isminiz@yaramazadam.com
Sign up
Check e-mail
Beyin ve Düşünce İlişkisi
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:
  Yaramazadam > Eğitim Ogretim ve Kültür Servisi > Bilim ve Teknoloji > Araştırma Sonuçları > Beyin ve Düşünce İlişkisi
 




Şu an bu konuyu görüntüleyenler
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Beyin ve Düşünce İlişkisi  (Okunma Sayısı 167 defa)
Kasım 09, 2007, 09:45:52 pm
boxcigar
Administrator
Süper Üye
*****

REP +17/-1

Mesaj Sayısı: 3 085
Nerden:

Üyelik Bilgileri WWW Offline
« :»







Felsefeciler, sinirbilimciler ve konunun uzmanı olmayan kişilerbilincin/zihnin nasıl ortaya çıktığını uzun süreden beri merak ediyor.Beyin üzerine yapılan daha kapsamlı araştırmalar sonucunda yüzyıllardırakılları kurcalayan sorun çözülebilir.

Bir binyıl sona erdikten sonra yaşam bilimlerindeki yanıtlanmasıgereken sorular listesinin ilk sırasında şu sorunun geldiği görülüyor:Zihin (düşünce) dediğimiz bir dizi süreç, beyin adını verdiğimizorganın etkinliğiyle nasıl ortaya çıkıyor?

Aslında bu yeni bir soru değil. Yüzyıllar boyunca aynı soruya şu ya dabu şekilde farklı çözümler önerildi. Son zamanlarda bu soru hemuzmanların ­bilişsel (cognitive) sinirbilimcilerin ve felsefecilerin-hem de zihnin, özellikle de "bilincin" kökenini merak eden başkakişilerin kafalarını kurcalıyor.

Bilinç, bugün üzerinde çok durulan bir mesele; çünkü genel anlamıylabiyoloji -özelde sinirbilim- yaşamın bir sürü sırrını gözle görülürbaşarıyla açığa çıkarıyor.

1990'larda -ki bu zaman dilimi "beynin on yılı" olarak adlandırılıyor-beyin ve zihin hakkında psikolojiyle sinirbilimin tüm geçmiş tarihiboyunca elde edilen bilgiden fazlası öğrenildi. Bilincin nörobiyolojiktemelini aydınlatmaya yönelik verilen mücadele -buna beden-zihinprobleminin başka bir türü de denilebilir- giderek güçleniyor.

Araştırmanın temel konusu "bilinç" olunca, zihni formüle etmeye çalışankişide bu çaba yılgınlık yaratabiliyor. Bazı düşünürler, uzmanlar vehatta amatörler sorunun yanıtlanabileceğine inanıyor. Başkaları iseyeni bilgi akışındaki inanılmaz artış sayesinde, kuram doğru vekullanılan teknik etkin oldukça, bilimin saldırısına hiçbir probleminkarşı koyamayacağı gibi baş döndüren bir hisse kapılıyorlar.

Ancak bu tartışmalar, bilincin/zihnin öğeleri olan görme ya da bellekgibi süreçleri beynin nasıl gerçekleştirdiğini açıklamaya yönelikkarşılıklı fikirler öne sürülmedikçe anlamlı olamaz. Temel sorunlar vekarşı savlar.

Zihnin nasıl oluştuğuna yönelik sağlam bir açıklama belki de çokyakında yapılacak. Ancak "bilincin/ zihnin" biyolojik temeliniaraştıranları bekleyen önemli problemler var. İlk problem, beyin ileondan türediğini düşündüğümüz "bilinç/zihin" arasındaki ilişkiyikurarken hangi perspektiften bakılacağıyla ilgili.

Herhangi birinin bedeni ile beyni, başkaları tarafından gözlenebilir;oysa zihin ancak ona sahip olan kişi tarafından incelenebilir. Aynıbeden ya da beyinle uğraşan farklı bireyler, o beyin ya da bedenleilgili aynı gözlemi yapabilir; ancak karşılaştırma amacıyla, üçüncü birşahsın herhangi bir kişinin zihnini doğrudan gözlem olanağı yoktur.

Beden ve onun bir parçası olan beyin dışa açıktır ve objektif olarakincelenebilir. Oysa zihin (düşünce) kişiye özeldir, gizlidir, içseldirve öznel bir varlıktır. Öyleyse birinci-şahsa ait zihin ileüçüncü-şahsın bedeni arasındaki bağlantı nasıl ve hangi noktadakurulacak?

Kötümserler Ne Diyor?

Beyni incelemek için beyin taraması ve beyindeki nöronlar arasındakielektriksel etkinliği ölçmek gibi çeşitli teknikler kullanılır. Ancakkötümserler, toplanan bir sürü verinin ancak zihin durumlarınıdeneştirmeye (korelasyona) yarayacağını, asıl zihin durumuna ilişkinise bilgi veremeyeceğini düşünüyor. Onlara göre yaşayan madde üzerindeyapılan detaylı gözlemler bizi zihnin (düşüncenin) açıklamasına değil,ancak yaşayan maddenin detaylarına götürebilir.

Yaşayan maddenin, zihnin ayırtedici bir özelliği olan benlik bilincini(sense of self) -başka deyişle "zihnimdeki imgeler bana aittir ve benimperspektifimde oluşmuşlardır" düşüncesini- nasıl yarattığını açıklamakolanaksızdır. Bu sav -yanlış olmasına karşın- zihni açıklamaya çalışanbirçok umut dolu araştırmacıyı sessiz bırakır.

Kötümserlere göre bilinç-zihin problemini çözmek o kadar güçtür ki,daha zihinsel süreçlerin, farklı beden durumlarıyla ya da dış dünyadakinesnelerle ilgili neden içsel temsiller yarattığını açıklamak bileolanaksızdır (Felsefeciler zihnin bu temsil yeteneğine karşılık gelen"amaçlılık (intentionality)" gibi aklı karıştıran bir terim kullanır).Bu karşıt düşünce de yanlıştır.

Son karşıt düşünce ise şöyledir: Bilincin/zihnin nasıl ortaya çıktığınıakılda tasarlamak için yalnızca incelenecek zihnin kendindenyararlanılabilir. Kendi üzerinde inceleme sürdürülen bir araç -zihin-ile araştırmayı sürdürmek hem problemin tanımını hem de çözüme yönelikyaklaşımı büsbütün karmaşık hale getirir. Bize şöyle söylenir:"Gözlemci ve gözlenen arasındaki bu çatışma nedeniyle, insan zekasının,beynin zihni nasıl oluşturduğunu tartışması mümkün değildir."

Böyle bir ikilem vardır, ancak bunun üstesinden gelinemeyecek olduğugörüşü kusurludur. Özetle, bilinç-zihin probleminin benzersiz oluşu vebu probleme yaklaşımı karmaşık hale getiren zorluklar iki etki yaratır:Bunlar hem çözüme ulaşmaya kendini adayan araştırmacıları hayalkırıklığına uğratır, hem de çözümün bizim sınırlarımızın ötesindeolduğuna körü körüne bağlı kişileri haklı çıkarır.

Zorlukların Değerlendirilmesi

Beynin yaşayan maddesi üzerinde "zihnin tözünü" açıklamak içinaraştırma yapmanın olanaksızlığını düşünen kişiler, yaşayan maddeyleilgili eldeki bilginin böyle bir son yargıya varmak için yeterliolduğunu varsayar. Ancak bu yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü nörobiyolojikolguları daha tam anlamıyla açıklayamadık.

Moleküler düzeyde nöronların ve sinir hücresi devrelerinin işlevleriyleilgili bir sürü detayı aydınlattık. Ancak lokal bir beyin bölgesindekisinir hücrelerinin (nöronların) grup halindeki davranışlarını henüz tamanlamıyla kavrayamadık. Farklı beyin bölgelerinden oluşan daha büyükölçekli sistemleri de tam olarak aydınlatamadık.

Birbirinden ayrı beyin bölgeleri arasındaki etkileşimin, her birbölgenin tek başına yaptıklarının toplamından daha karmaşık biyolojikdurumlar yarattığı gerçeğini ise yeni yeni anlamaya başladık. Fiziğinbiyolojik olaylarla ilgili açıklamaları da henüz eksik. Öyleyse"Bilinç-zihin problemi çözümsüzdür, çünkü beyni bütünüyle inceledik vezihni bulamadık" savı gülünçtür.

Henüz zihnin ne nörobiyolojisini ne de onun fiziğini bütünüyleinceleyemedik. Sözgelimi, zihnin tanımı ve duyusal imgelerin zihindenasıl kurulduğunu açıklamak için kuantum düzeyinde bir açıklamagerekebilir. Kuantum fiziğinin zihnin tasarlanmasında bir rolüolabileceği fikrini Oxford Üniversitesi'nden matematiksel fizikçi RogerPenrose ileri sürdü.

Kuantum düzeyindeki işlemler bizim bir zihne nasıl sahip olduğumuzkonusunu açıklayabilir. Bilinç-zihin problemini bu kadar tuhafkarşılamamız çoğunlukla bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Bu eksiklikhayal gücünü sınırlar ve olanaklıyı olanaksız gibi gösterir.

Bilim-kurgu yazarı Arthur C. Clark "Yeterince ileri bir teknoloji sihirgibidir" demiştir. Beynin "teknolojisi" onun "sihirli" olduğunu, enazından bilinemeyeceğini düşündürecek kadar karmaşıktır. Zihinseldurumlar (mental states) ile biyolojik/fiziksel olgular arasındakiderin uçurum iki farklı bilgi edinme yöntemi arasında eşitsizliktenkaynaklanıyor: Bir yanda yüzyıllar boyunca felsefenin yöntemleriyle(içe bakışla) sağlanan kapsamlı bir "zihin" kavrayışı, öbür yanda eksiksinirsel bilgiyi kullanarak biliş*yeteneğini araştıran bilimadamlarının (cognitive scientists) çabaları.

Ancak nörobiyolojinin bu uçurumu giderememesi için bir nedengöremiyorum. Bu yüzden de, biyolojik süreçlerin aslında zihinsüreçlerine karşılık geldiği konusunda ısrar ediyorum. Bence biyolojiksüreçler ayrıntılarıyla anlaşılınca bunun doğru olduğu görülecek.Zihnin varlığını reddetmiyorum.

Biyolojiye ilişkin gerekli her şeyi öğrenince zihin kavramının yokolacağını da söylemiyorum. Yalnızca, eşsiz ve değerli, kişiye özgüzihnin de biyolojik olduğuna ve günün birinde kişisel zihnin(düşüncenin), hem zihinsel hem de biyolojik çerçevedetanımlanabileceğine inanıyorum.

Bir Diğer Sav

Zihnin kavranmasının olanaksız olduğuna ilişkin bir başka sav da,gözlemci ile gözlenen arasındaki çatışma nedeniyle insan zekasınınkendi zihni üzerinde inceleme yapamaz olduğudur. Ne var ki zihnin de,beynin de bir basmakalıp olmadığını bilmek çok önemlidir: İkisi defarklı yapısal seviyelerden oluşur; en üstteki seviyeler diğerseviyelerin incelenmesine (gözlenmesine) olanak verecek araçlar sağlar.

Örneğin dil yeteneğimiz, zihnimize, bilgiyi mantık ilkeleriylesınıflandırmayı ve kullanmayı bahşetmiştir. Bu da gözlemlerimizin doğruya da yanlış olduğunu açıklamak konusunda bize yardımcı olur. İnsandoğasını bütünüyle açıklamak konusunda alçakgönüllü olmalıyız.
Logged

SuSkUnLuGuM aSaLeTiMdEnDiR, hEr SöZe VeRiLeCeK bİr CeVaBıM vAr...LaKiN öNcE lAfA bAkArIm LaFmI dİyE sOnRa SöLeYeNe BaKaRıM ADAM MI dıye!!!!
Sponsor Baglantilar


Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Start | Sayfa 0 | Sayfa 1 | Sayfa 2 | Sayfa 3 | Sayfa 4 | Sayfa 5 | Sayfa 6 | Sayfa 7 | Sayfa 8 | Sayfa 9 | Sayfa 10
Yaramazadam | Powered by SMF 1.1.3.
© 2005, Simple Machines LLC. All Rights Reserved.
| Sitemap Arşiv2 Program Arşiv Program Arşiv Sağlık Sağlık Rehberi


Yaramazadam Çöl Atesi v3 by rallyproco