|
boxcigar
|
 |
« : Temmuz 29, 2007, 02:55:04 ÖÖ » |
|
İşçilerin tulumları beyazdı; ellerinde soğuk, kadavra rengi kauçukeldivenler vardı. Işık donuktu, ölüydü: Bir hayalet sanki!.. Yalnızmikroskopların sarı borularından zengin ve canlı bir öz akıyor, birbaştan bir başa uzanan çalışma masalarının üzerinde tatlı çizgileryaratarak, parlatılmış tüpler boyunca tereyağ gibi yayılıyordu. "Bu da"dedi Müdür kapıyı açarak, "döllenme odası işte..."
Doğal olarak, ilkin döllenmenin cerrahlığa dayanan başlangıcından sözetti, derken "Toplum uğruna seve seve katlanılan bir ameliyattır bu"dedi, "altı maaşlık ikramiyesi de caba... Bir yumurta bir oğulcuk, birergin; bu normal... Oysa, Bokanovskilenmiş bir yumurta tomurcuk açar,ürer bölünür. Eş ikizler yalnız insanların doğurduğu o eskizamanlardaki gibi yumurtanın bazen rastlantıyla bölünmesinden oluşanikiz, üçüz parçaları değil, düzinelerle yirmişer, yirmişer." Müdür"yirmişer" diyerek sanki büyük bir bağışta bulunuyormuş gibi kollarınıiki yana açtı; "yirmisi birden!.."
Ama öğrencilerden biri bunun yararının ne olduğunu sormak gibi birsersemlikte bulundu. "İlahi yavrucuğum!" Müdür olduğu yerde onadönüvermişti. "Görmüyor musun? Görmüyor musun, kuzum?" Bir elinikaldırdı; heybetli bir duruşa geçmişti. "Bokanovski süreci toplumsaldengenin en başta gelen araçlarından biridir! Milyonlarca eş ikiz;toptan üretim ilkesinin sonunda biyolojiye uygulanmış olması..."
Yukarıdaki yazı, Aldous Huxley’in 1930’larda yazdığı, geçtiğimiz aybilim gündemini birdenbire fetheden "koyun kopyalama" deneyine değinenhaberlerde sıkça gönderme yapılan, Brave New World (Cesur Yeni Dünya)romanının girişinden kısaltılarak alınmış bir bölüm. Huxley, olumsuzbir ütopya (distopya) niteliği taşıyan romanında, Alfa, Beta, Gama,Delta ve Epsilon adlarıyla, kendi içinde genetik özdeşlerden oluşan beşfarklı sınıfa bölünmüş bir toplum tablosu çiziyor.
Özdeş vatandaşların üretildiği bu hayali "Bokanovski Süreci", çağdaşanlamıyla klonlama (veya genetik kopyalama) olmasa da, sürecin yolaçtığı etik (ahlaki) ve toplumbilimsel kaygılar, sekiz ay önceİskoçya’da gerçekleştirilen ve geçtiğimiz ay kamuoyuna duyurulangelişmelerin doğurduklarına denk düşüyor. Şimdi herkesin tartıştığı,son gelişmelerin insanlık için daha insanca bir dönemin mi yoksa, hızlagerçeğe dönüşen korkunç bir distopyanın mı kapısını araladığı.
Şubat ayının 22’sinden itibaren, İskoçya’nın Edinburg kentinde,biyoteknoloji alanında tuhaf bir gelişme kaydedildiği, "Dünyanın sonu","Frankenstein" gibi ifadeleri de içeren dedikodularla birlikte etraftakonu olmaya başladı. Bilim çevreleri de basın da şaşkındı, çünkü,seçkin yazarların ve bazı bilim adamlarının birkaç gündür zatenhaberdar oldukları ve konuyu "patlatmayı" bekledikleri bu gelişme, birbiçimde basına sızmış, dilden dile dolaşmaya başlamıştı bile.
Normalde pek de ciddiye alınmayacak böyle bir "dedikodunun" bu denliyayılabilmesi, işin içine çeşitli dallarda makalelere yer veren saygınbilimsel dergi Nature’ın adının karışmasıyla olmuştu. Gerçekten deNature, dedikodu niteliğini fersah fersah aşan bir bilimsel gelişmeyleilgili bir makaleyi 27 Şubat’ta yayınlayacağını bilim yazarlarınaduyurmuş ve bu tarihe kadar "ambargolu" olan bir basın bültenidağıtmıştı.
Batı ülkelerinde yazarlar normal olarak bu ambargolara uyar,hazırladıkları yazıları, ambargonun bittiği tarihte, aynı anda yayınaverirler. Ancak, aralarında ünlü The Observer’ın da bulunduğu bazıdergi ve gazeteler ambargoyu çoktan delmiş, konuyu kamuoyuna duyurmuştubile. Haberin, kaynağı olan Nature ve ambargoya saygı gösteren çoğunitelikli dergi ve gazetede yer almaması da, dedikodu trafiğiniartırmış, ortaya atılan spekülasyonlarla beklenenden fazla ilgitoplanabilmişti.
Hatta, Mart ayının başlarında, koyun klonlama haberinin yarattığı ilgiortamını değerlendirmek isteyen bazı haberciler, aynı yöntemle OregonPrimat Araştırmaları Merkezi’nde maymunların klonlandığını önesürdüler. Oysa, Oregon’da gerçekleştirilen, embriyo hücrelerininoldukça sıradan bir yöntemle çoğaltılmasıyla yapılmış bir deneydi.Klonlama, yetişkin bir canlıdan alınan herhangi bir somatik (bedeneait) hücrenin kullanılmasıyla canlının genetik ikizinin yaratılmasınıaçıklamakta. Kavramsal temelleri çoktandır hazır olan bu işleminuygulamada gerçekleştirilemeyeceği düşünülüyordu.
Edinburg’daki Roslin Enstitüsünden Dr. Wilmut ve ekibi bunu başarmışgibi görünüyor. "Ben bu filmi daha önce seyretmiştim!" diyenlerirahatlatmak için hemen belirtelim ki, aynı ekip 1995 yılında embriyohücrelerini kullanarak yine ikiz koyunlar üretmiş ve bunu duyuranmakaleyi yine Nature dergisinde yayımlatmıştı. Bu deney de basınayansımış, ancak, son gelişmeler kadar yankı uyandırmamıştı. Ne de olsabu yöntem, döllenmiş yumurtanın kazayla bölünüp tek yumurta ikizlerineyol açtığı bildik süreçlerden farksızdı.
Sıklıkla unutulduğu için tekrarlamakta yarar var ki, Wilmut’un sonbaşarısının önemi, işe somatik bir hücrenin çekirdeğiyle başlamasındayatıyor. Bu başarının ortaklarını anarken PPL Tıbbi Araştırmalarşirketini de atlamamak gerek. Borsalarda tırmanışa geçen hisseleriylegelişmenin meyvelerini şimdiden yemeye başlayan PPL, projenin hemamaçlarını belirleyerek hem de maddi olanakları yaratarak kuzuDolly’nin varlığının temel sebebi olmuş.
Dr. Wilmut’un gerçekleştirdiği başarı şöyle özetlenebilir: Yetişkin birkoyundan alınan somatik bir hücrenin çekirdeğini dahice bir yöntemle,başka bir koyuna ait, çekirdeği alınmış bir yumurtaya yerleştirmek vebilinen "tüp bebek" yöntemiyle yeni bir koyuna yaşam vermek.
Adını, ünlü şarkıcı Dolly Parton’dan alan kuzu Dolly, isim annesinindeğilse de, DNA annesinin genetik ikizi. Dolly, sevimli görünüşüylekamuoyunun sempatisini kazanmış ve tüm bu süreç ilginç bir bilimseloyun olarak sunulmuşsa da gerçekte deney oldukça iyi belirlenmişbilimsel ve maddi hedefleri olan, soğukkanlı bir süreç. Zaten Dolly’ninaraştırmacılar arasındaki adı da en az varlığı kadar "soğukkanlıca"seçilmiş: 6LL3... PPL’in idari sorumlusu Dr. Ron James, şirketsırlarını kaybetme kaygısıyla maddi hedeflerini pek açığa vurmamaklabirlikte, hemofili hastaları için koyunlara insan kanı pıhtılaşmafaktörü ürettirmeyi de içeren pek çok önemli ticari hedefin ipuçlarınıveriyor.
PPL ve Roslin Enstitüsü’nün çalışmaları, geçmişi çok eskilere dayananve önemli gelişmelerin kaydedildiği bir alan olan transjenik (genaktarılmasıyla ilgili) araştırmaların bir üst aşamaya, nükleer transfer(çekirdek aktarılması) evresine doğru ilerletilmesinden başka birşeydeğil.
Yıllardır başarıyla sürdürülen transjenik çalışmalarda tek boynuzlukeçi, üç bacaklı tavuk gibi görünüşte çarpıcı, yararı kısıtlıçalışmaların yanı sıra, insan proteinlerinin hayvanlara ürettirilmesigibi, modern tıp için çığır açıcı sayılabilecek başarılar kaydedildi.Son gelişmelere imzasını atan ekip, daha önce insan bünyesince üretilenmolekülleri gen transferi yöntemiyle bir koyuna ürettirmeyi başarmıştı.
Söz konusu deneyde gerek duyulan moleküllerin koyunun tüm hücrelerindedeğil, sadece süt bezlerinde sentezlenmesinin sağlanması, koyunun "ilaçfabrikası" olarak değerlendirilmesini beraberinde getiriyordu. Dollybaşarısının en önemli potansiyel yararı da bununla ilgili zaten. Gentransferi yöntemiyle, istediğiniz maddeyi sentezleyebilen bir canlıyasahip olduğunuzda, madde verimini artırmak üzere aynı süreci zaman vepara harcayarak yinelemeye çabalamak yerine elinizdeki canlının genetikikizlerini yaratabilirseniz, ticari değer arz edebilecek miktarda ilaçhammaddesi üretimine geçebilirsiniz.
Elinizde birkaç on tane genetik özdeş canlı biriktikten sonra, bu küçüksürüyü doğal yollardan üremeye bırakacak olursanız, hem "yatırımınız"kendi kendine büyüyecek, hem de genetik çeşitlilik yeniden oluşmayabaşlayacağından, tek bir virüs tipinin tüm "fabrikayı" yok etmesininönünü alacaksınız demektir.
Biraz Ayrıntı
İskoç ekibin gerçekleştirdiği klonlama deneyinin, dünyanın pek çokbölgesine dağılmış sayısız standart biyoteknoloji laboratuvarında"kolayca" gerçekleştirilebileceği söyleniyor. Yine de uygulanan yöntem,günlük gazetelerdeki basit şemalarda anlatıldığı kadar kolay ve hementekrarlanabilir türden değil. İskoç ekibin başarısı ve önceki sayısızbenzeri çalışmanın başarısızlığı, Wilmut’un, verici koyundan alınanhücre çekirdeğiyle, kullanılan embriyonik hücrenin "frekanslarını" çokhassas biçimde çakıştırabilmesine dayanıyor.
Bu yöntemle araştırmacılar, yetişkin çekirdeğin genetik saatinisıfırlamayı, tüm gelişim sürecini başa almayı becerebilmişler. Yönteminayrıntılarına girmeden önce bazı temel kavramlara açıklık getirmekteyarar var.
Çoğu memeli canlı gibi insan bedeni de milyarlarca hücreden oluşuyor.Bu hücrelerin milyonlarcası her saniye bölünmeyi sürdürerek bedengelişimini devam ettiriyor ve yıpranmış hücreleri yeniliyor. Buhücrelerin önemli kısmı bedenimizin belli başlı bölümlerini oluşturan"somatik hücreler." Tek istisna, üreme hücreleri. Eşeyli üreme,gametlerin (sperm ve yumurta) ortaya çıktığı "mayoz bölünme"ylebaşlıyor.
Cinsel birleşme sonucunda, spermin yumurtayı döllemesiyle de yeni bircanlının ilk hücresi "zigot" oluşuyor. Bu noktadan sonra gelişmeyedönük hücre bölünmeleri, "mayoz" değil, "mitoz" yoluyla ilerliyor.
Koyun ve insan hücrelerinin de dahil olduğu ökaryotik yani, çekirdeğiolan hücreler, farklı gelişim evreleri içeren bir yaşam döngüsügeçiriyorlar. Bu döngüyü, hücrenin görece durağan olduğu "interfaz" vebelirgin biçimde bölünmenin gerçekleştiği mitoz evrelerine ayırmakmümkün.
Hücre, yaşam döngüsünün yüzde doksan kadarını interfaz evresindegeçiriyor. Aslında, bu duraklama evresi göründüğü kadar sakin değil;hücre, tüm bileşenlerini DNA’yı sona bırakacak biçimde çoğaltarak,bölünmeye hazırlanıyor. Alt evreleri son derece iç içe girmiş olaninterfaz evresini işlevsellik açısından G1, S ve G2 alt evrelerineayırmak yerleşmiş bir gelenek. Yani, hücrenin yaşam döngüsü bu üç evreve M (mitoz)’dan oluşuyor. G1 evresi, DNA dışındaki bileşenlerinçoğaldığı bir dinlenme dönemi. S, DNA’nın bölünmesiyle sonuçlanan birgeçiş evresi. G2 ise, iç gelişmenin tamamlanıp, hücrenin mitoz yoluylabölünmeye hazırlandığı süreci içeriyor.
Hücrelerin hangi evreyi ne kadar sürede tamamlayacakları bir biçimdeprogramlanmış durumda. Belli bir organizmanın tüm hücreleri bu evreleriaynı sürede tamamlıyorlar. Yine de, ani çevresel koşul değişikliklerihücreleri G1 evresinde kıstırabiliyor; sözgelimi, besleyici maddelerinmiktarı birdenbire minimum düzeye düştüğünde.
G1 evresinin belli bir aşamasında, öncesinde bu duraklamaya izinverilen sabit bir kritik noktası var. Bu kritik nokta aşılırsa,çevresel koşullar ne yönde olursa olsun, DNA replikasyonunun önüalınamıyor. İleride göreceğimiz gibi, bu noktanın denetim altındatutulabilmesi, Wilmut ve ekibinin başarılı bir klonlamagerçekleştirebilmelerinin altın anahtarı olmuştur.
Bu noktada bir parantez açarak G1, S, G2 ve M evrelerinin denetimaltına alınmasının, hücrenin yaşam döngüsünü olduğu kadar, hücreninözelleşmesini, sözgelimi beyinden veya kas hücrelerinden hangisinedönüşeceğini de kontrol altına alabilmeyi, bir başka deyişle, hücreningenetik saatini sıfırlamayı sağladığını ekleyelim. Wilmut ve ekibiDolly’i klonlayıncaya kadar bu sürecin tersinmez olduğu, söz gelimi,bir defa kas hücresi olmaya karar vermiş bir hücrenin yenidenprogramlanamayacağı zannediliyordu. Peki Wilmut bunu nasıl başardı?
Soruyu tersinden cevaplayacak olursak, diğerlerinin bunubaşaramamalarının nedeninin, kullandıkları somatik hücrelerinçekirdeklerini S veya G2 evrelerindeki konakçı hücrelereyerleştirmeleri olduğunu söyleyebiliriz. Eski kuramsal bilgilere görebu yöntemin işe yaraması gerekiyordu, çünkü çekirdeğin mitoza yaklaşmışolması avantaj olarak görülüyordu. Ancak bu denemelerde, işler birtürlü yolunda gitmedi.
Kaynaştırmadan sonra, hücre fazladan bir parça daha mitoz geçiriyor veyararsız, kopuk kromozom parçaları meydana geliyordu. Bu "korsan"genler, gelişimin normal seyrini sürdürmesi için ciddi bir engeloluşturuyordu. Dersini çok iyi çalışmış olan Wilmut, bu olumsuzdeneyleri değerlendirerek hücreyi G1 evresinin kritik noktadan öncekiduraksama döneminde, "G0 evresinde" kıstırmaya karar verdi.
Verici koyundan alınan meme dokusu hücrelerini kültür ortamındagelişmeye bırakan Wilmut, hücrelerin geçirdiği evreleri sıkı gözetimaltında tutarak bir hücreyi G0 evresinde kıstırıp bu haliyledurağanlığa bırakmayı başarmıştı. Bunun için, hücrenin besin ortamınıneredeyse öldürme sınırına kadar geriletmiş, tüm süreci dondurarak biranlamda genetik saati de sıfırlayabilmişti. Üstelik bu evre,kaynaştırılacağı yumurta hücresinin mayoz gelişim sırasında girdiği, buişlem için en uygun olan metafaz-II evresiyle de mükemmel bir uyumiçindeydi.
İşlemin diğer kısımları yemek tariflerinde olduğu kadar sıradan vekolay uygulanabilir nitelikte. G0 evresindeki çekirdek metafaz-IIevresindeki yumurtayla kaynaştırılıp, normal besin koşulları ve hafifbir elektrik şoku etkisiyle olağan çoğalma sürecine yenidensokulduğunda, her şey tüp bebek olarak bilinen, in vitro fertilizasyonsürecindeki işleyişe uygun hale geliyor. Zigot, anne koyunun rahmineyerleştiriliyor ve gerekli hormonlarla normal hamilelik sürecibaşlatılıyor.
Wilmut ve ekibinin gerçekleştirdikleri hakkında bilinenler, yukarıdakaba hatlarıyla anlatılanlarla sınırlı. Sürecin duyurulmayan kritik birevresi varsa, bu ticari bir sır olarak kalacağa benziyor. Ancak,herkesin olup bitenler hakkında aynı bilgilere sahip olması, deneyinbaşarısı konusunda kimsenin şüphe duymamasını gerektirmiyor. 277denemeden sadece birinin başarılı olması başta olmak üzere, çoğuuzmanın takıldığı pek çok soru işareti var. Her şeyin ötesinde,herhangi bir olgunun bilimsel gelişme olarak kabul edilmesi için,sürecin yinelenebilirliğinin gösterilmesi gerekiyor.
Bir embriyolog, Jonathan Slack, çok daha temel şüpheleri öne sürüyor:"Araştırmacılar, yumurta hücresindeki DNA’ları tümüyle temizleyememişolabilirler. Dolayısıyla Dolly, sıradan bir koyun olabilir." Slack,alınan meme hücresinin henüz tamamen özelleşmemiş olabileceğini, böylevakalara meme hücrelerinde, bedenin diğer kısımlarına göre daha sıkrastlanılabildiğini de ekliyor. Zaten Wilmut da, bedenin diğerkısımlarından alınan hücrelerin aynı sonucu verebileceğinden bizzatşüpheli. Örneğin, büyük olasılıkla kas veya beyin hücrelerinin asla buamaçla kullanılamayacaklarını belirtiyor.
Üstüne üstlük, koyun bu deneylerde kullanılabilecek canlılar arasındabiraz "ayrıcalıklı" bir örnek. Koyun embriyolarında hücresel özelleşmesüreci zigot ancak 8-16 hücreye bölündükten sonra başlıyor. Geleneksellaboratuvar canlısı farelerde ise aynı süreç ilk bölünmeden itibarengözlenebiliyor. İnsanlarda ise ikinci bölünmeden itibaren... Bu durum,aynı deneyin fare ve insanlarda asla başarılı olamaması olasılığınıberaberinde getiriyor.
Dile getirilen açık noktalardan biri de, hücrelerde DNA barındıran tekorganelin çekirdek olmayışı. Kendi DNA’sına sahip organellerdenmitokondrinin özellikle önem taşıdığı savlanıyor. Memeli hayvanlardamitokondriyal DNA, embriyo gelişimi sırasında sadece anneden alınıyor.
Her yumurta hücresi, farklı tipte DNA’lara sahip yüzlerce mitokondriyledonatılmış. Bu mitokondriler zigotun bölünmesinin ileri evrelerinde,embriyo hücrelerine dengeli bir biçimde dağılıyor; ancak, canlının dahaileri gelişim evrelerinde, bu denge belli tipteki DNA’lara doğrukayabiliyor. Parkinson, Alzheimer gibi hastalıkların temelinde bumitokondriyal DNA kayması sürecinin etkileri var. Bu yüzden kimileri,sağlıklı bir kuzu olarak doğan Dolly’nin, zigot gelişimine müdaheleedilmiş olması yüzünden sağlıksız bir koyun olarak yaşlanabileceğiniöne sürüyorlar. Şimdilik Dolly’nin tek sağlıksız yönü, basına teşhiredilirken sabit tutulması amacıyla fazla beslenmesi yüzünden ortayaçıkan tombulluğu.
Klonlamalı mı?
Klonlamanın özellikle de insan klonlama konusunun etik boyutukamuoyunca, günlük yaşamda kültürün, temel bilimsel birikimin, tarih,siyaset ve toplumbilimin en yaygın ve temel kavramlarıylatartışılabilir nitelik kazanmıştır. Nükleer enerji kullanımı, hormondestekli tarım, ozon tabakasına zarar veren gazların üretimi gibi,farklı toplum kesimlerince kolayca anlaşılabilir ve tartışılabilirkabul edilen klonlama, şimdiden kamuoyunun gündeminde yerini aldı.
Kamuoyunun, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin uygulanıp uygulanmamasıkonusunda birtakım ahlaki gerekçelerle ne şekilde ve ne ölçüde yaptırımuygulayabileceği tartışmalı olsa da, şu anda kamuoyunun isteksizliğiklonlama çalışmalarının daha ileri aşamalara taşınmasına en güçlü engelolarak gösteriliyor. Oysa, "tüp bebek" diye bilinen in vitrofertilizasyonun, başlangıçtaki şiddetli tepkilerden sonra kolaycakabullenilmesi, işin içine "çocuk sahibi olma isteği ve hakkı"karıştığı durumlarda (aynı argüman klonlama konusunda da sıkçakullanılıyor) toplumun ne kadar kolay ikna olabileceğinin birgöstergesi.
Bilimkurgu romanları ve filmlerinde kaba hatlarıyla çokça tartışılmışolan klonlama konusunda halihazırda belli belirsiz bir kamuoyu"oluşturulmuş" durumda. Şu anda sürmekte olan tartışmaların bilinenyanlışlara yeniden düşmemesi için birkaç temel olguya açıklık getirmekgerekiyor. Olası yanılgıların en sık rastlananı, klonlanmış bircanlının, (tartışmalara sıkça insan da dahil ediliyor) genin alındığıcanlının fizyolojik özellikleri bir yana, kişilik özellikleribakımından özdeşi olacağı kanısı.
Kazanılmış özelliklerin kalıtsal yolla taşınabileceği yanılgısı,Philosophie Zooloique (Zoolojinin Felsefesi) adlı ünlü yapıtı 1809yılında yayınlanmış olan, Fransız zoolog Jean Baptiste Lamarck’adayanıyor. Lamarck’ın görüşlerinin takipçileri, insanlarıngözlemlenebilir kişilik özelliklerinin önemli ölçüde kalıtsal niteliktaşıdığını savlayarak, çevresel koşulların gelişim üzerindekietkilerini neredeyse tamamen yadsıyorlardı. Oysa, genetik, evrim,psikoloji gibi alanların ortaya koyduğu çağdaş ölçütler, kazanılmışkarakterlerin kalıtsal nitelik gösteremeyeceğini ortaya koyarak,kişilik oluşumunda çevresel etmenlerin güçlü bir paya sahip olduğunukanıtlamıştır.
Bu bağlamda, basında da yankı bulan "koyunlar zaten birbirlerinebenzerler" esprisinin aslında ciddi bilimsel doğrulara işaret ettiğininaltını çizmek gerekiyor. Klonlanmış bir koyunun, genetik annesiningenetik ikizi olduğu ölçülerek gösterilebilir bir gerçektir. Oysa,gözlemlenebilir kişilik özellikleri oldukça kısıtlı olan koyunlarınbirbirlerine benzemeleri kaçınılmazdır. Çok daha karmaşık bir organizmaolan insanoğlu, sayısız gözlemlenebilir kişilik özelliği sayesinde,genetik ikizinden kolayca ayırt edilebilir.
Tüm bunların ötesinde, klonlanmış bir insanın sadece kişilik bakımındandeğil, fizyolojik ve bedensel özellikleri bakımından da, genetikikizinden farklı olacağını peşinen kabullenmek gerekiyor. Bir bebeğinbiçimsel özelliklerinin ana rahminde geçirdiği gelişim süreciiçerisinde tümüyle DNA’sı tarafından belirlendiği görüşü yaygın biryanılgı. DNA molekülü, insan geometrisine dair tüm bilgileri ensadeleşmiş biçimiyle bile bütünüyle kapsayamayacak kadar küçük.
Çoğu biçimsel özellik, akışkan dinamiği, organik kimya gibi alanlardakitemel evrensel yasaların kontrolünde meydana geliyor. Bu süreçte de,her zaman için rastlantı ve farklılaşmalara yeterince yer var. Birgenetik ikiz, kuramsal açıdan, eşine en fazla eş yumurta ikizlerininbirbirlerine benzedikleri kadar benzeyebilir. Uygulamada ise, benzerlikderecesi çok daha düşük olacaktır; aynı rahimde aynı anda gelişmediği,aynı fiziksel ve kültürel ortamda doğup büyüyemediği için...
İşin bu boyutunu da göz önünde bulunduran Aldoux Huxley, romanında,Bokanovski Süreci’yle çoğaltılmış bebekleri, yetiştirme çiftliklerindepsikolojik koşullandırmaya tutma gereği duymuştu. Benzer biçimde,1976’da yazdığı The Boys from Brazil romanında Adolf Hitler’denklonlanan genç Hitler’lerin öyküsünü kurgulayan Ira Levin, klonları,Adolf Hitler’in kişiliğinin geliştiği tüm olaylar zincirinin benzerinetabi tutma gereğini hissetmişti.
Tüm bu "hal çarelerine" rağmen, kopya insanın genetik annesinden çoğuyönden farklı olması kaçınılmaz görünüyor. Diğer tüm koşullar denk olsabile, kopya birey, aynı zamanda ikizi olan bir anneye sahip olmasındanpsikolojik bakımdan etkilenecektir. Sağduyumuz bize Hitler’i genlerinindeğil, Weimar Cumhuriyeti sonrası sosyo-ekonomik koşulların ve gençAdolf’un kıstırıldığı maddi ve manevi bunalımların yarattığınıöğretiyor.
Tüm bunların ışığında, klonlama konusundaki popüler tartışmaları,tıkanıp kaldıkları, "beklenmedik bir ikize sahip olma" fobisindenkurtarılıp, daha gerçekçi zeminlere çekilmesi gerekiyor. Gen havuzunun(belli bir topluluktaki genetik çeşitlilik) daralması, hayvancılığıngeleneksel yapısından koparılıp biyoteknoloji şirketlerinin güdümünegirmesi, yol açılabilecek genetik bozuklukların kontrolden çıkması, bualanda çalışan bazı şirketlerin (söz gelimi PPL’in) tüm tekel karşıtıyasal önlemleri delerek ciddi ekonomik dengesizliklere yol açmasıgibiakla gelebilecek sayısız somut etik sorununun tartışılması gerekiyor.Yoksa, akademik organlardan dini cemaatlere kadar sayısız grupgelişmeleri "kitaba uydurma" çabasıyla, kısır tartışmalara girebilir.
Örneğin, Budist bir araştırmacı, Dolly’nin eski yaşamında ne gibi birkabahat işleyip de bu yaşama klonlanmış olarak gelmeyi hak ettiğiüzerine kafa yoruyormuş.
Aslında biyoteknolojik tekelcilik tehdidine, Cesur Yeni Dünya’da AldousHuxley de işaret etmişti: "İç ve Dış Salgı Tröstü alanından hormon vesütleriyle Fernham Royal’daki büyük fabrikaya hammadde sağlayan şubinlerce davarın böğürtüsü duyuluyordu..."
İnsanoğlunun temel kaygıları, şimdilik bazı temel koşullardaklonlamayla çelişiyor gibi görülüyor: Bir çiftçi düşünün ki, kendisiiçin tüm evreni ifade eden kasabasında herkese hayranlıktanparmaklarını ısırtan bir danaya sahip olsun. Bu danayı klonlayıp tümsürüsünü özdeş yapmayı ister miydi? Büyük olasılıkla biraz düşündüktensonra bundan vazgeçerdi.
Danasının biricik oluşu ve genetik çeşitliliği sayesinde bu danayayaşam veren sürüsünün daha da güzel bir dana doğurması olasılığı çokdaha değerli. Ömrü boyunca aynı dananın ikizlerine sahip olmayıkabullenmiş bir çiftçinin komşusu her an elinde daha güzel bir danayıipinden tutarak getirebilir.
Ünlüler, Köpek Kopyalama Derdinde
Koyun kopyalayan bilim adamları, şimdi de bu koyunları güdecekköpekleri kopyalamaya hazırlanıyor. Beş yıl içinde, 3 milyar lirayıgöze alanlar sevgili köpeklerinin tıpatıp kopyasını yaptırabilecek.Birçok ünlü şimdiden sırada. Bu yolla uzman köpekler de çoğaltılacak.Sevgili köpeğinizden hiç ayrılmak istemiyor musunuz?
Bu dileğiniz, beş yıl içinde gerçekleşebilecek. Bütün yapmanız gereken,köpeğinizden aldırdığınız hücre örneğini, Teksas'ın Austin kentiyakınlarındaki A&M Üniversitesi laboratuvarı bünyesinde kurulan vekısa bir süre sonra açılacak olan ‘Köpekbank’a 450 milyon lirakarşılığında vermek.
The Sunday Times gazetesinde yer alan bir habere göre aArtık yapılacakiş, Üniversite'de yapılan çalışmaların başarıyla sonuçlanmasınıbeklemek. Bundan sonra sıra, köpeğinizin tıpa tıp aynısınınkopyalanmasına geliyor. Eğer bu bekleme dönemi içinde köpeğiniz dünyadeğiştirdiyse tasa etmeyin. Sevgili köpeğinizin havlamalarını, yenidenduyabilirsiniz.
3 Milyar Lira
Yalnız sıkı durun; bu kez ödemeniz gereken para, tam 3 milyar lira.Üniversite'deki laboratuvarda yapılan genetik çalışmaların başarıylasürdüğü ve sonucun beş yıl içinde alınacağı belirtiliyor. Missyplicityadlı proje, ünlü simaların yanında, sıradan insanların da büyükilgisini çekiyor. Daha şimdiden, aralarında film yıldızlarının,şarkıcıların da bulunduğu yüzlerce kişi, köpeklerini kopyalatmak içinsıraya girdiler. Bu ünlüler arasında, ABD’li oyuncu Elizabeth Taylor,Amerikalı rap yıldızı Snoop Doggy Dogg gibi isimler de bulunuyor.
Projeye 565 milyar liralık bir bağış yapan Amerikalı zenginin köpeğiMissy, kopyalanan ilk köpek olarak onurlanacak. Bu projenin başarıylasonuçlanmasıyla, kedi kopyalamanın yolu da açılacak. Bilim adamları, buçalışmayla iki hedefi tutturmayı planlıyor. Biri, köpeklerin biyolojikyapısı hakkında bilgilerin artırılması.
Uzman Köpekler
Diğeri de, köpek kopyalama laboratuvarlarının kurulması. Böylece,örneğin bomba uzmanı köpeklerin kopyalanarak, bu tür köpeklerin eğitimaşamasında başarısızlıkla karşılaşılmasını engellemek. Kopyalanan bombauzmanı köpeklerin, genlerinden ötürü, bu konuda başarılı olmaolasılıkları oldukça yüksek görülüyor.
Proje için çalışan ekibin başkanı Dr.Mark Westhusin, ‘işlem oldukçapahalı. Ancak zamanla teknik geliştikçe, fiyatlar düşecek’ diyor.Projenin, büyük bir pazar payıyla kárlı bir işe dönüşmesi beklenirken,10 yıl sonra, belki de kopya koyun sürülerini yine kopya çobanköpekleri koruyacak.
|