|
celluze
Ziyaretçi
|
 |
« : Temmuz 27, 2008, 11:31:00 ÖS » |
|
Eski literatürlerde Çingenelerin inanç ve dinine ayrılmış olanbölümler, monoton bir biçimde tekrar edilen şu iki düşünceylesınırlıdır: Çingeneler’in herhangi bir dini yoktur ya da misafiroldukları halkların dinine görünüşte uyum gösterirler. Bir de Romanyave Macaristan’da yaygın olan bir fıkra vardır ki, o da vaktiyleÇingenelerin kilisesinin domuz yağından inşa edilmiş ve daha sonraköpekler tarafından yenmiş olduğudur.
Bunun nedeni ise, geçimini daha ziyade hırsızlık ve dolandırıcılıktantemin eden bir halkın hiçbir inanç ve ahlaka sahip olamayacağıyolundaki önyargının dışında, esasen Çingeneler’in çekingenliğindeyatmaktadır. Onların ‘dinsiz’ oluşu, misafir oldukları halklarınkendilerine zulmetmesine ve bu nedenden ötürü kendilerine zorunluolarak sağlam inançlı birer Hıristiyan ya da Müslüman süsü vermelerineyol açmıştır. Bu tarihsel ve sosyal-dinsel koşullar, Çingenelerinaşırı, hatta neredeyse tabu diyebileceğimiz bir dikkat ve ürkeklikledışarıdan herhangi bir kimseye kendi toplumsal ya da düşünsel,özellikle de dinsel gelenekleri konusunda açılmaktan sakınmalarınınönemli bir nedenini oluşturmaktadır. Çingenelerin bir yazı diline sahipolmadıkları hususunu da göz önünde bulundurursak, -ki bu Çingenelerinözbilincinde büyük rol oynayan ve neredeyse bütün kavimlerde değişikefsanevi ve söylensel tasarımlarda yer alan bir olgudur- eldekikaynakların görece az ve sınırlı oluşuna daha fazla şaşırmamak gerekir.Ayrıca, Çingeneler üzerine yapılan araştırmaların özellikle başlarında,bilimsel ilginin tek taraflı olarak dil konusuna yönelik oluşu ve sonzamanlarda yapılan araştırmaların da daha çok sosyoloji ağırlıklıoluşu, araştırmamızın konusu açısından bir olumsuzluk olarak ortayaçıkmaktadır.
Çingenelerin söylensel ya da söylene benzer sözlü geleneklerinin ortayaçıktığı zamana ve geldikleri yere bakıldığında, bunların birbirindenbir hayli farklı öğelerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Kavimler eskigelenekleri farklı farklı ölçülerde devam ettirmişlerdir; ayrıca birkavimde belli bir söylensel öğenin bulunmasından, bu öğenin başkakavimlerde de bulunacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Genel olarak DoğuAvrupa’da, özellikle Balkanlar’da yaşayan kavimlerin, Batı ve OrtaAvrupa’da yaşayan kavimlere oranla geleneklerini daha iyi koruduklarıkabul edilmektedir. Aynı şekilde, sözlü gelenekler sadece göçerÇingeneler tarafından devam ettirilmektedir; yerleşik Çingeneler ise,bu geleneklerden ve dillerinden kısa bir süre içinde uzaklaşmaktadır.Dolayısıyla, Çingene halkının başlangıçta ortak malı olan ilkselsöylenlerin sayısını ve bunların neler olduğunu saptamak pek mümkündeğildir. Eldeki söylenleri şöyle kabaca sınıflandıracak olursak,Hıristiyanlık öncesi döneme ait ve Hıristiyanlık dönemine ait söylenlerolmak üzere ikiye ayırabiliriz. Böylece, söylenler arasındakendiliğinden kronolojik bir ayrım da yapılmış olur. Hıristiyanlıköncesi döneme ait sözlü gelenekler, Hindu mitolojisini anımsatan azsayıda ve kısmen yalnız etimolojik öğe (Tanrı; İstavroz; Tufan; Köpek;Dağ Kültü), Aboriginler sözlü gelenekleriyle olan tek tük benzerlikler(Dünyanını Yaratılışı...) ve yaygın Hindu İnancında var olduğusaptanmış bir gelenek olan ağaç evliliğini (Ağaç kültü) içermektedir.Evrendoğum söyleninin saptanabilen öğeleri, Hint Aborigin Kavimlerindenolan Bhil ve onlara komşu olan Gondlara (Dünyanın Yaratılışı) ait sözlügeleneklerle açık seçik bir biçimde benzerlik göstermektedir. Bu ise,Çingenelerin Hindistan’ın kuzeyinde Hindu-Racastanca dilininkonuşulduğu bölgeden çıktıkları yolundaki varsayımla örtüşmektedir.Diğer başka tasarımlar ise bağımsızdır ve görünüşe bakılırsa, Hintsözlü gelenekleriyle olmadığı gibi, başka ülkelerin gelenekleriyle deilgisi yoktur. Örnek olarak şu sözlü gelenekleri sayabiliriz: Yer veGök ya da Yıldızlar, özellikle de doğa ruhları ve Hastalık Cinleri’neilişkin, zengin ve barbarlara özgü rengarenk bir görünüme sahiptasarımlar. Doğa ruhları ve Hastalık Cinleri konusundaki bu tasarımlar,batıl inanç niteliğine sahip çok sayıda uygulamayı da kapsamaktadır(Hagrin; Köpek İnsanlar; Hastalık Cinleri; Loholičo; Mašurdalo; Mulo;Nivaši; Phuvuš; Devler; Suyolak).
Çingenelerin ruh ve cin inancı hakkında sahip olduğumuz bilgiler, genelolarak tek bir kişinin açıklamalarına dayanmaktadır. Bu kişi,Çingenelerle uzun bir süre birlikte dolaşan, dolayısıyla onlarıngüvenini tam anlamıyla kazanarak inançları, gelenek, görenekleri vekavim yasaları hakkında geniş bilgi edinmiş olan TransilvanyalıHeinrich von Wlislocki’dir (1856-1907).
Wlislocki, yayımlamış olduğu kitap ve makalelerde de ele aldığımalzemeleri, Güneydoğu Avrupa, özellikle de Macaristan ve Romanya’dayaşayan Çingeneleri gözlemleyerek bir araya getirmiştir. İçinde, bubölgedeki Çingenelere ait olmayan ve cinlerin adlarını içeren yalnızcaiki kısa liste mevcuttur. Bu listelerden birincisi 1893 tarihli olupPolonya’daki Çingenelere aittir. Listelerden özellikle ikincisi kısaolmasına rağmen, Çingenelerin cin inancında yer alan temel figürlerinDoğu Avrupa ile sınırlı birtakım yeni oluşumlar olamayacağı ve nedensizyere yakın zamana kadar hep şüpheyle bakılan Wlislocki’ye aitçalışmaların güvenilirliği konusunda değerli bir kanıttır.
Çingenelerin Hıristiyanlık dönemine ait sözlü gelenekleri arasında,özellikle Hz. İsa’nın doğumu ve çocukluğunun anlatıldığı öyküilginçtir. Bu öykü daha başka sözlü geleneklerle birlikte, henüz buyüzyılın içinde Fransa’ya göçmüş bir Rumen Çingene kavmi olanKalderaslar’ın (Kazancılar) lideri ve bütün bunları kaydeden DominikenPeder R.P.Chatard von Zanko’ya 1955 yılında anlatılmıştır.
Bu öykü, apokrif Hıristiyanlığına özgü açık seçik göndermeleriçermektedir ve büyük olasılıkla, Ortodoks Kilisesi’nde yaygın olan‘Yakup’un ilk Yeni Ahiti’nin (Çingene İncili) ağızdan ağza aktarılmasısonucunda bozulmuş ve kısaltılmış bir aktarımından başka bir şeydeğildir. Tek tük rastlanan ve Norveç’teki Çingeneler arasında varolduğu saptanmış bir kült olan Alako da, bu türden öğretilerin son vezayıf bir yankısıdır. Çingene İncili konusunda yalnızca Zanko’nunkayıtlarına başvurabiliyorken, özellikle Çingeneler’in Mısır’daki sözdekökenlerine ilişkin geleneğe bağlanan son dönem Çingene grubunda mevcutolduğu belgelenmiştir. (Kutsal Aile; Sara; Firavun; İstavroz).Özellikle Firavun Efsanesini, Çingenelerin kökenlerine ilişkin asıl birsöylen olarak nitelendirebiliriz.
Zanko tarafından aktarılan, Kalderašlar’a ait "Traditions"da –kapsam,içerik ve biçimlendirme açısından literatürde eşsiz olup, doğrudanÇingenelerden bize ulaşan bu yegane yazılı belgede- başka başka gelenekkatmanlarına ait öğeler çarpıcı bir bütün içinde sunulmuştur."Traditions", dünyanın Tanrı ve şeytan tarafından yaratıldığına ilişkinWlislocki’nin de kaydettiği eski pagan döneme ait sözlü gelenek ve ilkinsan çiftinin yaratılışı, ayrıca ilk günah konusundaki İncil kökenlisözlü geleneklerden az çok etkilenmiş olan öyküyle başlar. Bunu,Firavun Efsanesi’nin ayrıntılı bir aktarımı izler. Bu efsanede,"Pharavunure"lerin yaşamını yitirdiği fırtınalı met, "Birinci Dünya"nınsonunu hazırlayan bir çeşit (Tufan) olarak karşımıza çıkar.Kalderašların bakışıyla en önemli Çingene gruplarına göz attıktansonra, "Yeni Dünya"nın önemli bir olayı olarak apokrifHıristiyanlığındaki biçimiyle tanrısal çocuk öyküsü ele alınır. Zankotarafından Çingenelerin İncili olarak nitelendirilen ve başı sonu olanbütünsel bir metnin dışında, "Traditions" daha başka tek tük söylenselöyküler içerir (İstavroz, Proroe ve İlia; Devler; Yılan), fakatWlislocki’nin söz ettiği o zengin cinler ve ruhlar alemine aitneredeyse hiçbir iz yoktur.
Asıl söylensel kaynaklar arasında M.J.Kuvanın adında bir Rus doktorun,35 yıllık bir araştırma sonunda Çingene söylenleri konusunda bir arayagetirmiş olduğu malzemeye değinmekte fayda var. Dr. Elysejev adındabirinin 1882 yılında Rusça bir dergide yayımlanan yazısı, Baramy;Janrda; Laki; Matta; Anromori gibi bir dizi tanrı adı ve birkaç tanekısa öykü içermektedir. Bunlara başka hiçbir yerde rastlanmadığından vede üstelik bu malzemeler kayıp olduğundan, Çingeneler konusunda uzmanolan İngliiz J. Sampson’ın görüşü doğrultusunda, bunların birer hayalürününden başka bir şey olmadığını kabul edebiliriz.
Güneydoğu Avrupa’da yaşayan Çingene kavimleri ile ilgilidinsel-söylensel alandaki bütün o sözlü geleneklerden, Batı ve OrtaAvrupa’daki Çingene kavimlerinin çoğunda, ruhlarla ilgili karmakarışıkinançların dışında başkaca pek bir şey kalmamış gibi. Bu ruh inancındaise, ölülerin ruhları ile ilgili öyküler (Mulo) önemli bir yertutmaktadır. Kısmen yakın zamana kadar geçerli olan kavim yasaları vegelenekleri, ölü defnetmek, at eti yemek gibi tuhaf tabular ilesöylensel tasarımlar arasında açık seçik bir bağlantı kurmakolanaksızdır.
Hermann Berger, Çingene Mitolojisi
|