini almaları mümkün olmuştur.
Homo cinsinin bu ilk üyelerini takip eden gruplarda önemli değişimlergözlenir. Örneğin gövde iskeletinin neredeyse tamamen modern yapıyakavuşması, beyin hacminde daha önceden saptanmamış ölçüde artışlar,gelişmiş alet üretim kültürleri, toplu avcılığın ilk izleri vb. gibi.
Bu değişimlerin olanak sağlamasıyla ve iklimin de baskısıyla Homotürlerinin bazıları yeni besinlerin ve yaşam alanlarının peşinde kuzeyeve doğuya hareket ederek, Afrika'nın dışına çıkmışlardır (yakın zamanakadar çıkış tarihinin en eski bir milyon yıl önce olabileceğidüşünülüyordu. Ancak Avrasya'daki yeni birtakım buluntular bu tarihtenönceye ait. Bu durumda Afrika'dan çıkış tarihi daha da önce olabilir.)
Göçler salt insan türlerine ait değildir. İklimdeki değişiklikler desalt insan türlerini etkilememiştir. Orta Pliosen'de memeli türlerindenbazılarının tükendiği, bazılarının göçettiği, bazılarınınsa yenitürlere doğru evrildiği bilinmektedir. Örneğin Afrika'nın ormanlıkalanlarına uyum sağlamış bovidler (geyik, ceylan gibi canlıları içerengrup) iri yapılıyken, dönemin sonunda iri yapılı tür ortadan kalkmış veyerini açık araziye uyum gösteren, küçük yapılı bir türe bırakmıştır.Bu tür günümüzde hâlâ soyunu sürdürmektedir. İnsanoğlunun evriminikendi başına, diğer canlılar ve çevreden bağımsız düşünmek olanaklıdeğildir.
Türümüzün evrimi de, başka canlılarında olduğu gibi, dış etkilerebağlıdır. Özellikle insan türlerinin evrimi, Kuzey Yarımküre'dekibuzullaşmalarla sıkı sıkıya ilişkilidir. Şempanze ve insana gidenkolların dallanmasından önceki dönemde (6 milyon yıl önce) Afrika'nınve Avrasya'nın hakim türünü kuyruksuz büyük maymunlar oluşturuyordu.
Miyosen'in sonundaki kuraklaşmayı takip eden dönemde bu türlerin çoğutükenmiştir. Yaşayan kuyruksuz büyük maymunların beş temsilcisi vardır:Jibon, orangutan, goril, şempanze ve insan. Sözkonusu edilen orandaolmasa da, benzeri birçokluk insan evrimi için de sözkonudur.
Yaklaşık bir milyon yıl önce dünyanın farklı yerlerinde yaşayan farklıHomo türleri bulunuyordu. Bunun en net örnekleri yaklaşık 90 bin yılönce Ortadoğu'da Neanderthallerin (H. neaderthalensis) ve moderninsanın (H. sapiens) bir arada bulunuşudur. Ancak, yine fosillerdenbulgulanan verilere göre, son buzul dönemi sırasında (35 bin yıl önce)bir tek Homo türü kalmıştır: Homo sapiens.
Diğer türler, ister H. sapiens'le rekabet edememelerinden, isterdeğişen ortama onun kadar iyi uyum sağlayamamalarından olsuntükenmişlerdir. Modern insan son 35 bin yıldır fosil kayıtlardayalnızdır.
Moleküler Kanıtlar
İnsan evriminin daha net anlaşılmasını sağlayan bir grup buluntutamamen farklı bir disiplinden, moleküler biyolojiden geldi. Molekülerbiyologların 20 yıldır yaptığı çalışmalar, iki önemli bulguyu gösterdi.Birincisi yaşayan türler içerisinde insanoğlunun en yakın akrabasınınşempanzeler olduğunu, ikincisi modern insanın kökenin bir zamanlarsanıldığı kadar eski olmadığını, ancak 200 bin yıl geriye uzandığınıkanıtladı.
Birinci bulgu, 1970'lerden beri moleküler biyologların moderninsanların ve şempanzelerin DNA'ları ve amino asitleri üzerindeyaptıkları incelemelere dayanıyor.Kullanılan DNA melezleştirmesiyöntemi, insan ve şempanze genlerinin %98,5 oranında aynı olduğunugösterdi.
İkinci bulgu ise 1980'lerde Dünya üzerindeki farklı insanpopülasyonlarından örnekler alarak yapılan mitokondriyal DNA (mtDNA)incelemesi sonucunda, mtDNA'daki en çok çeşitliliğin (varyasyonun)Afrikalılarda olduğunu gösterdi. Canlı topluluklarındaki değişim,mutasyon adı verilen, kalıtsal materyal DNA'da oluşan farklılıklardır.
Bir popülasyonun gen havuzunda, aynı türün başka popülasyonlarınaoranla daha çok sayıda çeşitlilik birikebilmesi için, bu popülasyonundaha uzun süredir evrim geçiriyor olması gerekir. En çok çeşitliliğeAfrikalıların gen havuzunda rastlanıldığından, Afrikalılar yaşayaninsan topluluklarının kökenini oluşturmaktadır.
İnsanın evrimine ilişkin sorunlar yok mudur? Elbette tüm diğercanlıların evrim sürecinin anlaşılmasında olduğu gibi, insanınevriminde de birtakım sorunlar vardır. Ancak, evrimsel biyoloji çalışanhiçbir bilim adamının ya da paleoantropoloğun, insanların evrimineilişkin şüphesi yoktur. Aydınlatılması gereken noktalar, evrimin nasılilerlediğine dair olan noktalardır.
Neanderthallerle ilgili 1997 yılında yapılan çalışma bu sorunlara iyibir örnektir. Neanderthal fosilleri üzerinde çalışanpaleoantropologlar, bu canlıların, modern insanın artık ortadan kalkmışbir alt türü mü, yoksa tamamen bağımsız bir tür mü oldukları konusundayıllarca uzlaşamamışlardır.
Ancak Almanya ve ABD'deki iki bağımsız grubun Neanderthallerinmitokondriyal DNA'sı üzerinde yaptıkları çalışmalar, Neaderthallerin vemodern insanların birbirleriyle hemen hemen hiç eşleşme olmadan, ayrıevrim geçiren türler olduklarını göstermiştir.
Tarihsel bazı sorunlar da, insanın evrim sürecini öğrenmek isteyenkişilerin kafasını karıştırabilir. İlk defa 19. yüzyılın sonundabulunan Homo erectus fosiline dik yürüyen insan anlamında bu adverilmiştir. Ancak, daha sonra bulunan, H. erectus'tan çok daha eskihominid fosilleri H. erectus'un iki ayaklı ilk hominid olmadığınıortaya koymuştur.
Buluntulara adlar vermek insanların inisiyatifinde olan bir şeydir. Birfosil buluntuya verilen adın, biyolojik olarak bir aradasınıflandırılan grupların değişmesi, yine insanlarca yapılabilecekşeylerdir. Bunların hiçbirisi evrimin yanlışlığını ya da varolmadığınıgöstermez. Bilim, birikimsel bir süreçtir. "Daha doğru" nun eskininyerini alması ancak daha çok bilginin anlaşılması ve üstüste konmasıylamümkün olur.
|