Mustafa Kemal Atatürk
GÖREV SÜRESİ 29 EKİM 1923
10 KASIM 1938
Mustafa Kemal, 1881 yılında Selanik'te doğdu.
İlköğrenimine, Annesi Zübeyde Hanım'ın isteği üzerine Hafız MehmetEfendi mahalle mektebinde başladı. Bir süre devam ettiği bu okuldanbabasının isteğiyle ayrıldı ve öğrenimini o günün çağdaş eğitimanlayışını benimseyen Şemsi Efendi Mektebi'nde tamamladı.
Mustafa Kemal, askeri dehasını ve liderlik yeteneğini geliştireceğiaskerî eğitimine, 1893 yılında Selânik Askerî Rüştiyesi'nde başladı.1896-1899 yıllarında Manastır Askerî Lisesi'ni, 1902 yılında teğmenrütbesiyle Kara Harp Okulu'nu, 1905 yılında ise yüzbaşı rütbesiyle HarpAkademisi'ni bitirdi.
1905-1907 yılları arasında Şam'daki, 5. Ordu'da görev yapan MustafaKemal, 1907'de, bugün kıdemli yüzbaşı olarak adlandırılan kolağasırütbesini aldı.
13 Nisan 1909'da, tarihimizde 31 Mart olayı olarak bilinen ayaklanmanınbastırılmasında etkin rol oynayan Hareket Ordusu'nda, Kurmay Başkanıolarak görev yapan Mustafa Kemal, 1910 yılında Picardie Manevraları'ndaTürk Ordusu'nu temsil eden kurulda yer aldı.
1911 yılında, İstanbul'da Genelkurmay Başkanlığı'ndaki görevininardından, İtalyanların Trablusgarp'a saldırısıyla başlayan savaşta,Tobruk ve Derne bölgelerinde gönüllü yerel güçlerin başında bulundu.Aynı yılın 27 Mart'ında binbaşı oldu, 1912 yılının 6 Mart'ında iseDerne Komutanlığı'na getirildi.
1912'de Balkan Savaşı'nın başlamasıyla, İstanbul'a geri dönerek,Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katılan Mustafa Kemal,Dimetoka ve Edirne'nin geri alınmasında önemli rol oynadı. 1913 yılındaatandığı Sofya Ataşemiliterliği görevini sürdürürken yarbaylığayükseltildi.
1914 yılının Ekim ayında, Osmanlı İmparatorluğu'nun İttifakDevletleri'nin yanında I. Dünya Savaşı'na katılmasıyla, 19. Tümenikurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. İtilaf Devletleri'nin tümgücüyle yüklendiği Çanakkale'de eşsiz bir direnişin önderliğini yapan,çarpışmanın yazgısını değiştiren ve "Çanakkale geçilmez" dedirten yineMustafa Kemal'di.
25 Nisan 1915'te, Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerinin yenilgiyeuğratılmasının ardından, 1 Haziran 1915'te albaylığa yükselen MustafaKemal, Anafartalar Grubu Komutanı olarak 9-10 Ağustos'ta Anafartalar,17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar Zaferleriylebaşarılarına yenilerini ekledi.
27 Ocak 1916'da karargâhı Edirne'de bulunan 16. Kolordu'nunKomutanlığına atanan Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra, 16.Kolordu'nun, Doğu Cephesi'nin güçlendirilmesi amacıyla Diyarbakır'akaydırılması kararlaştırılınca, Kolordu Komutanı olarak Diyarbakır'agönderildi ve rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi. Rus güçleriylesavaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı.
Mustafa Kemal, 2. Ordu Komutanlığı'na, sonra da Halep'te Alman GeneraliFalkenheim komutasındaki Yıldırım Orduları Grubu'nda, 7. Ordu'nunKomutanlığı'na atandı. 15 Aralık 1917'de Veliaht Vahdettin ile birlikteAlmanya'ya yapılan resmî ziyarete katılan Mustafa Kemal, 15 Ağustos1918'de yeniden 7. Ordu Komutanı olarak Halep'e döndü. Mondros AteşkesAntlaşması'nın imzalanmasından bir gün sonra, Mustafa Kemal'in, 31 Ekim1918'de getirildiği Yıldırım Orduları Komutanlığı görevi, bu Ordu'nun13 Kasım 1918'de kaldırılması üzerine sona erdi. O'nun artık görev yeriHarbiye Nezareti idi.
Mondros Ateşkesi, yurt topraklarının İtilaf Devletleri'ncepaylaşılmasını ve işgal edilmesini öngören, Osmanlı İmparatorluğu'nunçöküş sürecini hızlandıran, koşulları ağır bir antlaşma olaraktarihteki yerini aldı.
Ateşkes koşullarının yanı sıra, yöneticilerin yanlış tutum vedavranışları sonucu ülkenin içine sürüklendiği durum, Mustafa Kemal'inuzun yıllar boyunca zihninde yeşeren düşüncelerini harekete geçirmesinive Türk Ulusu'nu esenliğe kavuşturacak kararı almasını sağladı.
Mustafa Kemal'in, "Ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız, koşulsuzbağımsız yeni bir Türk Devleti kurma" kararını alması ve bunugerçekleştirecek koşulları oluşturmak amacıyla Samsun'a hareketi,tarihin akışını değiştiren bir adımdır.
"19 Mayıs" Türk Ulusu ve kendi yaşamı içinde öyle bir dönüm noktasıdırki, Mustafa Kemal bu günü "doğum günü" olarak nitelemiştir.
Mustafa Kemal'in, "Ben, Samsun'a çıktığım gün elimde maddî hiçbirkuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milletinin asaletinden doğan ve benimvicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben buulusal kuvvete, bu Türk Milletine güvenerek işe başladım" sözleri,O'nun kurtuluş yolunda, ulusal birliği gerçekleştirmek düşüncesiyleçıktığı Anadolu yolculuğunda Türk Ulusu'na duyduğu güveni ortayakoymaktadır.
Ulusal savaşımın bayrağını açmak için beklediği fırsat, 9. OrduMüfettişliğine getirilmesi ile karşısına çıktı ve 19 Mayıs 1919'daulaştığı Samsun'da kısa bir süre kaldıktan sonra 28 Mayıs 1919'dagittiği Havza'da, tüm komutanlara, üst kademedeki yöneticilere veulusal kuruluşlara gizli bir genelge yayımlayarak, işgal karşısındabütünleşme çağrısında bulundu.
22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgede, "Milletinistiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" ilkesine yervererek, Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. İngilizlerin baskısısonucu müfettişlik görevinden alınmak istenmesi üzerine, askerlikten veresmî görevinden ayrılma kararı alan Mustafa Kemal, 8 Temmuz 1919'dabir duyuruyla, tüm gücüyle Anadolu'nun bağımsızlık savaşı içinçalışacağını açıkladı.
23 Temmuz-7 Ağustos 1919 günlerinde, geleceğimizin sağlam temellerüzerinde biçimlenmesinin yolunu açan Kurtuluş Savaşı'nın temel ilke veyöntemlerinin belirlendiği, Erzurum Kongresi'ni topladı. Bölgeselkonuları görüşmek için toplanan Kongre'de ülkenin tümünü ilgilendirenönemli kararlar alınarak ulusal savaşımın esas programı hazırlandı.
Mustafa Kemal 7 Ağustos 1919'da Kongre'nin kapanışı nedeniyle Kongreheyetine yaptığı konuşmada, esaslı kararlar alındığını ve dünyayaUlusumuzun varlığı ve birliğinin gösterildiğini, tarihin bu Kongre'yiender ve büyük bir eser olarak kaydedeceğini söyleyerek, toplantınınönemini ortaya koydu.
4-11 Eylül 1919 günleri arasında toplanan ve Ulusumuzun, birlik vedayanışma içinde bağımsızlığından hiçbir koşulda ödün vermeyeceğinidünyaya duyuran Kongre olma özelliği taşıyan Sivas Kongresi'nde, mandayönetimi tümüyle reddedildi. Erzurum Kongresi kararları genişletilerek,Misak-ı Millî görüşü yinelendi. Tüm ulusal direniş örgütleri "Anadoluve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirildi.Yurdumuzun tamamını temsil eden Heyeti Temsiliye'nin başkanlığınaseçildi.
20-22 Ekim 1919'da İstanbul'dan gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa'ylaAmasya'da görüştü. Anadolu'da başlatılan ulusal savaşımın İstanbulHükûmeti tarafından tanınması yönünden büyük önem taşıyan AmasyaProtokolü imzalandı.
7 Kasım 1919'da, İstanbul'da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum'dan milletvekili seçildi.
27 Aralık 1919'da, Heyeti Temsiliye üyeleriyle birlikte geldiği Ankara,bu tarihten sonra Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önemli kararlarınınalınarak, tüm Anadolu'ya yayıldığı önemli bir merkez oldu.
İstanbul'un, 16 Mart 1920'de resmen işgal edilmesi üzerine, MustafaKemal, bu hareketin haksız ve hükümsüz olduğunu belirterek, kapananMeclis'in Ankara'da açılacağını tüm dünyaya ilân etti.
Mustafa Kemal, 19 Mart 1920'de yayınladığı bir genelgeyle, ulusunyeniden seçeceği temsilcilerle kurulacak yeni Meclis'in ulusunbağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak önlemlerialacağını ve uygulayacağını duyurdu. Bu genelgenin ardından ülkenin heryerinde seçimler yapıldı ve Ankara'da toplanacak Millet Meclisi'ninhazırlıkları tamamlandı.
Böylece ulusal istenci gerçekleştiren ilk Meclis 23 Nisan 1920'deAnkara'da toplandı ve Mustafa Kemal Meclis Başkanlığı'na seçildi.
Bağımsızlık savaşımının askerî ve siyasî önderi ve ileri görüşlükişiliğiyle davanın beyni olan yüce önder, 11 Mayıs 1920'de İstanbulHükûmeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
Bir an önce kurulmasına büyük önem verdiği düzenli ordu ilk başarısını,11 Ocak 1921'de, I. İnönü, 31 Mart 1921'de de II. İnönü zaferlerinikazanıp, Yunanlıların geri çekilmek zorunda kalmasıyla elde etti.
Meclis'te uzun görüşmeler sonucu 20 Ocak 1921'de ilk anayasa olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, Misak-ı Milli'ye ve Anayasa'nınilkelerine uygun biçimde çalışır duruma getirebilmek için, 10 Mayıs1921'de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu'nu kurdu. Grubunseçilerek göreve getirilen başkanı Mustafa Kemal'di.
5 Ağustos 1921'de, Mustafa Kemal'in, geniş yetkiler verilerek üç aysüre ile Başkomutanlık görevine getirilmesini sağlayan yasa kabuledildi. "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütünvatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça,terk olunamaz." anlayışı ve direktifiyle 23 Ağustos-13 Eylül günleriarasında, 22 gün 22 gece süren çarpışmalardan sonra Yunan OrdusuSakarya Nehri'nin doğusunda tümüyle yenilgiye uğratıldı. SakaryaZaferi'nin ardından, TBMM'nin çıkardığı bir yasayla, savaştaki üstünbaşarısından dolayı Yüce Önder Mustafa Kemal'e 19 Eylül 1921'de"mareşallik" rütbesi ve "gazi" unvanı verildi.
26-30 Ağustos 1922 günleri arasında Mareşal Gazi Mustafa Kemalkomutasındaki Başkomutan Meydan Muharebesi, Türk Ordusu'nun kesinzaferiyle sonuçlandı. Başkomutan'ın "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir,ileri!" emriyle Türk Ordusu, büyük bir moral ve güç ile İzmir yönündeilerledi. 9 Eylül 1922'de çekilen düşman kuvvetlerinin İzmir'deyenilgiye uğratılmasıyla, 4 yıl süren Ulusal Kurtuluş Savaşımı amacınaulaştı.
3 Ekim 1922'de imzalanan ve 11 Ekim 1922'de yürürlüğe giren MudanyaAteşkes Antlaşması ile savaş durumu sona erdi. Barış Antlaşmasınınkoşullarını görüşmek üzere Lozan'da yapılacak konferansa İtilafDevletleri'nin İstanbul Hükûmeti'ni de çağırması üzerine, 1 Kasım1922'de TBMM'nce alınan "Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnızve ancak TBMM'dir" kararıyla saltanat kaldırıldı.
Varlığından büyük güç aldığı annesi Zübeyde Hanım'ı 15 Ocak 1923'tekaybeden Gazi Mustafa Kemal, acısına karşın, Ulusuna olan görev vesorumluluklarını yerine getirmek için çalışmalarına ara vermedi.
29 Ocak 1923'te Gazi Mustafa Kemal, Latife Uşaklıgil ile 5 Ağustos 1925'e kadar sürecek evliliğini yaptı.
17 Şubat 1923'te İzmir'de ilk Türkiye İktisat Kongresi'nin açılışınıyapan Gazi Mustafa Kemal, çağdaşlaşma yolunda, iktisadî kalkınmanıngerekliliğini vurgulayarak, siyasî ve askerî zaferlerin, ekonomikzaferlerle desteklenmeden, kısa süreli olacağına dikkat çekti.
24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla, Devletimizinuluslararası alanda siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal ilişkileriyeniden düzenlendi. Yeni Türk Devleti'nin varlığının, egemenliğinin vebağımsızlığının tanınmasını sağlayan Lozan Antlaşması ile Misak-ı Millîsınırları İtilaf Devletlerince resmen kabul edildi.
Gazi Mustafa Kemal'in, "Lozan Antlaşması, Türk milleti aleyhineasırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığızannedilmiş büyük bir suikastin yıkılışını ifade eden bir vesikadır."sözleri, Lozan'ın tarihimizdeki yerini ve önemini gözler önünesermektedir.
13 Ağustos 1923'te, Gazi Mustafa Kemal, ikinci kez TBMM Başkanlığı'naseçildi. 9 Eylül 1923'te, Cumhuriyet Halk Fırkası'nı kurdu. TBMM'ninaldığı bir kararla yeni devletin başkenti, 13 Ekim 1923'te Ankara oldu.
Ulusal egemenlik esasının tam olarak ancak cumhuriyet yönetimiyleolanaklı olacağını düşünen Gazi Mustafa Kemal, 27 Eylül 1923'de NeueFreie Presse muhabirine verdiği demeçte "Yeni Türkiye Anayasasının ilkmaddelerini sizlere tekrar edeceğim: Hakimiyet Kayıtsız şartsızmilletindir. Yürütme kudreti, yasama yetkisi milletin tek ve gerçektemsilcisi olan mecliste toplanmıştır. Bu iki kelimeyi bir kelimedeanlatmak mümkündür: Cumhuriyet..." diyerek Cumhuriyet'in kurulmasınınyakın olduğu işaretini verdi.
Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim akşamı Çankaya Köşkü'nde yemeğe davet ettiğiarkadaşlarına "Yarın Cumhuriyet'i ilân edeceğiz" diyerek, kurtuluşsürecinde temelleri adım adım atılan ve ulusal egemenliğe dayanan yeniyönetim biçimini yaşama geçirme zamanının geldiğini ortaya koydu. Ogece, İsmet İnönü ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladılar. 1921Anayasa'sının 1. maddesinin sonuna "Türkiye Devletinin hükûmet biçimicumhuriyettir" cümlesini ekleyerek, ilgili maddelerdeki gereklideğişiklikleri kaleme aldılar.
29 Ekim günü toplanan Halk Fırkası Genel Kurulu'nda konuşan MustafaKemal, hükûmet krizi ve bunun çözümü için Anayasa'nın 1, 2, 4, 10, 11,12. maddelerinin değiştirilmesini ve hükûmetin şeklinin Cumhuriyetolmasını öngören teklifi sundu. Parti toplantısında kabul edilmesininardından Anayasa Komisyonu'nda incelenen tasarı İsmet İnönü'nün,ivedilikle görüşülmesi önerisi üzerine okundu ve ivedilikle görüşüldü:Meclis 29 Ekim 1923 günü saat 20.30'da Cumhuriyet'i ilân etti.
Ardından Cumhurbaşkanı seçimi için oylama yapıldı ve sonucu İsmet Paşa Meclis'e şöyle bildirdi.
"Türkiye Cumhuriyeti Başkanlığı için yapılan oylamaya 158 kişi katılmışve cumhurbaşkanlığına, 158 üye oybirliği ile Ankara Milletvekili GaziMustafa Kemal Hazretleri'ni seçmişlerdir."
Atatürk'ün "Türk Mileti'nin karakter ve adetlerine en uygun idarecumhuriyet idaresidir" dediği Cumhuriyet'in kuruluşu tüm yurttacoşkuyla karşılandı.
Kazandığı zaferleri, "daha büyük gayelere ulaşmak için gerekli vasıta"olarak niteleyen Gazi Mustafa Kemal, başarılarının ardından devletyapısında ve toplum yönetiminde büyük reformların yapılmasına öncülüketmesinin yanı sıra, çağdaş yaşam anlayışının temellerini de attı.
Bu yaklaşımla ilk olarak, 3 Mart 1924'te Cumhuriyet'in çağdaş yönetimanlayışıyla örtüşmeyen Halifelik ile Şer'iye ve Evkaf Vekâletikaldırıldı. Böylece lâik hukuk sistemine geçiş sürecinde önemli biradım atılmış oldu.
3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabul edilmesiyle, herkademedeki okullarda eğitim birliği sağlandı. Medreseler kapatılarak,ulusal, lâik ve çağdaş eğitim kurumlarıyla Türkiye Cumhuriyetigelişimini sürdürdü.
Art arda yaşama geçirilen devrimlerin Devletin siyasal ve toplumsaldüzeninde gerçekleştirdiği köklü değişikliklere bağlı olarak, 20 Nisan1924 günü Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci anayasası kabul edildi.
Köylüyü Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi olarak niteleyen ve tarımile sanayinin birarada gelişiminin istikrarlı ve planlı kalkınmanıntemeli olduğuna inanan Gazi Mustafa Kemal, modern tarıma öncülük etmekamacıyla 1925 yılında Atatürk Orman Çiftliğini kurdu.
Gazi Mustafa Kemal, 24 Ağustos 1925'te, Kastamonu'ya yaptığı gezideşapka giyerek, bu çağdaş simgeyi Ulusuna tanıttı. 25 Kasım 1925'te,Ulus'un içinde bulunduğu büyük değişim ve dönüşüm sürecinin uzantısıolarak Şapka Yasası kabul edildi.
30 Kasım 1925'te tekke ve za'viyeler ile türbeler kapatıldı vetürbedarlıklar ile birtakım unvanların kaldırılmasına dair Yasa kabuledildi.
Batı dünyasıyla kurulan ilişkilerde, takvim ve zaman ölçülerininfarklılığından kaynaklanan sorunlar, 26 Aralık 1925'te milâdî takvim ve24 saat esasına geçilmesiyle aşıldı. 26 Mart 1931 gününde kabul edilenYasa'yla metre ve kilogram gibi çağdaş uzunluk ve ağırlık sistemlerindeuluslararası standarda ulaşıldı.
17 Şubat 1926'da, Mecelle ve Şer'i Hukuk yerine Türk Medenî Kanunukabul edildi. Kadınlarımızın yasalar önünde erkeklerle eşit haklarasahip olması, çok eşliliğin yasaklanması, medenî nikâh zorunluluğunungetirilmesi, mahkeme yoluyla boşanma gibi değişiklikler, Türk toplumunuçağdaş hukuk anlayışı ve yaşam biçimi ile tanıştırdı. Türk kadını1930'da belediye, 5 Aralık 1934'te de milletvekili seçimlerinde seçmeve seçilme haklarını elde etti.
1926 Haziranı'nda Gazi Mustafa Kemal'e İzmir'de düzenlenmesi tasarlanansuikast girişimi önceden haber alınarak önlendi ve düzenleyicileritutuklandı. Yüce önder bu girişimi, Anadolu Ajansı'na, "Benim naçizvücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyetiilelebet pâyidar kalacaktır" sözüyle değerlendirdi.
30 Haziran 1927'de askerlikten emekli oldu.
Toplumların hafızasının canlı tutulmasının, ulusal birliğimiz veaydınlık geleceğimiz için taşıdığı önemin bilinciyle, Samsun'a çıktığıandan başlayarak, Kurtuluş Savaşı'nın tüm evrelerini, Cumhuriyet'inkuruluşunu ve devrimlerini, sorumlu devlet adamı kişiliğiyle BüyükNutuk adlı yapıtında topladı. 15 Ekim 1927'deki Cumhuriyet HalkFırkası'nın İkinci Kurultayı'nda "Büyük Nutuk"u okudu. Büyük Nutuk'unsonunda, Türkiye Cumhuriyeti'ni, her zaman güvendiği Türk gençliğineemanet etti.
1 Kasım 1927'de ikinci kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
10 Nisan 1928'de, 1924 Anayasası'ndan "Türkiye Devleti'nin diniİslâmdır" hükmü çıkarıldı. 1937 yılında ise, Türkiye'nin lâik birdevlet olduğu ilkesi Anayasa'ya kondu.
24 Mayıs 1928'de, uluslararası rakamlar, 1 Kasım 1928'de de yeni Türkharfleri kabul edildi. O Ulusu'nun "Başöğretmeni"ydi ve yeni harfleri,çıktığı gezilerde yurttaşlarına tanıtma görevini üstlendi.
4 Mayıs 1931'de üçüncü kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
Türk Ulusu'nun büyüklüğüne inanan Gazi Mustafa Kemal, onun çağdaşuluslar arasında yer alabilmesi için önce tarihini bilmesi ve geçmişbirikimlerini ilk kaynaklardan kendisinin araştırarak öğrenmesigerektiğine inanıyordu. Bu anlayışın uzantısı olarak çıkarılanyönergeyle, 12 Nisan 1931'de Türk Tarih Kurumu kuruldu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinin kültür olduğunu belirten Ulu Önder,Türk dilinin güzelliğini ve zenginliğini ortaya çıkarmak ve onu gerçekdeğerine eriştirmek amacıyla, 12 Temmuz 1932'de Türk Dil Kurumu'nunkurulmasını sağladı.
26 Haziran 1934'te çıkarılan Soyadı Yasası ile TBMM tarafından Türk Ulusu'nun Yüce Önderine "Atatürk" soyadı verildi.
1 Mart'ta, 1935'te dördüncü kez Cumhurbaşkanı seçildi. Aynı yıl Cuma günleri yapılan hafta tatili Pazar olarak değiştirildi.
5 Şubat 1937'de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dayandığı temellerioluşturan cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik,lâiklik, devrimcilik ilkeleri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'ndadeğişmez ve değiştirilmez yerini aldı.
Türkiye Cumhuriyeti'nin izlediği barışçı politikayı, "Yurtta Sulh,Cihanda Sulh" sözleriyle özetleyen Atatürk, bölgede barışın sağlanıpkorunmasına büyük önem verdi. 1932'de Milletler Cemiyeti'ne girenTürkiye, 1934'te Balkan, 1937'de de Sadabad paktlarını imzaladı. 20Temmuz 1936'daki Montreux Anlaşması'yla, Boğazlar Komisyonukaldırılarak, yetkisi Türkiye'ye verildi.
Atatürk'ün çözümü için büyük uğraş verdiği konulardan biri de Hataysorunu oldu. 2 Eylül 1938'de Hatay'da bir Türk Cumhuriyeti kuruldu.Hatay Millet Meclisi 29 Haziran 1939 gününde oybirliğiyle aldığıkararla Türkiye Cumhuriyeti'ne katıldı. 7 Temmuz 1939 gününde çıkarılanbir yasa ile de Hatay ili kuruldu ve anavatana katılma işlemikesinleştirildi.
Yoğun çalışmalar sonucu sağlık durumunun gittikçe bozulması üzerinehastalığıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanlığı tarafından ilk resmîbildiri, 31 Mart 1938'de yayımlandı.
15 Eylül 1938'de vasiyetini hazırlattı. Sağlık durumuna ilişkinraporların yayımlanmasına, 16 Ekim 1938'de başlandı. 10 Kasım 1938'deDolmabahçe Sarayı'nda saat 09.05'te, ardında gözü yaşlı bir ulusbırakarak son nefesini verdi.
Tarihe malolmuş saygın kişiliğiyle, insanlığın yetiştirdiği unutulmazliderler arasındaki yerini alan Atatürk'ün ölümü yalnız Türk Ulusu'nudeğil, tüm dünyayı derinden üzdü.
Naaşı 21 Kasım günü geçici istirahatgâhı Etnografya Müzesi'ndekikatafalka yerleştirildi. Cenaze törenine tüm dünyadan özel temsilcilerkatıldı. Cumhuriyet Halk Partisi, ölümünden bir yıl sonra olağanüstükurultayında, büyük kurucusunun "Ebedî Şef" olarak sonsuza dekyaşatılmasını kararlaştırdı.
Ölümünün 15. yılında, 10 Kasım 1953'te, naaşı büyük bir törenle Anıtkabir'deki ebedi istirahatgâhına defnedildi.
Eşsiz lider, komutan, devrimci, siyaset ve devlet adamı olarak tüminsanlık için esin kaynağı olan Atatürk, doğumunun 100. yılındaTürkiye'de ve dünyada törenlerle anıldı. UNESCO'nun aynı yılı AtatürkYılı olarak ilan etmesi Ulusumuz için övünç kaynağı ve Yüce Önder'insaygın kişiliğine yakışan bir davranış oldu.
Sömürge halklarına, bağımsızlıklarını kazanmaları savaşımında yolgösteren; tüm İslâm dünyasında ise, lâikliğin ilk kez başarıyla yaşamageçirilmesinde Türkiye'nin model olmasını sağlayan Gazi Mustafa KemalAtatürk, eserleri ve düşünceleriyle, Türk Ulusu'nun ve başka uluslarıngeleceğine ışık tutmayı sürdürmektedir.