Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Descartes'in Bilime Katkisi  (Okunma Sayısı 957 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
boxcigar
Administrator
Süper Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3 075



Üyelik Bilgileri Site
« : Temmuz 29, 2007, 03:23:00 ÖÖ »

Descartes, çok kere bir düşünür olarak kavranır. Oysa onun özelliklematematik katkıları vardır. Gerçi, matematik ve bir ölçüde optikdışında Descartes’in bilime katkısı parlak değildir. Fizik vekozmolojiye ilişkin fikirlerinin çoğu, yaşadığı yüzyılda bir haylietkili olmakla birlikte yanlıştır.

Descartes, matematikteki üstün yeteneklerini daha gençliğinde ortayakoydu ama mistik nitelikte bir deneyim yaşadı: Karşısında beliren bir"ruh" veya "melek" ona doğanın tüm sırlarının anahtarının matematikteolduğunu söyledi. Bunun üzerine çalışmaya koyulan Descartes, çokgeçmeden cebirsel yöntemleri geometriye uygulayarak analitik veyakoordinat geometriyi kurar. Descartes'in geometriye getirdiği buyeniliğin, öklitten beri bu alan kendini gösteren en büyük gelişmeolduğu söylenebilir.

Uzay ilişkilerinin analitik olarak, sayısal ilişkilerin de geometrikolarak tesbit edilebileceğini gösteren bu çalışma Descartes’da tümfiziğin uzay ilişkilerine indirgenebileceği düşüncesini uyandırdı.Nitekim o da bunu gerçekleştirmeye çalıştı; hatta daha ileri giderekyıldızları, gezegenleri, canlı ve cansız varlıklarıyla tüm Evrenimatematiksel olarak açıklamayı tasarladı.

Buna paralel olarak bütün bilimlerin birleştiğini ve her şeyin tek biryöntemle, matematikle incelenmesi gerektiğini savundu. Bu yanıylaDescartes’in geniş ölçüde Aristoteles’i andırdığı söylenebilir.Gerçekten, Aristoteles sisteminin yıkılışı ile ortaya çıkan boşluğuDescartes daha bilimsel görünen yeni bir sistemle doldurur gibidir.Onun Kıta Avrupa’sında bir süre moda haline gelmesi belki de bu boşluğudoldurma çabasından ileri gelmiştir.

Bu sistem kuşkusuz ortaçağların teolojik sistemleri gibi rahat ve kolayanlaşılır türden değildi. Duygusal olmaktan çok rasyonaldi. Evren'dekivarlıklar ruh ve madde olarak ikiye ayrılmıştı. İnsan ruhu düşünen birnesneydi; onun dışındaki her şey madde ve hareketten ibaretti. Bunlarınüstünde yer alan tanrı da tüm olup bitenlerin matematiksel kurallarauygunluğunu sağlayan yüce güçtü.

Descartes’e göre maddi nesnelerin temel niteliği uzam yani hacimdir(yer kaplama). Bunun dışındaki özellikler gözlemcilerin nesnelereyüklediği niteliklerdir. Böylece Aristoteles gibi boşluğa olanaktanımaz. Uzayda maddeyle dolu olmayan yerlerin "esir" denilen daha incebir maddeyle doldurulmuş olması gerekir.

Katılık, ağırlık, renk ve duyular üzerindeki diğer etkiler, maddeneçeşitli biçim, büyüklük ve hareket parçacıklarına ayrılmış olmasıylaaçıklanmıştır. Her türlü değişiklik sadece yersel hareketten ibarettir.Hareket gerçek olup, geçişi sadece bir cisimden bir başka cismeolabilir.

Bu düşünce Descartes’i ünlü irdap teorisine götürür. Buna göre,Dünya'da temas halinde olan tüm cisimler biri ötekinin yerini alarak vegirdap yaratarak hareket eder. Gök cisimlerinin dolanımı da bugirdaplar aracılığıyla olur. Descartes doğrudan etki olmaksızın hiçbirharekete olanak tanımaz.

Uzaktan etki fikrini kabul ettiği ve fiziksel nedenleri görmezdengeldiği için Galileo’yu eleştirir. Yerçekiminin de girdaplarlaaçıklanableceğini savunur. Descartes bu girdapların zorunluözelliklerini de belirtemeyi ihmal etmez. Ne var ki, aradan 40 yılgeçmeden bu özelliklerin gözlemlere uymadığını, Newton, matematikselolarak gösterir.Girdap teorisi geçeriliğini yitirir, ama onun yerinialan Newton’un yerçekimi kuramının da tam bir açıklamaya dayandığısöylenemez.

"Descartes, benimsenmiş felsefe geleneğine göre devrimci rolününtamamiyle bilincindeydi. (Metot Üzerine Konuşmalar, 1637) da geleneğeolan tepkisine eğitiminin yol açtığını söyler. Eğitimine, sonunda bilgisahibi olacağı umuduyla dolu olarak başlamıştı. Ne yazık ki sonundabilgi bir yana, kendisini kuşkuyla dolu bir halde bulmuştu. İkibinyıllık araştırma ve tartışmanın hiçbir çözmediğini farketmişti.

Geçmiş felsefenin "bazı filozoflarca el üstünde tutulmasından dahatuhaf ve inanılmaz bir şey düşünülemez" diyordu. Descartes, geçmişikafasından silip atmaya karar verdi. Sistemli bir kuşku yöntemiyle, herbir düşünceyi katı bir sınamaya tabi tutacak, kuşkulanması olanaksızbir önermeye -eğer böyle bir şey varsa- ulaşıncaya kadar, kuşkulugörünen her şeyi reddecekti.

Böyle kaya gibi kesin bir önerme üzerine, temelindeki kesinliğipaylaşacak bilgi muramını, tabandan itibaren sadece akılla yenidenkurulmuş bir yapı gerçekleştirebilirdi. Ancak aradan geçen buncayüzyıldan sonra edindiğimiz bakış açısı bize, Descartes'in geçmişireddedişinin hiç de kendisinin sandığı kadar "tamam" olmadığını görmeolanağını veriyor.

Yine de onun mekanikçi doğa felsefesi, Rönesans naturalizminin temsilettiği egemen kavramdan kesin bir kopuştu. Aynı şekilde,Aristoteleçilikten de hemen hemen bir kopmayı ifade ediyordu. Bu açıdanDescartes, taze bir başlangıç yapmanın verdiği heyecan ile bütün olarak17. yüzyıl biliminin sözcülüğünü yapıyordu.

"Düşünüyorum, o halde varım"

Herkesin bildiği gibi, Descartes aramakta olduğu, kendisindenkuşkulanılamaz olan kesinliği "Düşünüyorum, o halde varım: cogito ergosum: Je pence donc je suis! " önermesinde bulmuştu.

Cogitoı yeni bir bilgi kuramının temeli oldu. Bu önermeden yola çıkarakönce Tanrı’nın varlığına, sonra da fiziksel dünyanın varlığına ulaştı.Kuşku süreci içinde, dış dünyanın varlığı ilk terkedilen öğelerden birioldu. Zira, kendisini -hata yapmaya açıkça eğilimli- duyularımızaracılığıyla algıladığımız dış dünyanın varlığı kuşku altındaydı.

Descartes, kendisini ancak yeni kesinlilik temellerinden yola çıkarak,kendi dışındaki fiziksel dünyanın varlığını, yine kuşkulanılamayacakbir sonuç olarak kanıtlayabilmeye hazır hissediyordu. Ayrıca buyaklaşımına 17. yüzyılın bilimsel devrim çabaları içinde belki de enbüyük öneme sahip bir koşul daha ekledi: Her ne kadar fiziksel dünyanınvarlığı zorunlu delliler yardımı ile kanıtlanabilerse de, bununduyuların tanımladığı dünya ile herhangi bir benzerliğe sahip olmasınıgeretiren hiçbir zorunluluk yoktu.

Böylelikle sempati, antipati yığınlarından ve doğa üstü güçlerden zatenarınmış bulunan fiziksel dünyadan şimdi de Aristoteles felsefesiningerçek değerleri atılmaktaydı. Aristoteles'e göre bir cismin kırmızıgörünmesinin nedeni yüzeyinde kırmızılık oluşuydu; bir cisim sıcaklıkniteliğine sahip olduğu için sıcak olarak duyumsanırdı.

Nitelikler gerçek varlığa sahipti; varlık türlerinden birisinioluştururlardı ve gerçeği duyularımızla doğrudan doğruya algılardık.Descartes ise bunun böyle olmadığını söyledi. Cisimlerde kırmızılığınya da ısının varlığını hayal etmek, tıpkı Rönesans natüralizlmininpsişik süreçleri fiziksel dünyaya uyarlaması gibi fiziksel dünyayıduyumlarımızın bir iz düşümü olarak görmek demekti.

Gerçekten de, cisimler sadece hareket halindeki madde parçacıklarındanoluşmuştu ve bütün görünen nitelikleri (sadece hacimleri hariç)tamamiyle hareket halindeki cisimlerin sinirlere çarpmasıyla uyarılanduygulardan ibaretti. Böylece alışık olduğumuz duyusal deneyimlerdünyası, tıpkı rönesans natüralizminin gizemli güçleri gibi bir hayaloluyordu.

Dünya fiziksel zorunluluklar sonucu hareket eden, eylemsiz cisimlerdenoluşmuş bir makinaydı ve düşünen nesnelerin varlığından etkilenmezdi.İşte mekanikçi doğa felsefesinin temel önermesi böyleydi. Descartes, Ladioptrique (Diyoptri 1637), Les meteores (Meteoroloji 1637) ve Principaphilosophiae (Felsefenin ilkeleri 1644) konulu makalalelerindemekanikçi felsefenin ayrıntılarını açıklar.

Temel taşlarından birisi eylemsizlik ilkesidir. Mekanikçi felsefe,bütün doğa olaylarının hareket halindeki madde parçacıklarıncaoluşturulduğu konusunda ısrar etmekteydi; çünkü fiziksel gerçekliktesadece haretli madde parçacıkları yer alıyordu. Hareketin nedeni nedir?

Madem ki madde -tanımı gereği- aktif ilkelerden arınmış, eylemsiz birnesnedir, kendi hareketinin nedeninin yine kendisi olamayacağı açıktır.17. yüzyılda hareketin nedininin Tanrı olduğunda herkes hemfikirdi.Başlangıçta "O" maddeyi yaratmış ve harekete geçirmişti. Maddeyihareket halinde tutan neydi?

Mekanikçi doğa kavramının aktif ilkeleri reddetmekteki ısrarınınnedeni, bir doğa felsefesi olarak varlığının, eylemsizlik ilkesinebağlı olmasıdır. Maddeyi hareket halinde tutmak için hiçbirşeygerekmemektedir; hareket bir durumdur ve maddenin içinde bulunduğubütün öteki durumlar gibi, bir dış etki altında kalmadığı sürecevarlığını sürdürecektir. Çarpma ile hareket bir cisimden diğerineaktarılabilir, fakat hareketin kendisi yok edilemez.

Descartes, çarpmayı toplam hareket miktarınrın korunumu ile çözümlemeyiçalıştı. Bu ilke yüzyılın sonunda formüle edilen momentum korunumunayakındı. Ancak Descartes’in hareketin sadece yönündeki değişikliğin(hızın büyüklüğünde bir değişiklik olmaksızın) öteki cismin durumundabir değişiklik yaratmadığını gözönüne aldığında ulaştığı sonuçlar,bizim bugün benimsediklerimizden çok farklıydı.

Yine de Descartes’in çarpma çözümlemesi bu konuda daha sonra harcanançabaların başlangıcı olmuştur. Öte yandan onun çarpma kurallarıbükünüyle dinamık bir etki modeli oluşturmuştur: Aktif ilkelerdenkurtulmuş mekaniksel bir Evren'de, cisimler birbirlerini sadeceçarpmalarla etkileyebilirdi.

Mekanikçi doğa sisteminin kurucusu olan iki adamın, yani Descartes ileGassendi’nin, aynı zamanda eylemsizlik ilkesinin formülasyonuna dadikkate değer katkılarda bulunan kişiler olması raslantı değildir.Galileo eylemsizliği, yerin ekseni etrafındaki günlük dönüşü biçimindeifade etmişti. Descartes ve Gassendi eylemsizlik hareketinin düz birhareket olması gerektiğini, daire ya da eğriler üzerinde hareket edencisimlerin dış bir nedenetkisi altında bulunduğunu ısrarla öne sürdüler.

Descartes böyle cisimlerin, sürekli olarak etrafında döndüklerimerkezden uzaklaşma eğiliminde olduklarını söyledi. Her ne kadar bueğilimi nicel olarak ifade etmeye çalışmamışsa da merkezden dışarıdoğru böyle bir kaçış eğilimin varlığını göstermesi dairesel hareketenmekaniksel unsurlarının çözümlenmesinde ilk adımdır.

Descartes’in gözünde dairesel hareket, kusursuz hareketi temsilözelliğini yitirmiş olsa da, doğa felsefesindeki merkezi rolünüsürdürmüştür. Dairesel hareket doğal olmamakla birlikte, yine dezorunluydu. Uzanımlı madde denkleminin anlamı, her bir uzanımlı uzayın,tanım gereği, madde ile dolu olması ya da başka bir ifadeyle maddeolması zorunluluğudur. Boşluk olamaz.

Eğer maddenin içine doğru hareket edebileceği dış bir uzay yoksahareket nasıl mümkün olacaktı? Descartes bu soruya her bir cismineşzamanlı olarak boşalttığı uzaya doğru hareket etmesi ile mümkünolacağı yanıtını veriyordu. Başka bir deyişle, dolu uzayda hareket edenher parçacık, tıpkı bir tekerleğin çevresi gibi, hareketli maddeninoluşturduğu kapalı bir devre üzerinde yer alacaktı. Dolaysıyla, her birhareket dairesel olmak zorundaydı.

Elbette ki buradaki "dairesel" sözcüğü, Öklit geometrisinin kusursuzdairesi değil, herhangi bir kapalı yörünge anlamına gelmekteydi.Dairesel hareket, zorunlu olmakla birlikte doğal olmadığından, doluuzaya bir merkezkaç basıncı uygular. Descartes, başlıca doğa olaylarınıişte bu basınca bağlıyordu.

Sonsuz uzay doluluğun içine doğru olan hareketin ilk sonucuEvren'imizin sonsuz sayıda girdaptan oluşan bir yapıda olmasıdır.Descartes’ a göre, örneğin Güneş Sistemi'mizin içinde yen aldığı girdapöylesine büyük bir madde çevrintisiydi ki, orada Satrün’ün yörüngesibir nokta kadar kalırdı. Girdabın büyük bir bölümü, birbiri ile sürekliçarpışmaktan kusursuz küreler halinde gelmiş küçücük toplarla doluydu.

Descartes bunlara "ikinci element" diyordu. "birinci element" ya da 17.yüzyılda sık sık kulanılan adıyla "eter" ise, ikinci element küreleriarasındaki uzayı ve bütün öteki gözenekleri dolduran son derece inceparçacıklardan oluşmuştu. Descartes’in Evren'inde maddenin bir üçüncübiçimi daha vardı ki, bu daha büyük parçacıkların daha büyük cisimlerhaline toplanmasıyla oluşan gezegenlerdi.

Bütün girdap ekseni etrafında çevrilirken, içinde bulunan her parçacıkda merkezden uzaklaşma eğilimi içinde olacaktı. Böylelikle merkezdenherhangi bir uzaklıkta olan bir parçacığın, uzaklaşma eğilimi ilegirdabın süratle hareket etmekte olan maddesinin zıt yöndeki eğilimitam bir denge sağlayacaktı.

Yörünge, bir gezegenin merkezkaç eğilimi ile tam olarak dengelenecekti.Yörünge bir gezgenin merkezkaç eğilimi ile girdabı oluşturan ötekimaddelerin merkezkaç eğiliminn doğurduğu karşı basınç arasındakidinamik denge ile meydana geliyordu.

Girdap teorisi, kristal kürelerin yerine geçebilecek ilk akla yakınsistemi oluşturuyordu. Gerçi Kepler’in gök mekaniği daha önce ortayaatılmıştı, ancak Kepler’in sistemi mekanikçi felsefenin kabuledemeyeceği ilkeler üzerinei kuruluydu. Öte yandan Descartes’ıngirdabının kabul edilebilir olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Busistem, yarım yüzyıl boyunca göklerin fiziksel açıklamasında geçerliolmuştur.

17. yy bilimsel düşüncesini anlayabilmek için, onun neyi açıklamakistediğini görmek önemlidir. Girdap büyük göksel olguya mekaniksel biraçıklama getirmişti. Bütün gezegenlerin neden Güneş’le berabergittiklerini, neden hep aynı yönde ve hep (yaklaşık) aynı düzlemdebulunduklarını açıklıyordu.

Teori, içine gizlice yerleştirilmiş rastgele kuvvetlerle gezegenlerinGüneş’ten uzaklaştıkça neden daha yavaş hareket ettiklerini deaçıkloyordu. "Girdap" ın getirdiği türden mekaniksel açıklama 17.yybilimi için önemliydi. Bundan dolayı da teorinin şükran dolu bir kabulgörüşününü nedenini anlamak zor değildir. Girdap teorisinin açıklamayagirişmediği konu ise gezegen yörüngelerinin duyarlı ayrıntılarınıincelemekti ki bu aynı zamanda teknik astronominin de ilgi alanıydı.

Descartes, Kepler’in üç yasasına hiç değinmemiştir. Zaten bunlarıgirdaptan nasıl elde edilebileceğini düşünmek de çok zordur. Ancak17.yy bilimi için Kepler Yasalarının temsil ettiği türden matematikselbetimleme de önemliydi. Mekanikçi felsefe fiziksel deneyselliğe verdiğiönem nedeniyle, Pisagorcu matematiksel gelenek ile bir çatışmaiçerisindeydi. Isaac Newton’un 17. yy'ın en üst düzeydeki bilimselbaşarısını meydana getiren çalışmaları, bu çatışmanın çözümlenmesindenibarettir.

Descartes’in doğa felsefesinin tek konusu Güneş Sistemi değildi.Mekanikçi felsefenen temel önermesi olarak, bütün doğa olaylarınınhareket halendeki eylemsiz madde tarafından meydana getirildiğiydi.Peki ışık neydi? Işığı dikkate almayan hiçbir doğa felsefesitamamlanmış sayılamazdı ve ışık bütün olaylar içinde en az mekanikselolan şeyler gibi görünmekteydi.

Halbuki Descartes’in sisteminde ışık, girdabın zorunlu bir sonucuydu.Güneş, sistemimizdeki en önemli ışık kaynağıdır ve aynı zamanda dagirdabın merkezindedir. Işığın fiziksel gerçekliği de işte bu basınçtanbaşka bir şey değildi. Bu basınç gözümüzün retinasına geldiğinde, optiksinirde bir harekete neden olmakta ve bu da "ışık" dediğimiz duyuyumeydana getirmekteydi. Dahası Descartes "madem ki basınç harekete doğrubir eğlimdir, o halde hareket yasalarına uyar, böylece de yansıma vekırılma yasalarının zorunlu sonuçlar olduğu gösterilebilir" diyordu.

Gravitasyonun da kaynağı (gravitas: cisimlerin yeryüzeyi yakınındakiağırlığı) ışığınkine göre biraz daha mekaniksel görünmekteydi. Bunuaçıklamak için, Descartes yerin çevresine yerle birlikte dönen ve Ay’ınyüksekliğine kadar uzanan küçük bir girdap koydu. Yine daireselhareketten gelen merkezkaç eğilimlere başvuruldu ve uzay doluluğu yinezorunlu oldu.

Gravitasyon neydi? Bazı cisimleri merkeze, aşağı doğruzorlayan,bazılarını da daha büyük bir merkezkaç eğilimle yükselten birmerkezkaç eğilim bozulmasıydı. Bu açıklama, cisimlerin yeryüzüne değil,fakat eksene dik düşmesine gerektiren Descartes teorisi için üzücü birsonuç olarak ortaya çıktı. Ancak her bir olayın nedeni açıklamayauğraşan mekanikçi filozoflar böyle küçük çelişkileri hoşgörü ilekarşılamayı öğrenmek zorundaydılar.
Kayıtlı

SuSkUnLuGuM aSaLeTiMdEnDiR, hEr SöZe VeRiLeCeK bİr CeVaBıM vAr...LaKiN öNcE lAfA bAkArIm LaFmI dİyE sOnRa SöLeYeNe BaKaRıM ADAM MI dıye!!!!
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Ve Theme Design By Cadosoas