|
boxcigar
|
 |
« : Temmuz 29, 2007, 03:18:17 ÖÖ » |
|
Bakteri dünyası, canlı çeşitliliğine, neredeyse sonsuz denilebilecekbir oranda katkıda bulunuyor. Her gün yeni türler keşfediliyor vebirbirinin aynı olduğu düşünülen bakterilerin bile metabolizmalarıincelendiğinde, aslında farklı türler oldukları ortaya çıkıyor.
Bakteriler, Yeryüzü'nde yaşamın sürekliliği için çok önemli birçokbiyokimyasal olayın gerçekleşmesini sağlıyor. Kısacası, yaşamıntemelindeki kimyasal olayların gerçekleşmesini bakterilere borçluyuz.Tek olumsuz yönleri bazılarının hastalıklara yol açmaları; ancak,doğanın dengesinin korunması açısından düşünürsek hastalık yapıcıbakterilerin bile yararlı olduğu öne sürülebilir.
Dünya atmosferi için oksijen kaynağı olan fotosentez olayını bitkilerinyanında fotosentetik bakterilerin de gerçekleştirdiğini bilmek çoketkileyici. Büyük bir üretim zenginliği ve tür çeşitliliği olan bugörünmeyen kimyacılar, yani bakteriler bu yönleriyle bilime veteknolojiye önemli olanaklar sunuyor.
İyi yapılmış bir turşuyu yemenin keyfine doyulmaz, ama turşuyututturması zordur. Su, tuz, sirke, şeker, limon gerekir ve bunlarınbirbirine oranları da turşunun kalitesini belirler. Turşu yapmanınamacı, asitli bir ortam sağlayarak meyve ve sebzeleri korumaktır.
Tuz ve sirke, ortamda çürükçül bakterilerin ve küflerin çoğalmasınaengel olur. Tuzu az konulursa meyve ve sebzeler çürümeye neden olanbakterilerin ortamda çoğalması nedeniyle bozulur; turşu amacınaulaşamaz. Sebze ve meyvelerin zevkle yenilen turşulara dönüşmesini isesirkede doğal olarak bulunan bakteriler sağlar.
Turşu yapımı, besin saklanması ve üretiminde bakteri kullanımınınyalnızca bir örneği. Turşu yaparken fermantasyon ürünü asetik asit olanAcetobacter bakterilerine oksijensiz bir yaşama ortamı sağlamak için,kavanozun kapağını hava almayacak şekilde kapatmak gerekir. Kavanozuniçinde oksijen kalması, turşunun niteliğini bozduğu için istenmeyenbakteri ve küf mantarlarının çoğalmasına yardım eder. Turşununsonbaharda yapılmasının da bir anlamı var.
Sonbaharda sebze-meyve bolluğunun olması ve bunların kışın dayenebilecek bir şekilde saklanmasının amaçlanması bir yana, havasıcaklığının ne çok sıcak ne de çok soğuk olması da önemli. Çünkübakterilerin yaşayabildiği ve çoğalabildiği belirli sıcaklık sınırlarıvar. Aynı durum yoğurt ve peynir gibi diğer besinlerin yapımı sırasındada önemli. Bu besinlerin yapımını da bakteriler sağlıyor.
Laktik asit bakterileri adı verilen bu bakteri grubu, oksijensizsolunum yani fermentasyon yoluyla şekeri kullanarak laktik asit açığaçıkarıyor. Bakterilerin belirli sıcaklık aralıklarında yaşayabilmesininnedeni ise enzimleri. Enzimler protein yapısında olduğundan,işlevlerini ancak belirli sıcaklıklarda gerçekleştirebiliyorlar.
Bakterilerin yaşayabildikleri ve çoğalmalarını gerçekleştirebildiklerisıcaklık sınırları türden türe farklılık gösteriyor ve bakterilerininanılmaz çeşitliliği bu noktada birçok yönünü ortaya koyuyor.Buzullarda çok düşük sıcaklıkta da sıcak su kaynaklarının dayanılmazsıcaklığında da yaşayabilenler var. Bunun dışında, tuz ya da asit oranıçok yüksek ortamlarda yaşayabilen binlerce tür bulunuyor.
Mikrobiyolojiye giriş niteliğinde bir derse yeni başlamış olanöğrencilere ilk öğretilen şeylerden biri bakterilerin doğada her yerdebulunduğudur. Örneğin, evinizin bahçesindeki toprakta milyonlarca türve milyarlarca birey bulunabilir.
İlk laboratuvar uygulamasında çeşitli ortamlardan alınan örneklerdenhazırlanan kültürlerdeki mikroorganizma üremeleri gözlenir veöğrencileri şaşkına çevirir. Bunların birçoğu zararsızdır ve ekolojikdengenin sürmesinde önemli işlevleri vardır. Bazıları ise insan vehayvanlar için hastalık etmenidir.
Vücudun çeşitli bölümlerinde enfeksiyona neden olabilirler. Hastalıketmeni bakterilerin bazıları besinlerin hazırlanması ya da saklanmasısırasında temizlik koşullarına uyulmadığında, besinlere bulaşır,bunların içinde çoğalır ve toksin (zehir niteliğindeki bileşikler)üretirler bu besinler insanlar tarafından tüketildiğinde, sonucunda"besin zehirlenmesi" denilen duruma neden olabilirler. Hastalık etmeniolan bakterilerden korunmanın yolları aşılamalara ve temizlikkurallarına özen göstermekten geçer.
Makroskobik Dünya'nın Mikroskobik Canlıları
Bakterilerle ilgilenmeye yeni başlayan biri için onların dünyasınıkeşfetmek, yeni bir gezegen keşfetmeye benzer. Dünya'nın en küçükcanlılarından olan bakteriler, gezegendeki doğal ekolojik sistemlerinişleyişinde çok önemli bir yere sahiptir.
Besin, mineral ve enerji döngülerinde "kimyacı" gibi işlev görenbakteriler, canlılar arasındaki ilişkilerde etkin bir rol oynar. Buyüzden, bakteriler canlılıkla ilgili süreçlerin anlaşılmasına yardımederler.
Yaklaşık 3,5 milyar yıl önce, yaşayan ilk hücreler olarak ortayaçıktıkları belirlenen bakteriler en basit yapılı canlılar olmalarınınyanında, dünya yüzeyinde belirli bir canlı grubuna ait en büyük kütleyioluştururlar.
Bakteriler, canlılar aleminde "Prokaryotlar" olarak adlandırılıyorlar.Bitkilerin ve hayvanların yaşamsal işlevlerinin birçoğu, bu prokaryotikhücrelerin etkinliklerine bağlı olarak gerçekleşir. Atmosferdekioksijenin yarısından fazlasını fotosentez yapan Cyanobacteria adıverilen gruba ait bakteriler üretir. Bu bakteriler önemli bir miktardakarbon dioksit ve azot gazlarının organik bileşik olarak bağlanmasınada yardım ederler.
Atmosferle yer ve canlılar arasındaki azot döngüsünde, havadaki serbestazotun canlılar tarafından bağlanmasına yönelik tek mekanizma,baklagillerin köklerinde özel yumrucuklar içinde yaşayan, yumrucukbakterileri ya da cins adı Rhizobium olan bakteriler tarafındansağlanıyor.
Bakterilerin, baklagillerle olduğu gibi başka canlılarla da simbiyotik(ortak yaşam biçiminde) ilişkileri var. Bu ilişkilerde karşılıklıyararlanmalar söz konusu. Örneğin, bazı böceklerde yavrularıncinsiyetini, simbiyotik ilişki içinde olduğu bakteriler belirliyor.Geviş getiren hayvanlarda ise, sindirimi oldukça zor olan selüloz,bağırsaklarda yaşayan bakteriler tarafından parçalanıyor.
Hastalık yapan bakterilerin konaklarıyla olan ilişkisi ise asalaklıkbiçiminde (parazitik) bir yaşam olarak değerlendirilebilir. Topraktayaşayan bakteriler de toprakların verimliliğine katkıda bulunur.
Çürükçüller (saprofitler) adı verilen bu bakteriler ölmüş canlılarıparçalayarak, onların proteinlerinde bağlı olarak bulunan azotun vediğer minerallerin toprağa geçmesini ve yeniden azot döngüsünekatılmasını sağlar. Bakteriler azot ve oksijen döngülerine katıldıklarıgibi, karbon ve kükürt döngülerine de etkin olarak katılırlar.
Bakteriler, yaklaşık 1 mikrometre çapında olup, hücre zarından ve DNAipliğinden başka farklılaşmış yapı içermezler, hücrenin içi isemetabolik tepkimeleri sürdüren enzimler, küçük organik bileşikler veinorganik iyonlarla doludur. Boyutlarının ancak mikroskoplagörülebilecek kadar küçük olmasına bağlı olarak, onların Dünya'daki enyaygın yaşam formları olduklarını ve en büyük canlı grubu kütlesinioluşturduklarını görsel olarak hissetmek pek zordur.
4,5 milyar yaşındaki Dünya'da yaklaşık 2 milyar yıl kadar tek canlıgrubu olarak yaşadıkları düşünülen bakterilerin en eski örnekleriolduğu kabul edilen fosiller Batı Avustralya'da bulunmuştu ve yaklaşık3,5 milyar yıl önce yaşamışlardı. Bu fosil örneklerinin yapısından veiçinde bulundukları kayaların özelliklerinden fotosentez yapanbakterilerin en az 3 milyar yıl önce var oldukları belirlendi.
Evrim sırasında oksijen üreten fotosentetik bakteriler gibi canlıformlarından sonra, oksijen kullanan yaşam formlarının ortaya çıktığıve diğer canlı türlerinin de böylece oluştuğu düşünülüyor. Bu açıdan,bakteriler, canlılığın başlangıcında da etkin bir role sahip görünüyor.
Bakteriler, yapı bakımından birbirine çok benzer gruplar altında elealınırlar. Bu yüzden bakteriyologlar, bakterileri görünüşlerine göredeğil, biyokimyasal özelliklerine göre değerlendirirler. Asit ya dametan üretenleri, oksijeni ve kükürtü indirgeyenleri olabilir.Enerjisini çok çeşitli kimyasal kaynaklardan elde edenleri bulunabilir;ancak, çoğu bakteri çevredeki fiziksel ve kimyasal koşullar uygunolmadıkça büyüyüp gelişemez.
Son yüzyıl içinde Robert Koch'un öncü çalışmalarıyla varlıklarıbelirlenen bakterilerin, bugüne kadar 5 000 türü tanımlanmış ve bunundaha buzdağının tepesi olduğu düşünülüyor. Buzdağının alt kısımlarındaise birçok hayvanın sindirim organlarında, derin deniz ve yerkatmanlarında yaşayan türler var. Türlerin, özellikle de görünüş olarakbirbirine çok benzeyenlerin nasıl ayırt edildiğine gelince, bunda dagenler kullanılıyor.
Türleri birbirinden ayırmak için 16S ribozomRNA'sını kodlayan genincelenir. Bu gen her organizmada var; ancak, evrimsel anlamda öyleyavaş değişim geçiriyor ki, nükleotid dizilişi bir türün tümbireylerinde tamamen aynı olabiliyor. Bu da türler arası farklılıklarıortaya koymaya yarıyor.
Yine de araştırmacılar 16SRNA geni üzerindeki çalışmaların, gerçekçeşitliliğin daha azına ışık tutacağını düşünüyorlar. Çeşitliliküzerine yapılan çalışmalarda, ribozom RNA'sı yönünden bakınca, köpek veinsanın aynı organizmaymış gibi görülebileceği de araştırmacılarıdüşündüren konular arasında. Tür çeşitliliğinin diğer canlılarda olduğugibi bir de biyokimyasal yönü var. Bakterilerin biyokimyasalişleyişleri ise, ancak laboratuvarlarda saf kültürler üzerindeizlenebiliyor.
Biyokimyasal ve ekolojik bilgileri yalnızca gen dizilişleriniinceleyerek elde etmek pek olası değil. Bir türün tüm tipiközelliklerinin belirlenmesi laboratuvar çalışmalarını da gereklikılıyor. Bakterilerin bu tür çeşitliliğinin nereden geldiğidüşünülebilir.
Hızlı çoğalmaları, hareketli olmaları, yaygınlıkları ve kalıtsalyapılarının mutasyonlar (DNA yapısında oluşan ani ve kalıtsaldeğişiklikler) nedeniyle kolaylıkla değişebilir olması onların dışkoşullarda oluşan değişikliklere kolaylıkla uyum sağlayabilmelerineolanak sağlıyor.
Haploid yapıda olmaları, yani DNA'larının tek zincirli olmasınedeniyle, mutasyonların oluşturduğu değişiklikler diğer nesillerekolaylıkla aktarılabiliyor. Çoğalmaları da çok kısa süredegerçekleştiğinden, yeni türlerin ortaya çıkması da büyük bir zamanalmıyor olsa gerek.
Bakterilerde çoğalma ikiye bölünme ile gerçekleşiyor. İnsandabağırsaklarda doğal olarak yaşayan bir bakteri türü olan Escherichiacoli üzerinde yapılan çalışmalarda E. coli'nin 20 dakikada bir ikiyebölündüğü belirlenmiş. Neyse ki birçok bakteri hemen ölüyor. Böyleolmasaydı, E. coli hücrelerinin 20 dakikada bir durmadanbölündüklerinde tüm dünyayı kaplayacak hacime 43 saatte ulaşacaklarıhesaplanmış.
Hatta iki saat daha geçtiğinde 6,6 x 1020 tona ulaşarak Dünya'ylayaklaşık olarak aynı ağırlığa geleceği de düşünülmüş. Çoğu bakterihücresi öldüğünden bu duruma gelinmiyor; çünkü, besin için aralarındabüyük bir yarış var ve diğer bazı organizmaların (küf mantarı ve bazıbakteriler gibi) ürettiği doğal antibiyotikler de onları öldürüyor.Evet, bakteriler aynı zamanda diğer bakterileri öldüren antibiyotiklerüretiyorlar. Hatta vitamin sentezi yapanlar da var.
İlaç endüstrisinde, bu bakterilerin saf kültürlerinin antibiyotiküretmesi sağlanıyor ve sentetik olmayan antibiyotikler çoğunlukla buyolla elde ediliyor. Antibiyotiklerden başka, aşılar ve tıbbi açıdanyararlı bazı enzimler de bakteriler tarafından üretiliyor.Antibiyotiklerin çoğunu toprakta yaşayan bakteriler üretiyor.
Streptomyces'ler gibi, Actinomycetes grubuna ait olan bakteriler,tetrasiklin, eritromisin, streptomisin, rifamisin ve ivermektin gibiantibiyotikleri üretiyorlar. Bacillus türleri basitrasin ve polimiksinüretiyor. Difteri, boğmaca, tetanoz, tifo ve kolera gibi hastalıklarınaşıları da bakterilerden elde ediliyor.
Ölüm ve Yaşam
Bakterilerin yaygınlığının bir nedeni de, yaşam evrelerinden birininözelliğidir. Sınırları çok hassas olarak belirlenmiş ortam koşullarındayaşayan bakteriler, koşullar bozulunca ya da onu zora koşmayabaşlayınca, bölünmeye başlar. Normal koşullarda bu bölünme sonucundaana hücreden kalıtsal özellikleri tamamen aynı olan iki yavru hücremeydana gelir. Ancak, koşullar bozulduğunda ya da besin azaldığındavazgeçilen ilk şey bu "aynılık" olur.
İkiye bölünme yine gerçekleşir ama bu kez birbirine eşit olmayan,yalnızca birinin hayatta kalacağı iki hücre meydana gelir. Bunlardanbüyük olan ana hücredir ve küçük "kardeş"ini içine alır. 10 saatsüresince tüm enerjisini kullanarak onu besler ve kendini korumasınayardım edecek olan özel bir protein kılıf oluşturmasını sağlar.
Böylece, varolan canlılar içinde en dayanıklı ve kendini koruyabilennitelikteki bireyler oluşur. Bu dayanıklı yapıya "spor" adı verilir.İşte bakteriler, normal bölünmelerinin dışında, sporlar yoluylaDünya'nın her yerine kolayca yayılırlar.
Sporların iç kısmında DNA ve ribozomlar yarı kristalize bir haldebulunurlar. Sporlar binlerce yıl gibi uzun süreler yaşabilirler. Tıpkıgeçen yıllarda, araştırmacıların 25 milyon yıl önce çam ağacı reçinesiiçinde yakalanmış ve bugüne kadar korunmuş bir arının karnındançıkardıkları bakteri sporları gibi.
Reçinenin sertleşmiş hali olan amber içindeki arı, laboratuvarda sterilkoşullar altında açılarak karnındaki bu eski bakterilerin sporlarınınçıkarılıp, kültüre alınmasıyla bakteriler kolayca yeniden gelişmeyebaşladılar. Bu tarihi bakterinin kalıtsal özelliklerinin arılarınsindirim sisteminde bulunan Bacillus sphaericus adlı bir bakterihücresine benzediği de belirlendi.
B. sphaericus, arıların sindirim süreçlerine yardım eder ve aynızamanda antibiyotik üreterek, onları hastalıklara karşı korur. Buörnekte de olduğu gibi, sporlar, uzun süre uykuda kaldıktan sonra,uygun koşullar bulduklarında yeniden gelişmeye geçerler.
İngiliz ve Rus bilim adamları yukarıdaki örneğin benzerlerinin,Antarktika'da buz altında yeni bulunmuş olan ve yaklaşık 50 000 yıldırdış dünyayla hiçbir bağlantısı kalmamış olan bir gölde de olabileceğinidüşünüyorlar ve eğer varsayımları doğruysa, gölün altında yaklaşık birmilyon yıl öncesinin yaşam formlarına rastlayabileceklerineinanıyorlar.
Bakteriler sınırsız sayıda bölündüklerinden, kural olarak ölümsüz kabulediliyorlar. Ancak, yapılan son çalışmalarda araştırmacılar,bakterilerde ölümsüzlükten çok ölümün bulunduğunu belirlemişler.
Bakteriler bir hücre olarak kabul edildiklerinde ölüm çok önemtaşımıyor, ama daha büyük bir organizma bütününün bir parçasıymış gibibakılırsa, ölümün onlar açısından anlamı değişiyor. Bu tartışmayıhissedebilmek için bakteri kolonilerine bir göz atmak gerek.
Bazı bakteri türleri koloniler halinde yaşıyorlar, yani aynı türünbireyleri tek tek yaşamaktansa bir "birey grubu" olarak yaşamayı tercihediyor. Bu kolonilerin birçoğunda bireyler arasında bir işbölümü var.Bu işbölümüne bağlı olarak da hücrelerarası farklılaşmalar olabiliyor.E. coli türünde de görülen bu koloniler incelendiğinde, bireylerinfarklılaşmış yapılar sergilediği gözlenmiş.
Bu farklılıkların hücre büyüklüğü, biçimi ve enzim çeşitleri açısındanolduğu ortaya konmuş. Değişik genlerin etkisi değişik bireylerde ortayaçıkabilmiş ya da mutasyonlar gerçekleşmiş. Bu sırada çevreye uyumsağlayan bireylerin yanında, çok sayıda hücrenin de öldüğü belirlenmiş.
Araştırmacılar, spor oluşturan ana hücrenin ölümünün de bu durum gibiyorumlanabileceği görüşündeler ve bazı bireylerin diğerlerinin yararınaöldüklerini düşünüyorlar.
Bu konu üzerinde belki de daha çok çalışacak ve düşünecekler. Diğerininyararına ölme durumuna neden olarak da şimdilik, sporların "hayattakalma" yani DNA'yı koruma ve devam ettirme amacına hizmet ettiğini, budurumun belki de hayatta kalanların ölenlerin proteinlerinikullanabilmeleri için gerçekleşmiş olabileceğini gösteriyorlar.
En önemli soru da, hangi bireylerin öldükleri? Araştırmacılar, bunun dabir şans işi olduğunu, doğru ya da yanlış yerde, doğru ya da yanlışzamanda bulunmanın bu durumun belirleyicisi olduğunu düşünüyorlar.
Bakteriler Bilimin Emrinde
Moleküler genetik biliminin ve rekombinant DNA teknolojisininilerlemesiyle, bakteriler önemli roller almaya başladılar. Genlerinnasıl işlediği bilindiğinden beri, bilim adamları canlıların genleriüzerinde oynayabiliyorlar. Bunun ahlaki yönü tartışıladururken,bilimsel çalışmalar da hızla ilerliyor. Bakterilerin genetikmüdahalelerle doğrudan ne ilgisi olduğunu düşünebilirsiniz.
Bakteriler, genetik yapısı değiştirilmek istenen canlılara aktarılmakistenen genlerin taşınması için yalnızca bir araç. Bazen kendindevarolan bir geni, bazen de dışarıdan yapısına eklenen genleri, genetikyapısı değiştirilmek istenen canlıya taşımada kullanılıyorlar. Örneğin,insandan eritropoietin adı verilen ve kımızı kan hücrelerininyapımından sorumlu olan bir hormon bulunuyor.
Böbreği olmayan kimselerde bu hormon yapılamıyor. Normal koşullaraltında üretilmesi çok zor olan bu hormonun yapımını kontrol eden gen,bakterilere aktarılıyor. Böylece, bakteriler bu hormonu üretebilir halegeçiyorlar ve bu yolla elde edilen hormon birçok kişi için yaşamkurtarıcı oluyor.
İnsan insülini de bu yolla elde edilebiliyor. Bir başka örnek detarımdan verilebilir. Patatesin soğukta donmasına belli bir bakterininbir geninin neden olduğu belirlendikten sonra, bilim adamları,biyoteknolojik yöntemlerle bu geni taşımayan bakteriler ürettiler.
Bu bakteriler patates tarlalarına bırakıldığında, sonuç olumluydu.Patatesler artık donmuyordu. Çünkü, donmaya neden olan geni işlemeyenbakteriler normal bakterilerle besin kaynakları için yarışıyor venormal bakterilerin sayısının azalmasına neden oluyor.
Çevre açısından tehlike taşıyan maddelerin temizlenmesi için yapılanbiyoteknolojik uygulamalarda da bakteriler kullanılıyor. 1989'daAlaska'da Exxon Valdez petrol tankeri kazasında petrolün denize dökülüpçevrede ve canlılarda büyük zararlara yol açmasından sonra petrolürünlerini parçalayan bakteriler geliştirildi.
Bitkiler üzerinde yapılan biyoteknolojik çalışmalar da daha çokhastalıklara, böceklere ve yabani otları öldüren ilaçlara karşı,bitkilere direnç kazandırmaya yönelik oluyor. Örneğin, Agrobacteriumtumefaciens tarımda bitkilere genetik müdahaleler yapılırkenkullanılıyor.
Sonuçları son yıllarda alınan, ama yaklaşık otuz yıllık bir çalışmanınürünü de selüloz üreten bakteriler. Selüloz, normal koşullarda bitkihücrelerinin duvarlarında bulunan bir molekül.
Doğal bir polimer olan selüloz, dünyada çok yaygın olması nedeniyle,kâğıt ve pamuk endüstrilerinde önemli bir yer edinmiş durumda.Biyoteknologlar bitkiler olmadan da selüloz üretebilmenin yollarınıararlarken, Acetobacter xylinum adlı bir bakteri türünün ürettiğiselülozun yüksek bitkilerin ürettiklerine benzer olduğunu buldular.
Fotosentetik bakterilerden olmayan A. xylinum'un selülozu oldukçagüçlü, katlanınca şeklini koruyan ve esnek olan bir yapıya sahip. Bunedenle, kumaş ve tıbbi malzeme olarak kullanılması düşünülüyor.Ayrıca, pamuk bitkisinin kalitesini artırmada, A. xylinum'danyararlanılması da planlanan çalışmalar arasında. Ancak, çalışmalarhenüz ticari boyuta ulaşmamış durumda.
Bir İngiliz biyoteknoloji şirketi de bakterileri plastik üretimindekullanıyor. Biyolojik olarak parçalanma özelliği taşıyan bu polimerler,Alcaligenes eutrophus adındaki bakteri türü tarafından fermentasyonsırasında yapılıyor.
Biyopol adı verilen bu polimerler, şişelerin ve kontrollü miktardakullanılması gereken ilaç şişelerinin yapımında kullanılıyor.Bakterinin plastiği nasıl ürettiğine gelince, bakterilere besin olarakglikoz ve propiyonik asit veriliyor. Bakteriler de bunu polyesteredönüştürüyor.
Bu polyester, bakteri için enerji kaynağı olmanın yanı sıra, tıpkıinsan hücrelerinin yağ depolaması gibi depolanıyor. Hücredenalındığında da polipropilen gibi esnek bir materyal elde ediliyor.Ancak, polipropilenden önemli bir farkı biyolojik olarak bileşenlerineparçalanabilmesi ve ortamda birikmemesi.
Bakteriler, basit yapıları ve biyolojik süreçlerinin kolayanlaşılabilirliği ve hızlı çoğalmaları yüzünden, moleküler biyoloji vegenetik konusunda yararlı bir laboratuvar deneği konumuna geldiğinden,özellikle biyoteknoloji konusunda ilerleyen çalışmalar sonucundageleceğe yön vereceğe benziyorlar.
|