|
no_fear_06
|
 |
« : Temmuz 31, 2007, 04:59:47 ÖS » |
|
ABSOLUTİZM Mutlakçılık. Herhangi bir eserde ya da ilkede bir ebedinin varlığınave değişmezliğine inanmak, eseri ya da ilkeyi bu değişmeze göreincelemek.
AÇIK HECE Türkçe sözcüklerde sesli harf ile belirtilen kısa heceler. Örneğina-na-do-lu, a-şı-la-ma gibi. Arapça ve Farsça’da ise sözcüklerde sesliharflerle yazılmayıp hareke ile gösterilen kısa hecelere verilen isim.Örneğin ka-de-me, ha-se-ne gibi. Aruz vezninde bütün açık heceler kısahece olarak kabul edilir.
AÇIKLAMA Edebi bir eseri geniş okuyucu kitleleri için anlaşılabilir halegetirmek için yapılan yazılı çalışmalar. Sanatçılar eserlerinde anlamıherkes tarafından bilinmeyen sözcükler, deyimler, durumlar vedüşüncelerle, sanatlar kullanır. Bunların her biri bir olay, bir durumya da düşünceyi ifade eder. Okuyucu bunları çözmeden eserin bütününüanlayamaz. Açıklamanın amacı bu anlamayı sağlamaktır.
AÇIKLIK Bir metinde belirtilmek istenen duygu ve düşüncelerin kolay,anlaşılır, herhangi bir ek yoruma açıklamaya gerek kalmadankavranılabilir olmasıdır.
ADAPTE Herhangi bir dilde yazılmış bir eseri, başka bir dile yer ve kişiadlarını değiştirerek, olayları örf ve adet, duyuş ve düşünüşbakımından aktarıldığı dili konuşanların hayatına uygulamak yöntemliserbest çeviri tarzıdır. Türk edebiyatında daha çok tiyatro eserlerindekullanılır. Örneğin Tanzimat edebiyatı yazarlarından Ahmet VefikPaşa’nın Moliere’den yaptığı adapteler gibi.
ADAPTASYON Farklı türde bir eserin (roman, öykü, anı gibi), sahne veya sinemayauyarlanması ya da farklı türde bir eserden (roman, destan, öykü gibi)farklı bir edebi eser (örneğin oyun) meydana getirilmesidir.
AED Eski Yunanlılarda şiirlerini lirle söyleyen saz şairlerine verilen ad.
AFROZİM Çeşitli konularda mutlak bilinmesi gereken ana özellikleri kısa,açık ve anlaşılır bir biçimde anlatma sanatı. Yazarların derin anlamyüklü vecizelerine de afrozim denir.
AĞIZ Bir anadilin herhangi bir şivesi içinde var olan söyleyiş farkıdır.Ağızlarda dilbilgisi ve sözcükler farklı değildir ancak bazı seslerdeğişik söylenir. Rumeli ağzı, Karadeniz ağzı gibi.
AHREB ve AHREM Rubai vezinlerinin ana ölçüsüdür. Mef’ulü ile başlayanlara ahreb, mef’ulün ile başlayanlara ahrem denir.
AHSENÜ’L KASAS Kıssaların, hikayelerin en güzeli. Bu deyim, Kur’an-ı Kerim’de Yusuf Suresi’nde geçen Yusuf kıssasını anlatır.
AKD Ü HALL Düğümleme ve çözülme. Divan edebiyatında nesir bir eseri nazma çevirmeye akd, nazım bir eseri nesire çevirmeye hall denir.
AKICILIK Sözcük ve cümlelerin dile takılmadan kolayca okunabilmesi içinanlatılmak istenen düşüncenin rahatlıkla anlaşılır şekilde ifadeedilmesi. Akıcılık, düşüncelerin bir düzenleme kapsamında sıralanması,bu düşüncenin herkes tarafından bilinen ve kolay söylenebilensözcüklerle anlatılması, cümlelerin kısa ve yapı bakımından doğruolması ile sağlanır. Akıcılık, içerikten çok bir üslup özelliğidir.
AKROSTİŞ Bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğrusıralandığında anlamlı bir sözcük meydana getirmesi. Divan edebiyatındaakrostiş’e muvaşşah ya da istihrac denir. Eski Yunan ve Latinedebiyatında ise akrostiş "üç dize" anlamına gelir. Örneğin: Varolan bir sen, bir ben, bir de bu bahar Elden ne gelir ki? Güzelsin, gençliğin var Dünyada aşkımız ölüm gibi mukaddes İnan ki bir daha geri gelmez bu günler Âlemde bu andır bize dost esen rüzgar Cahit Sıtkı Tarancı Şiirin dizelerinin ilk sözcükleri alt alta okunduğunda "VEDİA" ismi çıkıyor.
AKS, AKİS Bir cümlede, bir dizede iki sözcüğün ya da sözcük topluluklarınınyerleri değiştirilerek yapılan söz sanatı. Cümle ya da dizede birsözcük diğerinin önüne ya da arkasına getirilerek cümle ya da dizetekrarlanır. Tard ü aks veya aks ü tebdil de denir. Aks-i tam (tamakis) aks-i nakıs (eksik akis) olmak üzere iki türü var. Aks-i tam, cümle ya da dizenin anlamlı iki parçası kalıp halinde yer değiştirir, ekleme ve çıkarma yapılmaz. Örneğin:
Mümkün değil Hudâyı bilmek de bilmemek de Mâtem görünür şâdi şâdi görünür mâtem
Aks-i nakıs, Cümle ya da dizelerde anlamlı sözcük topluluklarınınyerlerinin bazı ekleme ve çıkarmalar yaparak değiştirilmesi yöntemidir.Örneğin:
Hayran oluyor kudretine, sun’una insan Hayran oluyor kudretine, sun’una hayran İsmail Safa
Gelse der-gâhına ikrâm görürler küremâ Kürema dergehine gelse görürler ikrâm Ziya Paşa
AKSAN Vurgu demektir. Söyleyiş farkını belirtmek için bazı seslerin üzerine konur.
AKS-İ MÜFRED Bir sözcükteki harflerin sondan başa doğru alınması halinde yineanlamlı bir sözcüğün meydana gelmesidir. Örneğin ayak-kaya gibi.
AKSİYON Bir edebi eserde olguların akışıdır. Örneğin bir romandaki aksiyon,tanımlama, düşünce ve moral bölümlerinin çıkarılmasından sonra kalanolaylardır.
ALAKA İlgi. Bir sözcüğü gerçek anlamının dışında bir anlamda (mecazi)kullanmak için düşünülen ilgiye alaka denir. Edebi sanatların çoğundabu durum söz konusudur. Bu ilişki ne kadar uygun olursa edebi sanat oderece yerinde ve güzel sayılır.
ALEGORİ Bir düşüncenin canlı bir varlık olarak anlatılması. Soyut birdüşünceyi heykel ya da resim ile göstermek gibi. Örneğin adaletdüşüncesinin gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadınlaanlatılması gibi.
ALİTERASYON Şiir ya da düzyazıda bir uyum yaratmak amacıyla aynı sesleri taşıyan sözcükleri sık sık ve art arda tekrarlamak. Örneğin: Seherlerde seyre koyuldum semayı, deryayı Tevfik Fikret
Karşı yatan karlı kara dağlar kayıptır. Dede Korkut
ANA DUYGU Bir düşünceden çok bir duyguyu dile getirmek, okuyucu ya dadinleyiciye hissettirmek, onların benliğinde yaşatmak amaçlı yazı ya dakonuşmaların öne çıkarmak istediği asıl duyguyu anlatır. Ana duygu birmetnin özünü oluşturur. Metinde bu duyguyu destekler haldeki bütünyardımcı duygu ve düşünceler hep ana duyguya bağlanarak onun dahaanlaşır ve duyulur olmasını sağlar. Ana duygu konu anlamına gelmez.Konu anlatılan şey, ana duygu ise bu anlatılanlardan çıkan sonuçtur.
ANA FİKİR Belirli bir konuda yazılmış eserlerin temelini oluşturan ve okuyucuya verilmek istenen asıl düşünce.
ANAGRAM Bir sözcükteki harfleri kullanarak başka bir sözcük kurmak. Örneğinsahip anlamındaki "malik" sözcüğü ile tamamlamak anlamındaki "ikmal"sözcüğü kurulabilir. Anagram çoğunlukla özel isimlerde yapılır. Gerçekisim yerine o isimdeki harflerle yapılan bir başka isim kullanılır.
ANAKRONİZM Meydana geliş tarihi kesin olarak bilinen bir olayı yaşadığı zamanbelli olan bir kişiyi, değişik bir tarihte gerçekleşmiş ya da yaşamışgibi gösterme. Örneğin Nasrettin Hoca’nın Timur ile ilgili fıkralarıgibi. Anakronizm bilgi eksikliğinden kaynaklanabilir ya da bir amaçiçin bilinçli olarak yapılabilir.
ANALİZ Bir bütünü parçalarına ayırarak detaylı inceleme. Bir edebi eserinanalizi, olayların, kişilerin ve üslupların ayrı ayrı incelenmesiyöntemiyle yapılır. Analizden çıkarılan sonuç bir tartışma konusuolursa bu duruma eleştiri (tenkit) denir.
ANEKDOT Bir edebi eserde anlatılan bir olayın başlı başına ayrı bir bütünlükgösteren parçasıdır. Kısa hikaye, fıkra, menkıbe anlamlarını da taşır.
ANJANBMAN Şiirde cümlelerin bir dize ya da beyitte bitmeyip diğer dize, beyitveya bendlere kaymasıdır. Türk şiirine Fransız şiirinden geçti.Servet-i Fünun döneminde yaygınlaştı. Düzyazıyı şiire yaklaştıranönemli bir üsluptur. Örneğin:
Geçen akşam eve geldim. Dediler: Seyfi Baba Hastalanmış, yatıyormuş. - Nesi varmış acaba? - Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah. - Keşke ben evde olaydım... Esef ettim. Vah vah! Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol... Gecikirsem kalırım beklemeyin. Zira yol Hem uzun, hem de bataktır... Mehmed Âkif
ANLAM Her sözcüğün anlattığı düşünce. Sözcükler birden fazla anlamagelebilir. Bu durumda anlamlardan biri öz anlam diğerleri mecazanlamdır. Sözcükler zamanla yeni anlamlar alarak zenginleşebilir.Zamanla anlamlarının kaybetmelerine anlam daralması denir. Dar anlamıbulunan sözcüklerin anlamlarının genişlemesine de anlam genişlemesidenir.
ANLATIM Duygu ve düşüncelerin sözlü ya da yazılı ifadesi. Edebiyatta dahaçok yazılı anlatım için kullanılır. Anlatımın aracı sözcüklerdir.Sözcüklerin dilbilgisi kullarına uygun olarak sıralanmasıyla anlatımortaya çıkar. Edebiyatta anlatım genel olarak iki türde yapılır. Birinesir (düzyazı) diğeri nazım (şiir).
ANTOLOJİ Gerçek sanat eseri değerindeki örneklerin bir araya getirildiğiderleme yapıtlar. Yunanca anthos (çiçek) ve legein (toplama)sözcüklerinden türemiştir. Batı’da ilk örneklerini Yunanlılar verdi.Gadaralı Meleagros ile Makedonyalı Filippos’un Stephanos (Çelenk)isimle derlemeleri ilk antolojidir. Türkçe’deki ilk antoloji ise Ömerbin Mezid’in 1436’da yaptığı Mecmuatü’n Nezâir’dir. 83 şairin 397şiirini kapsayan bu antolojiyi Prof. Dr. Mustafa Canpolat 1978’de Latinharfleriyle yayımladı.
ANTONİM Ters anlamlı sözcükler. Sıcak-soğuk, iyi-kötü, acı-tatlı, kısa-uzun, güzel-çirkin gibi.
APOSTROF Kesme işareti. Özel isimleri eklerinden ayırmak için (Ali’ninkalemi), sözcükteki düşen bir harfi belirtmek için (n’olur=ne olur),sözcüğün ekiyle karışmaması için (kola’nı içtin mi) kullanılır.
ARAÇSIZ ÜSLUP Bir fikri, bir duyguyu söyleyenlerden doğrudan doğruya aktarmak. Monolog ve diyaloglar araçsız üslup örnekleridir.
ARKAİZM Bir dilin eskimiş sözcüklerini ya da cümle kuruluşlarını kullanarak edebi eser yaratma. Bu eserlere arkaik denir.
ASALET Edebi eserlerde terbiye dışı, çirkin, bayağı, müstehcen ve galizsayılan sözcüklerden kaçınmak. Edeb-i kelam ya da mümtaziyet de denir.Tersi eserlere hasaset adı verilir.
ASKI Halk edebiyatında saz şairleri aralarındaki şiir yarışmalarındakazananlara verilmek üzere duvara tüfek, kılıç, heybe, saz gibi şeylerasardı. Bunlara askı, askıyı kazanmaya da askı indirmek denir.
ÂYÎNE Sözcük anlamı aynadır. Herhangi bir şeyi veya hali yansıtan,gözönünde canlandıran anlamında kullanılır. Tasavvuf edebiyatındadünya, Allah’ın tecelli ettiği bir aynadır.
BAB Bir edebi eserin düzenlenmesinde, konuların ele alınıp işlenmesine göre ayrıldığı bölümlerden en geniş olanı.
BÂDE Üzüm şarabı. Ama tasavvuf edebiyatında aşk anlamındadır.
BAHR-I TAVÎL Vezinli, kafiyeli uzun nesir cümlelerden kurulan Divan edebiyatınazım türü. Fe’ilatün, mefa’ilün, müstef’ilün gibi cüzler arka arkayatekrarlanır. Türk edebiyatında çok az kullanılmıştır.
BALAD Üç uzun bir kısa bendden oluşan Batı edebiyatı nazım türü. Uzunbendlerin dize sayısı 6-10 arasında değişir. Kısa bend ise 4-5 dizedir.Bu bend tanrıya, krala, prense ithaf bendidir. Her bendin sonundakimısra bir tür nakarattır. Masal ve hikaye niteliğindeki bendleri elealıp işleyen, kısa ve hikayesi olan şiirlerdir.
BASİTNAME Divan edebiyatında yalın Türkçe ile yazılmış gazeller. BunlaraTürkî-i basit gazel de denir. Basitnamelerde Arapça ve Farsçasözcüklerle tamlamalar çok azdır. Örneğin:
Düşdi bu gönlüm sana hey sevdüğüm N’ola yakışsan bana hey sevdüğüm
Çün seve geldi seve gider seni Bu gönül önden sona hey sevdüğüm
Ayruluk derdi bana bir bun durur Kim döyer imdi buna hey sevdüğüm
Turmadım uçmak diler gönlüm kuşı Yüce köşkünden yana hey sevdüğüm
Yüzüni gözler güzel bu uyüzden ay Giceler kalur tana hey sevdüğüm
Ağzını öpmek ana ol kim senün Söğme yok yire ana hey sevdüğüm
Cânı dahi bir kez ana hey sevdüğüm Edirneli Nazmi
BEDÎ Sözü, kulağa hoş gelecek ve ruha heyecan verecek şekildegüzelleştirme yollarını gösteren bilim. İlm-i bedî de denir. Bu isimaltında toplanan sanatlar iki gruba ayrılır: Sözle ilgili sanatlar (Sanayi-i lafziye): Cinas, iştikak, seci, kalp, tedvir, aks, teddil, tasri, tarsi gibi. Anlamla ilgili sanatlar (Sanayi-i mâneviye): İlhan, tevriye,tenasüp, mübalağa, leff ü neşr, tensik, mügalata-i mâneviye, tecahül-iârif, hüsn-i ta’lil, tezat, istifham, rücu, tekrir, telmin, insal-imesel, istidrak, tevcih, iktibas gibi.
BELÂGAT Düzgün ve yerinde söz söyleme sanatı. Sözün düzgün, açık, anlaşılır,güzel olmasını, söyleme nedeniyle, söylenene göre düzenlenmesiniöğreten bir bilimdir.
BERÂAT-I İSTİHSAL Sözün başında eserde anlatılanları belirten sözcük ya dasöyleyişler. Berâat üstün gelmek, istihsal yeni ayın görünmesi,yağmurun yağması, çocuğun doğarken çığlık atması anlamlarına gelir. Buedebi sanata hüsn-i ibtida adı da verilir. Amaca iki yolla ulaşılır.Bir ilişki kurularak ya da ilişki kurulmadan. İlişki kurulmasınatahallüs, kurulmamasına iktidab denir. Sinan Paşa’nın Tazarru’namesi,Fuzuli’nin Hüsn’ü Aşk’ı, Cevdet Paşa’nın Belagat-ı Osmanniye adlıeserlerinde bu sanatın güzel örnekleri vardır.
BERCESTE Öz, güzel, latif, ince anlamlı, kolayca hatırlanan, yapısı sağlamdize ya da beyit. Dize için daha çok mısra-ı berceste, beyit için debeyt-i berceste tanımlamaları kullanılır. Genel anlamda bir şiirdeki engüzel dize ya da beyit de denebilir. Bazı berceste örnekleri:
Uyduk dil-i divâneye dil uydu hevâya Ruhi
Su uyur düşmen uyur hasta-i hicrân uyumaz Şeyh Gâlib
Çeşmini gördüm unutdum derdi de dermânı da Şeyh Gâlib
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi Muhibbî (Kanuni)
Şîrler pençe-i kahrımda olurker lerzân Beni bir gözleri âhûya zebun etdi felek II. Selim
BERDAR Asılmış, darağacına çekilmiş. Divan ve tasavvuf edebiyatındasevgilinin saçlarına vurulan "âşık"ı tanımlamak için kullanılır.Örneğin:
Ayağı yire mi basar zülfine ber-dâr olanun Zevk ü şevk ile virür cân ü seri döne döne Necati
Dâr olam gerdâr olam ber-dâr olam mansûr olam Yunus Emre
BEZM Sohbet, muhabbet, içki meclisi. Daha çok divan edebiyatındakullanılır. Tamlamalar halindedir. Örneğin bezm-i nûşânûş durmadaniçilen meclis demektir. Bezm-i vüslat kavuşma meclisidir. Bezm-imuhabbet aşk meclisidir. Bezm-i mey içki meclisidir. Tasavvufedebiyatında bezm-i elest şekli kullanılır. Başlangıcı olmayan zamandemektir.
BİLADİYE Beldeleri konu edinen edebi eserler. Sanatçılar gördükleri,gezdikleri, sevdikleri ya da görmek istedikleri beldeleri nazım ya danesir şeklinde anlatır. Divan edebiyatında Ferdi, Derviş Ömer Efendigibi şairlerin biladiyeleri vardır.
BOZLAK Halk edebiyatımızda bir ezgi türü. Konusunu aşiret kavgalarından,kan davalarından, aşk maceralarından alır. Çoklukla Güney ve OrtaAnadolu bölgelerinde söylenir. Afşar bozlağı, Urum bozlağı gibi türlerivardır.
C
CEM’İYYET Birbirine uygun veya birbirine karşıt anlamlı sözcükleri bir arada bulundurma. Böyle sözlere cem’iyyetli adı verilir.
CEVAZ-Î EDEBÎ Sözcüğü vezne uydurmak amacıyla bazı değişikliklerle kullanılması,hecelerin, seslerin ucun ya da kısa okunması şeklinde yapılanyanlışları hoş karşılama. Şiirde böyle kullanışlar "kusur" kabuledilir.
CEZÂLET Söyleyişleri kulağa sert gelen sözcükleri tanımlar. Uyumu konuyagöre ayarlayan önemli bir anlatım şekli. Örneğin, sanatçı şiddet,büyüklük, vakar, ölüm, korku, savaş gibi konuları anlatırken ya daişlerken, sözcükleri de anlattığı konuya uygun düşecek kalın seslilerarasından seçer. Savaşı anlatırken çekâçâk, gülbank gibi sözcüklerinkullanılması gibi. Bu tür kalın seslilere elfâz-ı cezele, taşıdıklarıniteliğe de cezâlet denir. Örneğin: Saflar düzüp hücum hücum edilecek hayl-i düşmene Dehşet âsimân u zemîn pür-figân olur
Evc-i havâda çekâçâk ı tigden Âvaz-ı ra’d u sâika reh-gümkünân olur Nef’i
CÖNK Halk edebiyatı ürünlerinin yazıldığı defterler. Bir tür antoloji sayılırlar ve yazarlarının kim olduğu çoğu zaman bilinmez.
ÇAPRAZ KAFİYE Dörder mısralı bendlerle kurulan nazım şekli. Her dörtlüğün teksayılı dizeleri ile çift sayılı dizeleri kendi aralarında kafiyelidir.Dörtlük sayısı sınırlı değildir. Her tür konuya uygun olduğu için çokkullanılır. Çaprazlama da denir.
Örneğin: Hâfız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış Eski Şîrâz-ı hayâl ettiren âhengiyle
***** Kemal Beyatlı (Rindlerin Ölümü)
D
DANDİZM Yapmacık üslup. Bu üslup sanatçıların taklit edilmemek amacıyla kullandıkları üsluptur.
DARAYAK Âşık edebiyatında kafiye olma olasılığı düşük sözcükler. Âşıkınkarşılaşma ya da atışma sırasında en azından dört ayak kafiye bulmasıgerekir. Diğer âşık da aynı ayakta dört sözcük söylemek zorundadır.Darayak bu durumda işe yarar. Darkapı olarak da adlandırılır.
DARB-I MESEL Meydana gelen bir durumu, olayı bir örnekle anlatmakta kullanılan kalıplaşmış, anlamlı sözler. Durûb-ı emsâl diye de bilinir.
DEKANLIK Edebiyatı soysuzlaştırdıkları öne sürülen sanatçı ya da akımlaraverilen isim. Örneğin Ahmet Mithat Efendi, Edebiyat-ı Cedide şairlerinigülünç göstermek için onlara dekanlar demiştir.
DELÂLET Söz ile anlam arasındaki bağlantı. Bir sözcüğün okunduğu ya dasöylendiği zaman beyinde canlandırdığı anlam. İki başlıkta incelenir: Sözle alakalı olmayan delâlet (gayr-i lafzi delâlet): Bu da ikiye ayrılır: Delâlet-i vaz’iyye: Sözcükle anlamı arasında sözle ilgili olmayançağrışıma dayalı bir bağlantı vardır. Şemsiyenin yağmuru anımsatmasıgibi. Delâlet-i akliye: Parçanın bütünü, eserin yayıncısını, kainatın Allah’ı anımsatması gibi. Sözle alakalı delâlet (Lafz-ı delâlet): Bu da üçe ayrılır: Delâlet-i mutabıkiye (Uygunluk): Sözün, ifade ettiği şeyin bütününüifade etmesi. Örneğin ev denince bütün odalarının akla gelmesi gibi. Delâlet-i tazammuniye: Sözün ifade ettiği şeyin bir bölümünü ifade etmesi. Musluktan çeşme, evden oda gibi. Delâlet-i iltizamiye: Sözün kendi anlamı için gerekli olan bir başkaanlamda kullanılması. Eli açık, gönlü geniş, ağzı sıkı gibi.
DEVR ya da DEVİR Tasavvufa göre, yaratılış (madde) ve sona eriş (mead) arasındakisafhaları anlatan sistem. Tasavvufçular bu sistemi bir daireyebenzettiği için bu ismi aldı.
DEVRİYE Tasavvuf edebiyatında devr konusunu işleyen şiirler.
DEYİM Çoklukla gerçek anlamlarının dışında bir anlam taşıyan kalıplaşmışsözler. En az iki sözcükle kurulur. Kısa ve özlü anlatım aracıdır.Teşbih, istiare, mecaz ve kinaye unsurlarıyla bir olayı tanımlar ya daifade eder. "Ağır başlı", "Dostlar alışverişte görsün" gibi.
DEYİŞ Türk halk edebiyatında hece vezniyle söylenen şiirler. Türkü,destan, koçaklama, güzelleme, taşlama, nefes, koşma, tekerlemetürlerinin hepsine deyiş adı verilir. "Deme" sözcüğü de kullanılır.
DEYİŞME Halk edebiyatında âşıkların karşılıklı şiir söylemesi. Atışma dadenir. En az iki âşık kendi kendilerine ya da bilirkişiler vedinleyiciler karşısında belli kurallar çerçevesinde şiir yarışıyaparlar. Birbirlerini denerler, ustalıklarıyla öne çıkmaya çalışırlar.Deyişme şu sırayla yapılır: Merhabalaşma, giriş bölümüdür. Âşıklar, birbirlerini vedinleyicileri "Hoşgeldiniz", "Sefa geldiniz", "Merhaba" gibisözcüklerle rediflerine bağlanan kafiyelerle dörtlükler kurarakselamlar. İkinci bölümde âşıklar kendi ustalarının şiirlerinden örnekler söyler. Tekerleme bölümü denilen üçüncü bölüm asıl deyişme bölümüdür. Evsahibi ya da yaşlı bir kişi düz ya da geniş ayakla deyişmeyi açar.Âşıklar konu ve bend sınırlaması olmaksızın verilen oyun üzerindendeyişmeye başlar. Âşıklar asıl ustalıklarını ve sanatçılıklarını buradagöstermeye çalışır. İlk ayak bitince diğer âşık yeni bir ayak açar.Deyişme sürdükçe ayaklar darayak halini alır. Deyişme karşılıklısoru-yanıt şekline döner. Âşıklar böylece birbirlerinin bilgi vesanatlarını ölçer. Bir şekilde karşısındakini söz söylemez halinegetiren âşık deyişmeyi kazanır. Söz söyleyememe durumuna "lebdeğmez" denir. Deyişmenin sonunda daâşıklar birbirlerini rahatlatmak, gönül almak için karşılıklı koşmalarsöyler. Birbirlerini överek hoşgörü örneğiyle deyişmeyi bitirirler.Örneğin âşık Şenlik ile âşık Feryadî’nin deyişmesi:
Şenlik: Şöhretin vezir payında Rütbesiyle şana layık Oturuşun o duruşun Hem sultana hana layık
Feryadî: Sefa geldin gözüm üzre Olsam mihmana layık Şeyhülislam, sadrazam Doğru Al’Osman’a layık
Şenlik: Seninle oldum taaşşuk Gözlerime geldi ışık Duymadım sen kime aşık Dillerin Kur’an’a layık
Feryadî: Bu düşkün gönlüm açarsın Selim Sırat’ı geçersin Kevser ırmaktan içersin Olasan cihana layık
Şenlik: Kul şenliği eder hürmet Rikabın kıldım ziyaret Sana nasip olsun cennet Huriye gılmana layık
Feryadî: Sefil Feryadî göresen Meram maksûda eresen Sancak altında durusan Habîb-i Rahman’a layık
DİBÂCE Çoklukla mensur, bazen de mazmun eserlerin başında yer alan veeserin yazılış nedeni ile içeriğini açıklayan başlangıç kısmı. Önsöz,mukaddime, medhal, sözbaşı, başlarken, birkaç söz gibi sözcükler dedibâce karşılığıdır.
DİPNOT Yazarın yararlandığı kaynakları ve alıntıları metnin geçtiği yerlerde belirtmesi.
DİYALOG İki kişinin karşılıklı konuşmasını tanımlayan Yunanca sözcük. Roman,hikaye, tiyatro gibi türlerde kahramanların karşılıklı konuşmalarınınolduğu gibi yazılmasını ifade eder. En çok dram türünde görülür veüsluba canlılık katar. Devrik cümleler kullanmaya elverişlidir. ÖrneğinEflatun’un diyalogları ünlüdür.
DÖRTLEME Halk edebiyatımızda dört dizelik kıtalardan meydana gelen nazım şekillerinin genel adı.
DÖŞEME Türk halk hikayelerinin başında geçen seçili sözler. Ayaklı saya dadenir. Arapça mukkaddime ve medhal, Farsça dibâce’nin karşılığıdır.Döşeme başlama adlı girişle başlar. Sonra duruma göre yalan veya tanrı,yaratılış üzerine bir destan, bir yurt veya savaş destanı söylenir.Ardından asıl esere ya da anlatıma geçilir.
DRAMATİK Sahnede canlandırılmak üzere yazılmış eserlerin ortak adı.
DURAK Hece vezniyle yazılmış şiirlerde dizelerin belli bölümlere ayrıldığıyerler. Durakta sözcükler bölünmez, kulağa uyumlu gelen söz öbeklerioluşturulur.
DÜBEYT İki beyit anlamındadır. Divan edebiyatındaki rubai türünü belirtmek için kullanılır.
E
EDA Söz ve yazıdaki ifade şekli, uslup tarzı, anlatış yolu. Belagatçılarbunun hakikat, mecaz, kinaye olmak üzere üç türlü olduğunu söylerler.
EDEB-İ KELÂM Acı, hoş olmayan, ayıp, çirkin, kaba veya uğursuz sayılan şeylerikendi adlarını söylemeden başka sözle ifade etmek. Buna asâlet vemümtaziyet adları da verilir. Edeb-i Kelâm, bir düşünceyi, bir olayıincelik, asâlet ve nezaketle ifade etmek için anlam, kendine aitolmayan kelimeyle karşılanır. Genellikle şu üç durumda bu yolabaşvurulur: 1. Sözü kabalıktan kurtarmak için. Ölen birisi hakkında "ölüm" yerine "Rahmet-i Ralman’a kavuştu","sizlere ömür", işi elinden alındığını bildirmek üzere "Affedildiniz"denmesi gibi. 2. Ta’zim veya ifadeyi süslemek için. Şeyh Galib’in aşağıdaki iki beyitten ilki ta’zim, ikincisi tezyine (süslemeye) örnektir:
Bir şeb ki Sarâ-yı Ümmehânî Olmuşdu o mâhın âsumânî Giydikleri âftâb-ı temmûz İçtikleri şûle-i cihan-sûz
3. İfadeyi fesahat yönünden bozacak ses, kelime ve terkiplerin tekrarından kaçınmak için.
EDİSYON KRİTİK Eleştirel basım. Farklı nüshaları bulunan yazma veya matbu eserlerinaralarındaki ayrılıklar tespit edilerek aslına en uygun şekildeyayınlanır. Farklar dip notlar halinde gösterildiği gibi açıklayıcıbilgiler de verilebilir.
EFSANE Tabiatüstü özellikler gösteren kişilerin hayatlarının ve olaylarınanlatıldığı hikayeler. Efsane halkın hayalgücüyle yarattığı "idealinsan tipi"ni verir ve nesilden nesile anlatılır. Efsane ile masallararasında uygunluk vardır. İki türde de olağanüstü olaylar işlenir.Yalnız efsane daha inandırıcıdır. Bu yönüyle hikaye ve destanayaklaşır. Efsaneler şöyle ayrılır: 1. Yaradılış efsanesi (Dünyanın yaradılışı, tabiat varlıklarının meydana gelişi, kıyamet günleri.) 2. Tarihi efsaneler. 3. Olağanüstü kişiler, varlıklar ve güçleri konu alan efsaneler. 4. Dini efsaneler. Türk efsanelerinde kahramanlık, fedakarlık, cesaret, ahlakidavranışlar, sosyal düzene bağlılık, Ahlah’ın kudretine iman, doğruluk,cömertlik, samimiyet gibi konular yer alır. Genç Osman, Boş Beşik,Çakıcı EFe, Çoban Çeşmesi, Gelin Kaya, Cennet Dağı, Kan Kuyusu,Yusufçuk Kuşu gibi efsaneler halk arasında söylenegelmektedir.
EGLOG Çoban şiiri. Birkaç çobanın aşk, kır hayatının güzellikleri üzerinekarşılıklı konuşmaları bçiminde yazılır. Latin edebiyatında gelişen buşiir türü genellikle Batı edebiyatında görülür. Bir olaya dayandığı vekarşılıklı kişileri konu aldığı için küçük bir piyesi andırır. Eglog,Türk edebiyatında kullanılmayan bir türdür.
EKLEKTİZM Felsefede uyuşabilir tezleri toplayıp uyuşamayanlarını bir yanabırakma eğilimini, edebiyatta ise birbirine aykırı çeşitleribağdaştıran geniş sınırlı zevki ifade eder.
ELFİYE Binlik karşılığıdır. Bin mısradan meydana gelen manzum eserler içinkullanılır. Elfiyeler edebiyatla ilgili olduğu gibi, hadis, fıkıh,feraiz, nahiv ilimleriyle de ilgili olabilir.
ELGAZ Bilmece anlamına gelen lügaz kelimesinin çoğulu.
ELİFNÂME Genellikle mısra başlarındaki kelimelerin ilkharflerinin alt altaelif’den ye’ye kadar alfabetik tarzda devam etmesi ile meydana gelenşiir. Divan ve halk edebiyatımızın ortak mahsulleri arasında yeralırlar. Dini-tasavvufi ve din dışı konularda örneklerine rastlanır.
EMOSYANALİZM Sanat ve edebiyat eserlerinde duyguya önem veren estetik anlayış.
EMPRESYONİZM Nesneyi doğrudan doğruya tasvir ve analiz etme yerine, onunuyandırdığı duyguları anlatma yolu. XIX yüzyılın sonlarında Fransa’dadoğdu. Önce resimde, sonra diğer sanatlarda tesiri görüldü. Empresyonistler dış dünyanın kendi içlerinde bıraktığı izlenimi dilegetirirler. Bu âlem, sanatçıya sadece heyecan ve duygusal dalgalanmalarveren bir uyarıcıdır. Önemli olan sanatçının kendi algılamaları vebunları anlatma yöntemidir. Edebiyatın bir amaca hizmet edemeyeceğinisavunur. Empresyonist edebiyatçılar şiir, kısa hikaye, tek perdelikmanzum piyes gibi kısa çalışmaları tercih etmişlerdir.
ENTİMİZM İçtencilik. İnsan ruhunun mahrem ve gizli sırlarını içtenlikleanlatma eğilimi. Bu sanat anlayışına sahip edebiyatçılara entimistdenir.
ENTONASYON Cümlede heceler, kelimeler ve daha büyük anlamlı gruplar üzerindekiseslerin alçalıp yükselmesi. Konuşmacının anlatmak istediği anlamayardımcı olur. Dinleyicileri duygulandıran, heyecanlandıran, coşturanözellikler taşır. Cümlenin yapısına göre değişiklikler gösterir. Bazencümlelerin anlamını da belirler.
EPİFONEM Bir sözlü ya da yazılı eserde anlatılanların hikmetli bir sözle son bulması.
EPİGRAF Bir yapının özelliklerini belirten ve genellikle bir plaka üzerinebinanın ön yüzüne iliştirilen yazıya (kitabe) bir kitabın, bir kitabımeydana getiren bölümlerin başına konan, o kitapta veya bölümdekiyazılanları özetler mahiyette sözler, şiir parçaları, atasözleri,vecizeler.
EPİGRAM Eski Yunan’da mezar taşlarına yazılan kısa ve epik nazım şekli. Romalılar’da çok kısa hiciv manzumesi.
EPİZOT Hikaye, roman veya şiirde ana konuya bağlı ikinci derecede olay;müzikte temaları birbirinden ayıran serbest yazılmış bölümler;tiyatroda bir aksiyona (harekete) katılmış ikinci derecede bir aksiyon;Yunan trajedisinin unsurlarını meydana getiren diyaloglu bölümlerin herbiri. Bu bölümler modern tiyatroda perde adıyla bilinir.
EPOPE Kahramanlık konusunu işleyen uzun şiirler. Kelimenin aslı "konuşma, nutuk, sohbet" anlamına gelen Yunanca epospoien’e dayanır.
ESREM Aruzdaki fe’ülün cüzünden fe ve n’yi kaldırıp ûlu yerine getiren fa’lü cüzü.
EŞHAS Şahıs kelimesinin çokluğu. Eskiden tiyatro eserlerinde ve romanlarındaki kahramanlara veya kadroya bu ad verilirdi.
EŞTER Aruzdaki mefa’ilün cüzünden m ve y harflerinin kaldırılıp yerine getirilen fâ’ilün cüzü
FABL Hayvanlar, bitkiler ve cansız nesneler arasında geçtiği hayal edilenöğretici masallar. Teşhis ve intak sanatı üzerine kurulur. Olaydakikişilere insan karakteri ve davranışı verilir. Asıl masallardankısadır.
FALNAME Fal ile ilgili kitap. Falın her bir çeşidine göre düzenlenen eserler.Yıldızname, tefe’ülname, hurşîdname, ihtilacname, kıyafetname,kehanetname adlarıyla da bilinirler. Falnameler çokluk manzum yazılırlar. Nesir halinde yazılanlarınagenellikle yıldızname denir. Falnameler Kur’ân falı, kur’â falı gibidallara da ayrılırlar. Kur’a taşları veya bir kağıt üzerine çizilmiş noktalar ve noktalarınmeydana getirdiği şekilleri konu edinen kur’a falları daha çok Hz.Ali’ye nispet edilir. Edebiyatımızda Cem Sultan’ın Divan’ında yer alanFaly-ı Reyhan-ı Sultan Cem adlı kur’a falı meşhurdur.
FASIL Ayırma, bölme. Bir kitabın bölümlerinin her biri. Mevsim mânâsına da gelir. Fasl-ı zayf (yaz mevsimi), fasl-ı şitâ (kış mevsimi), fasl-ı hazan (sonbahar mevsimi). Tiyatro oyunlarında perde anlamında kullanılır. Türk sanat musikisinde bir defada çalınan aynı makamdan parçaların tamamına denir.
FASİH Dilin bütün kaidelerine uyularak doğru, güzel ve açık şekilde konuşupyazılması, ifadenin anlam ve âhenk bakımından kusursuz olması.
FESÂD-I TELİF Söz veya yazıda anlamın anlaşılmayacak kadar karışık olması.
FESAHAT Sözün ses ve anlam kusurlarından kurtarılması yolları. İfadeninkusurlardan uzak bulunması hali fasîh’tir. Sözün söylenişi ve işitilişitatlı olmalı, anlaşılmasında güçlük çekilmemelidir. Divan edebiyatındafesahat, kelimede fesahat, kelâmda fesahat diye ikiye ayrılır: 1. Kelimede fesahat: Aynı veya yakın mahreçten çıkan harflerin birkelimede toplanmamasına (tenâfür-I hurûf), (er kalkılınca); kelimelerimeydana getiren harflerin kaynaşmasında telaffuz zorluğu olmamasına(mütenâfir) (ör. tartırttı); anlamı herkes tarafından bilinmeyenkelimelere yer vermemeye (garâbet), kelimeyi vezne uydurmak içinşeklini değiştirmemeye, çok anlamlı bir kelimeyi meşhur olmayananlâmında kullanmamaya gramer hatası yapmamaya (kıyasa muhalefet)dikkat edilir. 2. Kelâmda fesahat: Telaffuzu güçleştiren kelimelerin yan yanagetirilmemesi (tenafur-I kelimât). (Örneğin: Şu köşe yaz köşesi şu köşekış köşesi), zincirleme tamlama (tetâbu-I izâfât) yapmamaya (Örneğin:Ali’nin ceketinin cebinin içi); Cümle kuruluşunun sağlam olmasına, öncesöylenecek sözü sona, sonra söylenecek sözü öne almamaya, sözündüğümlenmemesine dikkat edilir.
FİKSİYON Bir sanat eserinde uydurularak bulunmuş şey. Günümüzde, roman, kısahikaye gibi nesir halindeki edebi eserler kastedilir. Romanla eşanlamlı kullanıldığı da görülür. Açık bir şekilde bir olaya bağlıbulunmasından dolayı edebi şekiller içindeki birçok şahıs hakkındakullanılmasına imkan verir.
FİKTİF İtibari, gerçek olmayan, var sayılan demektir. Roman, hikaye, masal,halk hikayesi, destan gibi edebi eserler için kullanılır. Yazar, dışdünyaya zihninde bir şekil verir ve bunu eserine aktarır. Bu türeserler, tasvir esasına dayandığı için olaylar ve kahramanlarfiktiftir.
FRAGMATİZM Parçacık diye adlandırılabileceğimiz bir edebiyat akımıdır. İlk defaXX. Yüzyılın başlarından İtalyan yazarı A. Soffici’nin başlattığı buakımda, gerçekten alınmış kısa kısa parçalar, küçük tablolar vehayattan görüntüler (enstanteneler) en belirgin özelliği oluşturur.
FUAYE Tiyatro salonlarında, perde arasında oyuncuların ve seyircilerin dinlenmesi için ayrılan yer.
G
GALAT Yanlış anlamına gelir. Bir kelimenin ilk veya kitapta yazılmışşeklinden başka söylenmesi. Çokluk şekli galâtat’tır. Yanlış olduğubilindiği halde kullanılmasında sakınca görülmeyen kelime veya kelimegrubuna galat-ı meşhur adı verilir. Örnek: Aslında çokluk olan evlat, eşkıya, evrak kelimelerinin evlatlar,eşkıyalar, evraklar şeklinde tekrar çokluk yapılarak kullanılması gibi. "Galat-ı meşhur, lügât-ı fasîhten evlâdır" sözüyle yanlış kullanılan yerleşmiş kelimelerin tercih edilebileceği belirtilir. Genellikle latife, alay isteği ile bir kelimeyi şekil, üslûp ve anlambakımından dildeki kullanışına aykırı kullanmaya galat-ı tahakkumi veyakıyasa muhalefet denir.
GARABET Dilden düşmüş veya çok az kullanılıp henüz ayılmamış kelimelerinkullanılmasıyla meydana gelen fesahat bozukluğu. Böyle kelimeler içingarib, vehşî isimlerinin kullanıldığı görülür. Bu durum eski edebiyatta çok ortaya çıkardı. Şair ve yazarlar yaustalık göstermek için ya da seci, kafiye zorlamalarından dolayı Arapçave Farsça’dan işitilmedik kelimeler alarak kullanmışlardır. Söylendikleri zaman uygun olan, ancak bugün terkedilmiş sözler garib-ihüsn, hiçbir devirde benimsenmemiş sözler de garib-i kubh diyeadlandırılır. Bir mecburiyet karşısında kullanılan garip kelimelere muvafık, zorunluluk olmadan kullanılanlara ise muhalif denir.
GEÇİŞ İki parafraf arasında bir düşünceden diğerine geçilirken bu fikirlerinbağlanması. Paragraflar arasındaki geçişin azlığı veya çokluğu yazınınaçık, doğal oluşuna göre değişir. Bağlanma açıksa geçişe gerek kalmaz.Geçişlerin kısa olmasına dikkat edilir. Geçiş için, fakat, bundandolayı, kaldı ki gibi edatlar yeterli görülebilir.
GEZMECE Aşıkların yolculukta uğradıkları yerleri anlatan methiyeli veyataşlamalı deyişler. Gezmeceler onbirli destan veya sekizli kesik(semai) biçiminde söylenir. Gezilen yerler sırayla anlatılırsa, deyiş,sıra gezmece veya sıralı gezmece adını alır. Kerem’in (Aslı’nın âşığı)Pasin, Erzurum köyleri için söylediği deyişler bilinen en eskigezmecelerdir.
GİRİZGÂH Kasidelerin nesip bölümünden sonra medhiye bölümüne geçerken söylenenbeyit veya beyitler. Aslı girizgâhdır ve kaçış yeri anlamına gelir.Kasideler çokluk bir tasvirle başlar. Ardından girizgahla asıl amacageçilir. Şair esprili bir sözle övgüye başladığını belirtir.
GNOMİK Anlamlı sözleri nazımla anlatan manzum türü.
GRAMER Bir dili meydana getiren ses, sözcük yapılışı, sözcük haznesi, anlamdeğişmeleri, cümle kuruluşu gibi unsurları inceleyip kurallara bağlayandil bilgisi. Yunanca gramma kökünden geliyor.
GÜLDESTE Seçme manzum ya da nesir yazılarının toplandığı dergi. Antoloji de denebilir.
GÜNLÜK Bir kişinin düşüncelerini, duygu ve gözlemlerini günü gününe yazdığı veo günün tarihini koyduğu yazılar. Ruzname olarak da bilinir. Günlük birtür anıdır. Ancak günlük günü gününe yazılır, anı ise olaylarınyaşanmasından sonra kaleme alınır.
|