Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Demir  (Okunma Sayısı 583 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
boxcigar
Administrator
Süper Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3 075



Üyelik Bilgileri Site
« : Kasım 09, 2007, 07:26:26 ÖS »

XIX. Yüzyılın başlarına kadar gözler hep Roma ile Yunan'daydı. Çağdaşuygarlığımız yalnız bu iki kaynağa indirgenmekteydi. Bu görüşNapolyon'un Mısır seferiyle değişti. Onunla birlikte Mısır'a gidenbilginler, icat ve anıttan yana zengin bu iki uygarlıktan, çok dahaeski bir uygarlığın varlığını şaşkınlık ve hayranlıkla gördüler.1842'de ufuk daha da genişledi; Fransa'nın Musul başkonsolosu Botta,Mezopotamya'nın antik anıtlarını ortaya çıkardı. Bunu, ötekiuygarlıkların, (Sümerler, Babilliler, Egeliler, Hititliler, Ukrayna'danMoğolistan'a uzayan steplerde yaşayan göçebe halk) tanınması veincelenmesi izledi.

Bugün Atina ve Roma gözümüzde parlak olmakla birlikte uygarlıktarihinin bir ayrıntısından başka bir şey değildir. Birçok belli başlıteknik icatları artık onlara mal edemeyiz. Biliyoruz ki bunlar. Romasaltanatının ya da Yunanistan'ın ünlü filozoflarının gölgesinde değil,zaman zaman büyük imparatorluklar kurmakla birlikte sonradan unutulmuşAsyalı toplumların eserleridir. Yukarıda sabanın, koşumun, gemin buhalkaların icatları olduklarını görmüştük. Ama tereyağının İşkillerinicadı, demirin de (M.Ö. 1300'de) Mitillerin icadı olduğunu kaçımızbiliriz?

Demir madeni daha önceden de biliniyordu; Hititlere borçlu olduğumuz,"demir sanayii"dir. M.Ö. 2950'de Ur'da bir demir balta; M.Ö. 2840-M.Ö.2700'den gelen Sümer kalıntıları arasında ve Keops Piramidi'nde demirsilâhlar bulunmuştur. Ancak o zamanlar, son derece az bulunan bir madenolduğundan demir değerli eşyalardan sayılıyordu. Hammurabi zamanında(M.Ö.2000) Babil'de demirin değeri gümüşünkinden sekiz kat fazla vealtının dörtle üçü oranındaydı. Günümüz de bol rastlanan bu madenin ozamanlarda bunca 'ender oluşu'nun sebebi neydi acaba?

Çünkü demirin elde edilmesi bakır ya da tunçunkinden daha güçtü. Bakırıeritmek ve toprağından ayırmak için 1.083 derece ısı yeterlidir. Tuncunyapımında kullanılan kalaysa daha kolay (232 derecede) erir. Demirineritilmesi için 1.535 derecilik bir ısı gereklidir. Bundan başka, madencevheri oksit şeklinde olduğundan, bunu oksijenden ayırmak için çokmiktarda redüktör'e yani indirgeme işlemini yapacak bir aracıya,özellikle karbona ihtiyaç vardır, işte bu iki şart, bakır ve tunçmetalürjisinde (madenleri ve arıtılmalarını inceleyen bilim.)kullanılan fırınlarla gerçekleştirilemiyordu. Bunu, M.Ö. 1700'deyapılmış bir Mısır resminde gördüğümüz, ayakla işleyen körüklerleyapmak ve gerekli miktarda oksijeni maden cevherinden alacak maddeyisağlamak imkânsızdı.

Demiri herkesin kullandığı bir maden haline getirenler, Hititleroldular. Bunun için de yüksek fırınlardan yaralandıkları kuşkugötürmez. Böylece, tunçtan yapılmış ağır silahlar, zırhlar vekalkanlar, yerlerini demirden olanlara bıraktılar. Arkeologlar,Korsabad'daki II. Sargon'un sarayında bu silahlardan ve araçlardan 160ton bulmuşlardır.

Demir, Yakın Doğu'dan Mısır'a ve Dorların yaşadığı Balkanlara doğruhızla yayıldı. M.Ö. 900 yıllarına doğru Avrupa'da görülmeye başlanan bumadeni Avrupalılara tanıtan her halde Dorlar olmuşlardı. Doğu Asya,demiri aynı çağlarda benimsedi. Delhi'de, M.Ö. IV. yüzyıldan kalma 17metre yüksekliğinde ve 17 ton ağırlığında büyük bir sütunbulunmaktadır. Vierendeel: "Bugün bile değme atölyelerin gözünükorkutacak böylesine dev gibi bir parçanın imalinde kullanılan madeniHindular nasıl eritmiş ve nasıl çalışabilmişlerdir, insan şaşıyor,"diyor.

Tabii demir önce yalnızca askerlikte kullanıldı. Ağır tunç kılıçlar,demirden yapılmış ince, hafif ve uzun kılıçların karşısında 'âciz'kalıyordu, öte yandan mızrak, ok ve yay daha kullanışlı biçimdeyapılmaya başlandı. Gem ve mahmuz hafifledi. Bunu ev eşyaları ve günlükhayatla kullanılan öteki araçlar izledi. Bıçak, testere, zincir vb.demircilerin atölyesinden çıkmaya başladı. Bu arada makas da icatedildi. Önceleri makas sadece savaşçıların saç ve bıyıklarını kesmektekullanılıyordu. Bir süre sonra mücevherler de demirden imal edilmeyebaşlandı.

Demirin gelişmesini izlemek, çok öğreticidir. Yakın Doğulu bir halkınzekâsının ürünü olan bu maden Asurlulara< kan dökücü egemenliklerinibütün Yakın Doğu'ya yaymaları imkânını vermiştir. II. Sargon,Assurbanipal gibi kralların ün kazandığı bu imparatorluk, kendi içindeeriyen Sümer, Mısır ve Babil gibi eski uygarlıkların mirasçısıydı.Asya'nın bu dev temsilcisi karşısında, Avrupa'nın ne önemi olurdu?..Sadece Yunan dünyasının meydana getirdiği küçük bir ışıklı noktadışında. Güneybatı Almanya'dan göç etmiş tarımcı bir halkın Keltlerin,birkaç yüzyıldan beri içinde yaşadıkları karanlık, sessiz ve kısır birdünya, Kelt köylerinin yoksul kulübeleri,. Babil'in, Knosos'unNinova'nın sanat eserlerinden ve banyolu konutlarından çokuzaklardaydı. Ve Avrupa'nın günün birinde bunları aşacağı, o dönem içinaklın hayalin almayacağı bir şeydi.

Bununla birlikte M.Ö. 612'de heybetli Asur yapısı çöktü; Ninova,ateşler içinde yok olup gitti. Yıkıntılarından başka bir imparatorlukyükseldi: Pers İmparatorluğu. Sınırları daha da genişleyen bu devlet,Akdeniz'e kadar uzandığı Hellen kıvılcımı, Batı'nın yoğun karanlığındahenüz pek güçsüz bir ışıktı.


DEMİR VE DÖKME DEMİRİN ZAFERİ

Bu önemli gelişmenin öncüsü, "çelik sanayinin babası" diye adlandırılanJohn Wilkinson'dur (1782-1808). Madencilik, araçlarını ve tekniklerininbirçoğunu ona borçludur. Hadde makinesini 1552'de Nurenberg'de Bruleradlı biri icat etmiş; iki yüzyıl sonra Fransız Chapitet, madeni olukluiki silindirin arasından geçirerek "profil" (U,T ya da köşeli vb.)demir imal etmişti. Wilkinson, bunun kullanma alanını o derecegenişletti ki, XIX. yüzyılın eşiğinde mimarlar, mühendisler ve makineyapımcıları her türlü ihtiyaca uygun boy ve biçimde madeni levhabulabiliyorlardı.

Wilkinson 1774'te boru biçimindeki madeni eşyaların içini "perdahlama've bir de 'delme' makinesi icat etti. O tarihe kadar Fransız NicolasFocg'un icadı olan (1750) 'delici'den geliştirilmiş bir araçkullanılıyordu. Wilkinson bu aracı mükemmelleştirerek top namlularınauyguladı. Onun sayesinde yepyeni bir 'araç-makine ailesi' türedi. Buaile yetenekli iki teknisyenin (İngiliz Joseph Bramah (1749-1814) veFransız Marc Brunel (1769-1849) çalışmalarıyla daha da gelişti. İkiside tarımcı çocuklarıydı; mutlu bir rastlantıyla sanayi alanınaatılmışlardı.

Bramah bir yığın icatlar ortaya attı (sözgelişi, bira tulumbası). Ama,asıl ona büyük ün sağlayan "hidrolik pres" (1796) oldu. Brunel, "delgimakinesi", "yuva açma makinesi" ve "perdahlama makinesi" yaptı. Bundanbaşka Liverpool'da rıhtımlar ve doklar, Londra'da Thames�ın altına birtünel inşa etti. (1824-1842). Henry Bramah�nın hidrolik presininişlerken kuru kalmasını sağlayan, eski öğrencisi Maudslay'in(1771-1831) pistonları deriyle kaplaması oldu.

XVIII. yüzyılın sonlarında mühendisler bu tür araçlara sahip olduktansonra odunu bir yana itip yerine maden kullanmaya başladılar. Madenzaten buhar makinesi için zorunluydu. Araçlar, sonra da en çeşitlimekanizmalar madenden yapılmaya başlandı. XVIII. yüzyılın sonundan onyıl kadar önce. Mühendis John Rennie'nin (1761-1821) yaptığı, dişliçarklılara kadar bütün aksamı madenden olan ilk buharlı değirmenİngiltere'de dönmeye başladı.

Bununla birlikte yapımcılar, kalıba dökmeye son derece uygun olan dökmedemiri birçok alanlarda tercih ediyorlardı. XVIII. yüzyılınortalarından başlayarak İngilizler, dökme demirden çok çeşitli dökmeeşyalar yaptılar: 1738'de ray, 1755'te vagon tekerleği, hidrolikçarklar ve kazanlar... 1773'te teknik, madenden bir köprü yapmaya kararverilmesiyle bir atılım daha yaptı.

Köprü yapımcıları bundan önce de maden köprü inşa etmek hevesinekapılmışlar, 1755'te Lyon'da üç kemerli bir köprü yapmayakalkışmışlardı. Ama bu tasarı zamana göre aşırı ileriydi. 1773'teİngiltere artık bu iş için olgunlaşmıştı. Darbylerin fabrikaları,yakınlarında bulunan Severn ırmağının üstüne ilk "demir köprü"yü attı.1779'da trafiğe açılan ve hâlâ sapasağlam duran bu köprü, zamanında birşaheser olarak karşılanmış, yapımcısı Abraham III. Darby "mühendislikve mimarlık sanatına yeni ufuklar getiren öncü" olarak kutlanmıştı.

Dökme demir köprüler birbirini izledi: 1796'da Sunderland'da 1804'teParis'te (le pont des arts) 1806'da yine Paris'te (le pontd'Austerlitz) Bu başarılar tutkuları kamçılayınca, dökme demirle büyükbinalar inşa etmeyi deneme hevesi baş gösterdi. Fransız mühendisiFrançois Joseph Belanger (1744-1818), Paris'te 1811'de buğday halini 40metrelik, dökme demir kubbeyle kapatmayı başardı. Dökme demir doruğunaulaştığı yerde, demir ve hemen ardından çelik onu geçmeye hazırdılar.1787'de Wilkinson ilk demir gemiyi kızağa koyar, 1796'da AmerikalıFinley ilk asma köprüyü tanıtırken, mimarlar da demiri, yapılarda gizlikalan 'iskelet' olmaktan çıkarıp 'dekoratif (süsleyici) unsur olarakkullanmayı düşünüyorlardı.

Köprüler, gemiler, araç-makineler, kubbeler gibi yararlı teknikuygulamalara rağmen, XVIII. yüzyılın sonunda madenin başlıcakullanıldığı yer hâlâ savaş sanayisiydi. Silah imalâtçılarıyla topdökümcülerinin sanayide yerleri kamu işleri mühendislerinden öncegeliyordu. Fransız Devrimi'nin Avrupa'yı karşı karşıya getireceği bütünbüyük çarpışmalarda demir, madenlerin kralı oldu. Ordunun ihtiyaçlarınedeniyle de olağanüstü gelişimini sürdürdü.

Çelik alanında tüfek, Vauban'dan bu yana değişmemişti. Fransızlar,Devrim ve İmparatorluk savaşlarını 1777'de kullanılan silahlarlasürdürmekteydiler. Bunlar, hâlâ ağızdan döktürülüyorlardı.

Tüfeğe karşılık, top yapımı ilerleme kaydetmişti. Gösterdiği balistik(atış uzaklığı) sorunlardan ötürü matematikçilerin dikkatini çekmiş, busayede sağlam bilimsel temellere kavuşmuştu. İngiliz Benjamin Robins(1701-1751), mermilerin silahtan çıkış hızını ölçmek için bir "balistiksarkaç" icat etmiş ve "iç balistiğin" temellerini atmıştı. İsviçreliJohann Sulzer (1720-1779) da, 1755'te havanın direnci üzerine ilkdeneyleri yaparak "dış balistiğin" esaslarını buldu. Bu direncin1781'de matematik kanununu koyan, Prusyalı Georg von Tempelhof(1737-1807) ve İngiliz Charles Hutton'dur (1733-1824).

Bu kuramlarla kişisel gözlemlerin gösterdiği yoldan ilerleyen FransızJean-Baptiste de Gribeauval (1715-1789), yarım yüzyıl boyunca Avrupasavaş alanlarında gürleyecek olan maddeyi buldu. Ondan önce top hâlâtunçtan yapılıyor, ama önce dolu dökülüyor, sonra delinipperdahlanıyordu. Namlu dibi kapalı olduğundan gülleler hartuçlaatılıyor, nişan da nişan çizgisi' ve 'nişangâh'la alınıyordu.

Aracın, 'sefer topu' ve 'kuşatma topu' olarak ikiye ayrılması,parçaların uzatılması ve kısaltılmasının yanısıra getirilen tek yenilikstandardizasyonuydu. Araçların bölümlerinin aynı ölçüler üzerine imaledilmesi kolayca parça değiştirilmesini sağlıyordu, İngiliz HenryShrapnel'in (1761-1842) icat ettiği 'obüs,' topu daha öldürücü bir araçhaline getirdi. İspanya seferinde bu silâhla ilk karşılaşan Napolyonorduları büyük kayıplar verdiler.
Kayıtlı

SuSkUnLuGuM aSaLeTiMdEnDiR, hEr SöZe VeRiLeCeK bİr CeVaBıM vAr...LaKiN öNcE lAfA bAkArIm LaFmI dİyE sOnRa SöLeYeNe BaKaRıM ADAM MI dıye!!!!
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Ve Theme Design By Cadosoas