Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Etkin öğrenme -Zuhal Özer  (Okunma Sayısı 3210 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
boxcigar
Administrator
Süper Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3 075



Üyelik Bilgileri Site
« : Ağustos 15, 2007, 01:08:51 ÖÖ »

ETKİN ÖĞRENME                       Birçokülke var olan eğitim sistemlerini sorguluyor. Bu sorgulamanın hareketnoktası ise kalıplanmış zihinler üreten eğitim sistemlerininyararlarının pek fazla olmaması ve toplumların düşünen, yaratan, sorunçözen insanlara daha çok gereksinim duyması. Bu düşüncelerden hareketletoplumlar öğrenciyi eğitim sistemi içinde daha etkin bir konumagetirmeye çabalıyorlar. Kısacası, artık sessizce oturup, yalnızcaverileni almakla yetinmeyecek öğrenciler: Görecek, duyacak,çözümleyecek, söylecek, yapacak, katılacak ve paylaşacak. Öğrenmeyiöğrenecek. Böylece bilgiyi yalnızca tekrarlamayıp, bilinenlerisorgulayacak ve kendi bilgisini kendisi üretecek.

DÜNYANIN ilkSümerologlarından biri olan Samuel Noah Kramer, Tarih Sümer’de Başlaradlı kitabında Sümerler’de ilk kurulan okullardan söz ederken Bir şeykesindir: Sümer pedagojisinde hiçbir bakımdan ilerlemeci öğretim(ilerlemeci öğretimden kasıt, büyük bir kısmı çocuğun inisiyatifinebırakılmış eğitim sistemidir) diye adlandırabileceğimiz bir karakteryoktur. Disiplin konusunda değnekler hoşgörülü değildi. Olasıdır kiöğrencilerini iyi çalışmalar yapmaya teşvik etmek, hatalarını veyetersizliklerini düzeltmek için öğretmenler her şeyden önce kamçıyabel bağlıyorlardı. Öğrencinin pek de hoş bir yaşantısı yoktu. yorumunuyapıyor. Binlerce yıl önce var olan Sümer Uygarlığı’nın öğretimsistemine ilişkin bu yorum, birçok yönüyle bazı öğrenme ortamları içinhâlâ varlığını sürdürüyor gibi görünüyor. Bir anlamda meslekî eğitimveren Sümer okulları yazman yetiştirmeyi hedefliyordu. Yalnızcaerkekleri yetiştiren bu okullarda, öğrenciler tabletlere çivi yazısıyazmayı öğreniyorlardı. Okulun öğretim elemanları, okulun babasıdenilen öğretmen, öğretmen yardımcılığı yapan ağabeyler, resimgörevlisi, Sümerce görevlisi ve kamçı görevlisi gibi kişilerdenoluşuyordu. Sümer dilini yazmayı ve kullanmayı öğreten okulun eğitimsistemi, dillerinin sözlerini anlam bakımından birbirine bağlı sözcükve deyim grupları şeklinde sınıflandırmak ve bunları öğrencilereezberleterek, tekrar tekrar kopyalatmaya dayalı bir yöntem halindeydi.Eğitimin yaratıcı olan yönü ise, edebi eserleri incelemek, kopyalamakve taklit etmekten oluşuyordu. Öğrenciler, bugünkünden pek farklıolmayan bir biçimde öğretmen tarafından cezalandırılma korkusu taşırdıve Sümer yazısında bedensel ceza iki simgenin birleşmesiyleanlatılırdı: Sopa ve et. Geç kalmanın, sınıfta ayağa kalkmanın ya dakonuşmanın cezası kamçıydı. Sümerlerde öğrencinin okula ilişkindüşüncelerini içeren bir tablette şunlar yazılı: Tabletlerimi ezbereokudum, yemeğimi yedim, yeni tabletimi hazırladım, onu yazıyladoldurdum ve bitirdim; sonra bana ezberim, öğleden sonra da yazıalıştırmam gösterildi. Okuldan sonra eve gittim, içeri girdim, babamıotururken buldum. Babama yazı alıştırmamdan söz ettim, sonra onatabletimi ezberden okudum babam çok hoşnut kaldı... Sabah erkendenkalktığımda anneme dönüp dedim ki: ‘Bana yemeğimi ver, okula gitmemgerekiyor.’ Annem bana iki ‘küçük ekmek’ verdi ve okula gittim. Okuldahizmet gözetmeni, ‘Niçin geç kaldın?’ dedi. Korkmuş bir halde ve kalbimçarparak öğretmenimin önüne gittim, önünde eğilip onu saygıylaselamladım.

S.N. Kramer, kitabında Sümer okulu çekiciliktenuzaktı, programlar zor, eğitim yöntemleri yıldırıcı, disiplinacımasızdı. Eğer bazı öğrenciler fırsatını bulduklarında dersleri‘kırıyor’ ve doğru yoldan ayrılıyorlardıysa buna nasıl şaşılabilir?İşte bu bizi tarihin kaydettiği ilk gençlik suçu olayına götürüyor.diye görüşlerini ifade etmeyi sürdürüyor.

Beş bin yıl öncenineğitim sistemine ve gençlerinin eğitime bakış açısına ilişkin budüşünceler gösteriyor ki, bu kadar süre içinde eğitimde kullanılanyöntemler açısından pek az gelişme olmuş. Öğrencilerin bireyselfarklılıklarına, yaş dönemlerinin özelliklerine ve gereksinimlerinebakmadan onları bir kalıba sokma yaklaşımı biraz biçim değişikliği ilebugün de varlığını sürdürüyor. Çocukları ve gençleri kalıba sokmayaklaşımında öğrenci, önceden saptanmış koşullara ve beklentilere uygundavranmak zorundadır; yeteneklerini geliştirmesi önemli değildir,yalnızca bekleneni yapması gerekir; hayâl gücünü ve yaratıcılığınıortaya koymaya çalıştığında yadırganır, çünkü farklı davranmıştır vebunların tümünden de kötüsü, düşünüp üretmesi gerekli değildir,verilenleri aynen tekrarlaması yeterlidir.

Artık birçok ülkehalen süregelmekte olan ve neredeyse Sümerler’den kalmış (!)denilebilecek eğitim sistemlerini sorguluyor. Sorguluyor, çünkütoplumlar, var olan bilginin öğrenciye hazır olarak dayatıldığı öğretimyöntemlerinin, yaratıcılığı, üretmeyi ve sorun çözmeyi ne derecegeliştirici olduğu konusunda kuşku duyuyorlar. Günümüzde çoğu ülkede veTürkiye’de kullanılan öğretim yöntemleri öğrenciye bilgileri hazırkalıplar biçiminde verip, aynen alma şeklinde bir yol izliyor. Buöğretim yöntemlerinin uygulanması sırasında, hangi bilgiyi niçin almakzorunda olduğunun bile farkında olamayan öğrenciler, bilmediği buhedefler uğruna derslerde öğretmenin -kimi zaman neredeyse soru bilesormaksızın- anlattığı bilgileri hafızasına kaydetmeye çalışıyor. Bu,hafızaya bilgi kaydetme işi pek de kolay gerçekleşmediğinden, eve gidiptekrar ediyor, ertesi gün gene tekrar ediyor, bu uğraşı içerisindeneden aldığını hâlâ bilemediği bu bilgileri biraz olsun ezberlemişduruma geliyor. Başka bir öğrenci tipi ise tüm bu sıkıntıyakatlanamayacağını en baştan beri biliyor ve bu tekrarlama senfonisinihiç sürdürmeyip, belki de çoğunlukla hak etmediği halde sıradan ya datembel bir öğrenci olarak niteleniyor.

Öğrencinin edilginolduğu bu öğretim yöntemleri artık terk ediliyor. Amaç ise öğrencininöğrenme sürecine etkin (aktif) olarak katılmasını sağlamak.

Düşünme Gücünün Düşmanı: Ezber

Gelenekseleğitim sisteminde öğretmen, okul ve okulun öğretileri merkez alınıyor,öğrenci ise edilgin bir role sahip. Öğrenciye bilgiler, Bu böyledir,böyle olduğu için öğrenmeniz gerekir, niye öğrendiğinizi sormayın.yaklaşımı içinde sunuluyor. Öğrencide, verilen her bilginin doğruolduğu ve sorgulanmaması gerektiği duygusu yaratılıyor. Bu bakışaçısının temelini biraz da Eski Yunan düşünüşünün eğitime ve okulabiçtiği rol belirlemiş. Eski Yunan’da okul, öğrencilerin zihinlerinidisipline edici bir role sahip. Bu anlayışla okullarda, tıpkı birsporcunun kaslarını geliştirmek için egzersiz yaptığı gibi, yenibilgiler öğrenciye zihinsel anlamda sistemli olarak yapılanegzersizlerle kazandırılmaya çalışılıyordu. Eski Yunan’da Latince,Yunanca ve mantık öğrencinin günlük yaşamında herhangi bir kolaylık yada yarar getireceği için değil, zihnini güçlendireceği düşünüldüğü içinöğretiliyordu. Bu bakış açısı ancak 20. yüzyılın başlarında değişmeyebaşladı. Bu yaklaşımın geçerli olmadığına ilişkin ilk görüşleriWilliams James, E. L. Thorndike ve Charles Judd farklı biçimlerde ilerisürdüler. W. James, yaptığı çalışmasında uzun bir şiiri ezberlemek için8 gün süresince toplam 132 dakika harcadığını ve yaptığı bu ezberinsonra yapacağı ezberlemeleri daha kolaylaştırmadığını belirledi.Öğrenmeyle ilgili fizyolojik çalışmalar da ezber yoluyla öğrenmeninyalnızca hatırlamayla ilgili zihinsel süreçlerin gerçekleşmesine yardımedebileceğini gösteriyor. Oysa, düşünen, yaratabilen ve sorun çözebilenbireyler yetiştirmek için, öğrencilerin hatırlama düzeyinden daha ilerizihinsel süreçler gerektiren kavrama, uygulama, analiz, değerlendirmeve sentez vb davranışları da kazanmış olması gerekiyor. Bilim veTeknik, Nisan 1996 sayısında Öğreniyorum Öyleyse Varım adlı yazıda sözedildiği gibi hafıza, kodlama, depolama ve ara-bul-geriye getirsüreçlerini içeriyor. Kodlama dış dünyadaki uyarıcıların hafızayakaydedilebilecek biçime dönüşmesine, depolama kodlanan bilginintutulmasına ve ara-bul-geriye getir işlemi de depolanan bir bilginingerektiği zaman aranıp bulunup çıkarılmasına verilen ad. Kısa sürelihafızada bilgi bir kaç dakika saklanıyor. Ancak, bilgi uzun sürelihafızaya aktarıldıktan sonra uzun süre boyunca saklanabiliyor. Uzunsüreli hafızaya aktarılmayan bilgiler kayboluyor. Uzun süreli hafızadabilgiler anlamlarına göre kodlanıyor. Hatırlanması gerekenler ne kadaranlamlandırılmışsa ve bilgiler arasındaki ilişkiler ne kadar iyikurulmuşsa o kadar iyi hatırlanıyor. Öğrenilen bilginin anlamayrıntıları ne kadar iyi işlenirse, bilgi hafızada o kadar iyisaklanıyor. Bu bilgilerin ışığında, ezberlemenin, bilgileri kısa sürelihafızaya kaydetmeye yarayabileceği yorumu yapılabilir.

Sümerler’denve Eski Yunan’dan beri süregelen, tekrarlayarak mekanik öğrenmeyedayalı yaklaşımların pek iyi sonuç vermediğinin bu yüzyıl içinde ortayakonmasına karşın, bugün hâlâ, hazır bilgilerin öğrenciye öğretildiği,özünde ezber olan eğitim sistemleri geçerliliğini korumakta. Clement,Ross, Holyoak, Gentner, Foss ve DiSessa gibi çok sayıda bilim adamınınyaptığı çalışmalar, öğrencinin ancak kendisi için anlamlı olan şeylerikavrayabileceğini gösteriyor. Oysa, okulların % 100’e yakın birçoğunluğu ilke ve gerçekleri ezberleterek öğretmeyi tercih ediyor.DiSessa’ya göre, öğrenciler gerçek yaşamda fizikle ilgili bir sorunlakarşılaştıklarında okulda öğrendiklerini kullanamıyorlar. Bu çalışmalaröğrencinin kalıp olarak aldığı değil, ancak anlamlı bulduğu bilgiyigünlük yaşamına kolayca aktarabildiğini gösteriyor. Tınaz Titiz, EzbereHayır adlı kitabında ‘ezber’ kelimesinin Farsça kökenli olup,‘göğüsten’ anlamına geldiğini, İngilizce ve bazı başka dillerde debenzer biçimde kalpten (by heart) kelimesinin kullanıldığınıvurgularken, ezber adı verilen yöntemin yol açtığı sonuçlardan birkısmının şunlar olduğunu ileri sürüyor:

a) Düşünmek, aynenfiziksel hareket gibi bir enerji harcamayı gerektirir. İnsan ise doğalolarak enerji sarfından kaçar. Ezber ise düşünmeyi gereksiz kıldığıiçin bu doğal eğilime uygundur. Kişi ezberledikçe bunun rahatına alışırve düşünmez olur. Çoğu insanın düşündüğünü sandığı şey iseezberledikleri arasında yaptığı gezintidir.

b) Ezber, hazırbilginin belleğe yerleştirilmesi olup yaratıcılığa taban tabana zıttır.Yaratıcılık sorgulamayı, ezber ise sorgulamamayı esas alır. Ezberleyenkişi, sorularını dahi ezberlenmiş kalıplarıdan seçer. Duruma göre sorusoramaz. Sorun çözme ise bir anlamda doğru soru sorabilme becerisidir.Ezber bunu yok eder. Dolayısıyla ezberci kişi kolay yönetilebilen birkişidir.

c) Ezber, öğretmenin ve eğitim kurumlarının işleriniçok kolaylaştırır. Ezberleneceklerin bir listesi yapılıp, okullaradağıtılır. Ezber diğer yandan öğretmenlerin de nasıl bir öğretmeyöntemini uygulayacakları konusunda yapmaları gereken çalışmalarıngereğini en aza indirir.....

Bilgi Kaşıkla Verilir mi?

Birinsan neler bilmelidir? Yaşamını kolaylaştırabilecek hangi becerileresahip olması gerekir? Geleneksel eğitim yöntemlerini terk ederek,öğrencinin merkez olduğu eğitim sistemlerinin uygulanması gerektiğiniönerenler bu sorulara şu yanıtları veriyorlar:

·       Okumayı bilmelidir.

·       Sorunları çözmek amacıyla yapması gerekenleri öğrenmelidir.

·       Bir grup içinde çaba harcayarak, ortak bir üretim yapmayı öğrenmelidir.

·       Gerçek yaşamın ne olduğunu ve yaşam içinde kendi rolünü anlamalıdır.

·       Karar vermeyi öğrenmelidir.

Birinsan neler bilmelidir? Yaşamını kolaylaştırabilecek hangi becerileresahip olması gerekir? Geleneksel eğitim yöntemlerini terk ederek,öğrencinin merkez olduğu eğitim sistemlerinin uygulanması gerektiğiniönerenler bu sorulara şu yanıtları veriyorlar:
Kısacası, düşünen, sorunlara çözüm getirebilen ve yaratıcı olan bireyler yetiştirmek tercih edilmektedir artık.
Eğitimdehedefler belirlenirken, öğrenmenin bireysel bir süreç olduğu, öğrenmehızının bireylere göre değiştiği, bireylerin ilgi alanlarının vegereksinimlerinin birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır. Gelenekselyaklaşımda olduğu gibi, öğrencinin bilmesi gereken bilgilerin reçetelerhalinde sunulması yerine, her öğrencinin farklı gereksinim veisteklerini hesaba katan bir eğitim düzeni tercih edilmelidir.Öğrenmeyi daha etkin hale getirmeyi hedefleyen eğitimin,bireyselleştirilmiş ders programlarını temel alması ve öğrencininkendisinin de içinde bulunmayı tercih edeceği durumlar ve bunlarlailgili becerileri kazandırmaya dönük olması gerekir. Bilinmesi gerekenbilgilerin listesini yapmak çok kolaydır. Bunları, öğretmenin sınıftaardı ardına sıralaması da pek zor değildir. Peki, bu sırada doğrudanöğrenciyle ilgili olan öğrenme işinde öğrenci ne yapar? Bu sorununyanıtını vermek oldukça zor. Etkin (aktif) öğrenme denilen, öğrencininöğrenme işinin tam merkezinde olduğu yönteme bakarsak, gerçektenöğrenme şansına sahip olan öğrenciyle bu şansa sahip olmayan öğrenciyibirbirinden ayırt edebiliriz. Burada sözü geçen etkin olma durumu,kimin en çok konuştuğuyla ilgili olmayıp, öğrenilmesi istenenhedeflerin farkına varılarak, öğrenmeyi gerçekleştirmek için sarfedilmesi gereken çabadır. Öğrenciyi merkez alan eğitim sistemlerininçok çeşitli uygulamaları vardır. Bu uygulamalarda katı sınırlarlabelirlenmiş ve belirli bir süre içinde gerçekleştirilmesi gereken birders programı yoktur. Öğrenci, kendi eğitsel gereksinimlerinin vebecerilerinin farkına vardırılır. Öğretmen, öğrencinin kendigereksinimlerini kendisinin fark etmesine yardımcı olur. Öğretmenöğretici konumundan çıkar; öğrenmenin gerçekleşmesi sırasındayönlendirme, destekleme ve paylaşma gibi yaklaşımlarla öğrenciyeyardımda bulunur ve öğrenme işini öğrenci kendi isteğiylegerçekleştirir. Öğretmeden öğrenmeye geçişteki bu farkı şu örnektegörebiliriz: Sahilde yürüyen çocuk, kıyıda ölü bir köpekbalığı bulur vebıçağının da yardımıyla onu incelemeye koyulur. Bu, doğal bir öğrenmeortamıdır.
Bir başka çocuk ise laboratuvarda masaya konulmuş olanköpekbalığı ile karşılaşır. Masaya, köpekbalığını incelemesine yardımedecek aletler de konularak gerekli her şey sağlanmıştır, ama bir şeyhariç: Öğrencinin köpekbalığına olan merakı. Merak ve ilgi olmadan bulaboratuvar çalışması gereksiz bir iş olarak kalabilir. Öğrencinin buedilgin deneyimi onun biyolojiye olan ilgisini ancak azaltmaya yarar.Örneğin, etkin öğrenmeyi temel alan eğitim sistemlerinde coğrafyadersinin gezilerek ya da tv, video, fotoğraf gibi görsel malzemedenyararlanarak öğrenilebileceği, fiziğin en iyi buzda araba sürerken,trigonometrinin en iyi model ev ya da köprü yapmaya çalışırkenanlaşılabileceği düşünülür. Burada da görüldüğü gibi, öğrencinin almasıgereken bilgilerin ve bu bilgilerin düzeninin yaşamın doğal akışındarastlanabilir nitelikte olması tercih ediliyor. Gerçek yaşamda dainsanların hedefleri oluyor; bu hedefler için plan yapıyorlar; buplanları gerçekleştirmek için gereken becerileri ve diğer kaynaklarıbelirliyorlar ve eğer bunlara sahip değillerse bu beceri ve kaynaklarıkazanmaya çalışıyorlar. Okuldaki eğitimin de doğal yaşamdaki buyaklaşımda olduğu gibi planlanması gerekiyor.

Bonwell ve Eisonetkin öğrenmeyi şöyle tanımlıyor: Etkin öğrenme, yapılan şeylereöğrencinin katılımını ve yaptığı şeyler hakkında düşünmesini sağlayanbir şeydir. Birçok etkinliği içeren etkin öğrenmenin çok çeşitliuygulama biçimleri var. Bunlar, tartışma yöntemleri, düşün-eşleş-paylaşyöntemi, kısa yazılar yazdırma, kısa sınavlar yapma, beyin fırtınası(Bilim ve Teknik Sayı 347) vb. şeklinde sıralanabilir. Örneğin,düşün-eşleş-paylaş yönteminde öğretmen öğrencilere bir soru verir.Öğrenciler önce kendi kendilerine sorunun yanıtını düşünürler, dahasonra ikişer ikişer eşleşerek konuyla ilgili konuşup tartışırlar vepaylaşırlar. Hedefe dayalı senaryo oluşturma adı verilen bir başkayöntemde ise öğretmen hedefleri gerçekleştirmeye yönelik olarak,öğrencinin etkin katılımının sağlanabileceği senaryolar hazırlar ve busenaryoların sınıfta uygulanmasıyla öğrenme gerçekleşir. Bir diğeryöntem ise soru sormaya dayalı öğrenmedir. Bu yöntemde, öğretmensorusunu öğrencilere sunar, öğrenciler gruplar halinde sorunuçözümlemeye çalışırlar, araştırırlar ve tartışırlar. Sonuç olarak daaçıklama, çözüm ve yorum getirirler. Bu yöntem, bir sorunu anlamak veçözümlemek için mantıksal bir akıl yürütme sürecinin uygulanması ileöğrenmenin gerçekleştirilmesi ilkesine dayalıdır. Etkin öğrenmesağlamak amacıyla sınıfta uygulanabilecek diğer yöntemlerden bazılarıkısaca şöyle sıralanabilir:

·       İyi tasarlanmış sorularla yapılandırılmış grup tartışmalarının yapılması

·       Yapılandırılmamış grup tartışmalarının yapılması

·       Öğrencilerin sorularıyla dersin akışını belirlediği yapılandırılmış tartışma (guided lecture) yönteminin uygulanması

·      Öğrencilerin bireysel olarak ya da grup olarak sunumlar yapması, yanisınıfta konu uzmanlarının oluşması, bu sayede tartışmaların darenklenmesi

·       Öğrenilenlerin bir projeye ya da soruna uygulanması, böylece öğrencilerin daha geniş kapsamda düşünmeyi öğrenmesi

·       Şiir ya da fotoğrafların incelenmesi ve bir sorun üzerinde düşünülmesi

·       Dersin konusuyla ilgili rol oynama (role playing).

Buuygulamalardan hangisinin tercih edileceği dersin ve konunun niteliğinegöre belirlenebilir. Etkin öğrenmeyle ilgili sözü geçen bu uygulamalardeğişik adlarla adlandırılsalar da, değişik düzenlemelerde olsalar da,temel olarak öğrencilerin
zihinsel süreçlerini harekete geçirenbir yapılanma gösterirler. Bu yapılanma içinde de öğrencinin öğrenmesietkin bir biçimde gerçekleşir. Geleneksel olmayan bu yöntemlereyönelmek öğretmenler için korkutucu, riskli ve belirsizmiş gibigörünebilir. Öğrencinin de öğretmenin de bu yeni yöntemlere alışmasıbiraz zaman alabilir. Ancak, geçiş döneminin zor olmasıyla birlikte,etkin öğrenmenin gerekliliğine ilişkin duyarlık kazanıldığında, etraftaçok malzeme olduğu ve gerçekleştirilebilme derecesinin çok yüksekolduğu görülebiliyor.

Brooks ve Brooks, öğretmenin öğrencininbakış açısının farkına varmış olmasının, öğrenciyi durgun ve yararsızdeneyimlere girmekten koruyarak başarının kapısını açtığını ilerisürüyor. Stepien ve Gallagher ise, Öğretmen soru sorma tekniklerinehakim olmalı, öğrencilerle birlikte düşünmeli ve öğrencilerin edinmesigereken davranışları onlara model oluşturmak amacıyla kendisiyapmalıdır. diyor.

Etkin öğrenme tekniklerini uygulamayayönelik girişimler Türkiye’de de bazı okullar tarafından yapılıyor. Bugirişimlerin sonuçlarını görmek ve sağlıklı bir değerlendirme yapmakiçin henüz çok erken. Ancak, öğretim tekniklerinde böyle biryenilenmeye girişmek olumlu bireysel çabaların işaretçisi. Eğitimsistemimizin birçok yönden gözden geçirilmesi gerekiyor. Sürekli sistemdeğişikliği yapılması öğrencileri ve en önemlisi onların düşüncesistemlerini karmaşaya sürüklüyor. Bu sistem değişiklikleri arasında,bir yandan da düşünen zihinler yetiştirmeye çabalamak büyük bir özverigerektiriyor. Eğitim politikasına ilişkin kararlarda sık yapılandeğişiklikler, temel olarak öğretmenin ve dolayısıyla öğrencininbocalamasına yol açıyor. Böylece, zihinleri sistem değişikliklerinefeda edilmiş nesiller yetiştirme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz.Pek iç açıcı olmayan bu tablo içinde bir yandan da eğitimiçağdaşlaştırmaya çalışmamız gerekiyor. Amaç düşünen, yaratan,üretebilen ve sorun çözebilen bireyler yetiştirmekse, çocukları vegençleri sistem değişikliklerinin yaratabileceği karmaşadan korumak veşimdiki sistem içinde onları kazanabilmek için öğretmenlerimize çok işdüşüyor
Makale Yazarı : Zuhal Özer
Kaynak Websitesi : kisiselbasari.com
Kaynak Bağlantı Adresi: kisiselbasari.com/Yazi.asp?ID=1078
Kayıtlı

SuSkUnLuGuM aSaLeTiMdEnDiR, hEr SöZe VeRiLeCeK bİr CeVaBıM vAr...LaKiN öNcE lAfA bAkArIm LaFmI dİyE sOnRa SöLeYeNe BaKaRıM ADAM MI dıye!!!!
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Ve Theme Design By Cadosoas