Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Charles Darwin  (Okunma Sayısı 417 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
boxcigar
Administrator
Süper Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3 075



Üyelik Bilgileri Site
« : Temmuz 28, 2007, 10:59:22 ÖS »

(1809 -1882) Düşünce tarihinde pek az bilim adamı Darwin ölçüsündetepki çekmiştir. Evrim kuramını içine sindiremeyenler onu hiç bir zamanbağışlamamışlardır. Yaşadığı dönemde, "Maymunla akrabalık bağın annentarafından mı, baban tarafından mı?" diye alaya alınmıştı. Günümüzdeise daha ileri giden, onu bir "şarlatan", dahası bir "şeytan" diyekaralamak isteyen çevreler vardır.

Bir bilim adamına gösterilen bu tepkinin nedeni neydi? Darwin kimdir, ne yapmıştı?

Darwin küçük yaşında iken de horlanmıştı, hem de babası tarafından:"Seni, anlaşılan, ava çıkma, köpeklerle eğlenme ve fare yakalamadışında hiç bir şey ilgilendirmiyor. Geleceğin, kendin ve ailen içinyüz karası olacaktır!"

Geleceğinin yüz karası olacağı söylenen çocuk, biyolojinin anıt yapıtıTürlerin Kökeni'nin yazarı, tüm çağların sayılı bilim adamlarından biriolur.

Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Charles Darwin, sekizyaşına geldiğinde annesini yitirir. Çocuğunun iyi yetişmesi yolunda hiçbir şey esirgemeyen babası başarılı ve saygın bir hekimdi. DedesiErasmus Darwin, evrim konusuyla ilgilenen tanınmış bir doğa bilginiydi.

Entellektüel bir çevrede büyüyen Charles okulda parlak bir öğrencideğildi. Öğretmenleri arasında ona "aptal" gözüyle bakanlar bile vardı.Oysa bu bakış, yüzeysel bir izlenimi yansıtmaktaydı; sıkıntı Charles'ınokul programıyla bağdaşmayan kendine özgü ilgilerinden kaynaklanıyordu.Hayvanlara, özellikle böceklere derin bir ilgisi vardı. Daha küçükyaşında onu saran bu ilgi, ilerde belirginlik kazanan üstün gözlemlemeyeteneğinin itici gücüydü.

Üniversitede, ilk iki yılını alan tıp öğrenimi başarısız geçer. Dönemintartışma konuları arasında onu yalnızca canlıların kökeni sorunuilgilendirmekteydi. Ama babası umudunu tümüyle yitirmek istemiyordu;hekim olmak istemeyen oğlunu hiç değilse din adamı olmaya ikna eder.

Edinburg'dan Cambridge Üniversitesine geçen delikanlı burada da,teoloji öğreniminin yanı sıra böcek toplama etkinliğini sürdürür;oluşturduğu zengin koleksiyonla bilim çevrelerinin beğenisini kazanır.Bu arada botanik ve jeoloji derslerini de izlemekten geri kalmaz.

Yirmi iki yaşında üniversiteyi bitirir, ama kilisede görev almayayönelik değildir. Bir rastlantı, aradığı olanak kapısını ona açar.Güney Amerika kıyılarından başlayarak uzun süreli bir araştırmagezisine çıkmaya hazırlanan kraliyet gemisi Beagle'e doğa araştırmacısıaranmaktaydı. Botanik profesörünün tavsiyesi üzerine Darwin'e,masraflarını kendisinin karşılaması koşuluyla, bu görev verilir. Ancakgenç bilim adamının babasının desteğini sağlaması kolay olmaz.

1831'de başlayan geziye Darwin beş yıl süren yoğun ve çetin biruğraşla, dünyanın henüz bilinmeyen pek çok kıyı ve adalarında türlereilişkin fosil ve örnekler toplar; gözlemsel bilgiler edinir, notlaralır. Doğa onun için tükenmez bir laboratuvardı. Özellikle Gallapagusadalarındaki dev kaplumbağalar ile kuşlar üzerindeki gözlemleri,değişik çevre koşullarında türlerin nasıl oluştuğu konusunda ona önemliipuçları sağlamıştı. Kimi türlerin çevreyle uyum kurarak sürdürdüğü,kimi türlerin ise değişen koşullarda uyumsuzluğa düşerek yok olduğuizlenimi kaçınılmazdı.

Ülkesine döndüğünde Darwin'in yapması gereken şey, topladığı bilgileriişlemek, evrim olgusuna kanıtlara dayalı açıklık getirmekti. Ne var ki,bu kolay olmayacaktı. Bir kez toplanan gözlem verilerinin düzenlenmesibile yıllar alacak bir işti. Sonra, evrim konusu dikenli bir sorundu;yerleşik önyargılara ters düşmek kolayca göze alınamazdı.

Darwin incelemelerinden türlerin sabit olmadığını, uzun süreli de olsa,çevre koşullarına göre değiştiğini öğrenmişti. Ama "evrim" denen budeğişimin düzeneği neydi? Bu soruya yanıt arayışı içinde olan Darwin'e1838'de okuduğu bir kitap ışık tutar. Thomas Malthus'un yazdığı NüfusÜzerine Deneme adlı bu kitap ilginç bir tez ortaya koyuyordu: canlılariçin yaşam bir var olma ya da yok olma savaşımıdır; çünkü, hemen herçevrede, nüfus artışı beslenme olanaklarını kat kat aşmaktadır. Busavaşımda güçlüler karşısında zayıf kalanlar yok olup gider; çevresiyleuyumsuzluğa düşenler elenirken, uyum kuranlar çoğalır.

19. yüzyılın acımasız kapitalizminin "laissez faire et laissez passer"(bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) sloganında da yansıyan budüşünce, Darwin'in yirmi yıl sonra açıkladığı evrim kuramının özünüoluşturur: doğal seleksiyon evrimin itici gücü, ilerlemenin dayandığıdüzenekti.

Evrim düşüncesi, insanın kendi varlık kökenini bilme merakım daiçermektedir. İlkel topluluklarda bile kendini açığa vuran bu merakınözellikle mitoloji ve dinlerin oluşumundaki rolü yadsınamaz. Ancakbilim öncesi açıklamalar masalımsı birer öğreti niteliğindedir. Her şeygibi insan da Tanrısal gücün ürünüdür. Gelişmiş dinlerde bile evrimdüşüncesi yer almamıştır.

Evrimden ilk söz edenler, M.Ö. 6. yüzyılda yaşayan İyonya'lı filozoflarolmuştur. Thales tüm nesneler gibi canlıların da sudan oluştuğusavındaydı. Daha çarpıcı görüşü onu izleyen Anaximander'de bulmaktayız:"Canlıların kaynağı denizdir. Başlangıçta balık olan atalarımızdanbugünkü formumuza evrimleşerek ulaştık." Gene o dönemin bir başkafilozofu, Herakleitus, canlıların gelişmesinde aralarındaki çatışmanınrolüne değinir. Bunlardan ikiyüz yıl sonra gelen antik çağın ünlüfilozofu Aristoteles'te evrim düşüncesi daha belirgindir. Onungörüşünde aşağıdaki ilginç noktaları bulmaktayız:

(1) Canlıların en ilkel düzeyde kendiliğinden oluştuğu,
(2) Organizmaların basitten daha karmaşık formlara doğru geliştiği,
(3) Canlıda organların ihtiyaca göre oluştuğu.

Ancak ortaçağ teolojisinde bu tür düşüncelere yer yoktu. Gerçek kutsal kitaplarda açıklanmıştı. Evrim düşüncesi bir sapıklıktı.

Evrime bilimsel yaklaşım, Aydınlık Çağı'nın sağladığı göreceli özgürdüşünme ortamını bekler. Bu alanda ilk adımı Fransız doğa bilimcisiBuffon'un attığı söylenebilir. Buffon, canlıların sınıflanmasınailişkin Aristoteles sistemini düzeltme ve geliştirme amacıyla çalışmayakoyulur. İlgilendiği konuların başında evrim geliyordu. Fosil ve diğerkanıtlara dayanarak canlı türlerin evrimle oluştuğu görüşüne ulaşmıştı.Ama kilisenin sert tepkisiyle karşılaşınca, Buffon, "Kutsal kitaptabildirilenlere ters düşen sözlerimi geri alıyorum" diyerek sessizliğegömülür.

Ünlü isveç botanikçisi Linnaeus'un modern sınıflama yöntemine ilişkinçalışması evrim düşüncesine destek sağlayan başka bir girişimdir.Darwin'in dedesi Erasmus Darwin de, Buffon gibi, canlıların yaşamdönemlerinde edindikleri beceri veya özelliklerin yeni kuşaklarageçmesiyle evrimleştiği görüşündeydi.

Bu görüşü geliştiren Fransız doğa bilgini Lamarck ise evrim konusundaoldukça tutarlı ilk kuramı oluşturur. Kısaca, "canlıların yaşamdönemlerinde kazandıkları özelliklerin ya da uğradıklarıdeğişikliklerin (bunlar çevre koşullarının etkisinde ortayaçıkabileceği gibi, organların kullanış veya kullanışsızlık nedeniyledeolabilir) kalıtsal yoldan yeni kuşaklara geçtiği" diyeözetleyebileceğimiz bu kuram, sağduyuya yatkın görünmesine karşın,bilim dünyasında beklenen ilgiyi bulmaz.

Kuramın olgusal içerik yönünden yetersizliği bir yana, bilinen kimigözlemsel verilere ters düşmesi benimsenmesine olanak vermiyordu.Açıklama gücünü bugün de koruyan, daha kapsamlı ve tutarlı evrimkuramını Darwin'e borçluyuz. 1859'da yayımlanan Türlerin Kökeni adlıyapıtta ortaya konan bu kuramın benimsenmesine ortam hazırdı. Kısasürede bir kaç yeni basım yapan kitap, insanlığın dünya anlayışındaeşine pek rastlanmayan köklü bir devrime kapı açmaktaydı.

Dönemin seçkin bilginlerinden T. H. Huxley'in şu sözlerinin çağdaşı pekçok bilim adamının duygularını dile getirdiği söylenebilir: Biztürlerin oluşumuna ilişkin, doğruluğu olgusal olarak yoklanabilir biraçıklama arayışı içindeydik. Aradığımızı Türlerin Kökeni'nde bulduk.Kutsal kitabın masalımsı açıklaması geçerli olamazdı. Bilimsel görünendiğer açıklamaları da yeterli bulamıyorduk. Darwin kuramı her yönüylebilimsel yeterlikte idi.

Kuramın dayandığı iki temel nokta vardır:

(1) Canlı dünyada, yeni türlerin oluşumuna yol açan sürekli ama yavaş giden değişim;

(2) "Doğal seleksiyon" dediğimiz evrim sürecini işler kılan düzenek.

Birinci nokta, türlerin sabitliği varsayımını içeren yerleşik öğretiyeters düşmekteydi. İkinci nokta, evrimin tüm ereksel görünümüne karşınsalt mekanik terimlerle açıklanabileceğini göstermekteydi.

Darwin kuramının özünü oluşturan doğal seleksiyon, başlangıçtangünümüze değin, değişik eleştirilere uğramıştır. Bu nedenle, ilkeninöncelikle açıklığa kavuşturulması gerekir. Darwin'in evrim kuramı,gözlenebilir üç olgu ve iki ilke içerir.

İlk olgu, üreme biçimleri ne olursa olsun, canlıların geometrik diziyle çoğalma eğilimidir.

İkinci olgu, bu eğilime karşın türlerde nüfusun aşağı yukarı sabitkaldığıdır. Bu iki olgudan, Darwin 'yaşam savaşımı' ilkesine ulaşır.

Üçüncü olgu, canlıların (bir türü hatta bir aileyi oluşturan bireylerinbile) az ya da çok belirgin farklılıklar sergilemesidir. Yaşam savaşımıilkesiyle birleşen bu olgu Darwin'i temel ilkesi olan doğal seleksiyondüşüncesine götürür. Belli bir çevrede farklı özellikler taşıyanbireyler arasında yaşam savaşımı varsa, doğal koşullara uyumbakımından, özellikleri üstünlük sağlayan bireylerin (veya türlerin)egemenlik kurması, diğerlerinin elenmesi kaçınılmazdır.

Evrim sürecinin dayandığı bu düzeneğe, tüm eleştiri ve uğraşlarakarşın, daha geçerli diyebileceğimiz bir alternatif bulunamamıştır.Ayrıntılarında kimi değişikliklere uğramakla birlikte, kuramın sürgitDarwinci kalmayacağını gösteren herhangi bir belirti yoktur ortada!

Newton, yerçekimi ilkesiyle devinim yasalarının, yersel ya da göksel,tüm nesneler için geçerli genellemeler olduğunu göstermişti. Darwin deyaşam savaşımı, doğal seleksiyon, çevreye uyum gibi bir kaç ilke içerenkuramıyla evrim olgusuna bilimsel açıklama getirdi; insanın ottançiçeğe, amipten maymuna uzanan canlı dünyanın bir parçası olduğunugösterdi.
Kayıtlı

SuSkUnLuGuM aSaLeTiMdEnDiR, hEr SöZe VeRiLeCeK bİr CeVaBıM vAr...LaKiN öNcE lAfA bAkArIm LaFmI dİyE sOnRa SöLeYeNe BaKaRıM ADAM MI dıye!!!!
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Ve Theme Design By Cadosoas