|
boxcigar
|
 |
« : Temmuz 29, 2007, 03:21:55 ÖÖ » |
|
Ağlamak, gülmek, üzülmek gibi duygularımızı ifade ettiğimizdavranışları, kalıtımsal olarak devralıyoruz. Bütün canlılarda birçokduygu ifadesi ortak. Gözyaşlarının kimyasını inceleyen bilim adamları,ağlama nedenine bağlı olarak gözyaşının kimyasal içeriğinin değiştiğiniaçıklıyorlar.
Eğer, çok üzüldüğümüz için ağlıyorsak, gözyaşımızdaki protein çeşidi vemiktarı, gözümüze toz gibi yabancı bir nesne girdiğinde döktüğümüzgözyaşındakinden oldukça farklı. Bu bulgular ışığında bilim adamları,gözyaşlarının vücudun üzüntü ve stres sırasında salgıladığıkimyasallardan bir çeşit kurtulma yolu olduğu teorisini geliştirdiler.
Pekala, nasıl ağlıyoruz ya da bir başka deyişle bu tip fizyolojiksebeplerin yanında anatomik olarak ağlamamızı sağlayan nedir?Ağlamak,birkaç hayvan türü dışında sadece insanın sergileyebildiği bir ifadeşekli. Evrimsel olarak, insanoğluna en yakın hayvan olan maymunlarınağlama yetisine sahip olmaması, bizim bu ifade şeklini, evrimimizin sonbasamağında kazandığımızı gösteriyor
Evrim Hakkında Bilmemiz Gerekenler
Evrim hakkında bilmemiz gereken en önemli noktalardan biri, şu anyaşayan hiçbir türün bizim atamız olmadığıdır. Her tür kendi yeganeevrimsel tarihine sahiptir ve en az insanoğlu kadar moderndir. Evrimsöz konusu olduğunda yapılan en büyük hatalardan biri, insanın günümüzmaymun türlerinden evrim geçirerek ortaya çıktığı düşüncesidir. Ancak,gerçek şu ki insanoğlu ve maymunlar nesli tükenmiş ortak bir atayasahiptir ve günümüz maymunları tamamen modern türlerdir.
Evrim düşünüldüğünde, genelde akla hep morfolojik değişimler gelse de,aslında davranışsal değişimleri de gözönünde bulundurmamız gerek. Birorganizmanın başarısı, davranışlarına -belki içgüdüsel davranışlardemek daha doğru olabilir- bağlıdır. Bu davranışlar, organizmanınöncüllerinin deneyimleri sonucu, genlerinde depolanmış ve hayatta kalmaşansını arttıran faktörlerdir. Çünkü, türün bireyleri arasındaki entemel iletişim yoludur.
Korkuda Ortak Yönler
Şimdi, tekrar başlangıçtaki noktamıza dönecek olursak; hangi anatomikyapılarımız duygularımızı ifade etmemizi sağlıyor? Bu davranışlariçgüdüsel ve evrensel olabilir mi ve insanoğlu duyguların ifadesi sözkonusu olduğunda gerçekten diğer hayvanlarla benzerlik gösteriyor mu?
Darwin'in Expression of Emotions in Man and Animals (1872) kitabındaele aldığı örneklere geçmeden önce, bu davranışların nasıl ortayaçıktığına bir göz atalım. Acaba, bu davranışlar Darwin'in düşündüğügibi belli bir duyguyu ifade etmek için ilk önce türün birkaç bireyitarafından uygulanıp, ardından diğer bireylere sıçramış ve zamanlaevrensel olmuş olabilir mi?Tüm hayvanların paylaştığı, en temelduygulardan biri olan korkuyu incelemek, bu tip davranışların gerçekteniçgüdüsel olup olmadığı hakkında bizi aydınlatabilir mi?
Hayvanlar korktukları zaman titrerler. Her ne kadar, titreme aşırımutluluk ya da öfke halinde görülse de, çoğunlukla korkunun muhtemelbir göstergesidir. Hayvanlarda korkunun ya da öfkenin bir diğer ifadesivücuttaki tüy ve kılların dikilmesidir. Böylece, hayvan olduğundanbüyük ve korkutucu görünecek ve karşısındaki düşmana kolay bir avolmadığı mesajını verecektir.
İnsanlara baktığımızda, hayvanlara benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz.İnsanlar ve hayvanlar korktukları zaman ağızlarını ve gözlerini açar,hareketsiz durur ve neredeyse hiç nefes almazlar. İlk olarak ağzınaçılması, daha fazla havanın vücuda girmesini ve bireyin daha uzunsürehareketsiz kalarak düşmanın dikkatini çekmemesini sağlar.
Her ne kadar insanların vücudu hayvanlar gibi kıllarla kaplı olmasa da,korktuğumuzda derimizin yolunmuş tavuk benzeri bir görüntü alması, aynırefleks davranışın insanlarda da varolduğunu ve hayvanlardakiyle aynıkasların kasıldığını gösteriyor.Bu refleks bize bir zamanlar tüm vücudukıllarla kaplı atalarımızdan miras kalmıştır.
Korku anında sergilenen bu tepkisel davranışların istemli ya daiçgüdüsel olarak gerçekleştiğini anlayabilmek için Hoimar VonDitfurth'un, Dinozorların Sessiz Gecesi-2 kitabında verdiği bir örneğihatırlamak bize yardımcı olacak.Ditfurth, bu kitabında tavuklarüzerinde yapılan bir deneyi açıklar. Deneyde, bilim adamı bir tavuğunbeyninin çeşitli bölgelerine elektrotlar yerleştirir ve elektrik akımıile özellikle orta beynin belli bir bölgesini uyardığında, biraz önceaçıkladığımız korku anında ortaya çıkan davranışları sergilediğinigörür.
Çevrede hayvanın korkmasına sebep olabilecek bir şey olmadığı halde,beynin bu bölgesi uyarıldığı anda hayvan korkmaya ve içgüdüsel olarakbelli "şablon" davranışları uygulamaya başlar. Bu davranışlar hayvanınbeyninde bulunan hazır programlardır ve beyin doğal olarakuyarıldığında harekete geçerek hayvanın yaşamını kolaylaştırır, doğalseçilimle ayıklanır ve genler yoluyla gelecek nesillere geçerler.
İnsanlarda ise büyük beyin kabuğunun ortaya çıkardığı bilinçlidavranışlar yüzünden bu tip hazır programların varlığı pek belirgindeğil. Ancak, karanlıkta yapayalnız kaldığımız bir anı düşünelim. Görmeyeteneğimizi büyük ölçüde kaybettiğimiz için beyin kabuğu etraftakigelişmeler konusunda tereddüte düşecek ve orta beyin baskın konumageçecektir.
Böyle anlarda, hiç sebep yokken korkmaya başlar, sanki karanlıktahayaletlerin bize saldıracağını hissederiz. Bu hayaletler aslındakaranlıkta bizden daha iyi görebilen ve bir zamanlar atalarımızormanlarda yaşarken gece onlara saldırmış olan hayvanların beynimizdekikopyalarıdır. Bu davranışların pekçoğunun beynimizde hazır programlarhalinde bulunabileceğini ve içgüdüsel olabileceğini gördüğümüze göre,şimdi pek çok hayvanda ortak olan ifade şekillerine bir göz atabiliriz.
Ses ve Benzerlikler
İnsan dahil pek çok hayvan duygularını ifade edebilmek için sesinikullanır. Hayvanlar, çok fazla korktuklarında belki de türün diğerbireylerini potansiyel bir düşmana karşı uyarabilmek için çığlıkatarlar. Belli durumlarda sesin kullanılmasında alışkanlığın da rolüvar. Özellikle, sosyal hayvanların ses organlarını daha serbestkullandığını görüyoruz.
Öfke, sevinç, korku, acı, memnuniyet; hepsinin ifadesinde sesorganlarının katılımı var ve öyle görünüyor ki, aynı ses hemen hemenher türden hayvanda aynı duyguları uyandırıyor. Benzerlik, sinirsisteminin tüm türlerde benzer mekanizmalarla işlediğini gösteriyor.Örneğin, bir kuşun şarkısı bize mutluluk verirken, korkutucu bir çığlıkhoşumuza gitmez.
Yazının başında da bahsettiğimiz gibi, ağlamak, üzüntünün birgöstergesi.Sadece insanlar değil, diğer hayvanların da üzüldüklerindebağırdığını görüyoruz. Bağırırken, gözlerin çevresindeki kaslar kasılırve bu göz kapaklarının kapanmasına sebep olur. Göz kapaklarınınkapanması ve gözün kaslarla sıkıştırılması ise göze kan hücumunuengeller ve böylece gözü korur. İnsanlarda, göz ne zaman çevresindekikaslar tarafından sıkıştırılsa gözyaşları salgılanır.
Ağlama eylemini gerçekleştirebilen yegane tür insandır. Gözyaşlarınınen önemli görevi gözde sürtünmeyi engellemek ve burunu ıslak tutarakkoklama gücünü arttırmaktır. Üzüntü, hemen her türde isteksizliğe,hareketsizliğe sebep olur. Birey, çok yavaş nefes alır ve genelde bunefes alışlar iç çekmeleriyle bölünür. Tüm bu melankolik davranışlarbilinçdışı ve içgüdüsel olarak sergilenir.
Hayvanlar saldırganlaştıklarında, kalp atışları ve dolayısıyla kandolaşımları hızlanır ve bu da özellikle insanlarda yüzün kızarmasınasebep olur. Vücut her an saldırabilmek ve düşmanı korkutabilmek içindiktir ve tehditkar bir görüntü sergiler.
Mutluluk Anları
Mutluluk anlarında ise hayvanlar amaçsız hareketlerle çevrelerindegezinir ve gülerler. Maymunlar ve insanlarda alkışlamaya darastlıyoruz. Aşırı mutlulukta attığımız kahkahalar da reflekstir veçevremizdekilere mutlu olduğumuzu belirtir.Sevgi de mutluluk gibi bizezevk veren bir duygu.
Sevgimizi birine göstermek için güleriz, gözlerimiz parlar. Sevgimizigösterebilmek için fiziksel temasta bulunma ihtiyacı, Darwin'e göreçocukluğumuzda annemizden gördüğümüz yakın temas ve sevginin bir ürünüve kalıtımsal. Tüm hayvan türlerinde fiziksel temas, birbirine sarılma,sevginin göstergesidir. Örneğin, kediler ve köpekler sahiplerinesürtünmekten, yavrularını yalamaktan büyük zevk alırlar. Sevdiğimizbirini öpmek de aynı şekilde fiziksel temas ihtiyacından doğar.
Darwin, tüm bu duygu ifadelerinin kalıtımsal ve evrimsel olduğunudüşünüyor ve bu ifadelerin başta istemli olarak sergilendiğini, zamanlaöğrenilerek alışkanlık haline geldiğini ve doğal seçilimlekalıtımsallaştığını ve gelecek nesillere geçtiğini söylüyor.Duygularınifadesinin kalıtımsal olduğunu özellikle kör insanları incelediğimizdedaha iyi anlıyoruz.
Körlerin hiçbir yüz ifadesini ve vücut hareketini taklit yoluylaöğrenme imkanları yoktur. Ancak, incelendiğinde hepsinin bubahsettiğimiz ifadeleri sergilediğini görürüz. Duyguların ifadesievrenseldir, çünkü hangi ırktan insana bakarsak bakalım aynı yüzifadeleri her zaman aynı duyguların göstergesidir.
Gözlemlerimiz, tüm ırklardan genç, yaşlı tüm insanların ve pekçokhayvanın belli duygularını aynı şekilde ifade ettiğini gösteriyor.İnsanlar ve hayvanlar arasındaki bu benzer davranışlar kökenimizhakkında bize bir ipucu veriyor. Öyle görünüyor ki, duyguların ifadeedilebilmesi en önemli iletişim yollarından biri ve bireyin bir toplumiçinde yaşama şansını arttırdığı için türlerin evriminde doğalseçilimle korunarak, bir nesilden diğerine geçiyorlar.
|