|
boxcigar
|
 |
« : Kasım 09, 2007, 07:25:35 ÖS » |
|
Tarih öncesi toplumlarının gücünü sağlayan sanayilerden biri olan çömlekçiliğin gelişmesi de tekerlek sayesinde olmuştur.
Daha önce söylediğimiz gibi, seramik. Cilâlı Taş Çağı'nda biliniyordu.'Bu insanların killi toprağa elle biçim vererek meydana getirdikleriçanak-çömlekler, bugün arkeologlara, kazıların tarihlerini tespit etmeimkânını vermektedir. Çömlekçi, hammaddesine elleriyle istediği biçimiverdikten sonra, bunu güneşte pişirirdi. Pişirme işlemini ateşteyapmayı ve iklim şartlarının etkisinden kurtarmak için kapalı yerdepişirmeyi, neden sonra düşünebildi. Böylece ilkel fırın doğmuş oluyordu.
İlk sanayinin eserleri kısa sürede Yakın Doğu'yu sardı; bunlar, boyalıdesenlerle süslü Mezopotamya çanak-çömlekleri, çok güzel şekillerverilmiş ve üstleri mavi . yeşil sırla kaplı Mısır vazolarıdır. Ortakyönleri, her ikisinin de çok gözenekli olmalarıdır; ancak bunun peksakıncası olmasa gerekti, çünkü bu kaplar sıvı değil, tahıl ve tohumkoymaya yarıyordu Sümerler iki küpü birleştirerek, tabut olarakkullanmaktaydılar.
Günün birinde 'aklı evvel' bir zanaatçı, imal ettiği vazolara dahadüzgün yuvarlak biçim verebilmek için dönen bir tepsi kullanmanınyerinde olacağını düşündü. Bu buluş, hangi tarihe rastlar? Tekerleğinicadından hemen sonraya diyebiliriz; çünkü, dönme'nin izlerine M.Ö4.000 yıllarından kalma vazolarda bile rastlanmaktadır. Bu dönentepsinin, başlangıçta zanaatçının elle çevirdiği tahta bir tekerlekolduğu kesinlikle kabul edilebilir Aynı eksene monte edilmiş, ayaklaçevrilen bir "düzenteker" (Makinelerde devinim hızını düzgün tutmayayarayan büyük çaplı çark.) biçimindeki tezgâh daha sonra bulunmuştur.Öte yandan birkaç taşla inşa edilmekte olan derme çatma ocaklar dayavaş yavaş gelişmiş; bacalı ve tuğladan yapılma fırınlar ortayaçıkmaya başlamıştır.
Bugün Louvre Müzesinin ve British Museum'un Eski Sanatlar Bölümlerininvitrinlerini dolduran sayısız çanak-.çömlekler, işte böyle doğdu.Buralarda şimdi, mavi sırlı Mısır fayanslarını, Perslerden kalma Susşehrinde imal edilmiş renk renk panoları, İndüs'ün pembe çanaklarını.Kuzeydoğu Çin yapısı siyah hamurdan üç ayaklı vazoları ve inanılmazzariflikte Girit vazolarını hayranlıkla seyrediyoruz. Aynı çağlardaSarı Irmak boylarındaki Çinliler yeni bir hamur denemekteydiler. BunuKaolin'den (beyaz kil) elde ediyorlardı. Böylece, tertemiz bir işçilikve eşsiz bir zarifliğe imkân veren "porselen" icat edilmiş oldu.
Bu çeşitli sanayilerin köşelerinde, kendi hallerinde geliştiklerinidüşünmek, büyük bir hata olur. Mısır'ı, Ege adalarını, Mezopotamya'yı,Bülücistan'ı, İndüs vadisini ve hatta Sarı Irmak'ı kapsayan geniş birticaretin var olduğunu düşünmemiz gerekir. Bu insanlar, gerek eşek,sonrada deve kervanlarıyla, gerekse akarsuların akışlarına uyarak,deniz kıyılarını izleyerek durmadan yolculuk ederlerdi. Yükleri de,özellikle seramik eşyaydı. Buna tohum, parfüm, deri, kumaş, sanateşyaları, mermer, fildişi ve hızla gelişmekte olan madenciliğinyarattığı yeni ihtiyaç maddeleri de eklenirdi.
M.Ö. 3.000 yılından başlayarak Giritliler, Mezopotamyalılar veMısırlılar hızla bakırın yerini almakta olan tuncu bol miktarda imaledebilmekteydiler. Yüzde 90 bakır ve yüzde 10 kalay karışımıyla eldeedilen bu maden, yepyeni bir sanayinin hammaddesi olmuştu. Dökümcüler,madeni kalıplamadan önce, kalıba bir 'çekirdek' koyarak delik meydanagetirmeyi biliyorlardı. Delik sayesinde mızrak, kılıç ve balta gibiaraçlara tahta saplar geçiriliyordu. Bu silahlar, tahtanın madeneperçin çivisiyle çakılmasıyla de imal edilmekteydi.
Bundan başka "halk sınıfları" için tunçtan süs eşyası da yapılıyordu,öyle ki, bu maden, kuyumculukta da önemli bir yer tutmaktaydı. Tunçtanküpe, yüzük, kolye, bilezik, taç gibi eşyalar Mısır ve 'Mezopotamya'daözellikle aranan ticari mallardı. Louristan'daki kazılardan çıkarılanbirçok kalıntılar, bu çeşit süslerin zırhlara, silahlara, atlarınüzengilerine ve gemlerine kadar yayıldığını göstermektedir.
Bununla birlikte, önemli kişiler bu 'değersiz' madene pek. 'itibar'etmemekte; pahalı süsleri tercih etmekteydiler. M.Ö. 3.000 yıllarındaaltının bilindiği bir gerçektir. Akarsularda saf olarak bulunabilen bumaden, parlaklığı, rengi ve işleme kolaylığı gibi niteliklerinden ötürühemen kuyumculuğun en çok aranan maddesi haline gelivermişti.Çağımızdan beş bin yıl önce altın, Sümerlerde, bugün bizde olduğundandaha bol ve yaygındı. Gerçekten de bugün altın süs eşyasını GüneyAmerikalı birkaç zenginden ya da bazı zenci boksörlerden başka, bir Urkralcığı kadar kim takıp takıştırabilir?
1927'de Ur'da bir kral mezarı ortaya çıkaran Wooley'in, gördüğü manzarakarşısında neden şaşkınlığa düştüğünü gözünüzde canlandırabilirsiniz:Hükümdar, mezarına bütün eviyle birlikte; yani, muhafızları, savaşarabası, seyisi, öküzü ve dokuz karısıyla gömülmüştü. Ayrıca eveşyaları, altın ve bakır silahtar, gümüş ve altın sofra takımları,çeşitli mücevherler, altın kabzalı hançerler, iğneler, taçlar, küpeler,altından ve gümüşten yapılmış taşlı araba süsleri de mezara konmuştu.
Milattan otuz yüzyıl önce kilolarla altının kullanıldığı ve bu çeşitbir 'israfa kuyumcuların sanat ve dehalarını dökmüş olmaları, insanlıktarihinin başlangıç çağının saltanatı üzerine yeterli bilgivermektedir. Gerçekten de bu, Tutmosis, II. Ramses, l. ve II. Sargongibi büyük 'inşaatçı'ların göz kamaştırıcı saltanatlarına yaraşır birdönem olmuştu.
Roma ve Atina'nın henüz birer kulübe topluluğu halin de bulunduğusırada bu 'haşmetli' imparatorluklarda yüce uygarlıkların eserleri olandev şehirler yer yer yükselmekteydi: Ege adalarında Knosos; Nil boyundaTeb; Fırat boyunda Babil; Dicle'de Ninova; İndüs üzerindeki olağanüstüşehir, Mohenjo-Daro... Dünyanın karanlığını boylu boyunca yaran parlakışıklı bir yıldız dizişiydi sanki.
|