|
boxcigar
|
 |
« : Temmuz 28, 2007, 10:56:44 ÖS » |
|
Albert Einstein, yüzyılımızın önemli isimlerinden birisi hiç şüphesiz.Onu, ilk defa Galile tarafından dile getirilen fakat kendisiningeliştirdiği İzafiyet Teorisi, ayrıca madde-enerji ilişkisini verenünlü (E=mc2) denklemi ve 1922'de Nobel Ödülü almasını sağlayanfotoelektrik etki üzerindeki çalışmalarıyla tanıyoruz.
Einstein, sadece iyi bir fizikçi ve matematikçi değildi, matematiği,fizikte iyi kullanabilme kabiliyetine de sahipti. Evren'i en azındanmekanik anlamda iyi anlayabilen başarılı bir sentezciydi.
Kimine göre bir keman virtüyözüydü aynı zamanda. Annesi ona, küçükkenkeman dersleri aldırmıştı ve müziği seviyordu. Yakından tanıyanlaragöre ise bir virtüyöz olamadı ancak, amatörler arasında da hatırısayılır bir yeri vardı.
Batı'nın kendi kriterleri açısından 20. yüzyılın önemli düşünürlerindenbirisi olarak kabul ettiği Einstein, aslında felsefi meselelerle çokerken yaşlarda ilgilenmeye başlamıştır. Bunda kısmen, evlerinde kiracıolarak kalan Max Talmey adlı bir öğrencinin payı olduğunu söyler.
Küçük Einstein henüz 13 yaşındayken, Leibniz'in bazı metinlerini veKant'ın Saf Aklın Tenkidi'ni, Talmey ile birlikte okuyup tartışmıştır.Daha sonra, madde ve enerji arasındaki eşdeğerlik ilkesine dairnotlarında, ünlü Alman filozofu Leibniz'den de bahsedecektir.
Einstein bilimsel gerçeklik, felsefe, etik ve siyasete dair yazılaryazmış, sosyal konular üzerinde de düşünmüş ve kanaatlerini fizikselmetaforlarla değil de, herkesin anlayacağı bir dille ifade etmiştir.Bunlar, esas olarak Einstein'ın düşünce yapısı hakkında (her ne kadarbazı tarafları; yetiştiği dönem, ortam ve din kültürüne bağlı olarakbize garip ve ters gelse de) fikir vermesi açısından önemlidir. İştebunlardan bazıları:
"Müzik için bir tutku olduğu gibi, anlamak için de bir tutku vardır. Bututku daha ziyade çocuklarda görülür, fakat yaşın ilerlemesiyle çoğundakaybolur. Bu olmaksızın, ne matematik ne de bilimler olurdu. Bende herzaman mevcut olan bu tutku asla azalmadı."
"Konfor ve mutluluk, benim için asla ulaşılması gereken amaçlar olmadı.Mal sahibi olma, aldatıcı vitrin başarıları ve lüks hayat, ilk gençlikdöneminden bu yana bana küçümsenmeye ve hor görülmeye lâyık şeyler gibigeldi. Hatta ahlâkın bu en alt derecesini zevk düşkünü sefihlerinideali olarak adlandırıyorum."
"Hayat her zaman bir birşey olmaktır, asla mevcut olmak değil."
"Kozmik dini tecrübe, derin bir bilimsel araştırma sırasında birdenbeliren en soylu, en güçlü şeydir. Kendi çabalarını ve yeteneğinianlamayan, bilimsel düşüncede hiçbirşeyin kendiliğinden oluşmayacağınıgörmeyen kişi, bilimsel bir eseri doğurabilecek tek şey durumundakidoğrudan pratik hayatın gücü olan his gücünü değerlendirmesini debilemez."
"Dinin gerçeği benim için, insanın kendisini bir başka insanın yerinekoyabilmesi, onun sevinciyle sevinip, onun üzüntüsüylekederlenmesidir."
"Emredici ahlâk, insanlığın en kıymetli geleneğidir. Ahlâki davranış,basitçe, hayatın belli zevklerine sırt dönmenin emredilmesine dayanmaz.Daha ziyade, bütün insanlar için daha mutlu bir kader olarak kabuledilen faydaya dayanır."
"Şu kâinatın akla dayandığı veya en azından anlaşılır olduğu kanaati(ki bu, dini duyguya yakındır) bütün bilimsel çalışmaların temeliniteşkil eder. Bu kanaat, aynı zamanda benim Tanrı anlayışımı oluşturur."
"Bence, bir kişiye hayranlık duyulması doğru değildir. Tabiatın,çocukları arasında yetenekleri çok çeşitli olarak dağıtmasıkendindendir ve oldukça yetenekli bu çocukların sayısı da bir haylifazladır. Bunların büyük kısmının sessiz ve silik bir varlık sürdürdüğükanaatindeyim. Bunlardan bazılarına ölçüsüz olarak hayranlık duyulması,bana ne doğru, ne de iyi bir beğeni olarak geliyor, zira insanlar,onlara insanüstü zekâ ve karakter atfediyorlar. Kesin olarak benimpayıma düşen şu; bana atfedilen kapasite ve mükemmellik ile gerçektesahip olduğum arasında gerçekten gülünç bir tezat var. Eğer güzel birteselli bulmasaydım, hakkımdaki bu kanı, benim için dayanılmazolacaktı. Bulduğum teselli, tarih boyunca kıymeti sadece ruhi ve ahlâkiplanda olan insanların kahraman kabul edildiği gerçeğidir. Maddeciçağımızda çok sık tenkit edilse de, bu olgu, insanların çoğunun,kişinin sahip olduğu bilgiye ve dürüstlüğe, zenginlik ve güçten dahafazla değer biçtiğini ispat eder."
"Sosyal adalet ve sorumluluğa dair şiddetli idealim, insanlarladoğrudan biraraya gelme konusunda bilinen yetersizliğimle her zamanzıtlık arzetmiştir. At koşulan bir araba için biçilmiş bir kaftan, yanitek kişilik bir koşu takımı için uygun bir atım. Böyle bir tecerrüdbazen acıdır ama, diğerlerinin anlayış ve sempatisinden uzak olmaktanüzüntü duymuyorum. Muhakkak birşeyler kaybediyorum bu bakımdan, fakatdiğerlerinin alışkanlıklarından ve peşin hükümlerinden kendimikurtarıyorum ve ruh duruluğumu böylesine hareketli temeller üzerinedayandırma arzusunda değilim."
"Benim barışseverliğim bende insiyaki bir duygudur. Çünkü insanınöldürülmesi, bende tiksinti doğurmaktadır. Benim teorim, entelektüelbir teoriden doğmuyor, bilakis her türlü kan dökücülük, vahşet ve kinekarşı duyduğum derin antipatiden ileri geliyor. Bu reaksiyonumuakılcılaştırmaya yönelebilirdim, ama bu gerçekte "a posteriori"(olaydan sonra, ondan ibret alarak geliştirilecek bir tepki) birdüşünce olacaktı."
"İnsanları barışçılığa kazandırmak, sosyalizme kazandırmaktan dahakolaydır. Ekonomik ve sosyal meseleler bugün çok daha zordur, fakaterkeklerin ve kadınların barışçı çözümlere inandıkları bir noktayaulaşmaları gerekmektedir. Siyasi ve iktisadi problemlere bir işbirliğianlayışı içinde yaklaşılması ümit edilir. Her şeyden önce sosyalizmiçin değil ama pasifizm (barışçılık) için çalışmamız gerektiğikanaatindeyim"
"Modern eğitim tarzı, araştırma merakını henüz tam olarak boğamamıştır.Nazenin bir çiçeğe benzeyen araştırma merakı teşvik ve özelliklehürriyete ihtiyaç duyar, aksi takdirde sararıp solar. Gözlem vearaştırma yapma hazzının baskı, zorlama veya ödev duygusundankaynaklandığına inanmak ciddi bir hatadır"
"Birşeyi ezberlemektense, her türlü cezayı çekmeyi tercih ederdim"
"Benim tipimde bir adamın gelişme sürecinde, bütün çabayı varlıkhakkındaki entelektüel kaygıya teksif etmek için sadece şahsi ve anlıkkonularla ilgilenmek, yavaş yavaş bırakıldığında bir dönüm noktasımeydana gelir. Benim gibi bir adamın varoluşunda esas olan şey "ne"düşündüğü ve "nasıl" düşündüğüdür"
"İnsanlar dinlenmeli mi? Evet ama dinlenme nedir? Yattıkları zamandinlenen insanlar vardır ve bunlar uyurlar, diğer bir kısım insanlaruyanık iken dinlenirler; bazılarının ise dinlenmek için çalışmalarıveya yazmaları ya da eğlenmeleri gerekir. Herkese, nasıl dinlenilmesigerektiğini göstermek için bir kanun çıkarırsanız, bu sizin herkesiaynı kabul ettiğiniz anlamına gelir. Aynı olan iki insan bile yoktur"
"Belli bir hisle, saf düşüncenin, eskilerin rüyasını gördükleri, gerçeği yakalama istidadına sahip olduğunu düşünüyorum".
Einstein, Kuantum Mekaniği'ni içine pek sindiremiyordu ve bugün bukonuda bazılarından tenkit almaya devam etmektedir. Aslında KuantumMekaniği'ne cephe alması (1926), belirsizliği kabullenememesindendolayıdır.
Heisenberg belirsizlik, Born da probabilite (olasılık) prensibinigeliştirdiğinde, sadece determinizm değil, şartlı determinizm de bundanyara almıştı. Halbuki Einstein'a göre, Evren'deki işleyiş, belli ilkeve prensiplere, yani bir düzene göre olmalıydı.
Ünlü "Tanrı zar atmaz!" sözünü de bu yüzden söylemişti. Aynı şekilde,olayları karmaşık yollarla açıklamak isteyenlere, "Tanrı titizdir amakötü niyetli değildir." diyordu.
|