Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Helak olmuş ad kavmi ve bulunan kalıntılar  (Okunma Sayısı 1601 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
no_fear_06
:::...gOrGiAs...:::
Global Moderator
Süper Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1 574


düŞmAn kElİmEsİnİN AnLmInI DoStLaRıMdAn öGrEnDiM


Üyelik Bilgileri Site
« : Temmuz 12, 2008, 02:51:39 ÖÖ »

AD KAVMİ
23 Dec 2006
SUUDİ ARABİSTAN’DA DEV BİR İNSAN İSKELETİ BULUNDU. NORMAL İNSANLARİSKELETİN YANINDA CÜCE GİBİ DURUYORLAR. İDDİAYA GÖRE BU İSKELET KUR’ANDA GEÇEN VE İRİLİKLERİYLE TANIMLANAN “AD KAVMİ’NE” AİT.

ÂD KAVMİ
Kur’ân’da
adı geçen eski bir Arap kavmi.

(Resimlerin gerçekliğini garanti edemem,bana maille geldi.)
Hz. Âdem* (a.s.) ile başlayan tevhîd mücadelesinin mâhiyeti, Kur’an-ıKerim’de kıssalar yoluyla insanlara tebliğ edilmiştir. Esasenkıssaların nakledilmesinin sebeblerinden birisi de onlardan ibretalınmasıdır. Meydana gelen olayların sebeblerini iyi tesbit etmek veaynı hataları tekrarlamamak esastır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:“Andolsun onların kıssalarını açıklamada selîm akıl sahipleri içinbirer ibret vardır. Bu (Kur’an) uydurulacak bir söz değildir. Ancakkendinden evvel indirilen kitap’ların tasdîki, (Dine ait) her şeyintafsilidir” (Yusuf, 12/111) hükmü beyan buyurulmuştur. Dikkat edilirseselîm akıl sahiplerinin ibret alması ön plândadır.
Âd kavminin yaşadığı beldenin ismi Ahkâf’tır.
Müfessirler Yemen ile Umman arasındaki geniş bir beldenin, bu isimle anıldığını kaydederler.
Kur’an-ı Kerim’de: “Âd (kavmi)ne gelince: Onlar yeryüzünde haksız yere
büyüklük tasladılar ve “Kuvvetçe bizden daha güçlü kimmiş!..” dediler. Onlar kendilerini
yaratan Allah’ı -ki o, bunlardan pek kuvvetlidir- hiç düşünmediler mi?Onlar bizim mu’cizelerimizi bilerek inkâr ediyorlardı”. (el-Fussilet,41/15) hükmü beyan buyurulmuştur. Fizikî yapıları hakkında değişikrivâyetler vardır. Fakat gerek boy, gerek fizikî güç olarak, gayetkuvvetli oldukları bilinmektedir. Hz. Âdem (a.s.)’in boyunun altmışzira (arşın) olduğu, Buhârî’de kaydedilen haberlerle sabittir.Kendisinden sonra gelen nesillerin giderek kısaldığını iddia edenler,Âd kavminin boyunun altmış ziradan aşağı olduğunu ifade etmişlerdir.Bazı müfessirler ise, Âd kavminin, boy itibariyle Hz. Âdem’den de büyükolduğu üzerinde durmuşlardır (Kurtubî, XX, 48; Buharî, Enbiyâ, I; İbnHanbel, II, 3 1 5-325).

Hz. Hûd döneminde Âd kavminin lideri Şeddâd’tır. Temel hedefi, yeryüzündeki bütün insanları kendisine boyun eğdirmektir.
Heykeller çevresinde geliştirdiği siyâsî yorumlarla, zorbalığı ve kandökmeyi meşrû gösterme gayretinde olmuştur. (eş-Şuarâ, 26/130; Hûd,11/59). Bu lider Hz. Hûd (a.s.)’un tebliğine muhatap olmuştur. Fakatgerek kendisi, gerek kavmi, vahye karşı, heykellerine (putlarına) önplanda yer veren mevcut siyâsî yapıyı savunmuştur. Nitekim Kur’ân-ıKerim’de: “İşte Âd kavmi!.. Onlar Allah’ın âyetlerini bilerek inkârettiler. Peygamberlerine isyan ettiler. Böylece başları (liderleri)olan her zorbanın emrine uyup gittiler. Onlar bu dünyada da, kıyâmetgününde de lânet cezasına tâbi tutuldular” (Hûd, 11/59-60) hükmü beyanbuyurulmuştur.
İnsanlara kuvvetle ve silâhla gâlip gelen zorbalara boyun eğmek birzillettir. Nitekim Âd kavmi heykel’lere izâfe edilen siyâsî teorilereve zorbalara boyun eğdiği için, lânetlenmiştir. Esasen İslâm’ındışındaki bütün sistemler temelde zulme* ve zorbalığa dayanırlar.
Âd kavmi, gerek siyâsî, gerek ekonomik açıdan büyük bir güçtü!.. “Bağ-ı
İrem” diye anılan; muhteşem sarayların süslediği büyük bir şehir, dillere destan olmuştu!..
Kur’an-ı Kerim’de: “Ey Muhammed, Rabbinin, ülkelerde benzeriyaratılmayan, sütunlara (büyük saraylara) sahip İrem şehrinde yaşayanÂd kavmine ne yaptığını görmedin mi?” (el-Fecr, 89/6-8) denilmeksuretiyle, bu mahiyet meydana konulmuştur. Fakat heykellere (putlara)tapan Âd kavmi, zorbalıkta ve zulümde de şöhret sahibiydi!.. Yeryüzündekendilerinden daha güçlü hiçbir şeyin bulunmadığına inanmışlardı. Kendiiçlerinden Hz. Hûd* (a.s.)’a peygamberlik görevi verildiğinde, büyükbir mücadele başladı. Akılları ve bilimsel teorileri, zorbalarınsafında yer almak gerektiğini esas alıyordu. Şimdi bu mücadeleyiKur’an-ı Kerim’i esas alarak özetleyelim:
“Hani kardeşleri Hûd onlara: “Allah’dan korkmaz mısınız?” demişti. “Şüphesiz ben size
gönderilmiş, emin bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun ve banaitaat* edin. Sizden buna karşılık hiçbir ücret istemiyorum. Benimmükâfatım âlemlerin Rabbinden başkasına aid değildir. Siz her yüksekyerde bir âlâmet (saray, kule) bina edip, eğlenir misiniz? Tutupyakaladığınız vakit,zorbalar gibi yakalar mısınız? Artık Allah’tankorkun ve bana itaat edin. Size bilip durduğunuz şeylerden (nimetlerde)yardım eden, size davarlar, oğullar, bağlar, ırmaklar ihsan edenAllah’tan sakının. Ben cidden üstünüze gelecek büyük bir gününazâbından korkuyorum.” (eş-Şuarâ, 26/124-135)
Bu tebliğ karşısında Âd kavminin ileri gelenleri, ulusal çıkarlarını bahane ederek, iftira kampanyasını başlatırlar.
“(Âd) kavminin ileri gelenlerinden kâfir bir cemâat de: “Biz senimuhakkak bir beyinsizlik içinde görüyoruz. Seni muhakkak yalancılardansayıyoruz” dedi. (Bunun üzerine Hûd) “Ey kavmim” dedi. Bende hiçbeyinsizlik yoktur. Fakat ben âlemlerin Rabbi tarafından (gönderilmiş)bir peygamberim. Size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum. Bensizin emin bir hayırhahınızım. Size o korkunç âkıbeti haber vermek içiniçinizden bir kimse (vasıtasıyla) Rabbinizden size bir ihtar gelmesituhafınıza mı gitti? Düşünün ki o, sizi Nûh kavminden sonra hükümdarlaryaptı, size yaratılışta onlardan ziyâde boy-pos (ve kuvvet) verdi. Ohalde Allah’ın nimetlerini unutmayıp hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”(el-A’raf, 7/66-69).
Şeddâd’ın çevresinde yer alan politik güçler, Hûd (a.s.)’un tebliğine engel olabilmek için, değişik yöntemlere başvuruyorlardı:
“Dediler ki: “Sen bize yalnız Allah’a kulluk* etmemiz, atalarımızınibâdet etmekte olduklarını bırakmamız için mi geldin? O haldesıddıklardan (doğru sözlülerden) isen bizi tehdit etmekte olduğun şeyi(azâbı) getir bize!..” (el-A’raf, 7/70).
” Bize, bizi ilâhlarımızdan (heykellerimizden, putlarımızdan) alıkoymakiçin mi geldin? Doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyibaşımıza getir.” (el-Ahkâf, 46/22).
“Dediler ki: “Ey Hûd!.. Sen bize açık bir mûcize* getirmedin. Biz desenin sözünle tanrılarımızı (heykellerimizi, putlarımızı) bırakmayız.Senin söylediklerine inanıcılar da değiliz. Biz: “Tanrılarımızdanbazıları seni fenâ çarpmış ” (demekten) başka bir şey söylemeyiz.”(Hûd, 11/53-54).
Hûd (a.s.)’un tebliği* karşısında iyiden iyiye hırçınlaşan Âd kavmi,heykellerinin kendilerini koruyacaklarından oldukça emin görünüyordu.Hâkimiyetin kayıtsız-şartsız kendilerine ait olduğu iddiasına imanetmişlerdi. Bu hâkimiyetlerini, heykellerinin ifâde ettiği ideolojilerisayesinde sürdürdüklerini kabul ediyorlardı. Sürekli olarak;
“Biz azâ…ba uğratılacak da değiliz” (eş-Şuara, 26/138) diyerek kendikendilerini ikna etme yoluna gidiyorlardı. Hûd (a.s.)’un tebliğinikabul eden müminlere, işkence etmekten asla çekinmeyen ve zindanlardaçürütmeyi hedef alan Âd kavmi alay ederek: “Haydi tehdit ettiğin azâbıgetir” sloganına sarılmıştı!.. Kısa bir süre sonra azâbın belirtilerigörüldü. Akarsular kurumaya, yeşillikler sararmaya başladı. Ünlü İrembağları birer birer yok oluyordu. Kuraklık etrafı kasıp kavuruyordu. Oyiğit yapılı, güçlü kuvvetli insanlar bir yudum suya, bir dilim ekmeğemuhtaç hale gelmişlerdi. Bu noktada Hûd (a.s.) yeniden tebliği denedive;
“Eğer şimdi yüz çevirirseniz (ne diyeyim). Ben size ne ilegönderilmişsem, işte onu tebliğ ettim. Rabbim sizin yerinize diğer birkavmi getirir de, ona (Allahü Teâlâ ‘ya) hiçbir şeyle zararveremezsiniz. Şüphesiz ki benim Rabbim her şeyi koruyandır” (Hûd,11/57) dedi.
Âd kavminin Şeddâd ve çevresinin geliştirdiği ideolojiyle beyniyıkanmıştı!.. Heykellerinin izinden ayrılmıyorlardı. Belirli bir süresonra her zaman yağmur getiren bulutların geldiği yönde bir bulutgördüler, sevindiler. Çünkü kuraklığı “tabiat kanunlarıyla” açıklamaâdetleri vardı. Bunun “Allahü Teâlâ (c.c.)’nın bir ihtarı” olduğunukabule yanaşmıyorlardı. Şimdi hadisenin cereyan ediş şeklini Kur’an-ıKerim’den öğrenelim:
“Artık onu (azâbı) vâdilerine doğru gelen bir bulut halinde görmüşlerdi.
Dediler ki: “Bu bize yağmur verici bir buluttur.” (Hûd) “Hayır” (dedi)bu çarçabucak gelmesini talep ettiğiniz (bu hususa benisıkıştırdığınız) şeydir. Bir rüzgârdır ki, onda elem verici bir azâbvardır. O (Rüzgâr) Rabbimin emriyle her şeyi helâk edecektir.”(el-Ahkâf, 46/24-28).
İnkârcı Nûh kavmi tufan sonucu helâk edilmişti!.. Âd kavmi ise, korkunçbir rüzgârla, şirk’in ve zulmün cezasını bu dünyada gördü:
“Âd kavmi (Peygamberleri Hûd’u) yalanladı. İşte benim azâbım (ve bundanevvel) tehditlerim nice imiş (düşünün). Çünkü biz (haklarında) uğursuzve (uğursuzluğu) sürekli bir günde onların üstüne çok gürültülü birfırtına gönderdik. (Öyle bir fırtına) ki, insanları, sanki onlarköklerinden sökülmüş hurma kütükleri imiş gibi tâ temelinden kopar(ıp,helâke) uğratıyordu” (el-Kamer, 54/18-20).
Bu azâb sırasında Hz. Hûd (a.s.) ve beraberinde bulunan müminlerin durumu ne olmuştu? Bunu da Kur’an-ı Kerim’den öğreniyoruz:
“Hûd’u ve beraberindeki iman edenleri rahmetimizle kurtardık. ” (el-Âraf, 7/22).
Âd kavminin durumu, bütün insanlara büyük bir ibrettir.
Politik ve ekonomik güçlerine güvenerek şirki ve zulmü yaymak içingayret sarfeden, bütün müstekbir’lerin zaferleri geçicidir!.. Elbetteazâbın en şiddetlisine şahid olacaklardır. Kısacık dünya hayatı içinzorbalara boyun eğen ve şirkin hâkimiyetine râzı olanlar Âd kavminiasla unutmamalıdırlar.
alıntıdır.......
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Ve Theme Design By Cadosoas