|
boxcigar
|
 |
« : Temmuz 28, 2007, 08:12:51 ÖS » |
|
(1561-1626) Bilime katkıları gözönüne alındığında bilimin öncülerinkabaca üç grupta toplanabilir. "Kabaca" diyoruz, çünkü bilimadamlarınınen azından bir bölümü için böyle bir sınıflama yapay olmaktan ilerigeçmez.
(1) Çalışmaları deneysel ağırlıklı olanlar (Faraday, Marie Curie, Rutherford, vb.);
(2) Kuramsal düzeyde devrim niteliğini taşıyan atılımlarıyla tanınanlar (Newton, Darwin, Maxwell, Einstein, vb.);
(3) Çalışmalarında pratik sorunların çözümüne ağırlık verenler (Archimedes, Pasteur, vb.).
Katkısı bu üç tür çalışmadan hiç birine girmeyen, ama bilimsel yöntemanlayışım, bilimin uygar yaşam için önemini, uygulamaya yönelikbilginin güç ve değerini işleyen yapıtları; "kısır" diye nitelediğiskolastik düşünce geleneğine karşı yüreklice ortaya koyduğu tepkisiylebilim tarihine yön çizen bir öncü vardır: Francis Bacon.
Bacon, dar anlamda bir bilimadamı olmaktan çok, kendisine özgüyaklaşımıyla bir bilim yorumcusu, öngördüğü bilgi dünyasını kurmamisyonuyla tabuları kırma savaşımı veren bir düşünürdü. İçine doğduğudünya, çelişkilerle dolu bir dönemden geçmekteydi: bir yandainsanoğlunun yeni keşiflerle bilinmeyene açıldığı, bilgi arayışınagirdiği; öte yanda büyü, fal türünden aldatıcı uygulamaların yaygınlıkkazandığı, kilise buyruğuna ters düşünenlerin yakıldığı bir dönem!
Rönesansla birlikte sanatta belirginlik kazanan coşkulu atılım, 16.yüzyılda doğayı anlama, olup bitenleri açıklama arayışına dönüşmüştür.Bacon'un bu dönüşümü yorumlama ve yönlendirme tutkusu, aydınlanmaçağını henüz yakalayamamış toplumlar için bugün de geçerli birörnektir. Bacon, İngiliz Kraliyet Sarayı çevresinde, üst-düzey yöneticibir ailenin çocuğu olarak büyümüştü. Amcası dönemin en etkilipolitikacısıydı.
Daha küçük yaşlarındayken Francis, güzel ve ciddi konuşmalarıylaKraliçe Elizabeth'in ilgisini çekti. Kraliçe, ziyaretçi vemisafirlerine, saçlarını okşamaktan hoşlandığı bu çocuğu, "Saray'ınMinik Lordu" diye tanıtırdı. Çok yönlü bir eğitimle yetişen delikanlı,18 yaşına geldiğinde diplomatlar arasına katılmaya, elçilerle birlikteAvrupa başkentlerine gidip gelmeye başladı.
Ne var ki, bu parlak başlangıç uzun sürmedi. Babasının erken ölümü,yarattığı politik skandal nedeniyle ağabeyinin ölüm cezasınaçarptırılması, aileyi çökertti. Annesinin geçim sorumluluğunu üstlenenFrancis, bir yandan aile borçlarını ödeme uğraşı verirken, bir yandanda kendi geleceğini kurma çabasını elden bırakmıyordu. Başta Kraliçeolmak üzere, hiç kimse yüzüne bakmıyordu artık!
Ama hüsrana dönüşen yaşamında onu ayakta tutan ve yaşam boyu sürecekbir inancı vardı: Uygar geleceğe giden yolda aydın kesime biliminönemini kavratmak, bilimsel araştırmaya kurumsal bir kimlikkazandırmak! "İlgi alanımda yalnızca bilgi, bilgiye yönelik araştırmavardır," diyordu Bacon.
Deneyimci (ampirik) felsefenin öncüsü olan Bacon, temelde somutsorunlara ağırlık veren pragmatist bir düşünürdü. İnsanlığın mutlu veaydınlık geleceğine ilişkin, biraz ütopik ve iyimser bir beklentisivardı. Ona göre, bu geleceğin başlıca güç kaynağı güvenilir bilgiydi.İlerlemeyi tıkayan tek engel, "idolamentis" dediği yerleşik tabulardı.Öncelikle aklı teolojinin tutsaklığından kurtarmak, kapıları deneyselaraştırmalara açmak gerekiyordu. Bacon, militan bir tutum içindeydi;yaşamını, tasımsal argümanlarını laf cambazlığı saydığı skolastik"bilginlerin" yetkisini kırmaya adamıştı.
Bacon'un önerdiği bilim, seçkin kişilerin bireysel etkinliği olmaktançok, örgün, kurumsal nitelikte bir girişimdi. Bunun için tüm dillerdeyazılmış değerli kitapları da içine alan zengin bir kitaplık, genişbotanik ve hayvanat bahçeleri, görkemli bir müze ve her türlü deneyeyeterli büyük bir laboratuvar kurulmalıydı. Doğanın gizlerininçözülmesi ve özlenen uygar dünyanın kurulması, ancak bu kuruluşlardanoluşan kompleks bir bilim merkeziyle gerçekleştirilebilirdi. Bacon,seçkin bilimadamlarını bünyesinde toplayan Kraliyet Bilim Akademisi'ni(The Royal Society) de bu amaçla kurmuştu.
Bacon, bilimin önemini vurgulamakla kalmamış, bilimsel yöntemi açıklamaişini de üstlenmişti. Doğayı tanımak, doğa güçlerini denetim altınaalma yolunda istenen sonucu verecek yöntemi belirlemek, başlıcaamaçlarından biriydi. Ona göre gözlem ve deney, bilimsel araştırmanınasal özellikleriydi. Olgusal verileri toplayarak bunları belli birdüzen içinde işlemek dışında, doğayı tanımanın bir yolu yoktu.
Skolastik yaklaşımda olduğu gibi, doğruluğu sorgulanmaz birtakım peşinilkelerden tümdengelimle olguları açıklamaya çalışmak kısır birçabaydı. Doğru olan yöntem, gözlem veya deneyle olguları saptamak,toplanan verilerden indüksiyonla genellemelere gitmek, ulaşılangenellemelerden en kapsamlı olanları aksiyom (öncül ilke) olarakseçmekti. Tümdengelim (dedüksiyon), ancak bu aşamadan sonra yararlıolabilirdi.
Bacon, yöntem anlayışını ilginç bir benzetmeyle ortaya şu şekildekoymuştur: "Bilimadamı ne ağını içinden çekerek ören örümcek gibi, nede çevreden topladığıyla yetinen karınca gibi davranmalıdır. Bilimadamıtopladığını işleyen, düzenleyen bal ansı gibi yapıcı bir etkinlikiçinde olmalıdır."
Bacon'un, olgusal içerikten yoksun dedüktif çıkarımı yararsız saymaktahaksız olduğu söylenemez. Gerçekten de Aristoteles'in tasımsal mantıkyöntemiyle bilimde bir adım bile ileri gidilemeyeceği bilinmeliydiartık. Ama Bacon'un önerdiği tümevarım yönteminin de yeterli olduğunusöylemek güçtür. Tümevarımla yapılan genellemeler, olguları açıklayıcıdeğil, betimleyicidir.
Örneğin, tüm bakır tellerin iletken olduğu genellemesi, bakır telinneden iletken olduğunu açıklamamakta, yalnızca gözlemlenen bakırtellerin ortak bir özelliğini belirtmekle kalmaktadır. Betimleyicigenellemelerin bilimde önemli yer tuttuğu elbette yadsınamaz. Ancakbilimin, olguları betimlemenin ötesinde daha önemli işlevi, olgularıveya olgusal ilişkileri açıklamaktır.
Boyle'un yasasını alalım. Sabit sıcaklıkta, gazların hacimleri ilebasınçlarının ters orantılı olduğu genellemesi, gözlemsel bir ilişkiyidile getirmekle kalmaktadır. Bu ilişki ise ancak daha sonra, "gazlarınkinetik teorisi" olarak bilinen kuramsal ilkeyle açıklanabilmiştir.Bacon, gözleme dayanan genellemeler gibi açıklayıcı ilkelere detümevarımla ulaşılabileceği yanılgısı içindeydi.
Oysa, hipotez ya da kuram oluşturmanın bilinen bir yöntemi yoktur. Bubağlamda, bilimadamının deneyim, sezgi veya yaratıcı hayal gücündensözedilebilir; ama indüktif, dedüktif ya da başka türden bilinen biryöntemden kolayca söz edilemez, herhalde.
Bacon'un bilimsel yöntem anlayışındaki bir yetersizlik de, matematiğinbilimdeki işlevini kavrayamamış olmasıdır. İleri sürülen bir hipotez yada kuramın olgusal olarak yoklanması, öncelikle o hipotez ya dakuramdan "öndeyi" denen test edilebilir önermelerin çıkarımınıgerektirir. Bu ise uzun süreçli mantıksal bir işlem olup çoğu kez ancakmatematiğin tümdengelim tekniğiyle olasıdır.
Ayrıca matematik, bilim için etkili bir dildir; özellikle fizikteki,yasa ve ilkelerin matematiksel denklemlerle dile getirilmesi, çıkarımişlemlerini kolaylaştırmanın yanısıra bilime daha güvenilir ve açık birifade gücü de sağlamaktadır.
Bacon, deneysel bilimin inançlı bir savunucusu, bilimsel yöntembilincini ön plana çıkaran bir öncüydü. Ne var ki, onun kendi yaşamdönemindeki bilimsel çalışmaları yeterince izlediği söylenemez.Kepler'in ortaya koyduğu doğrulayıcı sonuçlara karşın, Kopernikdizgesini içine sindirememesi, üzerinde durulacak bir noktadır.
Çağdaşı Galile'nin, deneyle matematiği birleştirerek bilimsel yöntemekazandırdığı yeni kimliğin farkına varmamış olması da ilginçtir. Aynışekilde, modern anatominin öncüsü Vesalius'un çalışmasına gerekenilgiyi göstermediği gibi, kendi hekimi Harvey'in, kan dolaşımınailişkin buluşlarını da bir bakıma görmezlikten gelmiştir.
Değindiğimiz tüm yetersizliklerine karşın, Bacon'un bilimsel gelişmeiçin gerekli ortamın hazırlanmasında oynadığı büyük rolün önemitartışılamaz. Unutmamak gerekir ki, Bacon bir bilim adamı olmaktan çok,bilimi bağnazlığın tekelinden kurtarma savaşı veren bir düşünürdü.Bilimin daha sonraki gelişmeleri üzerindeki etkisi, bu gelişmelerinuygar yaşama yönelik kazanımlarına ilişkin öngörüleri gözönüne alınacakolursa, Bacon daima övgüyle anılacaktır.
Bacon, "bilgi kudrettir," demiştir. Ancak yüzyılımıza gelinceye dekyalnız o değil hiç kimse, bilgelikle birleşmeyen bilginin, aynı zamandabir yıkım aracı olarak da kullanılabileceğini düşünebilmiş değildir.
|