|
boxcigar
|
 |
« : Kasım 09, 2007, 07:32:03 ÖS » |
|
Buhar sorununu bilimsel yönden geliştirmesinden ötürü Watt, budevrimlerin kaynağı sayılmalıdır. Ondan önce Newcomen'in makinesi ağırve zor ilerliyor, teknik yerinde sayıyordu. Watt�ın aracılığıylabilimin işi ele alması üzerine bu yavaş gidişte birden bir canlanmagörüldü. Tekniğin ilerleyişi bir devrim niteliğini aldı, olaylarınakışı büyük bir hız kazandı. Bilim, insanlık tarihinde üçüncü defamüdahalede bulunuyordu, ama bu müdahalesi, toplumda bundan böyle büyükbir rol oynayacağını kanıtlayacak nitelikteydi.
Şimdilik bütün rolü, yalnızca icat edilmiş bir makinenin geliştirilmesive mükemmelleştirilmesiydi. Ama bundan sonra tam tersine bir oluşumlakarşılaşılacağı anlaşılıyordu. Çünkü bilim bazı dallarda tekniğinkendisinden önce davranmasına meydan vermeyecek kadar ilerlemişti.Artık mucite hangi yönün daha elverişli ve hangi bulguların dahayararlı olacağını bilim gösterecekti. Söz hakkı, usta teknisyenlerindeğil, bilimsel düşünce ve deneylerle ilerleyen bilim adamlarınındı. Budönemin bilimi en çok gazlar konusunda, ilerlemiş bulunduğuna göre, engöz kamaştırıcı icadını da elbette bu alanda verecekti.
Bu döneme kadar "gaz teorisi"ni kuranlar fizikçiler olmuştu; yanigazların yalnız fiziksel özellikleri üzerinde durulmuştu. XVII.yüzyılın ortalarına doğru kimyacılar da bu konuya ilgi göstermeyebaşladılar, o güne kadar yalnız bir tür "hava" var sanılıyordu; o dasoluk aldığımız hava; Fransa'da Lavoisier ve Berthollet; İngiltere'deCavendish ve Priestley; İsveç'te Scheele; Rusya'da Lomonosov genelolarak kullanılan "hava" teriminin birçok gazları kapsadığınıkanıtladılar; 1772'de Priesley, bu konuda yazdığı bir eserinde gazlarınbir dökümünü yaptı. Saydığı gazlar şunlardır: "ateş havası" (oksijenikastediyordu.) "sabit hava" (karbonik gaz), "güherçileli hava" (azotbioksidi), "yanar hava" (hidrojen), "flogistikli hava" (azot) vb.Ayrıca bunların yanarlığı, yoğunluğu gibi özelliklerini de açıklıyor;"sabit hava"nın deney kabının dibinde kalan ağır bir gaz, "yanarhava"nın hafif ve uçucu olduğunu anlatıyordu.
Briestley'in keşiflerinin yarattığı heyecana kapılanlar arasındaEtienne Montgolfier (1745 . 1799) adlı Annonayli bir Fransız da vardı.Tanınmış bir kâğıt fabrikatörünün oğlu olan Montgolfier, Soufflot ilebirlikte Paris'te mimarlık öğrenimi gördükten sonra babasınınfabrikasında çalışmak üzere ülkesine dönmüştü. Fransa'da bilimselzekâsını kullanmak, yeni yöntemler keşfetmek ve Fransız kâğıtçılığınayenilikler getirmek fırsatını buldu.
Deneylere güvenen, zeki, metotlu ve sakin bir insandı. Bu kişiliğiylede ağabeyi Joseph'in tam karşıtıydı. Kardeşi kadar yaratıcı ve parlakbir zekâya sahip olan Joseph (1740-1810), hayalci, iradeli ve ateşlibir gençti. Aslında bu iki zıt yaradılış birbirlerini tamamlıyordu.Joseph garip bir fikir ortaya attı mı, Etienne onu hemen dengeler,yoluna koyar ve uygulardı. Vivarais dağının doruğunda uçuşan bulutlarıkıskanmak, "suni bulut" meydana getirmeyi ve onun asılları gibiuçuştuğunu düşlemek ancak Joseph gibi birinin aklına gelebilirdi.Çevresindekiler varsın kahkahayla gülsünler... Buna bir Etiennegülmemişti; çünkü Priestley'in kitabında "havadan daha hafif ve dahaağır ofan gazlar" olduğunu okumuştu. Bunlardan biri, bir zarfadoldurulabilse havada yükselemez miydi?
Bu zarfın atmosferde, hiç değilse kendi yoğunluğuna eşit bir gazarastlayıncaya kadar yükselmesi mantık gereğiydi. Hemen deneyleregirişerek kağıttan bir kese yaptı, bunu demir parçaları üzerinesülfirik asit dökerek elde ettiği "yanar hava"yla (hidrojen) doldurdu.Kesekâğıdı bir süre uçtuktan sonra düştü. Gaz çok inceydi, kâğıttangeçip havaya karışmıştı. Daha elverişli bir gaz bulmak gerekliydi.
İki kardeş, bu defa nemli samanla yün yaktılar, çıkan gazla doldurulankese tavana kadar yükseldi. Bu yükselişin nedeni, o günlerde sanıldığıgibi, saman-yün karışımının kimyasal bir özelliğinden ileri gelmiyordu.Isınan havanın daha hafif olduğunu İsviçreli fizikçi Horace de Saussure(1740-1799) o yıllarda kanıtladı.
Bu olaylar sırasında, iki kardeş ipekten paralelyüz biçiminde iki metreküplük bir zarf imal ettiler. Bunu sıcak havayla doldurunca uçtuğunu vetavana gidip yapıştığını gördüler. Bu deneyden cesaret alarak yirmimetre küplük bir zarf imal etmeye koyuldular. Bu defa, deneylerini açıkhavada yaptılar. "Balon," kendisini ateşin üstünde tutan iplerikopartarak havalandı ve 300 metreye yükseldi. Böylece Montgolfierkardeşler kendilerini var güçleriyle çalışmalarına verdiler. Hemen11.50 metre çapında, 750 metre küp hacminde yeni bir balon imalettiler. Bu balon ambalaj bezinden yapılmış ve kâğıtla astarlanmıştı.215 kilo geliyor, ayrıca 200 kilo da yük alıyordu. Başarılarının dahageniş yankılar yapması ve daha çok kişi tarafından izlenebilmesi içindeneylerini Vivarais Meclisinin toplanacağı 5 Haziran 1783'teuygulamaya karar verdiler.
O gün bütün şehir halkı alanda toplanmıştı. Tam ortada içi boş şekilsizbir balon durmaktaydı. Montgolfier kardeşlerden biri, resmi kişileredoğru ilerledi. "Sayın meclis üyeleri, bu büyük keseyi buharladolduracağız. Az sonra göklere yükseldiğini göreceksiniz," dedi.Kesenin altında samanla yün yaktılar. Seyirciler, keseninkırışıklarının açılıp şiştiğini ve kusursuz bir küre biçimini aldığınıgördüler. Bunu sekiz kişi zor zaptediyordu; derken ansızın bıraktılar!Kalabalığın soluğu kesilmişti. Balon yükselmeye başladı; 2.000 metrekadar gittikten sonra birden söndü ve hareket noktasından 4 km. uzaktabir bağa ağır ağır düştü.
Bu olay yalnız bilim dünyasında değil bütün dünyada büyük bir heyecanyarattı. Ezeli düş gerçek olmuş, ağırlık yenilmiş, insan dehasıgöklerin egemenliğini ele alarak bulutlarla, kuşlarla boy ölçüşürduruma gelmişti. Bilimler Akademisi, böyle olağanüstü bir olaya tanıkolmak istedi. Deneyin masraflarını yüklenerek tekrarlanması içinMontgolfier kardeşleri Paris'e çağırdı; bir yandan da uzmanları deneyinayrıntılarını hazırlamakla görevlendirdi.
Jeolog Faujas de Saint-Fond deneye katılma kaydı açtı; yapımcıAnne-Jean Robert (1758-1820) balonun imalini ele aldı; tanınmış FizikçiJacques Charles (1746-1823) de girişimin bilimsel yönetimine atandı.
Özellikle gazların genleşmesi konusunda incelemeler yapmış olan JacquesCharles yalnız meslektaşlarının saygıyla eğildikleri bir bilimadamıydı. "Uçan bir makine" meydana getirme işiylegörevlendirildiğinde, bilimsel bir ruhla işe koyuldu ve sıcak havayerine hidrojeni kullanmaya karar verdi. Ne yazık ki, Robert'in "MariotKanunu"ndan haberi olmadığından kusursuz bir küre biçimi vermek içinbalonu iyice doldurdu. 27 Ağustos 1783'te, Paris halkının yarısınıntoplandığı Champ-de-Mars'da toplar atılmaya başladı. Bu işaretlehavalanan balon, bir anda 1.000 metreye yükselip bulutların arasındakayboldu. İnsan zekâsının bu 'mucize'si karşısında kalabalık bağırıyor,haykırıyor, kucaklaşıyor, ağlaşıyordu. ne var ki, balon yükseğe çıkıncaaşırı gerilmiş, patlamış ve Paris' ten yirmi kilometre uzağa düşmüştü.
Bu sırada Etienne Montgolfier de, Paris'e gelmiş ve "Montgolfiere" imaletmeye başlamıştı. Bu yine küre biçiminde, altın renkli işlemelerlesüslü mavi bir balondu. Altına bir kafes asarak içine bir koyun, birhoroz, bir de kaz koydukları balonu Versay sarayında kral, kraliçe vesaray mensupları önünde salıvermeye karar verdiler. Kararlaştırılanzamandan üç saat önce, sarayın parkları ve civar sokaklar görülmemişbir kalabalıkla dolmuştu.
Saat ikide halatlar kesildi ve balon 'yolcularını' alarak havalanmayabaşladı. On dakika sonra da Vaucresson koruluğuna indi. Herkeshayvanların yolculuğu nasıl geçirdiklerini öğrenmek için oraya koşuştu.Hedefe ilk varan Pilatre de Rozier, kafesi açınca hayvanlar sağ salimdışarıya fırladılar. Böylece atmosferin yüksek tabakalarının canlılariçin solunuma elverişsiz olmadığı da kanıtlanmış oldu.. Bu gözlem gözüpek bir insan olan Pilatre'i çok heyecanlandırmıştı. İnsanlarınönlerinde açılan bu yepyeni egemenlik alanının kâşiflerinden yalnızhayvanlar olmasına gönlü razı gelmiyordu. Bu yeni dünyayı insan keşfeçıkmalı ve bu kişi de kendisi olmalıydı.
Pilatre yalnız gözünü budaktan sakınmaz kişi değil, aynı zamanda birbilim adamıydı da. Montgolfierler onun verdiği ölçüler üzerine, 20metre yüksekliğinde 16 metre çapında bir balon imal etmeye koyuldular.Sıcak havanın girdiği alt deliğin ağzına sorgun ağacından küçük birbölme eklediler. Ocağı meydana getirecek olan saman yığınını burayadoldurdular. Deney günü yaklaştıkça sorumlu kişileri bir korkuduralıyordu. Bir insanın kendisini böyle çılgınca bir tehlikeye atmasınaizin verilecek miydi? XVI. Louis, "Kurban olarak insan verilmekisteniyorsa, ölüme mahkum kişileri koşsunlar bu işe!" diye emretti.Pilatre bundan gocundu, "Göklere yükselme onurunu aşağılık canilere mivereceğiz? Hayır, asla bu olmayacak," diyerek dostlarından D'ArlandesMarki'si François-Laurent'ı kralı ikna etmeye gönderdi.
Deney günü saat 13'te balon gözü pek yolcusunu ve ona katılanD'Arlandes'i de alarak Muette bahçesinden havalandı. Balon ve yolcular1.000 metre yükseklikten Paris'in üstünde dolaştılar. Sokaklar,balkonlar, hatta damlar insan almıyordu. Balon Butte-aux-Cailles'ayumuşak bir iniş yaptı. Yolcular, yer çekiminin bin yıllık zincirlerinikıran yiğit şövalyelere yaraşır bir zafer alayını artlarına takıpbaşkente döndüler.
GÜDÜMLÜ BALONLARIN KISA SALTANATI
Patlamalı motorlar ve havalı lastikler, mekanik -uygarlığın iki temelicadı olmuştu. Yöremize bir göz gezdirmek bu iki icada neler borçluolduğumuzu anlamaya yeter. Özel arabamızdan traktöre, motosiklettenotobüs ve sanayi motorlarına kadar her şey bunlara dayanmaktadır. Şimdibunlara bir de uçağı eklemek gerekir.
Ikarus'un şairane hayalini gerçekleştiren işte bu patlamalı motor vehavalı tekerlek oldu. Ne var ki bu, sayısız bilim adamlarının uzun veinatçı çalışmalarına, Lalande gibi bazı bilginlerin, saçma şeylerleuğraşıyor denilip alaya alınmalarına, hatta bazılarının hayatına maloldu. Bununla birlikte, kabul etmeliyiz ki, bazı çılgınların imalettikleri ilkel araçlarla kuşlar örneği uçacaklarını ileri sürmelerikarşısında, kuşku ve inansızlık gösterenler, bütünüyle haksızdeğillerdi. Gerçi Lalande'ın zamanında aerodinamik bilimi mevcutdeğildi, ama bu girişimlerin iyi bir sonuca ulaşamayacağını anlamakiçin statiğin belli başlı kanunlarını bilmek yeterliydi.
Hareketli kanatlar takıp uçacağını öne süren cüretli mucit cahil kişiolsa gerekti; çünkü o kanatlarla üstüne dayanacağı havanın direnciylekendi öz ağırlığını oranlamayı bile bilmiyordu, insanın kuş olmadığını,bunun sonucu olarak onlar gibi kanatları idare edecek kadar güçlü karınkaslarına sahip bulunmadığını da unutuyordu. Zaten XIX. yüzyıldagirişilen bütün "uçan adam" deneyleri halkın kayıtsızlığıylakarşılaşmıştı. Halkın aklı ancak "havadan daha hafif"e erebiliyordu.Böylesi, yolcusunu kazasız belâsız taşıyabilecek tek hava aracıdır,deniyordu. Gerçi balon güdümlü bir araç değildi ve ilerlemek içinrüzgârın sürüklemesine uymak gerekiyordu, ama günün birinde bunun daçaresinin bulunacağına herkes inanıyordu.
Güdümlü balon karşılarına yine o bildik "havadan daha hafif" sorununuçıkartmaktaydı. Çünkü güdüm ancak motorla olabilirdi. Bu durumda motorhem çok hafif, hem de dümeni ve pervaneyi çevireceğinden aynı zamandagüçlü olmalıydı. Görülüyor ki, güdümlü balon, sadece buharlı makinenintanındığı bir dönemde gerçekleşebilecek bir tasan değildi. SözgelişiGiffard'ın, 1852'de kendi balonuna taktığı buharlı makine 450 kiloağırlığında ve olup olacağı 3 beygirgücündeydi. Üç beygir de etkili birgüdüm sağlayabilecek bir güç değildir.
Elektrik motorlarının icadı araştırmalara yeni bir yön kazandırdı vemucitlerin hevesini körükledi. 1883'te Gaston ve Albert Tissandierkardeşler elips biçiminde ve 28 m. uzunluğunda bir balon imal ettiler.Buna, pillerle beslenen bir Siemens elektrik motoruyla döndürülen birpervane de eklediler. Bütün bunların toplam ağırlığı 300 kiloyubulmuştu ve bir buçuk beygirlik gücü vardı. Öyle ki bu girişimde degerekli güdümün elde edilmesi mümkün değildi.
Balonlara güdümlülük verme fikri yavaş yavaş bir efsane olarakgörünmeye başlamıştı ki, 1884'te Charles Renard (1847-1905) yaptığıdeneyle bunun aksini kanıtlayabildi. Bu havacı 8 beygirgücünde ve 564kilo gelen bir elektrikli motor koymayı başardı. La France adınıverdiği 50 metrelik balonuyla 7.600 km.'lik bir uzaklığı gidip döndü.Deney ispatlayıcıydı ama olağanüstü bir başarı ve gelecek vaat etmeyenbir gösteri gibi görünüyordu. Gerçi motorun gücünü artırabilirlerdi amagüçle birlikte ağırlık da artıyordu.
Patlamalı motorların yaygınlaşması ve gelişmesi yeni ufuklar açtı.1897'de Alman Woelfert balona, bir Daimler motoru yükledi. Deutschlandadını verdiği bu balon 28 m. uzunluğundaydı ve iki pervaneliydi. Ama neyazık ki havacı, bu hacimdeki bir hidrojen balonunun içinde alev saçanbir patlamalı motor oturtmanın barutla ateşi bir arada bulundurmakdemek olduğunu düşünememişti. Öyle ki 14 Haziranda yaptığı denemefaciayla sona erdi.
Balonla patlamalı motoru bağdaştırmayı ilk başaran ünlü BrezilyalıAlberto Santos-Dumont (1873-1932) oldu. Ve 19 Ekim 1901'de "Deutsch"armağanını kazandı. Bu armağanın, Sint-Cloud'dan hareket edip Eyfel'inçevresini dönecek ve hareket noktasına inecek ilk balona verilmesikararlaştırılmıştı. Santos-Dumont'un balona nasıl hâkim olduğunugörenler şaşmış ve hayran olmuşlardı. Balonda güdüm savaşıkazanılmıştı. Henüz uçak sözü edilmediği ve Ader'in ordununanlayışsızlığını görüp kabuğuna çekildiği bu dönemde meydan güdümlübalonundu.
Fransa'da ve Almanya'da mucitler ve halk heyecan içindeydi. Cüretlizenginler yarışırcasına mucitleri kışkırtıyorlardı. Zengin Fransızsanayicisi Paul Lebaudy (1858 -1937), 1902'den başlayarak bir serigüdümlü balon yapılması için bir servet harcadı, ama bunların çoğufacialarla son buldu, içlerinde en şanslı olan, Mühendis Julliot'nunyapısı Liberte (1909), 63 m. uzunluğunda 12.50 m. çapındaydı ve 120beygirlik bir motor ona 40 km.'lik hız vermekteydi.
Almanya'da bu işlerin başında Graf von Zeppelin bulunmaktaydı(1838-1917). Sarsılmaz bir inançla çalışmakta t)tan bu kişiyi halkheyecanıyla ve imparator da lütuflarıyla desteklemekteydiler. Birçokacı tecrübeler geçirdiği ve facialara tanık olduğu halde, bu manevidesteklemeler sayesinde umutsuzluğa düşmedi ve gerçekten dev bir havafilosu meydana getirmeyi başardı. "Zeplinler kafes şeklindeki demiriskeleti! dev iğler olup taşıdıkları hidrojen balonları sayesindehavalanmaktaydılar, ilkinin boyu 128 m. ve hacmi 11.000 metre küptü(1900). Ve iki tane 16 beygirlik motorla işlemekteydi. Sonuncusu (1936)Avrupa ile Amerika arasında ticari bir havacılık hattında çalışıyordu:bunun hacmi 105.000 metre küptü ve motoru da 2.650 beygirgücündeydi.Salonu, yemekhanesi konforlu ve fresklerle süslüydü; ayrıca bir sigarasalonuna, duş odasına da sahip olan bu güdümlü balon 50 yolcutaşımaktaydı.
Zeplinler dev araçlardı; sonuncusunun boyu 200 m.'yi buluyordu. Fakat ooranda da tehlikeliydiler; çünkü taşıdıkları hidrojen faciaya sebepolmak için bir kıvılcım bekliyordu. Eninde sonunda güdümlü balon yokolmaya mahkûmdu.
1914'ten başlayarak Graf von Zeppelin, 148 m. uzunluğunda ve 600beygirgücünde bir motorla işleyecek olanı "Zeppelin IV"ün montajıylauğraşıyorken uçak deneme safhasından çıkmış, askeri ve sivil alandaparlak bir geleceğe doğru uçmaya başlamıştı bile.
HAVACILIĞIN BEŞİĞİ
Balon, XX. yüzyılın başında en mükemmel durumuna geliyor ve bir yığınmucit güdümlüsünü de imal edebileceklerini ileri sürüyorlarken,"havadan daha ağır" olan bir şeyin ardından koşanlar bulunduğuna herkesşaşıyordu.
Oysa böyle düşünenler yanılıyorlardı; çünkü tabiatta balona benzeyenbir örneğin bulunmamasına karşılık kuşlar, "havadan daha ağır"ın tipikörnekleriydi. Uçurtma çoktan beri biliniyordu. İnsanı taşıyabilmesiiçin daha büyüğünü imal etmek yeterdi. Bir yığın araştırmacı işte bumantığı yürütüyor ve bu uğurda kurbanlar veriyorlardı, insan kaslarınınuçmak için yeterli güçte olmadığını çabuk anladıklarından tek umutlarımotora kalmıştı.
Sorunu bilimsel olarak ilk inceleyen İngiliz George Cayley (1773-1857)oldu; hatta vatandaşı William Samuel Henson 1842'de elli metre boyundatek kanatlı bir uçak bile imal etti. Ama uçuramadı, çünkü ağırlık vegüç sorunu henüz çözümlenmemişti; buharlı makineyle çözümlenecek gibideğildi. Öyle ki, yapılacak bütün denemelerin boşa gitmesi kaçınılmazbir sonuçtu. Gerçekten de 1895'te İngiliz mühendisi Hiram Maxim(1840-1916) ve büyük Amerikalı fizikçi Samuel Langley'in (1834-1906)1903'teki denemeleri başarısızlıkla sona erdi.
Buharlı uçan makineyi uçurmayı başaran tek mucit Fransız Clement Ader(1890 ve 1897) oldu. Balonun aracılığı olmaksızın göğe yükselebilen ilkinsanın Ader (1841-1925), P.T.T.'de mühendisken mucitlik hevesiyleişinden çıkmıştı. Başarılı oldu ve epey de para kazandı. O zamankendini rahatça, "havadan daha ağır" sorununu incelemeye verdi.Yaklaşık bir milyon frank harcadı, ama amacına da ulaştı. 9 Ekim1890'da, pervanesi 20 beygirgücündeki bir makineyle dönen ve ağırlığıbeygir başına 15 kg. olan aracı yerden kalktı.
Yedi yıl sonraki başarısı yerden kalkmakla da kalmadı; bir hamleyaparak 300 m. uçtu. Bu başarıyı gerçekleştirdiği aracı; birer ufakbuhar makinesiyle dönen, iki pervaneli ve 16 metre boyunda koca biryarasaydı. Ader makinenin kendisini alıp götürdüğünü, aşağıda yerinhızla gömüldüğünü ve rüzgârın gücüyle, hazırlanan pistin dışınasürüklendiğini görünce soğukkanlılığını kaybetti. Motoru durdurarakkendini inişe koyuverdi. Anlayışla karşılanması gereken böyle birtelâş, buna rağmen aleyhine oldu; çünkü deneyde hazır bulunan SavunmaBakanlığı delegeleri denemeyi yeterli bir başarı saymadılar vebakanlığın desteğini reddettiler. Çaresiz ve umutsuz kalan Aderhavacılığın dikenli yollarından usulca uzaklaştı.
Ader'in başarısızlığı, "havadan daha ağır"ın başarılı sonucavarabilmesi için hafif makinenin yeterlj olmadığını, bu aracıkullanmayı bilmek de gerektiğini ispatlamıştır. Aracın itici bölümündekusur yoktu; beygir başına 3 kilo gelmekteydi ki, bu gerçekten büyükbir başarıydı. Ancak, resmi deney için sınırlanan alanı geçmiş olsaydıbile pratik bir makine haline gelemeyecekti; aracın itici bölümünübaşarıyla meydana getirmişti, ama aerodinamik bölümün sırrınıkeşfedememişti. Ader'in pilotluğu bilmediği kadar aracı da uçmayıbilmiyordu.
Bütün öncüler gibi Ader de bir makinenin uçabilmesi için kuşa benzemesigerektiğini düşünmüştü. Buna inanıldığı için de leyleğin, akbabanınuçuşu inceleniyor, kanatları ve bunları nasıl kullandıklarıgözlemleniyordu. Ama araştırmacılar tabiatı kılı kılına taklit etmeninsöz konusu olamayacağını tahmin edebilmeliydiler. Hayvanların imkânlarıayrıdır, insanınki ayrı. Onları inceleme, kopya etmeye varacaksayararsızdı; tersine bunların işleme mekanizması anlaşıldıktan sonrainsanın imkânlarıyla oranlanarak bir sonuca varmak gerekirdi.
Bunu böyle anlayıp araştırmalarını bu açıdan yapan ilk bilim adamıAlman Otto Lilienthal (1848-1896) oldu. Kendini bütün kalbiyle veruhuyla uçma sorununa verdi; bu sorunun bilgini, yapımcısı, akrobatı,fizyolojisti oldu. Kırk üç yaşında olduğu halde kanatlar takıp herseferinde biraz daha uzun uçuşlar yapmaktaydı. Aracı 4 m. kapsamlı ve14 metrekare havayı kaplayan bir planördü. Yelkensi aracının ortasındadurur, kendini bir tepeden aşağıya atar, havada mümkün olduğu kadaruzağa gidecek şekilde süzülmek için ne manevralar yapılacağını veyükselen hava akımlarından yararlanma yöntemlerini araştırırdı. Yaptığıiş ölüme kafa tutmak değil, onu yudum yudum yenmekti. Ama hışmınagelmedi de değil; aracı 1896 yılında bir gün havada kırıldı veLilienthal hayatını bu serüvende kaybetti. Ama gelecek kuşaklara hazinedeğerinde bilgiler ve havacılığın doğmasına imkân hazırlayan gözlemlerbıraktı. Bu hazineyi Fransız Ferber ve Amerikalı Chanute ve Langleybuldular, değerlendirdiler ve yararlandılar.
Amerikalı mühendis Octave Chanute'ün (1832-1910) özelikle kayda değerkatkıları oldu. Mouillard'ı tanımış ve Lilienthal'm deneylerinidikkatle izlemişti. Birinin teorik çalışmalarından yararlanıp ötekininizinden gitmeye karar verdi. Kişisel deneyleri onu, Almanın planöründedeğişiklikler yapmaya götürdü: Onun tek katlı kanadının yerine ikikatlısını koydu ve bir de stabilizatör, yani doğrultuyu düzeltmeyeyarayan bir kuyruk ekledi. Bu aracı sırtına alır ve hava kendisinikaldırsın diye bayır aşağı koşardı. 1897'de bu şekilde 109 m. uçmayıbaşardı.
Göğün fethi konusunun en ateşli aktüalite olduğu bu dönemde Chanute'ünkendisinin ve Lilienthal'in deneylerini anlatan kitabının yayımlanmasıkuşkusuz yankılar yaratmıştı ve bir yığın heyecanlı genç, Ader'indeyimiyle "uçucu" olma hevesine kapılmıştı. Bunlardan ikisi, Dayton'da(Ohio) bisiklet satıcılığı yapan otuz iki ve otuz sekiz yaşındakiWilbur (1867-1912) ve Orville Wright (1871-1948) kardeşler oldu.
Wright kardeşler Chanute'ün deneylerinin izinden gitmek kararındaolmakla birlikte apayrı bir yol izlediler. Acele işi bir yana bırakıpağır ama emin adımlarla gitmeyi bildiler. Önce işi ayrıştırdılar vegüçlükleri tek tek bulup bunları gidermenin yollarını bulmayaçalıştılar. Araştırmalarına, çift kanatlı Chanute planörüyle başladılar(1889). Sonunda havaya daha iyi hâkim olabilmek için arka planda karınüstü yatmanın, stabilizatör kuyruğun yerine bir derinlik dümenikullanmanın ve dümenin, gözlerinin önünde olması için öneyerleştirmenin daha iyi olacağını gördüler. Bundan başka geriye birdireksiyon dümeni eklediler, taşıma yüzeyini de genişlettiler. KısacasıWrightlar ilkel uçurtmayı 1902'de, binden fazla deney ve uçmanınverdiği tecrübelerin sonucunda Lilienthal ve Chanute'ünküne kat katüstün bir planör durumuna getirdiler.
1903'te Wrightlar yerden kesilmek için dıştan yardım almaya son vermeyidüşündüler ve bu amaçla araca bir motor takmaya karar verdiler. Bununiçin de 20 beygirlik bir Fransız motoru aldılar. Yeni 'uçak' 17 Aralık1903'te havalandı. En çok 260 metrelik uçuşlar yapabiliyor ve bu, ozamanlar binlerce kilometre aşan Conste Hation'un yanında hiçten öteyegideceğe benzemiyordu.
Ama bu gibi olumsuz düşünceler şu gerçeğin yanında saçmaydı: Havacılıkdoğmuştu. Gerekli iki önemli unsurun, hafif motor ve aerodinamiktekniğin, zamanla deneyler ve bilimsel çalışmalar ilerledikçegelişeceği kesindi.
Wright kardeşler böyle sessiz sessiz çalışırlarken Avrupa da boşdurmuyordu. Onun da mucitleri Lilienthal, Ader ve Chanute'undeneylerini, kendilerine özgü dehalarıyla devam ettiriyorlardı,izledikleri yöntem. Amerikalılarınkinden bambaşkaydı. Onların ağır veemin adımlarla gitmelerine karşı, Avrupalılar çılgın bir cüretle ve "yabatar ya da çıkar" zihniyetiyle ilerlemekteydiler. Yüce olmasına yücebir yöntemdi bu, ama hem insanca, hem paraca pahalıya mal oluyordu.Yüzbaşı Fernand Ferber (1862-1909), Mühendis Robert Esnault-Pelteri,Gabriel Voisin, ve Louis Breguet gibi teknisyenlerden başka bir yığınspor meraklısı ve çılgın amatör de işin peşindeydiler. Teknisyen,sanatçı, salon adamı olsun hepside Cyrano'nun ülkesine yaraşır zarifbir gözü peklik gösteriyordu ve halkın kulağı onlardaydı.Santos-Dumont, Henri Ferman, Louis Bleriot halkın heyecanınıuyandırıyorlardı. Peki ya bilim? Bilim bu ampirik ve tehlikelidenemeler safhasını izleyecekti.
Bilindiği gibi, Wright kardeşler buluşlarını 1908'de Fransa'da açığavurdular, ama o zaman Fransız uzmanlar onlara ulaşmış hatta geçmişbulunuyorlardı. İlk uçak motorları hizmete girmişti bile; bunlar LeonLevavasseur'un (1863 -1922) V motorlu Antoinette ve Laurent Seguin'inünlü rotatif Gnöme'uydu. Birkaç ay önce de teknisyen Paul Cornu'nünyaptığı ilk helikopter ve Breguet ile Fizyolojisi Charles Richet'ninortak yapımları Gyroplane'ı (jiroplan) havalanmış bulunuyordu. Bunlarıda çok geçmeden 1910'da Marsilyalı mühendis Henri Fabre'ın hydravion'u(deniz uçağı) izleyecekti.
|