Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Bilim adamlari  (Okunma Sayısı 859 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
boxcigar
Administrator
Süper Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3 075



Üyelik Bilgileri Site
« : Temmuz 28, 2007, 07:55:58 ÖS »

Hayatı

M.Ö.384 de Stageira da Nikomachos un oğlu olarak dünyaya geldi. BabasıMakedonya Krallarından Amyntas II nin hekimiydi. M.Ö.367 de 17 yaşındaEflatun un Atina daki akademisine girdi. Burada hocası Eflatun unölümüne kadar 20 yıl eğitim aldı.


Bilimsel      Eserleri
•Ruh üzerine (De      Anima)
•Hayvanların tarihi (Historia      Animalium)
•Evrim Skalası,Evrim      Basamakları,Doğa Cetveli (Scala      Naturae)
•Hayvanların Kısımları (De Partibus      Animalium)
•Hayvanların Gelişimi (De Incessu      Animalium)
•Küçük Doğal Şeyler (Parva      Naturalia)
•Hayvanların Hareketi (De Motu      Animalium)
•Hayvanların      Oluşumu

İbn-i     Sina
      
      Hayatı
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] AilesiBelh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah,maliyeye ait bir görevle Afşan'dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâsahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerim'i ezberledi. 18yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan'daöldüğü zaman 150'den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye veAlmanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışıkvermiştir. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar ve eski Yunan bilgive felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.


Bilimsel      Eserleri
•el-Kanun fi't-Tıb,      (ö.s), 1593, ("Hekimlik      Yasası")
•Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593,      ("Kurtuluş Kitabı")
•İşarat ve'l-Tembihat,      (ö.s), 1892, ("Belirtiler ve      Uyarılar")
•Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927,      ("Sağlık Kitabı")
İbn-i Rüşd
      
         Hayatı
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] İbn Rüşt,Maliki mezhebinden fakihler yetiştirmiş bir aileden gelir; dedesi EbuEl-Velid Muhammed (ö. 1126) Murabıtlar hanedanının Kurtuba'daki enyüksek dereceli hakimiydi. Babası Ebu El-Kasım Ahmed, aynı makamıMuvahhidler'in 1146'daki hakimiyetine kadar işgal etti. Yusufel-Mansur'un veziri İbn Tufeyl (Batı'da bilinen adıyla Abubacer)tarafından sarayla ve büyük İslam hekimlerinden, sonradan arkadaşıolacak İbn Zuhr (Avenzoar) ile tanıştırıldı. 1160'ta Sevilla kadısıoldu ve hizmeti boyunca Sevilla, Kurtuba ve Fas'ta bir çok davayabaktı. Aristo'nun eserlerine şerhler ve bir tıp ansiklopedisi yazdı .Eserlerini 1200lerde, Yakob Anatoli Arapça'dan İbranice'ye tercümeetti. Endülüs'ü 12. yüzyılın sonralarında yayilan fanatiklikdalgasıyla, sahip olduğu bağlantılar kendisini siyasî problemlerdenuzak tutamamış ve Kurtuba yakınlarında bir yerde tecrit edilmiş veölümünden kısa süre önce Fas'a gidinceye dek gözetim altındatutulmuştur. Mantık ve Metafizik alanında verdiği eserlerin çoğumüteakip sansür döneminde kaybolmuştur.
Ayrıca Büyük ve Küçük         Dolaşımı'nı keşfeden ilk bilim adamıdır.         


Bilimsel         Eserleri
•Tehâfüt-ülTehâfüt (Çelişkilerin Çelişkileri / İnsicamsızlığın İnsicamsızlığı)
•Tıp        Ansiklopedisi
Carl Linnaeus
      
         Hayatı
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] Carl Linnaeus(sonra Carl von Linné, Latince yazılı kitaplarda Carolus Linnaeus) 23Mayıs 1707 Råshult'da doğdu (Stenbrohult, Güney İsveç), 10 Ocak 1778Uppsala'da öldü; İsveçli biyolog, hekim ve fizikçi.
Linnaeus, biyoloji ve botanikte sınıflandırma esasını getirmiş, bütüncanlıları bir cetvelde göstermiştir. Onun bu metodu, bugün dekullanılmaktadır.
Linnaeus, bitki ve hayvanlarda ikili isimlendirmeyi başlatmıştır. Busistemde Latince veya Yunanca bir isimden sonra özel bir ikinci isimgelmektedir. Bitkiler için yaptığı sınıflandırma ile, o güne kadartarif edilemeyen bazı bitkiler, kolaylıkla tarif edilebildi. Bitki vehayvanları, iç bünyelerinin benzerliğine göre cins cins gruplandırdı.Botanik ve zoolojide bugün de kısmen kullanılan terminolojiyi(isimlendirmeyi) başlattı.


Bilimsel         Eserleri
•Species         Plantarum (Bitki Türleri)
Louis Pasteur
      
         Hayatı
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] LouisPasteur, 1822 yılında Fransa'nın Dura bölgesindeki Dole kasabasındadünyaya geldi. Pasteur kimyager ve daha sonra bakteriyolog olarakyaşadığı çağda, tıbbın ilerlemesine çok büyük katkılarda bulundu. Fakato tıp doktoru olmadığı için, 1800'lü yılların doktorları onunteorilerine burun kıvırıyorlardı. Pasteur buna hiç aldırmadançalışmalarını sürdürdü, çünkü Pasteur'ün bakterilerin ya da mikroplarıngerçekten var olduklarına ve bunların hastalıklara yol açabileceğineolan inancı tamdı. O kendi bildiği yöntemle yaptığı işe ve kendineinancını sürdürerek araştırmalarına devam etti. Bundan sonra iseipekböceği hastalığına ve kuduza çare buldu. Pasteur ayrıca içtiğimizsütün bozulmasını önlemenin yöntemini de keşfetti. Burada sütü 140(fahrenheit) derecede otuz dakika süreyle ısıtmak ve sonra hızlı birbiçimde soğuttuktan sonra sütü kapalı ve sterilize edilmiş şişelerekoymak gerekiyordu. Bu yöntem sütü mikroplardan arındırmak içingünümüzde de kullanılmaktadır. Bu yönteme, Louis Pasteur'ün adıyla'Pastörize' etmek denilmektedir. Pasteur, Strasberg'li Marie Laurentile evlendi. Birbirlerini çok seviyorlardı. Marie eşini,araştırmalarını her şeyin üstünde tutması için özendiriyordu. Bu yüzdenPasteur, laboratuar çalışmaları üzerinde yoğunlaşabiliyor ve işinegereken zamanı ve önemi verebiliyordu.

Charles Darwin
      
         Hayatı
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] CharlesRobert Darwin (12 Şubat 1809 – 19 Nisan 1882) İngiliz doğabilimci.
Geliştirdiği doğal seçilim yoluyla evrim kuramı (teorisi) ilecanlıların ve türlerin doğal seçilim ile ortak bir kökendenevrimleşerek ortaya çıktığını ortaya koymuş, bu görüş daha sonra büyüktartışmalara yol açmakla beraber, bilim dünyasında genel bir kabulgörmüştür. Darwin doğa tarihine tıp ve teoloji eğitimi görürken ilgiduymaya başlamış, gençliğinde Beagle gemisiyle yaptığı beş yıl sürenyolculuk sırasında yaptığı biyolojik gözlemler, onun türlerindeğişebilmesi konusunda düşünmesini sağlamış ve 1838 yılında, türlerinkökenini en doyurucu şekilde açıklayan doğal seçilim kuramınıgeliştirmiştir. Görüşlerinin tepki toplayacağı endişesi ileçalışmalarını yalnızca yakın çevresiyle paylaşmış ve uzun süreyayınlamamıştır. Bu sırada, araştırmalarını da sürdürmüştür.


Bilimsel         Eserleri
•Türlerin         Kökeni
•İnsanın       Türeyişi

Wilhelm Conrad Röntgen
      
         Hayatı
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] Prusya'nınLennep şehrinde (bugün Remscheid, Almanya) doğdu. Çocukluğu veilköğretim yılları Hollanda'da ve İsviçre'de geçti. 1865 yılındagirdiği Zürih Politeknik'te üniversite eğitimi gördü ve 1868 yılındamakine mühendisi olarak mezun oldu. 1869 yılında ZürichÜniversitesi'nden doktorasını aldı. Mezuniyetinin ardından 1876'daStrassburg'da, 1879'da Giessen ve 1888'de Würzburg Üniversitelerindefizik profesörü olarak öğretim görevi yaptı. 1900'de Münih ÜniversitesiFizik kürsüsüne ve yeni Fizik Enstitüsünün Yöneticiliğine getirildi.
Öğretim üyeliği görevinin yanı sıra araştırmalar da yapmaktaydı. 1885yılında kutuplanmış bir yalıtkan hareketinin, bir akımla aynı manyetiketkileri gösterdiğini açıkladı. 1890'lı yılların ortalarında çoğuaraştırmacı gibi o da katot ışın tüplerinde oluşan lüminesans olayınıincelemekteydi. Crookes tüpü adı verilen içi boş bir cam tüpün içineyerleştirilen iki elekroddan (anot ve katot) oluşan bir deney düzeneğiile çalışıyordu. Katottan kopan elektronlar anoda ulaşamadan camaçarparak, floresan adı verilen ışık parlamaları meydana getirmekteydi.8 Kasım 1895 günü deneyi biraz değiştirip tüpü siyah bir karton ilekapladı ve ışık geçirgenliğini anlayabilmek için odayı karartıp deneyitekrarladı. Deney tüpünden 2 metre uzaklıkta baryum platinocyanitesarılı olan kağıtta bir parlama farketti. Deneyi tekrarladı ve herdefasında aynı olayı gözlemledi. Bunu mat yüzeyden geçebilen yeni birışın olarak tanımladı ve cebirde bilinmeyeni simgeleyen x harfinikullanarak x ışını ismini verdi. Bu buluşundan sonra Röntgen farklıkalınlıktaki malzemelerin ışını farklı şiddette geçirdiğini gözlemledi.Bunu anlamak için fotoğrafsal bir malzeme kullanmaktaydı. Tarihteki ilktıbbi x ışını radyografisi de (Röntgen filmi) yine bu deneylerisırasında gerçekleştirdi. Ve 28 Aralık 1895 tılında bu önemli keşfiniresmi olarak duyurdu.
Olayın fiziksel açıklaması 1912 yılına kadar net olarak açıklanamasada, buluş fizik ve tıp alanında büyük bir heyecan ile karşılandı. Çoğubilim adamı bu buluşu modern fiziğin başlangıcı saydı. Amerikalı mucitThomas Edison 1896 yılında tıpta fizik tedavide kullanılmak üzere xışınları üreten bir aygıt geliştirdi. Ama çok miktarda X ışınlarınamaruz kalındığında meydana gelebilecek sağlık sorunlarını kimsefarketmedi.

Gregor Mendel
      
         Hayatı
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] Johann GregorMendel 22 Temmuz 1822 Heinzendorf'da doğdu (bugünkü Hynčice, Vražné,Çek Cumhuriyeti), 6 Ocak 1884 Brünn'de öldü (bugünkü Brno, ÇekCumhuriyeti); genetik biliminin kurucusu, Avusturyalı botanik bilginive rahiptir. Küçük yaşlarda bahçe işleriyle uğraşmaya başlayan Mendel,üniversite öğreniminden sonra bir din adamı olarak Moravya'da yaşamınısürdürdü. Bu arada bitkiler üzerinde pek başarıya ulaşamayan bazıincelemelerde bulundu. 1854'te Brünn'e dönerek bir teknik lisedeöğretmenlik yapmaya başladı. Daha öncede öğretmenlik sınavlarına girmişancak başarılı olamamıştı. 19. yy. ortalarında Darwin'in doğalayıklanma kuramının yayıldığı sıralarda canlı bir türün özelliklerininkendisini izleyen döllere nasıl aktarabildiği sorunu yeni biryoğunlukla ortaya çıkmıştı. Biyoloji bilginleri özelliklebitkibilimciler harcadıkları çabalara karşın bu sorunuaydınlatamıyorlardı. Daha sonraları genetiğin babası olarak kabuledilecek Mendel, aynı sorunla ilgili deneylere 1858’de başladı vearaştırmalarının ancak 8 yıl sonra sonuca ulaştırabildi. Başarısı,incelediği konuya elverişli olan yönteminden kaynaklandı. Mendel biryandan farkların az ve son derece belirgin olduğu bitki çeşitlerini(dev yada cüce, düz yada kırışık bezelyeler) ayırmayı öte yandanaktarılan özelliklere göre sayısal ilişkileri araştırmada istatistiğinhenüz yerleşmiş bir bilim dalı olmadığı bir dönemde istatistikyöntemini benimsemeyi bildi. Bezelyelerle yaptığı deneylerde bitkininuzun boylu yada cüce, çiçeklerin ve yaprak koltuklarının renkli yadarenksiz, tohumlarının sarı yada yeşil, düzgün yada buruşuk olması gibikarşıt özelliklerden birini kuşaklar boyu taşıyan saf soylar eldeetmeyi başardı. Ardından bunları kendi aralarında çaprazladı. Sonuçtagözle görülür ölçüde belirgin olan bu iki seçenekli özelliklerin safsoylar ile melez döllerde temel kalıtım birimleri aracılığıyla ortayaçıktığını ve her özellik için bir çift genin bulunduğunu öne sürdü.Mendel tüm bunları basit istatistiklerle değerlendirdi. Bu Mendelyasaların temel ilkesi melez döllerin üreme hücrelerinde yarısı anadanyarısı babadan alınmış kalıtım birimlerinin bulunmasıdır.
Robert Hooke
      
         Hayatı
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] Hücreyi ilkkeşfeden kişinin, genellikle, bir İngiliz mikroskopçusu olan RobertHooke olduğu kabul ediliyor. Bu çalışmasıyla Hooke, daha 27 yaşındaykenİngiltere’nin en başta gelen bilim akademisi olan Kraliyet Akademisinegirdi. Hooke’un cevaplamaya çalıştığı soruların arasında ağaçkabuğundan yapılan şişe mantarının nasıl olup da şişenin içindekihavayı o kadar iyi tuttuğuydu. Bir şişe mantarından incecik bir parçakesip onu mikroskop altında incelediğinde, bu kesitin gözenekli biryapıda olduğunu gördü. Manastırlarda rahiplerin kaldığı hücrelerebenzedikleri için, bu gözeneklere “hücre” adını verdi. Aslında Hooke,bir zamanlar canlı hücreleri çevrelemekte olan fakat şimdi ölmüş bitkidokusundan geriye kalan hücre duvarlarını görmüştü.




ALBERT EINSTEIN
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Dr. H.E. Fosdick ülkenin önde gelen bilim adamlarına mektuplar yazarak,bilim tarihinin en büyük ondört ismini bildirmelerini istedi. Gelenlisteler değişikti. Çoğunda; Arşimed, Öklit, Galileo ve Nevvton vardı.Fakat her listede Albert Einstein'in ismi mutlaka vardı.
1879 yılında Almanya'nın Ulm Kentinde doğdu. Harika bir çocuk değildi,tam tersine üç yaşında konuşmaya başladı. Dokuz yaşında bile daha tamistediği her şeyi söyleyemiyordu. Anne ve babası onun normalolmadığından korkuyorlardı, ilkokul yıllarında o kadar ağırdı ki,kendisinin geri zekâlı olabileceğini düşünenler bile olmuştu. Hattaöğretmenlerinden biri anne babasına; "Oğlunuz ileride ne olursa olsun,hiçbir zaman başarılı bir insan olamayacak" demişti.
1890-1894 yılları arasında Münih'teki lisede okudu. Lisede dedurgunluğu ve çekingenliği devam ediyordu. Bir hocası açıkça, "ötekiöğrencilere kötü örnek oluyorsun" diyerek okuldan ayrılmasını istedi.
Babasının işleri kötüye gidince her şeye sıfırdan başlamak üzere ailecekuzey İtalya'ya göç ettiler. Einstein burada hem okulu bıraktı, hem deAlman vatandaşlığından çıktı. Bir yıl boyunca müzeleri gezerek sağdasolda dolaştı. Bern'deki İsviçre Federal Politeknik Enstitüsüne girmeyekarar verdi. Botanik, Zooloji ve Yabancı dil derslerinin zayıf olmasınedeniyle giriş sınavında başarılı olamadı. O bir fizikçi olmakistiyordu. Zürihteki Politeknik okulunun fizik profesörü Jean Parnetona, "Neden Fizik gibi güç bir şey seçiyorsunuz? Tıp, Hukuk,Filoloji'ye heves etseniz daha iyi olmaz mı?" demişti. 17 yaşında ozamana kadar pek ilgi duymadığı Matematik konularına eğildi.
1896-1901 yılları arasında Zürih Politeknik okulunda yüksek öğrenimgördü. Einstein burada da tipik isyankâr halini sürdürdü. Dersleregirmiyor, canı ne isterse onu okuyor, labarotuvarda onu bunu kurcalıyorve tabi bunun doğal sonucu olarak hocaların öfkesini üzerine çekiyordu.O, okulun derslerinin zihnini tıkadığını anlamıştı. Ayrıntılardaboğulmak istemiyordu. Yeni fiziğin temellerini atan Maxwell Kirchoff,Boltzman ve Hertz'in eserlerini okuyordu. Sonradan Einstein'in yenifiziği üzerinde çok değerli çalışmalar yapacak olan Matematik hocasıProf. Hermann Minkovvsky, ona "Tembel Köpek" adını takmıştı. Sınıfarkadaşlarından Marcel Grossman'ın tutmuş olduğu temiz notlar sayesindeiki önemli sınavını güç bela vererek, Matematik öğretmenliği diplomasıile okulunu bitirmişti. Ne var ki Profesörlerinin düşmanlığını kazanmışolduğundan onu üniversitenin öğretim kadrosuna almadılar.
Babasının iş takibi sonucunda Bern'deki Patent bürosunda ölçme ve deneyelemanı olarak üçüncü dereceden bir memur statüsünde işe girdi. Buradadüşünmeye ayırabileceği bol vakti oluyordu. 1903 yılında SırbistanlıNileva Mariç adındaki bir fizik öğrencisiyle evlendi. Fakat buevlilikten umduğunu bulamadı. Bir dostu bir gün onu ziyarete gitmişti.Durumu şöyle anlatır: "Evin kapısı açık durumda. Çünkü biraz öncesilinmiş olan koridorla, koridora asılmış, yıkanmış çamaşırlar kurumakzorundaydılar. Bir eliyle çocuk arabasını sallıyordu. Ağzında çok kötübir puro vardı. Öteki elinde de açık bir kitap tutuyordu. Soba da fecisurette tütüyordu. Einstein buna nasıl tahammül edebiliyordu?
Buna rağmen belki de Einstein'i hiçbir üniversite profesörünün asistanolarak yanına almaması bir şanstı. Zira o zaman O başkalarınındüşünceleriyle ilgilenmek zorunda kalacak ve bütün zamanını kendine hoşgelen düşüncelere ay ıra maya çaktı. O ancak yalnız bırakıldığı zamanbüyük şeyler yapabilirdi. Bu yüzden çalıştığı patent dairesi tam onagöre bir yer olmalıydı. İki arkadaşı ile sık sık bir araya gelip herkonuda tartıştıkları bir okul kurmuşlardı. Okulun adı "OlimpiaAkademisi"ydi. Manch, Poincare gibi bilim filozoflarını, Mili, Hume,ibn-i Rüşd ve Cervantes'i okuyorlardı.
Einstein öğretim hayatında ne kadar güç ve yavaş ilerlemişse sonraları,bilimde her biri büyük bir devrim olan düşünceler de aklına o kadarçabuk gelmeye başlamıştı. "Beynim benim labaratuvarımdır" derdi.Gerçekten de ta işin başından beri o hiç deney yapmadı. Sadece başkaaraştırmacılara ne gibi deneylerle kendi teorilerini teste tabitutubaliecekleri-ni gösterdi.
1905 yılında Zürih Üniversitesinde Fizik doktorasına başladı. Aynı yılyirmialtı yaşında olan Einstein her biri ayrı bir doktora teziolabilecek üç teoriyi "Annalen der Physik-Fizik Dergisi"nin 17.cildinde "Hareket Eden Cisimlerin Elektrodinamiği Üzerine" başlığıaltında ortaya atıvermişti. Bunlar; Fotoelektrik Etki, Brovvn HareketTeorisi ve Özel Relativite Teorisi'dir. Brown Hareketini açıklayanteorisiyle atomların var olduğunu, hatta atom ve moleküllerinbüyüklüğünü hesap etmeye yarayan formülleri buldu. Bugün her öğrencininbildiği bu gerçekten, o zaman dünyanın en büyük bilginleri bileşüpheleniyordu. Böylece atomun varlığından şüphlenen en inatçıkimseleri bile ikna edebildi.
Fotoejektriksel etkinin açıklamasında, ışığın niteliğini ele aldı.Bütün fizikçiler ışığın dalgalar halinde yayıldığına inandıkları birsırada, ışığın maddeyi etkilediğini gösteren bulgular ortaya çıkıncaışığın dalgasal hareketinden şüphe etmeye başladılar. O özetle, ışığınQuant veya Foton denen çok küçük parçacıklar-paketçikler halindeyayıldığını gösterdi.Einstein'in tipik özelliği, yasak olan şeyleridüşünmekten cekinmemesiydi. Işık ışınlarının dalga mı, parçacık mıolduğu uzun bir zamandır fizikçileri uğraştırmış hatta tartışmalara yolaçmıştı. Tam dalga teorisini savunanlar davayı kazanmışlardı ki, birdenbire Einstein diye birisi ortaya çıkıyor "Işığın hem dalga hemparçacık" olduğunu söylüyordu. On yıl kadar kimse böyle yeni birteoriden bahsetmek bile istemedi. Fakat Einstein sonunda haklı çıktı vebu çalışması için 1921 Nobel Fizik Ödülü verildi.
Onun hayatını yazan W. Clark'ın dediği gibi, O genel rölativiteteorisini geliştirmemiş olsaydı bile yine de yüzyılımızın en büyükfizikçisi unvanını alacaktı. Gerekten, fizik dergisinde "Hareket edencisimlerin elektrodinamiği üzerine" gibi sade bir başlıkla yazdığı buüç yazı bilim dünyasında bir bomba etkisi yaptı. Öyle ki bütünfizikçilerin eski düşüncelerini kökten sarstı. Klasik fiziğin zaman,uzay, madde, enerji gibi temel kavramları birden bire altüst oldu.Fakat 1921 yılında aldığı Nobel Fizik Ödülü rölativite teorisi içindeğil, Fotoelektrik olayına getirdiği açıklamadan dolayı kendisineverilmiştir.
1907 yılında ünlü formülünü geliştirdi. E=m.c2. Fizikten fazlaanlamayan biri bile bu formülden, küçük bir kütlenin çok büyük olanışık hızıyla çarpıldığı takdirde muazzam bir enerjiye dönüşeceğinianlar.
Diğer Fizikçilerin çoğu gibi O da bu formülün atom bombasınıgerçekleştirebileceğine aklı kesmemişti. 1921 yılında genç bir adamonun yanına gelip de atom bombası yapmak istediğini söylediği zaman,"sizin çalışmalarınızı inceden inceye gözden geçirmediğim için banakırılmayınız, zira bunun imkansız olduğu daha ilk bakışta anlaşılıyor."demişti. Fakat 1939'da ise büsbütün farklı düşünüyordu. Çok geçmedenbir uçağın taşıyabileceği büyüklükte, onbinlerce klasik silahın gücüneeşdeğer bir atom bombasının yapılabileceği" korkusu birçok fizikçiyisardı. İşte o zaman bu konuları çok iyi bilen dört uzmanın önerisiüzerine 2 Ağustos 1939'da Einstein'in ABD Başkanı Roosevelt'e o ünlümektubunu yazdı.
1909'da Zürih Ün'de Yardımcı Profesör olarak ilk akademik hayata
adım attı. Üniversiteden kendisine profesörlük önerisini atdujmı çalıştığı
bürodaki şefine söylediğinde, şefinin cevabı şuydu: "Benimle"alay mı edi
yorsun Einstein? Seni kim profesör yapar?"
1913'te Prusya Krallık Bilim Akademisine üye seçildi ve. Berlin'eyerleşti. Ünlü Kaiser Wilhelm Enstitüsü Müdürlüğüne getirildi. 20 yılBerlin'de kaldı.
1916 yılında Genel Rölativite Teorisi üzerindeki çalışmalarınıtamamlayarak "Annalen Der Physik" adlı Alman bilim dergisinin 49.cildinde yayınladı ve ikinci defa evlendi.
1919-1932 yılları arasında ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Japonya,Filistin, ispanya gibi ülkeleri ziyaret etti.
Birinci Dünya Savaşı onu çok derinden etkiledi ve dış dünya ile ve detoplumsal adaletsizliklerle ilgilenmeye şevketti. 1922'de MilletlerCemiyeti'nin "Ortak Düşünsel Çalışmalar Bölümü"ne seçilmiştir.
1932-1933 kışında California Teknoloji Enstitsü'nü ziyaret etmek içinABD'nde bulunduğu sırada Hitler'in Avrupa'da güçlenmesi üzerine oradakalmaya karar verdi. Prusya Bilim Akademisinden istifa ederek Princetonİleri Araştırmalar Enstitüsü'nde profesör olarak görev aldı. 1945yılında emekliye ayrıldı. 1949 yılında "Birleşik Alan Teorisi"niyayınladı. 1952'de İsrail Başbakanı, İsrail Cumhurbaşkanlığı göreviniteklif etmişse de, Einstein bu teklifi geri çevirmiştir.
Einstein bütün keşiflerini 40 yaşına kadar gerçekleştirmiştir.Yaşamının geri kalan bütün kısmını genel çekim ve elektromağnetizma'yısentez eden büyük birleşik alan teorisini bulma çalışmalarınaayırmıştı. Maalesef çok çırpınmasına rağmen bu amacına ulaşamamıştır(ve halen de hiçbir bilim adamı ulaşmış değildir). Hatta son sözleridahi kimsece bilinmemektedir. Zira kendisine bakan hemşire Almancabilmiyordu.
18 Nisan 1955 yılında Princeton-New Jersey de öldü.
Einstein, kendisinin de gelişmesinde çok önemli katkısının bulunmasınarağmen bir türlü Kuantum fiziğine inanamadı. Atom yapısının incelenmesiiçin ortaya atılan her kavrama karşıydı. O bir türlü atomun ihtimaller,istatistiki sayılarla ifade edilmesini kabullenemiyordu. Ona göreevrenin işleyişinde şans, ihtimal, istatik gibi belirsizliklere yerverilemezdi. O atomun çekirdek etrafındaki yörüngesinin tam olarakbilinebileceğine inanıyor, "Tanrı evrenle kumar oynamaz" diyordu.Sonunda sabrı tükenen Niels Bohr "Tanrı ne yapması gerektiğini bilir"demekten kendini alamadı. Einstein kendisi hakkında arkadaşlarınınPrinceton'da şöyle düşündüklerini nakletmektedir: "Bilimsel konulardainatçı bir kişiliğe sahip olduğumdan dolayı arkadaşlarımın gözündeinatçı ve dik kafalı biri olarak tanındığımdan, bana yaşlı kaçık demeyebile başlamışlardı."
Şu kadarı var ki, ömrünün son otuz yılında bir mecnun gibi aradığı,bulmağa çalıştığı "Birleşik Büyük Alan Teorisi" gerçeğinin altında onunkainatta çok büyük bir nizamın olduğuna kesinkes inanması yatıyordu.
Einstein'in hayatı kendisinin de itiraf ettiği gibi politika vedenklemler arasında geçmişti. İlk politik eylemleri Birinci DünyaSavaşı yıllarında Berlin'de Profesör iken başlar. Savaş aleyhtarıgösterilere katıldı. Halkı konulan yasaklara uymamaya çağırdı. Zorunluaskere yazılmaya karşı halkı cesaretlendirmesi, meslektaşlarıtarafından hoş karşılanmadı. Savaştan sonra Uluslararası barışçabalarının geliştirilmesi için uğraş verdi. Bu da onu arkadaşlarıarasında sevimsiz yapıyordu. ABD'ne ders vermek için gitmesi bilepolitik tavrı yüzünden gittikçe güçleşiyordu.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde, sonrasında artan antisemitizm (Yahudialeyhtarlığı), onyedi yaşında Yahudi toplumundan ayrılan Einstein'ayahudiliğini hatırlattı. Tevrattaki tanrı düşüncesini bile reddedenEinstein'i Mitler, Siyonizm ülküsüne hizmet etmeye yöneltti. Bütüngücüyle o zamanki Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak için uğraşanİsrail'i destekliyordu. Düşmanları haklı olarak daha da çoğaldı.Teorileri saldırıya uğradı. Kişiliğine karşı bir örgüt bile kuruldu.Adamın biri başkalarını Einstein'i öldürmeye kışkırtmaktan hüküm bilegiydi. Sadece 6 dolar para cezası verildi. "Einstein'a Karşı 100 Yazar"adlı kitap yayınlandığında görüşü sorulan Einstein, Haksız olsaydımyahnızca bir tanesi yeterdi" dedi.
1933 yılında Hitler iktidara geldi. Einstein o esnada Amerika'daydı.Almanya'ya dönmeyeceğini ilan etti. Bunun üzerine Nazi milisleri evinibasıp banka hesabına el koyarken, bir Berlin gazetesi de, "Einstein'daniyi haber, Geri gelmiyor" şeklinde başlık attı.
1939 yılında Atom bombasının yapılması için en büyük adımı atmaktançekinmedi. Roosevelt'e yazdığı o meşhur mektubunda AmerikalılarınAlmanlardan önce Atom silahını geliştirmelerini teklif etti. Ozamanlarda O'nun biricik hedefi Almanya'ydı. Almanlara karşı olan kinibiyoğraf Roland W. Clark'ın tespitine göre delice bir hal arzediyordu.
Bundan sonraki yıllarında nükleer savaşın tehlikelerine karşı kamuoyunuuyarırken ve nükleer silahların uluslararası denetim altına alınmasınıtavsiye ederken görülmekdedir. Hayatı boyunca barışa yönelik çabalanbir sonuç getirmedi ve arkadaş da kazandırmadı. Ama siyonizme verdiğiaçık destek 1952 yılında kendisine israil Cumhurbaşkanlığının teklifedilmesine neden oldu. Politika için toy olduğunu söyleyerek bunureddetti. "Denklemler benim için çok daha önemlidir, çünkü politikabugün içindir. Oysa ki bir denklem sonsuzluk içindir" demekteydi.
Uzun süre birlikte çalıştığı Leopold infeld'e sık sık "bir fizikçidençok bir filozofum ben" derdi. Einstein'in filozof olduğunu söylemekyetmez, iki tür felsefe vardır. 19. yüzyıla kadar hakim olan Kant,Hegel ve Bergson gibilerinin temsil ettiği spekülatif düşünce aklagelir. Dış dünyanın varlığı ve keyfiyeti bilgimizin kaynağı ve mahiyetigibi meseleler bunların tartışma konularıdır. İkinci tür felsefe isemantıksal empirizm diye bilinen, "Felsefenin amacı bize bilgi sağlamakdeğil, bilimlerin sağladığı bilgi ve kavramları açıklamaktır" diyenfilozofların felsefesidir. Einstein işte bu tür bir filozoftur ve debüyüklerindendir. Filozofların uzun süre spekülasyomlarına konuoluşturan uzay-zaman ve geometriye ilişkin problemler Einstein ilebirlikte fiziğe mal olmuş ve ilmi birer nitelik kazanmışlardır. Gerçibugün fizik ve felsefeyi birbirinden ayırmanın neredeyse imkansızolduğunu da burada belirtmeliyiz. Filozofların ciltler dolusutartıştıkları evrenin başlangıcı, sonu, maddenin ezeli ve ebedi olupolmadıkları gibi meselelere, bugün fizikçiler de el atmış durumdadırlar.
Einstein'in çıkış noktası, evrende muazzam bir düzenin olduğuna olankuvvetli inancıydı. Bazı bilim adamları matematiksel hiyerogliflerkullanan yalnız bir adamın, evreni yeniden tanımlamasına inanmayı kabuledemediler. Fakat, zaman Einstein'i haklı çıkardı. Evrenin kökenini,tarihini ve biçimini araştıran bugünkü modern kozmolojinin temelleriniattı. İspanya'da yetişmiş Yahudi filozofu Spinoza'dan etkilenmiştir.
1929'da yayınlanan "Dünya'yı Nasıl Görüyorum" adlı eserinde:"Yaşantımıza giren en güzel şey gizemlidir. Bu tüm gerçek sanat vebilimin kaynağıdır. Böyle bir duyguya yabancı kalan, bir an bile duruphayret edemeyen, ya da evrenin karşısında saygı duruşuna geçemeyen birkimse gözleri kapanmış ölüden farksızdır. Hayatın sırrını sezinleme,korku ile karışmış da olsa, dini duygunun da kaynağıdır.
Erişemeyeceğimiz bir şeyin gerçekten var olabileceğini bilmek, öyle birşey ki, sönük melekelerimizin ancak en ilkel biçimlerindekavrayabileceği ama gerçekte en yüce bilgelik ve en ışıklı güzellikolarak kendini açığa vuran Bu Varlık'ın bilgisi ve O'nun verdiği buduygu gerçek dindarlığın özünü oluşturur. İşte bu anlamda, yalnızca buanlamda dine vermiş kişilerin safında görüyorum kendimi." Yine O"Kainat'ın Yaratıcısına olan inanç ilmi araştırmanın en kuvvetli, enasil itici gücüdür."
Einstein kendini şöyle tanıtıyor: "Ben tek koşulmak için yaratılmış biratım. İşbirliğine ve ekip çalışmasına giremem. Hiçbir ülkeye, devlete,kişiye, arkadaş çevresine hatta kendi aileme tam bağlanamadım. Builişkilerde daima bir mesafe kalmıştır. Kendime dönme, içime kapanmaeğilimi giderek güçlendi. Bu tür bir soyutlama kişiye acı çektirir.Ama, başkalarının anlayış ve sempatisinden uzak kaldığıma pişmandeğilim. Kuşkusuz bunda kaybım olmuştur. Ama buna karşılık başkalarınınön yargılarından ve değerlendirmelerinden bağımsız kalabilme gibi birkazancım var."
Kimsenin aklına gelmeyen soruları düşünmekten olsa gerek, kendine vekıyafetine pek dikkat etmezdi. Sık sık hastalanır, bazı günlerayakkabılarını çorapsız giyer ve okula da öyle giderdi. İlerleyenyıllarda da bu hırpaniliği devam edecektir. Karmakarışık beyaz saçları,dudaklarını örten pos bıyıkları ve hırpani giyimiyle çok tipik birprofesördü.
Einstein'in utangaç ve içine kapalı bir çocukluğu vardır. Hiçbir zamanbaşarılı bir öğrenci olamadı. Einstein'in özelliği çok şey bilme değil,
üşünme ve anlama farkıdır. Onun gözünde ideal yaşam dışardan en az(Karışılan yaşamdır. Otuz yaşına gelinceye kadar gerçek bir fizikçiylede karşılaşmamıştır. Bu onun açısından büyük bir talihtir. Böyleceçevresinde onun atılımını köstekleyen kimse olmamıştır. Milyonlarıetkileyen bu bilim adamı bir bakıma kimsenin etkileyemediği biradamdır. Çalışma arkadaşı L. infeld'i dinleyelim: "1921'de Berlin'eöğrenim için gittiğimde henüz Hitler'in iktidara gelmesine on iki yılvardı. Basın ona yükleniyordu. 'Teorisine güveniyorsa sorularımızıcevaplasın' diye başlık atıyorlardı. Rölativite Teorisine karşıdüzenlenen konferansın ilanları her yerde görülebiliyordu. Merakımıyenemedim. Bir bilet alarak Solup bitenleri görmek için gittim. İkiprofesör hınca hınç dolu salonda ;atıp tutuyorlardı. Rölativiteteorisinin, 'Germen Ruhu'na aykırı olduğunu vs. belirtiyorlardı. Bir debaktım Einstein'da dinleyici localarında oturuyor, selam verenlere elsallıyor, arasıra kahkaha atmadan da duramıyordu. Çeşitli gruplar işiticarete dökmüş, rölativite teorisini üçbin kelimede .En iyi anlatanabin dolar vermeyi vadediyorlardı. İşte Einstein'in bu kadar popülerolmasının iki nedeni buydu; birincisi ona yüklenen profesörlerinçokluğu, ikincisi de onun renkli kişiliğiydi. Boston KardinaliO'Connel, Rölativite teorisini dine karşı bir saldırı(!) olarakniteliyordu. Kilise New-ton'un mekanik evren modelini kilisenin resmigörüşü olarak kabullendiğinden olsa gerek, Newton'un fiziğinidarmaduman eden rölativite teorisini dine bir saldırı olarak gören bupapaz: "İzafiyet teorisinin, tanrısızlığın korkunç bir hayaletinebenzetmekteydi" Ama Kardinal hazretleri maalesef tanrısızlık inancının,Newton'un mekanik dünya görüşünden kaynaklandığını, RölativiteTeorisinin ise yaradılan, genişleyen, kendi üzerine çöken bir evrenmodeline yol açtığını bilememişti.


Ali Kuşcu ( ? - 1474) [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Türk-İslam Dünyası astronomi ve matematik alimleri arasında, ortayakoyduğu eserleriyle haklı bir şöhrete sahip Ali Kuşçu, OsmanlıTürkleri'nde, astronominin önde gelen bilgini sayılır. "Batı ve DoğuBilim dünyası onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir alim olarak tanır."Öyle ki; müsteşrik W .Barlhold, Ali Kuşcu'yu "On Beşinci YüzyılBatlamyos'u" olarak adlandırmıştır. Babası, Uluğ Bey'in kuşcu başısı(doğancıbaşı) idi. Kuşçu soyadı babasından gelmektedir. Asıl adı AliBin Muhammet'tir. Doğum yeri Maveraünnehir bölgesi olduğu ilerisürülmüşse de, adı geçen bölgenin hangi şehrinde ve hangi yılda doğduğukesinlikle bilinmektedir. Ancak doğum şehri Semerkant, doğum yılınınise 15. yüzyılın ilk dörtte biri içerisinde olduğu kabul edilmektedir.16 Aralık 1474 (h. 7 Şaban 879) tarihinde İstanbul'da ölmüş olup,mezarı Eyüp Sultan Türbesi hareminde bulunmaktadır. Ölüm tarihi; torunumeşhur astronom Mirim Çelebi'nin (ölümü, Edirne 1525) Fransça yazdığıbir eserin incelenmesi sonucu anlaşılmıştır. Mezar yerinin 1819 yılınakadar belirli olduğu ve hüsn-ü muhafazasının yapıldığı; ancak 1819yılından sonra, Ali Kuşcu'ya ait mezarın yerine, zamanının nüfuzlu birdevlet adamının mezar taşının konmuş olduğu anlaşılmaktadır.
Uluğ Bey'in Horasan ve Maveraünnehir hükümdarlığı sırasında,Semerkant'ta ilk ve dini öğrenimini tamamlamıştır. Küçük yaşta ikenastronomi ve matematiğe geniş ilgi duymuştur. Devrinin en büyükbilginlerinden; Uluğ Bey , Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddün Cemşid veMu'in al-Din el-Kaşi'den astronomi ve matematik dersi almıştır.Önce,Uluğ Bey, tarafından 1421 yılında kurulan Semerkant Rasathanesiilk müdürü, Gıyaseddün Cemşid'in, kısa süre sonra da Rasathaneninikinci müdürü Kadızade Rumi'nin ölümü üzerine, Uluğ Bey Rasathaneyemüdür olarak Ali Kuşcu'yu görevlendirmiştir. Uluğ Bey Ziyc'inintamamlanmasında büyük emeği geçmiştir. Nasirüddün Tusi'nin Tecrid-ülKelam adlı eserine yazdığı şerh, bu konuda da gayret ve başarısının engüzel delilini teşkil etmektedir. Ebu Said Han'a ithaf edilen bu şerh,Ali Kuşcu'nun ilk şöhretinin duyulmasına neden olmuştur.
Kaynakların değerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali Kuşcuyalnız telih eseriyle değil, talim ve irşadıyle devrini aşan bir bilginolarak tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında, torunu MirimÇelebi, Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi (Sarı Lütfi) gibi astronomlarında yetişmesine sebep olmuştur. Bu bilginlerle beraber, Ali Kuşcu'yueski astronominin en büyük bilginlerinden birisi olarak belirtebiliriz.

ESERLERİ:
Ali Kuşcu'nun özellikle, matematik ve astronomi ile ilgili eserleri,gerçek ilmi kişiliğini ortaya koymaktadır. Bu eserlerinin adlarışunlardır;
Risale-i fi'l Hey'e (Astronomi Risalesi)
Risale-i fi'l Fehiye (Fetih Risalesi)
Risale-i Hisap (Aritmetik Risalesi)
Risale-i Muhammediye (Cebir ve Hesap konularından bahseder)
Tecrid'ül Kelam (Sözün Tecridi)
Risale-i Adudiye
Unkud-üz zvehir fi Man-ül Cevahir (Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen Salkım)
Vaaz
İstiarad

Barrow (1630 - 1677)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
İsaac Barrow, 1630 yılında İngiltere'de Londra'da doğdu. 1664 yılındaCambridge Üniversitesinde matematik profesörü oldu. Aynı zamanda Newtononun öğrencisiydi. 1669 yılında kürsüsünü öğrencisi Newton'a bıraktı.Kendisi de saray papazı oldu. Dürbünlerde görüntünün meydana gelişikuramsal problemini çözdü. Barrow, diferansiyel hesabın geometriyeuygulanmasını hazırlayanlardan biridir. "Optik ve Geometri" adlı kitabı1674 yılında yayınlandı. 1675 yılında, "Archimedes'in Eserleri" adlıkitabı çıktı. Bu kitabında, Euclides, Apollonius ve Archimedes'ineserlerini inceledi. 1617 yılında öldü.



BLAISE PASCAL, 1623-1662
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Biz gerçekleri sadece sebeplerle değil, kalple de buluruz.
Bir Fransız matematikçi ,fizikçi ve aynı zamanda teolojist olan BlaisePascal, Etienne Pascal'in üçüncü çocuğu ve tek oğluydu.Daha üçyaşındayken annesinin ölümü üzerine yetim kalır.1632 yılında babasıdört çocuğuyla beraber Clermont’u terkederek Paris’e yerleşir.
Babası antiortodox olduğu için O’nu kendisi yetiştirmeye karar verir.Kendisi de zamanının iyi matematikçilerinden olan Etienne Pascal,oğlunun 15 yaşından önce matematik calışmaması gerektiğine kararvererek evini matematik dokümanlarından arındırır.Fakat bu küçükPascal’in sadece matematik merakını ateşler,12 yaşında kendisi geometriçalışmaya başlar. O zamanlarda üçgenin iç açılarının toplamının, ikidik açının toplamına eşit olduğunu bulur , bunun üzerine babasiteslim-i silah eder ve ona incelemesi için Euclid’in teoremleriniiçeren dökümanları verir. Yani matematikle ilgisi çocukluk dönemindematematik eğitimi almadan başlar, sonraları babasıyla beraber "AcademieParsienne" deki derslere katılmaya başlar, 16 yaşına geldiğinde buradaaktif olarak rol alir, ve profesör Girard Desargues in bir numaralıyardımcısı ve oğrencisi olur. Bu esnada özellikle konikler üzerindeçalışarak konu hakkında kitapçık yayınlar. 1639 yılında da "Pascal'ınEsrarengiz Altıgeni" yle geometriye katkıda bulunur.
Aynı yıl babasının bir vergi toplama memuru olarak tayini çıkmasıüzerine Paris'i terkederek Rouen şehrine yerleşirler. Burada babasınayardımcı olmak amacıyla ilk rakamsal hesap makinasını yapar, bunugerçekleştirmek için üç yıl çalışır, 1642-1645.
1646-1648 yıllarında atmosfer basıncı üzerinde değişik deneyler yapar,ve şu sonuca varır: atmosfer basıncı yükseklikle doğru orantılı olarakdüşer ve atmosferin üzerinde bir boşluk vardır.
1653 ten itibaren matematik ve fizik üzerinde çalışarak “sıvılarınkararsızlıgı” üzerine bir kitapçık yazar, bu kitapçıkta Pascal'ınbasınç kanunu açıklanır.
Kendisi binom üçgeni üzerinde çalışan ilk matematikçi olmasa da bu konuda çalışması değişik gelişmelere ışık tutmuştur.
Pascal'ın felsefeyle ilgili en meşhur kitabı "Pensées" ("Düşünceler"),din, hayat ,bilim uzerine, O'nun daha çok dinsel yönünü ve Allahinancını ortaya kor, bunu da şöyle diyerek gösterir;"If God does notexist, one will lose nothing by believing in him, while if he doesexist, one will lose everything by not believing. "(Eğer Allah yoksainsan ona inanmakla hiçbirşey kaybetmeyecek, fakat varsa inanmamaklaçok şey kaybedecek.) Bu kitabı yaşadığı devirde yayınlanmasına izinverilmese de ölümünden birkaç yıl sonra yayınlanmıştır.
Pascal 39 yaşında 1662 yılında kansere yenik düşerek hayata gözlerini yumar.
Pascal'dan İnciler.
Sebeplerin varacağı son nokta, onun ötesinde çok şey vardır.
İnsanoğlunun mahiyeti arzu ve isteklerle doludur, o bütün bunları tatmin edebilecek olana müştaktır.
Yarış at için neyse, yalanlamak ,inanmak ve şüphe etmek insan için odur.

Cahit Arf (1910 - 1997)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Cahit Arf 1910 yılında Selanik'te doğan değerli bir Türkmatematikçisidir. 1932 yılında Ecole Normale Superieure'de yükseköğrenimini tamamladı. Türkiye'ye dönünce Galatasaray Lisesi'ndematematik öğretmenliği yaptı. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'ndedoktorasını yaptı. Doktorasını tamamladıktan sonra yurda döndü.İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde doçent adayıolarak çalıştı ve bu bölümde uzun yıllar matematik dersleri verdi. Buüniversitede doçent olduktan sonra da aynı görevini sürdürdü. 1943yılında profesör ve 1955 yılında da ordinaryüs profesör oldu.Almanya'da Mainz Akademisi'ne muhabir üye olarak seçildi. 1962 yılındaemekli oldu. Bundan bir yıl sonra Robert kolejinde öğretmenlik yaptı.1964 ile 1966 yılları arasında, Princeton'da, "Institute for AdvancedStudy" de matematik araştırmaları yaptı. 1966 ile 1967 yılları arasındaKaliforniya Üniversitesi'nde ve Berkeley'de misafir öğretim üyesiolarak bulundu. 1964, yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik AraştırmaKurumu Bilim Kolu Başkanlığına seçildi. 1967 yılında ülkeye döndü veOrtadoğu Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik bölümündegörev aldı. Burada matematik dersleri verdi ve birçok araştırıcıyetiştirdi. Üniversitedeki görevinden yaş sınırı nedeniyle ayrıldı.Cebir ve sayılar kuramı ile esneklik alanlarında oldukça başarılıçalışmaları olan Cahit Arf'ın, yirmiden fazla yayını vardır. 1948yılında bir de İnönü ödülü almıştır. Cebir üzerine kitap yazmıştır. Budeğerli matematikçimiz 26 Aralık 1997 yılında İstanbul'da aramızdanayrılmıştır.

D'Alembert (1717 - 1783)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Jean Le Rond d'Alembert adı, Notre Dame de Paris yöresinde küçük birkilisenin adı olan Saint-Jean-Le Rond'tan gelmektedir. ChevalierDestouches'in gayri meşru oğlu olan d'Alembert, annesi tarafındangizlice Saint-Jean-Le Rond kilisesinin basamaklarına bırakılmıştı.
Çocuğu sabahın erken saatlerinde kilisenin basamakları üstünde mışılmışıl uyurken, kiliseye gelen papaz buldu. Hava oldukça da karanlıktı.Sabahın soğuğu iliklerine kadar işlemişti. Kilise avlusunun kapısınıaçtı ve yavaş adımlarla merdivenlere doğru yaklaştı. Basamaklarınüzerinde karanlık bir şey gördü. Köpek veya yabani bir hayvanolabileceğini düşündü ve biraz da korktu. Biraz daha yaklaşıncakarartının hareket etmediğini ve hayvan olmadığını anladı. Kafasındanbazı düşünceler bir film şeridi gibi süratli bir biçimde geçti. Acababu ne olabilirdi? Merdivenlere doğru tırmandı ve karartıyı artık iyiceseçebiliyordu. Örtünün bir ucunu kaldırdı. Bir de ne görsün, minicikbir yavrucak annesinin sütünü yeni emmiş gibi mışıl mışıl uyuyordu.Yüzünün açılmasıyla sabahın soğuğu ciğerlerine kadar girdi. Arka arkayabu temiz havayı burnundan çekti ve bol bol oksijeni teneffüs etti.Soğuk onu biraz rahatsız etti. Hava da iyice aydınlanmıştı. Çocuğunyüzü iyice fark edilebiliyordu. Yavaşça kucağına aldı ve merdivenlerinbasamaklarını dikkatlice çıktı. Cebinden çıkardığı anahtarla kapıyıaçtı ve bir eliyle de bebeği uyandırmamak için tüm gayretleriniharcadı. Kendi odasına girdi. çocuğu masanın üzerine yatırdı. Kiliseniniçi de soğuktu. Sobayı yaktı ve odayı ısıttı. Bu tatlı ve güzel bebekuyandığında saat 10'u geçiyordu.
Belediye ilgilileri, çocuğu fakir bir camcının karısına verdiler. Buhayırsever, fakir fakat sevgisi ve şefkati zengin olan kadın da buküçücük ve kimsesiz yavruya kendi çocuğu gibi baktı ve büyük birdikkatle onu büyüttü. Daha sonra annesinin ve babasının kim olduğuanlaşıldıysa da bu iyilik sever kadından çocuğu ne almaya ne deistemeye gelen oldu. Yalnız, Chevalier, o zamanın kanunlarına göregayri meşru oğlunun eğitim ve öğretim parasını ödemeye mecbur edildi.Kilise de peşini bırakmıyordu. Bu olayı ve bu aileyi d'Alembertbüyüyünceye kadar öğrenemedi. Kendi annesi ve babasından daha ilerisevgi ve şefkatle büyütüldü. Oldukça da sıhhatli ve gürbüzdü.
D'Alembert'teki matematik dehası uyanmaya başlayınca, oğlunun oturduğuyeri ve evi bilen öz annesi onu memnuniyetle yanına alacağını vebakacağını bildirdi. Küçük ve akıllı d'Alembert, "Sen benim üveyannemsin. Camcının karısı benim asıl annemdir" diyerek onun buönerisini geri çeviriyordu. Onu dünyaya getiren öz annesi ve babasıgibi, o da onları unuttu. Bir daha da adlarını andığı görülmedi. Onunannesi ve babası, o fakir camcı ve onun karısıydı.
D'Alembert ünlü olduğu zaman bu ailesini unutmadı. Kendisine bakan,onların sevgileriyle büyüyen camcının ailesini kendi ailesi olarakkabul ettiğinden, fakir olan bu ailenin rahatlık içinde yaşamalarınısağladı. Bu aile yine kendi küçücük evlerinde kalmayı uygun buldular.D'Alembert'te manevi anne ve babası olan camcı ailesini öz annesi ve özbabası ilan etti. Yaşam süreci boyunca da onlarla övündü ve onlarabaktı.
D'Alembert artık bir saray matematikçisi ve ünlü biriydi. Gece vegündüzlerin uzaması veya kısalması probleminin çözümünü tam olarakd'Alembert verdi. En önemli eseri, parçalı diferansiyel denklemlerüzerinedir. Özellikle, titreşen tellere ait buluşu çok önemlidir.Serilerin yakınsaklığına ait d'Alembert ölçütü onundur. Kendi adıylaanılan çok sayıda teoremleri vardır.
D'Alembert, genç dostu Lagrange'ı güç ve önemli problemleri çözmeyeyöneltiyor, olanaklar ölçüsünde ona bir ağabey gibi davranıyordu.Beraber bir arada olduklarında sözlerle ve ayrı olduklarında damektuplarla, mide rahatsızlıkları olan Lagrange'a önerilerdebulunuyordu. Mekanikte çok önemli buluşları olan Fransız matematikçisid'Alembert'in, dalga denklemi ve bu problemin kendi adıyla bilinençözümü ünlüdür.
D'Alembert'i yaşatan en önemli buluşlarından biri de biraz önce adınıandığımız d'Alembert ya da genel matematikte adı çok geçen bölümölçütüdür. Sonsuz terimli serilerin yakınsaklığı, yakınsaklık bölgesinive yakınsaklık yarıçapını bulmak için bundan daha kullanışlı bir formülbulunamamıştır. Yine bu ölçütle, serilerin analitik bölgelerini kolaycabulabiliriz. D'alembert, genel matematiğin kurucularından biri olarakbilinir ve biri olarak kabul edilir.

El Biruni (973 - 1048)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Orta Asya'lı büyük bilgin El Biruni, 4 Eylül 973 yılında Harezm'inbaşkenti Kath yakınlarında doğdu. İlk öğrenimini Yunan'lı bir bilgindenaldı. Tanınmış ve seçkin bir aileden gelen Harezm'li matematikçi vegökbilimci birisi tarafından evlat edinen El Biruni, ilk çalışmalarınıbu alimin yanında yaptı. İlk eseri, Asar-ül-Bakiye' dir.
El Biruni, o zamanın bilginleriyle Buhara'da tanışmış, evrenin yapısı,serbest düşme ve diğer fizik yasalarını ve bölünmez parçacıklarüzerinde mektupla yaptığı bazı tartışmalar vardır. 1010 yılındaEl-Memun Akademisi'ne kabul edildi. Gazneli Mahmut Harezm'i işgaledince, El Biruni ile birlikte binlerce kişiyi tutsak aldı. Bunuizleyen on yıl içinde astronomi ve matematik çalışmalarının doruğunaerişti. Bu tutsaklığı sırasında, anayurtlarından sürülmüş ve tutsakolan Hint'li bilginlerle tanıştı. Birçok dilde ilmi çeviriler yaptı.
Astronomi üzerine yaptığı en önemli çalışmayı Gazneli Mahmut'un oğluMesut'a sundu. Sultan Mesut kendisine bir fil yükü gümüşü hediyeedince, "Bu armağan beni baştan çıkarır, bilimden uzaklaştırır" diyerekbu hediyeyi geri çevirdi.
Eserlerinin sayısı yüz elliden fazladır. Yetmiş tane astronomi ve yirmitane de matematik kitabı vardır. Tıp, biyoloji, bitkiler, madenler,hayvanlar ve yararlı otlar üzerinde bir dizin oluşturmuştur. 1048yılında 75 yaşındayken ölmüştür.
Mektuplarından, Aristoteles'i bildiği anlaşılır. İbni Sina gibi önemlibilginlerle beraber çalışmıştır. Hindistan'a birçok kez gitti. Bunedenle Hindistan'ı konu alan bir kitap yazdı. Onun bu kitabı birkaçdile çevrildi. Gerçek bir bilim anlayışına sahipti. Irk kavramına önemvermezdi. Başka bir halkın ileri kültüründen derin bir saygıyla sözederdi. Bir tane de romanı vardır. Elimizdeki eserlerinin sayısı yirmiüç kadardır.

Galileo Galilei (1564-1642)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
"Kainat dediğimiz kitap ,yazıldığı dil ve harfler öğrenilmedikçeanlaşılamaz.O, matematik dilinde yazılmış;harfleri üçgen, daire vediğer geometrik şekillerdir.Bu dil ve harfler olmaksızın kitabın birtek sözcüğünü anlamaya olanak yoktur.”
Babası profesyönel bir müzisyen olan Galileo Italya’nın eğik kulesi ileünlü Pisa kentinde dünyaya geldi.Rönesansın son döneminde yaşayangalileo Descartes,Kepler,Shakespeare ve Francis Bacon gibi ünlülerleçağdaştı.Ilme katkısı ise matematik, fizik ve astronomi alanlarındaolmuştur.Aynı zamanda sanata karşı da bir yatkınlığı vardı;ut ve orgçalmanın yanında güzel resim tablolarıyla dikkati çekiyordu.
Galileo öğrenimine bir manastırda başladı. Daha küçük yaşta ikenkendine çeşitli oyuncaklar yaparak üstün yeteneklerini göstermiştir.Odönemde Pisa kenti iyi bir öğrenim merkeziydi.Bu durum onunyeteneklerinin gelişmesinde etkin rol oynamıştır.Babasının dayönlendirmesiyle öğrenimine tıp fakültesine başlar.Fakat hekimliktendaha çok ilgisini fizik, matematik çekmektedir.Bu arada dinlediği birkonferans üzerine geometriye büyük bir ilgi duymaya başlar ve önce kapıaralıklarından izlediği matematik derslerinin daha sonra ateşlitakipçisi olur.Ne var ki ailesinin geçim sıkıntısı yüzündenüniversiteden ayrılmak zorunda kalır, özel derslerle geçimini sağlamayaçalışır.Çok geçmeden bazı buluşları sayesinde adını ilim meclislerindeduyurur ,bunun üzerine ayrıldığı Üniversite kendisini matematikokutmanı olarak çağırır.
Pisa üniversitesinden korkusuzca ifade ettiği düşünceleri dolayısıylaayrılmak zorunda kalır ve 1592 yılında Padua üniversitesinde matematikpröfesörü olarak göreve başlar.Burada Euclid geometrisi ve astronomiderslerine girer.
Galileo’nun bilime başlıca katkıları şöyle özetlenebilir;
Fizikte devinime ilişkin;Daha önce devinim içinde olan bir nesneninkendi haline bırakıldığında duracağı sanılıyordu.Galileo ise bu sanıyaters düşen bir düşünce ortaya koydu;devinen bir nesne dış etkenlerdenserbest kaldığında devinimini tek düze bir hızla sürdürür.Nesnelerindeviniminde dış güçlerin etkisinin hızda değil ivmede kendinigösterdiğini ifade eder.Bu olay Galileo’ya serbest düşmeye ilişkindeneylerini açıklama olanağı sağlar;O zamana kadar bilinen, cisimlerinyere düşme hızlarının ağırlıklarıyla orantılı olduğuydu.Yani aynıyükseklikten yere bırakılan 2kg. ve 1kg. ağırlığındaki iki cisimdenbirincisi yere ikincisinin yarısı kadar zaman dilimindeulaşmasıydı.Galileo yere düşen cisimlerin düşme hızlarınınağırlıklarıyla ilşkisi olmadığını ifade etmiştir.
Fizik ilmine bir başka katkısı ise mermilerin parabolik hareket ettiğidir.
Galileo'nun astronomi bilimine de sayısız katkıları olmuştur.Ilkastronomik teleskop Galileo tarafından Venedik'teyapılmıştır(1609).(Ilk teleskobu 1600'lerde Lippershey adlı Hollandalıoptisyen yaptı.)Sonuç olarak teleskobu gökyüzünü incelemek içinkullanan ilk bilim adamıdır. Galileo teleskobuyla gökyüzünü inceleyereko güne kadar bilinmeyen bazı yıldızları keşfetti.Venüs'ün evrelerini veGüneş lekelerini ilk gözleyen kişidir.Galileo'nun en büyük başarısıkuşkusuz Jüpiter'in dört uydusunu tespit etmesidir.Bir diğeri de,Ay’ının hep sanıldığı gibi pürüzsüz bir nesne değil , engebeli ,dünyaya benzer bir nesne oluşuydu.
Galileo yaptığı araştırmalar sonucunda Kopernik'in ve dostu Kepler'inDünya'nın evrenin merkezi olmadığı, Dünya'nın kendisinin ve Güneş'inetrafında döndüğü görüşünü destekledi. Fakat Galileo Kepler veKopernik'in teorilerini destekleyerek engizisyonun tepkisini çekti.1616da Engizisyon önüne çağrılan Galileo istenildiği üzere Koperniksisteminin ne sözlü ne de yazılı olarak savunmayacağını ifade ederekbağışlanmasını diler ve aldığı talimet üzere köşesine çekilereksuskunluk içersine girer.Bu arada “Dünyanın iki büyük sistemi üzerineDiyalog” adlı kitabının yazar.Kitapta bir yandan güneş merkezlisistemin doğruluğu birtakım ince tartışmalarla kanıtlanırken diğertaraftan da resmi görüşle sinsice alay edilir .Kitap beklenenden fazlailgi görmüştür.Bu ilgi üzerine Engizisyon Galileo’yu tekrar çağırırtekrar tövbe ettirtir.
1637'de kör olunca teleskoptan uzaklaşmak zorunda kalır.Son nefesinekadar bilimsel çalışmalarına devam eder.Galileo bilime yaptığıkatkıların yanında koyu taassuba ve cehalete karşı açtığı savaşla daölümsüzleşmiştir.Kilise işlediği ayıbın ezikliğinden bugün bile tamkurtulmuş değildir.
Otuz yıl once Bruno’yu yakarak cezalandıran Engizisyon Glileo’ya dahaılıman bir ceza verir ve ev hapsine mahkum eder.Yaşlı bilgin hayatınınson döneminde iyice çökmüş bir vaziyette Floransa’da hayata veda eder

Gauss (1777 - 1855)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Alman astronomu, matematikçisi ve fizikçisidir. Daha çocukluğunda,erken gelişmiş zekası, matematiğe karşı zekasıyla sivrildi veBrounseweig dükünün ilgisini çekti. Dük, okul masraflarını üzerinealarak O' nu Göttingen Üniversitesine gönderdi. Henüz 16 yaşındaykenHerschel'in 1781 de keşfettiği Uranüs gezegeninin yörünge elemanlarınıhesaplayarak, Yer'in bir noktasından yapılan ölçülerle, bu gezegeninyörünge elemanlarını bulmaya yarayan ve günümüzde hala kullanılan birmetot ortaya koydu. 1798 de Helmesdt'e yaptığı bir inceleme gezisindensonra, Braunschweig'a döndü ve birkaç yıl içinde kendisini büyükmatematikçiler sırasına koyacak bir seri çalışma raporu yayımladı.
Sayılar üzerine incelemeleri topladığı Disqvisitiones Arithmetice'de(Aritmetik Araştırmalara) (1805), eşitlikleri, ikinci derecedenşekilleri, serilerin yakınsaklığını v.b. ele aldı. Piazzi tarafından1810 da, küçük gezen Cerez'in keşfinden sonra Gauss, çeşitligökmekaniği araştırmaları yaptı, hayatının sonuna kadar bağlı kalacağıGöttingen rasathanesine müdür oldu (1807) .Theoria Motus CorporumCoelestium In Sectionibus Conicis Solem Ambientium (Konik kesitIi ?gökcisimlerinin güneş çevresindeki hareket kuramı) (1808) adlı ünlüeserini yazd1. Legendre ile hemen aynı zamanda düşündüğü ve daha önce1797 de yararlandığı ?- en küçük kareler metodundan (1821) başka,yanılmalar teorisi ve iki terimli denklemlerin çözümü için genel birmetot buldu; uygun-tasvir üzerine araştırmalar, yüzeylerin eğriliği veDisqvisitiones Generales Carca Sperficien Curvas'ta (eğri yüzeylerüzerine genel araştırmalar) (1827) , ispat ettiği ünlü teoremi deyazmak gerekir. Bu teoreme göre, bükülebilen fakat uzatılamayan biryüzeyin eğriliği, yani eğriliklerinin çarpımı değişmez.
Göttingen ile Altona arasındaki meridyen yayının ölçülmesi sırasında(1821,1824), Gussu, geodezi çalışmalarında ışıklı işaretler verebilmekiçin, kendi adını taşıyan Helyotropu tasarladı. Optik alanında, ekseneyakın ışık ışınları için düzenlenmiş merkezi optik sistemlerinin genelteorisini kurdu. Elektrikle özelIikle magnetizma ile ilgilendi, bualanda magnetometreyi icat etti. Ve Resultate Aus Den Beabochtungen DesManetischen Vereins (Yer magnetizmasının genel kuramı) (1839), adlıeserinde, magnetizmanın, matematik teorisini formülleştirdi.Suclides'ci olmayan hiperbolik geometrinin keşfinde, bu konuda hiç birşey yayımlamamış olmakla birlikte, Gauss, Balyai ve Labocewsky'den önceçalışmalar yapmış ve başarı sağlamıştı.

Harizmi (780 - 850)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Harizmi kentinde doğan Harizmi, bugünkü cebir ve trigonometrininkurucusu sayılır. Avrupa'lıların en çok yararlandığı birmatematikçidir. Çalışmalarını bir süre Bağdat'ta sürdürdükten sonraAfganistan'a, oradan da Hindistan'a geçti. Hint'li bilginlerle tanıştıve Hindistan cebiri ile ilgilendi.. 830 yılında, çalcşmalarını dahaönce çalıştığı Halife Me'mun'un kitaplığında sürdürdü. Cebir üzerindeçok sayıda eser verdi. Bunların birçoğu Latince'ye çevrilmiştir.Descartes'e kadar batı bilim dünyasında egemen olan Harizmi ve Harizmicebiriydi. Bu nedenle Harizmi dünya çapında bir matematikçidir. Batılıkaynaklar da bunu böyle yazmaktadır. En önemli eseri, "Cebir veMukayese Hesabı" dır. Deneyler, enlem ve boylam kitapları vardır.Ayrıca bir de gökyüzü atlası vardır. Hindistan matematiğini dünya yatanıtan yine Harizmi'dir

Lazare Nicolas Marguérite Carnot (1753 - 1823)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Askeri mühendis ve Fransız ihtilalinin büyük bir kumandanı olarak da ünkazanmış bir matematikçidir. Mekanik Denge ve Hareket Hallerinin TemelPrensipleri adlı eseri başlıca bilim ürünlerindendir (1803).Makinelerle ilgili değerli görüşleri arasında, hızların ani değişimininsonucu olan zinde kuvveti kaybı ile ilgili olarak : "Kuvvetten kazanmakarşılığında daima, ya zaman ya da hız kaybı olur" prensibini ilerisürmüştür. Genevre'de yayınladığı "İnfinitezimal hesap üzerinedüşünceler" adlı eseriyle, hayatının son günlerinde yazdığı"Transversaller Üzerine Deneme" ile "Konumlar Geometrisi" adlıyayınları da ilgili çekicidir.
Carnot, bir cebir denklemine ait köklerin geometrik anlamları üzerinde de araştırma ve çalışmalarda bulunmuştur.
Şunu da belirtelimki, geometrik şekillerle ilgili problemlerde -bugünartık bütün matematikçiler tarafından kabullenmiş bulunan- (I) ve (-)işaretlerinin kullanılmasını usulünü Carnot'a borçluyuz. Zıt yönlüdoğru parçaları ve açılar için bu tür bir işaretleme yapılması,şekillerin her çeşit halleri için uygulanabilir formüller elde edilmesisonucunu doğurmuş, kolaylık sağlamıştır. Bu tür yönlü kemiyetlerle(kuvvet, hız, ivme gibi) vektörel büyüklükler denildiği ve özelliklefizikte böyle bir ayırım yapılmasının zorunlu olduğu bilinmektedir.

Leonhard Euler (1707 - 1783)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
18. yüzyıl İsviçre'si, matematikçiler ailesinin en meşhurmatematikçisidir. Çağdaşları tarafından "Canlı Analiz" adı ilebelirtilir. Aynı zamanda; matematik tarihinde, en çok eser ortaya koyanmatematikçi olarak görülür. Kaynaklar, matematikle ilgili ortayakoyduğu eser sayısını seksen olarak belirtir.
İsviçre'nin Bale şehrinde, 15 Nisan 1707 tarihinde doğmuştur. Ertesiyıl, babası Paul Euler ve Annesi Merguerite Brucker ile birlikte,babasının kalvinist papazı olduğu Bale şehrinin yakınındaki Richenköyüne yerleşti.
Genç yaşta Bale Üniversitesi'ne girerek teoloji ve İbranice öğrenimi de gördü.
Büyük Petro'nun Rusya'ya getirdiği ressam Gsell'in kızı ile evlendi.Çocuklarını çok severdi. Sekizi küçük yaşlarında ölen on üç çocuğuoldu. 1735 yılında aşırı çalışma sonucu beynine kan hücüm ederek, sağgözünü kaybetti. Gittikçe artan bir körlük sonucu, geri kalan ömrünüüzüntü içerisinde geçirdi.
1736 yılında, karısının ölümü, O'na büyük üzüntü kaynağı oldu. Ertesiyıl, ilk karısının üvey kardeşi Salomone A. Gsell ile evlendi. Başkabir büyük felaket de, sol gözünü iyi etmek ümidi ile yapılan ameliyatınmuvaffakiyetsizlikle neticelenmesi oldu. Başlangıçta ameliyat başarılıgeçti. Sonraları, yaranın iltihaplanması sonucu, şiddetli acılar çekti.
7 Eylül 1983 tarihinde, 77 yaşında iken, beyin kanaması sonucu hayata gözlerini kapadı.

İLMİ ŞAHSİYETİ
İlk matematik bilgilerini, babası Paul Euler'den aldı. İlahiyatöğrenimi görmek üzere, Basel Üniversitesine gönderildi. Burada Jean (I)Bernovilli 'nin derslerine devam etti. O'nun oğulları ile yakın arkadaşoldu. Onlar, Katerina I tarafından Saint-Betesburg'a çağrılınca, Eulerde beraber gitti. 1732 yılında, İsviçre'ye dönen Daniel Bernouilli'ninkürsüsünde, O'nun yerini aldı. 1735 yılında, Mekanik Üstüne İnceleme(Traite Comple de Mecanique) adlı kitabı yayımlandı. Bu eserdekikonular, analizin, hareket bilimine uygulandığı ilk eserdir. 1741yılında, Frederich II tarafından Berlin'e davet edildi ve 1744 yılında,Berlin Akademisi Matematik Bölümü Müdürü oldu.
Kendilerine oranla, bazı belirsiz fonksiyonların, bütün ötekifonksiyonlardan daha büyük ve daha küçük olduğu eğrileri veya yüzeyleribelirlemeye yarayan, Eş Çevreler Teorisi (Theorie des Isoperimetres)adlı eserini bu sırada bitirdi. Euler, bu eserinde, konu ile ilgiliçözümlerin metodunu geliştirdi ve bunu genel bir formülle gösterdi.Aynı yıl, Gezegenlerin ve Kuyrukluyıldızların Hareket Teorisi (Theroiedu Mouvement des Planetes et des Cometes) adlı eserini yayımladı.Mıknatıslanma Torisi (Theroie de L' Aimantation) için, Paris FenAkademisinin koyduğu ödülü kazandı. Bu yıllarda, Prusya Kralı'nınistediği, balistik problemleri çözdü. Kralın yeğeni, Anhalt-DessauPrensesi, O'ndan fizik dersleri almak istedi. Yine bu sırada, SonsuzKüçükler Analizine Giriş (İntroduction in Analysis İnfinitrom) (1748)ve Diferansiyel Hesabın Kuruluşları (İntotuones Calculi Differeniolis)(1755) adlı iki eseri yayımlandı. Bu kitaplar, uzun yıllar, konusu ileilgili temel eserler sayıldı.
1776 yılında; Katerine II tarafından, Saint-Petersburg'a çağrıldığısırada, öbür gözünü de kaybetti. Fakat bu sakatlık, O'nuçalışmalarından alıkoymadı ve İntegral Hesabın Kuruluşları(İnstitutiones Calculi İntegralis) (1768-1770) adlı eserinin çıkmasınaengel olmadı.
Paris Fen Akademisi, Euler'in birçok çalışmalarını mükafatlandırmıştı.Ay teorisini, yeniden geliştirmesi için, 1770 ve 1773 yıllarında biryarışma açtı. Bu yarışmayı, Euler ve oğlu Johann Alberecht kazandı.

Newton
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Galile öldü; Newton doğdu. Bu iki dehanın aralarında ortalama bir yaşamsüresi var; ama onlar arasında bu raslantının ötesinde bağlantılarvardır. her şeyden önce Newton'un kendi çalışmalarına Galileo'nunbıraktığı noktadan başladığını, yani bu ikisinin arasında bir geçişaşaması oluşturan üçüncü bir kişinin bulunmadığını biliyoruz.
Newton, dünyaya yaklaşık olarak iki ya da üçyüz yılda bir geldiğinisöyleyebileceğimiz ender görülen türde bir bilim adamıdır. Üstelik buözelliği yaşamının çok erken bir aşamasında kendini belli etmiştir. Sonzamanlarda fizik çevrelerinde Newton'un başarısının gereğinden fazlaabartılmış olduğunu düşünme yolunda bir eğilim ortaya çıkmıştır.
Çağdaş fizikçilerin büyük bir bölümü bugün Newton'un buluşlarınıngerçekte sanıldığı kadar büyük bir önem taşımadığını, fizik alanındaNewton'a gelene dek erişilmiş olan düzey gözönüne alındığında Newtonolmasa da çağdaşlarından herhangi birinin bu buluşları gerçekleştirmişolacağını ileri sürmektedirler.
Buna karşılık Newton'u, çağdaşlarından ayıran bir özellik O'nunyanıtlara çok kısa bir süre içinde erişmiş olmasıdır (Her ne kadar bunuaçıklaması için aradan yirmi yıl geçmesi gerektiyse de yanıtların hemenhemen tümünü daha 21 yaşındayken biliyordu).
Copernicus, Kepler ve özellikle Gallileo'nun, bilimin henüz varlığınısürdürebilme yolunda savaş vermek zorunda olduğu bir çağda yaşamışolmalarına karşılık, Newton bu savaşın artık kazınılmış bulunduğu birdünyaya gelmişti ve bu yüzden de kendisinden öncekilere kıyasla dahaşanslıydı.
Diğer yandan bazı yönlerden olumsuz olarak tanımlanabilecek birkişiliğe sahip olduğu da söylenebilir. Örneğin kuruluşundan bu yanaKraliyet Bilim Derneği'nden istifa eden çok az sayıdaki bilim adamındanbiri olan Newton'un bunu yapmasının nedeni diğer üyelerin kimi zamanonun görüşlerine katılmaması ve hatta bunların aksini ileri sürmeyekalkışmalarıydı (Buna karşılık yaşamının daha sonraki bir evresinde"yuvaya dönmeye" razı edilmiş ve son yirmi beş yılını derneğin başkanıolarak geçirmiştir.
Newton, çalışmalarını kimsenin yardımına başvurmaksızın tek başınayürütmeyi seçen bilim adamlarından biriydi. Buluşlarının enönemlilerini Londra'da veba salgınının başgöstermesi üzerine 1665yılında buradan kaçarak sığındığı doğum yeri olan Lincolnshire'dakiWoolsthorpe Kasabası'nda kaldığı süre içinde gerçekleştirmişti.
Küçük bir çiftçi olan babası kendi doğmunudan kısa bir süre önce ölmüşolduğu için Woollsthorpe'da ve daha sonra girdiği CambridgeÜniversitesi'ndeki tüm harcamalarını amcası karşılamıştı.
Cambridge'deki öğrenciliği boyunca önemli sayılabilecek bir başarı eldeetmediyse de tanınmış bir matematikçi olan Profesör Barrow ile yakınbir dostluk kurmuş ve bunun etkisiyle matematiğe yönelmişti.
Newton'un gençlik yıllarına rastlayan 17. yüzyıl başları, matematikbilimin son biçimi almaya başladığı dönemdi. Bugün de kullanmaktaolduğumuz matemaiksel simgeler, diferansiyel hesabın ilk aşamaları,matematiksel dizilere ilişkin hesaplar, Descartes'in bulduğukoordinatlar geometrisi ve diğer temel geometrik kavramlar bu dönemdeortaya çıkmıştı.
Uygulama yönünden bunlardan daha da önemlisi sıradan çarpım işlemininyanısıra trigonometriye de büyük ölçüde hizmet eden logaritmalarınbulunmuş olmasıydı. Bu gelişmeyi, çağımızda bilgisayarın ortayaçıkmasına benzetebiliriz, çünkü bu sayede astronomi hesaplarının çokdaha kolay biçimde ve kısa sürede yapılabilmesi olanağı doğmuştu.
Bugün Newton'un sorularını inceleyecek olursak, bilmediklerinin debildikleri kadar önemli olduğunu hemen görürüz. Newton'un zihnininnasıl çalıştığını ve bunun kendisini nereye götürdüğünü anlamak içinburaya Opticks'in sorularından bazılarına yer vermek gerekiyor:
" Işıkla ilgili bir soruyla başlıyor Newton:
" Yolu üzerinde bulunan cisimler, ışığı etkileyerek ışınların eğrilmesine neden olmazlar mı?
" Birbirinden farklı biçimde kırılan ışınların esnekliği de farklı değil midir?
" Cisimlerin kenarlarından ve yanlarından geçen ışınlar, biryılanbalığının hareketlerini andırır biçimde öne ve arkaya doğru birkaçkez kıvrılmazlar mı?"
" Işık ve yolu üzerinde bulunan cisimler karşılıklı olarak birbirlerini etklemezler mi?
" Cisimlerin ışığı kırması ve yansıtması gibi ışık da onlarınısınmasını ve bu yolla bir tür titreşim yapmalarını sağlamaz mı? Ve butitreşim ısı dedeğimiz şey değil midir?"
" Siyah renkli cisimler, diğerlerine kıyasla ışığın ısısını daha fazlasoğurmaz mı? Ve bunun nedeni bu cisimlere çarpan ışınların geriyansıtılmayıp tam tersine içeri sızması ve sonunda yok olana dek içerdeyansımayı ve dağılmayı sürdürmeleri değil midir?
" Işık ile kükürt içeren maddeler arasındaki etkileşimin çok güçlüoluşundan dolayı bu maddeler, diğerlerine kıyasla daha çabuk ateşalmazlar ve daha şiddetli biçimde yanmazlar mı?"
Bunu izleyen sorularda ışık yayımının çeşitli biçimleri elealınmaktadır. O zamanlar insanlar, doğal olarak hala ateşinözelilklerini araştırmaktaydılar; ama ilerde bu konuya ilişkin sorularıyanıtlayacak olan kimya bilimi, fiziği oldukça geriden izliyordu.
Ateş ve ısı konularıyla ilgilenenler arasında kimi zaman beklenmedikisimlere raslayabilirsiniz. Örneğin ünlü Frans
Kayıtlı

SuSkUnLuGuM aSaLeTiMdEnDiR, hEr SöZe VeRiLeCeK bİr CeVaBıM vAr...LaKiN öNcE lAfA bAkArIm LaFmI dİyE sOnRa SöLeYeNe BaKaRıM ADAM MI dıye!!!!
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Ve Theme Design By Cadosoas