|
boxcigar
|
 |
« : Kasım 09, 2007, 09:44:53 ÖS » |
|
Bazı beyin hücreleri başkalarının aklından geçenleri okumamızısağlıyor. DNA'ların biyolojinin yapıtaşlarını oluşturması gibi bu'ayna' hücreler de psikolojinin yapıtaşlarını oluşturuyor. Çocuk,annesi eline bir oyuncak alıp yanına oturunca gülümser; çünkü bilir kiannesi onunla oynayacaktır. Erkek, şiddetli bir tartış madan sonrakarısının araba anahtarlarını alıp çıktığını görünce irkilir; çünkükarısının bu kez gerçekten onu terkettiğini anlar. Hastabakıcı, serumtakmak için yaşlı hastasının damarını ararken rahat değildir, çünküiğnenin, hastasının canını acıttığını bilir.
Bütün bu insanlar, karşılarındakinin ne düşündüğünü nereden biliyorlar?Onların duygu ve düşüncelerini nasıl okuyorlar? Çocuk niçin annesininevi terkedeceğini, erkek ise karısının onunla oyun oynayacağınıdüşünmez?
Başkalarının aklından geçenleri ''okumayı'', herkeste bulunması gerekendoğal bir yetenek olarak ele alırız. Ne var ki psikologlar,felsefeciler ve sinirbilimciler insanların, karşısındakilerindavranışlarından anlam çıkartma, duygularını okuma yeteneğinin altındahenüz gizini koruyan bir yön bulunduğunu düşünüyor. Son günlerdeİtalyan sinirbilimcilerinden oluşan bir ekip bu doğrultuda çok önemlibir adım attılar.
Parma Üniversitesi'nden Vittorio Gallase, Giacomo Rizzolatti vemeslektaşları, düşünceleri okuma bağlamında yürüttükleri çalışmalardayepyeni bir sınıf nöron tespit ettiler. Bu nöronların harekete geçmesiiçin kişinin spesifik bir işi gerçekleştirmesi gerekiyor.
Nöronlar, başka bir yönleri ile daha ilgi çekiyor. Nöronlar bir başkasıda aynı işi yaptığında faaliyete geçiyor. Bilim adamları bu sonözelliklerinden dolayı bunlara ''ayna'' adını verdi, çünkü nöronlardiğer insanların davranışlarını olduğu gibi yansıtıyor veya simüleediyordu.
Bugün pek çok sinirbilimci, aralarında insanların da olduğu gelişmişprimatlarda bu nöronların başkalarının niyetlerini anlama konusunda çokbelirleyici bir rol oynadığını düşünüyor. Gallese, ''Ayna nöronlartoplumsal yeteneklerimizi açıklayan mozaiğin çok önemli bir parçasıolabilir''diye konuşuyor.
California Üniversitesi'nden Vilayanur Ramachandran, işi daha da ilerigötürerek, ayna nöronların, insanın evrimine de ışık tuttuğunainanıyor. Dil ve kültür konusu başta olmak üzere insan olmanıntemelinde bu nöronların yattığını ileri süren Ramachandran şöylekonuşuyor: ''DNA'lar biyoloji için ne anlama geliyorsa ayna nöronlar dapsikoloji için aynı anlama geliyor. Bunlar birleştirici bir çerçeveoluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda bugüne dek bilinmezliğini korumuşolan pek çok zihinsel yeteneği açıklamaya yarıyor.''
Gallase ve ekibi, 1990'lı yılların başlarında, makak maymunlarınınbeyinlerindeki nöronların faaliyetlerini kaydetmeye başladığında neyesoyunmuş olduklarını bilmiyorlardı. Maymunların beyinlerinde, adına F5dedikleri bölgedeki sinir hücrelerinin yaydığı sinyalleri izlemekle işebaşladılar.
F5, planlama ve hareketten sorumlu premotor korteks adı verilen genişbölgenin bir kısmını oluşturur. Birkaç yıl önce aynı bilim adamlarıF5'deki nöronların, hayvanların belirli bir amaca yönelik davranışlardabulundukları zaman tetiklendiğini keşfetmişlerdi. Bunlar genellikle,nesneleri tutup kaldırmak, ısırmak gibi el ve ağız yoluylagerçekleştirilen davranışlardı.
F5 hakkında daha fazla bilgi toplamak isteyen bilim adamları,maymunlara kuru üzüm, elma dilimi, kâğıt ataşı, küp ve küre şeklindenesneleri sundular. Çok geçmeden ilginç bir olaya tanık oldular. Deneyiyapan kişinin eliyle bir nesneyi tutup, kendisine yaklaştırmasınıizleyen maymunun beyninde bir grup F5 nöronunun devreye girdiğigörüldü. Fakat aynı maymun bir tepsinin içinde aynı nesneyi gördüğüzaman hiçbir değişiklik olmadı. Maymunun kendisi nesneyi tutupkaldırdığı zaman aynı nöronlar harekete geçti. Böylece anlaşıldı ki bunöronların görevi spesifik bir nesneyi tanımak değil.
Tüm Nöronlar İşbaşında
Nöronlar, reaksiyon gösterdikleri konu üzerinde epey telaşlı birgörünüm sergiler. Deneyi yapanın eliyle kuru üzümü tepsiden almasıüzerine harekete geçen nöronlar, deneyi yapanın bu üzümü parmağı ileaçtığı çukura bırakması karşısında herhangi bir reaksiyon vermez. Aynınöronlar deneyi yapanın eline bir elma dilimi almasıyla yinetetiklenir, ancak dilimi tepsiye bırakmasıyla hareket durur.
Ancak daha önemlisi, maymun işi kendisi yaptığı zaman tetiklenen nöronile aynı işi yapan insanı izleyen maymunun beyninde tetiklenen nöronunaynı olması. Böylece beyindeki motor sisteminin yalnızca hareketlerikontrol etmediği, aynı zamanda başkalarının da hareketlerini okuduğuanlaşılmış oldu.
1998 yılında Gallase, Tucson Arizona'da ''Bilinç Bilimi" isimli birkonferansta ayna nöronlar konusunda bir konuşma yaptı. ArizonaÜniversitesi'nden felsefeci Alvin Goldman, bu konuşmayı ilgiyle izledi.Daha sonra Gallase'a yaklaşan Goldman, akıldan geçenleri okuyanhücreler konusunda görüş alışverişinde bulundu. Goldman Gallase'ınakıl-okuma konusunun felsefi boyutu hakkında fazla bilgi sahibiolmadığını gördü.
Akıl-okuma veya akıl teorisi, tüm sağlıklı insanların sahip olduğu biryetenektir. İnsanların en yetenekli olduğu konu özellikle, başkalarınınspesifik zihinsel durumunu yansıtma doğrultusundadır. Bunlar, başkasınıağlarken görmek ve onun üzüntülü olduğunu anlamak gibi basit duygusaldurumların yanısıra, daha karmaşık zihinsel durumlar olabilir. Bir annebebeğini kaybettiği zaman diğer annelerin boğazı düğümlenir. Birarkadaşınızın eşi tarafından aldatıldığını duyduğunuz zaman üzüntüsünüve öfkesini paylaşırsınız.
Şempanzeler gibi diğer primatların da diğerlerinin zihninden geçenleriokuyup okumadığı konusunda sert tartışmalar henüz sürüyor. İnsanlar sözkonusu olduğunda, herkes, zihin okuma yeteneğinin hüküm sürmekteolduğunu bilir, ancak bunun nasıl olduğu konusunda çok az şey bilinir.
Bir teoriye (bazıları teori teorisi olarak adlandırır) göre insanlar,başkalarının yaptıklarını nasıl yaptığı konusunda sağduyuya dayananvarsayımlar geliştirir. Fizikçilerin izlenebilir olayları açıklamaktayasa ve kurallardan yararlanması gibi, insanlar da başkalarınındavranışlarını açıklamakta deneyimlerinden yararlanır.
Goldman gibi felsefecilerin savunduğu bir başka teori simülasyonu önplana çıkartır. Simülasyon teorisi denen bu teoriye göre insanlarbaşkalarının aklından geçenleri anlamak için başkalarınındüşüncelerine, duygularına ve davranışlarına öykünür. Özetlekendilerini başkalarının yerine koyar. Ayna nöronlarının keşfi ile buteori arasında çok büyük uyum vardır.
Bu nöronların zihin okuma yeteneği ile yakından ilgili olup olmadığıkonusunda kuşkular giderek güçlenirken, insanlarda ayna nöronlarınınolup olmadığı sorusu daha fazla bilim adamının aklını kurcalamayabaşladı. Ancak bu konuyu aydınlığa kavuşturmak çok kolay değil, çünküinsanlar beyinlerine elektrotlar bağlanmasına pek sıcak bakmıyor. Bubilim adına bile olsa.
İtalya'da, Ferrara Üniversitesi'nden Luciano Fadiga, insanlarda damaymun beyinlerinde olduğu gibi böyle bir sistem olduğuna ilişkin bazıipuçları elde eden ilk bilim adamı. Bunun için deneklerin elindekispesifik kasların nasıl hareket ettiğini inceledi. Deneyin sonundabeyinde bir ayna sisteminin bulunduğunu ortaya çıkarttı ancak bununyeri hakkında herhangi bir bilgi elde edemedi.
Bunu bazı beyin görüntüleme çalışmaları izledi. Önce Los Angeles GüneyCalifornia Üniversitesi'nden Scott Grafton, Rizzolatti ile birliktebeynin temporal sulkus ve broca bölgesinde hareketlilik olduğunu ortayaçıkarttı. Los Angeles Tıp Fakültesi'nden Marco Iacoboni de brocabölgesinin etkin olduğunu teyit etti.
Sözcükleri Bulmak
Broca bölgesinin keşfi beraberinde yeni soruları da getirdi. Öncemaymunlardaki F5 bölgesi, insanlardaki broca bölgesine denk düşüyor.Ancak F5 yalnızca el hareketlerine odaklıyken, broca bölgesi eskidenberi konuşma ile ilgili bir bölge olarak biliniyordu. Bu durumda aynasistemi ile lisan arasında ne gibi bir bağlantı olduğu konusu gündemegeldi. Başka bir deyişle zihin okuma ve lisan arasındaki ilişkiaraştırılmaya başlandı.
Rizzolatti ve Arbib, ayna nöronlarının ''eylem''ile''haberleşme''arasındaki açıklığı kapattığını ileri sürüyor. Aktör veizleyici arasındaki ilişki zaman içinde gelişerek mesaj alışverişinedörüşür. Tüm haberleşme şekillerinde mesajı alan ile veren arasındaortak bir anlaşma ortamı bulunmalıdır. Rizzolatti ve Arbib, aynanöronlarının bu görevi yerine getirdiğini ileri sürüyor.
Bilim adamları, maymunlardaki eylem tanıma ve eylem üretme merkezlerinibirleştiren bölgenin, insanlardaki konuşma üretimi ile ilgili bölgeyedenk gelmesinin bir rastlantı olmadığını söylüyor. Rizzolatti veArbib'e göre insanlarda konuşma yeteneğinin gelişmesi, broca bölgesininmaymunlardaki versiyonu olan F5 bölgesinin ayna mekanizması iledonatılması ile mümkün oldu.
Bu görüşe göre haberleşme ve bunun sonucunda konuşmanın gelişimi,başkalarının eylemlerini tanıma ve algılama yeteneğinin gelişmesinebağlı. Arbib, önce işaretlere dayalı kaba bir haberleşme şeklininoluştuğuna, daha sonra bunun gelişerek konuşmaya dönüştüğüne inanıyor.
Ramachandran, ayna nöronlarının sanıldığından daha büyük işlevleriolduğuna dikkat çekiyor. Bilim adamına göre bu ilgi çekici sinirhücreleri lisan ve el hareketleri arasındaki yitik halkayı tamamlamaklakalmıyor, aynı zamanda insanlarda öğrenme, algılama, genel anlamdakültürün oluşumuna ışık tutuyor.
İnsan beyni, tam boyutlarına 150.000 yıl önce erişmekle birlikte, aletkullanma, sanat ve matematik gibi konularda becerilerini 40.000 yılönce elde etti. Ramachandran'a göre, bunların ortaya çıkmasındaki enbüyük etmen, ayna sistemleri. Bu sistemler her şeyi açıklamaktayetersiz kalmakla birlikte, açıklamakta zorlandığımız pek çok konununtemelini oluşturuyor.
|