|
boxcigar
|
 |
« : Temmuz 27, 2007, 01:51:19 ÖÖ » |
|
İLK MUAYENE
Atatürk1937 yılının ilk aylarından bu yana çeşitli rahatsızlıklar duymayabaşlamıştı. Burnu kanıyor, vücudu kaşınıyor ve kabarıyordu. Yüzüsolmuş, sinir dengesi bozulmuştu. Kendini iştahsız ve halsizhissediyordu. Hasta olan arkadaşlarına kızan, doktor muayenesinisevmeyen Atatürk, fırsat buldukça çok güvendiği Neşet Ömer Bey(İrdelp)'e kendini muayene ettirmeye ve sağlık durumu hakkında bilgialmaya başlamıştı. Ancak ilk muayene sonunda, kalbinde, karaciğerinde,böbreğinde bir şey bulunamamıştı. Buna rağmen Atatürk'ün renginde veyüzündeki çizgilerde bariz değişiklikler başlamıştı.
İLK TEŞHİS
Doktorlar Atatürk'e kaplıca tavsiye etmişlerdi. Atatürk kür tedavisi için ani bir kararla Yalova'ya gitmeye karar verdi. Prof. Dr. Nihat Reşat Belger anlatıyor;
"1937senesinde, Yalova kaplıcalarının hekimiydim. O sıralarda, Atatürk debirkaç aydan beri Yalova'da istirahat buyuruyordu. Bir gün beniçağırttı. Bir müddetten beri kaşıntıdan şikayetçi olduğunu söyledi."Müsaade ederseniz sizi önce bir muayene edeyim."dedim ve ettim.Muayenemde, bilhassa bacaklarında kaşıntıdan mütevellit tırnak izlerimüşahade ettim. Palpasyonda (elle muayenede) karaciğerin, kosta(kaburga kemiği) kenarını üç parmak kadar geçmiş olduğunu vesertleştiğini tespit ettim. Muayene sırasında hiç konuşmadık. Kendisinemuayenenin bittiğini bildirdiğim zaman, Atatürk kaşıntının sebebinin neolduğunu sordu.
"Efendim, bu kaşıntı kanaatimce yemekle, daha doğrusu içmekle ilgilidir." dedim.
Atatürk önce inanmak istemedi. Beni imtihan etmek istercesine, "Buna kati olarak emin misiniz?" dedi. "Evet efendim karaciğeriniz normale nazaran büyük ve sert . Kaşıntının sebebi budur."dedim.
ProfDr. Nihat Reşat Belger'den sonra, Atatürk'ü İstanbul'dan gelen Prof.Dr. Neşet Ömer'de muayene etti. İki doktorun müşterek teşhisi aynı idi.Atatürk, Yalova'da rejime alındı. Tedaviden bir süre sonra iyileşmesezilmeye başlamıştı. Fakat Atatürk Bursa'ya oradan Mudanya'ya geçti.Mudanya'dan Ege Vapuru ile İstanbul'a hareket etti. Atatürk Şubat ayıbaşında Dolmabahçe Saray'ında idi. Park Oteldeki davetten geç saatsaraya dönen Atatürk, ertesi gün şiddetli öksürük ve göğüs ağrısı ileuyandı. Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Dolmabahçe sarayındakimuayenesinde Atatürk'e zatürre teşhisi koydu.
ATATÜRK'ÜN DOKTORLARI
Atatürkkendisine yabancı doktor getirilmesini ısrarlı ricalardan sonra kabuletmiş, bu arada sağlığını devamlı kontrol altında tutabilmek içinülkenin tanınmış hekimlerinden iki ekip oluşturulmuştu. Sürekli vedanışman doktorlar.
Prof. Dr. Neşet Ömer İRDELP Prof. Dr. Nihat Reşat BELGER Opr. Dr. Mim Kemal ÖKE Prof. Dr. Mustafa Hayrullah DİKER Prof. Dr. Akil Muhtar ÖZDEN Prof. Dr. Süreyya Hidayet SERTER Dr. Asım ARAR Prof. Dr. Abravaya MARMARALI Dr. Mehmet Kamil BERK
BEN HASTAYIM ÇOCUK
Zatürre'den kurtulur kurtulmaz Atatürk, İsmet İnönü ile birlikte 27 Şubat 1938'de Ankara'ya geldi. Celal Bayar Anlatıyor:
"Balkan Antantının Ankara toplantısı günleri idi. Yugoslav Başbakanı Dr. Stoyadiniçle görüşüyordum. Şükrü Kaya yaklaştı :
"SağlıkBakanlığı müsteşarı Dr. Asım derhal görüşmek istiyor."dedi. Mevzuun,Atatürk'ün sağlığı ile ilgili olduğunu hemen anladım. Çünkü meslek veşahsiyetine güvendiğim Dr. Asım Arar hükümet namına, Ata'nın müdavitabipleriyle daima temasta idi. Bana endişelerini açıkladı:
"Burnundankan geldiğini söylediler. Bu hastalığın yeni merhalesidir. Dışardanmütehassıs getirilmesi tavsiyemi tekraren arzediyorum." dedi.
Atatürk'üngerek görmediği tavsiyeyi bu sefer ısrarla rica ve kabul ettirmekkararıyla Çankaya'ya gittim. Beni beklemiyordu. Arzumu sükunetledinledikten sonra:
"Ortada Hatay meselesi var. Hastalığımındışarıda duyulmasını istemem. Neşet Ömer'le konuş. Burada zaten tıpkongresi var. Bizim doktorlar konsültasyon yapsınlar." cevabını verdi.
Doktorlargeldiler. Muayeneden sonra alkol ve sigara almaması, mutlak dinlenmesigibi şart, fakat bir anda hepsinin birden yerine getirilmesi güçtavsiyelerini tekrar ettiler.
Atatürk hekimlerin ortak kararını dinledikten sonra : "Zannederim haklıdırlar" dedi. Bensağlığının ülke için asıl şart olduğunu ve bu temel mevzuun yanındaHatay üzerinde menfi tesir yapma dahil, hiçbir ihtimalindüşünülmeyeceğini ısrarla tekrarladım. Derin teessürümü mümkünolduğunca saklama gayretime rağmen, benliğime hakim acının elbette kifarkında idi. Yavaş bir ses tonu ile:
"ÇOCUK..NE YAPACAKSAN YAP, BEN HASTAYIM" dedi.
Her şeyini, memleketi için hizmet saydığı emeklerine cömertçe feda etmiş Atatürk, ilk defa hastayım diyordu.
KUMANDAN BENİM
Atatürk,Celal Bayar'ın ısrarı üzerine Fransız doktor Fissenger'in getirilmesinikabul etmişti ve 28 Mart 1938 günü Fissenger Ankara'ya geldi. FransızProf.Dr.Fissenger, Atatürk'ü muayene etti, başta Prof. Neşet Ömer vediğer doktorlardan bilgiler aldıktan sonra Atatürk'e;
"Bensizi iyi edeceğim. Fakat benden evvel siz kendi kendinizi iyiedeceksiniz; Şüphesiz ki siz, büyük bir kumandansınız. Büyük zaferlerinsahibisiniz. Fakat bu işin kumandanı benim. Bana yardım edeceksiniz."
Üslubu ve mantık Atatürk'ün hoşuna gitmişti. "Peki dedi, kabul."
Atatürk'ünolumlu yaklaşımı üzerine Prof. Fissenger, Atatürk'ün günlük hayatını,bir tablo halinde çizdi. Ağzına tek damla alkol almayacak, şezlongauzanarak istirahat edecekti. Yemesi içmesi, düzenlenmiş listeye göreolacaktı. Prof. Dr. Fissenger Cumhurbaşkanlığı Genel SekreterliğineAtatürk'ün sağlığı ile ilgili bir rapor sundu. Bu raporda Atatürk'ünciddi bir rahatsızlığı olmadığı, bir buçuk aylık bir istirahataihtiyacı olduğu belirtiliyordu.
GÜNEY GEZİSİ
Ogünlerde Hatay Sorunu had safhadaydı. Kendisini iyi hissettiğinisöyleyen Atatürk, Hatay meselesini istediği şekilde sonuçlandırmak içinönce Mersin'e oradan Adana'ya sınıra kadar uzanmaya karar verdi.Doktorları önce bu isteğe şiddetle karşı çıktıysalar da, muayenedensonra "gidebilir" dediler. Atatürk, Hatay konusundaki kararlılığını, Mersin'e hareketinden iki gün önce Celal Bayar'a şöyle bildirmişti.:
"Benim,kırk asırlık Türk yurdu, Hatay esir kalamaz dediğimi unutmuş olanlarolabilir. Ama ben unutmadım, unutamam, sen de unutamazsın."
20Mayıs 1938'de Mersin'e doğru yola çıktı. Mersin'den Tarsus'a oradanAdana'ya geçti. Hatay konusunun en kritik döneminde, sağlığı üzerindekiolumsuz düşüncelerin neticeyi etkileyeceği düşüncesiyle, sınıra kadarotomobiliyle giderek askeri birlikleri denetledi, resmi geçitlerdesürekli ayakta bekledi. Sağlıklı olduğunu hissettirmek için her şeyidenedi.
24 Mayıs 1938'de Adana'dan ayrıldı.
SAVARONA
Atatürkyurt gezisinden geldikten sonra çok yorulmuştu karnındaki şişliktegiderek artıyordu. Florya'dan Dolmabahçe'ye dönerken küçük bir de krizatlatmıştı. 31 Mayıs 1938'de Atatürk'ün sabırsızlıkla beklediğiSavarona Yatı gelmiş Dolmabahçe önünde demirlemişti. 1 Haziran 1938'deAtatürk, Savarona'ya geçti.
İtina ile giyinmiş olan Atatürkönce her yeri gezdi, ayrıntılarla meşgul oldu bu da onu yordu. Denizhavasının kendisine iyi geleceğini hissediyor ve orda şifa bulacağınıdüşünüyordu.
Ama Savarona'daki tedaviden de müspet sonuçalınamamıştı. Bedeni sürekli güç kaybediyor, karnındaki şişlik giderekartıyordu. Dr. Fissenger tekrar davet edildi. 25 Temmuz akşamı Atatürkfenalaşmıştı. Atatürk yatı terkederek saraya çıkmayı düşündü. Saraydakiodalarının daha serin olabileceğini ve orada daha rahat edebileceğinidüşünüyordu.
KARNINDAN SU ALINMASI
ProfesörFissenger 4. kez İstanbul'a gelmişti. Fissenger saraya gelir gelmezAtatürk'ü baştan aşağıya tekrar muayene etti. Atatürk artık ıstırabadayanamıyor; karnında toplanan suyun verdiği sıkıntıdan kurtulabilmekiçin bir an evvel alınmasını istiyordu. Hastalık artık iyice ilerlemişson ve en tehlikeli dönemine girmişti. Birinci ponksiyon 7 Eylül1938'de Profesör Fissenger ve Profesör Neşet Ömer İrdelp nezaretinde,Operatör Mim Kemal Öke tarafından yapıldı. Kılıç Ali Anlatıyor:
"Ponksiyondan sonra derhal odalarına girdim. Gördüğüm manzara şuydu.
Atatürkadeta birdenbire zayıflamış, çok zayıflamıştı. İki kolunu başınınaltına alarak arka üstü yatıyorlardı. Karnını büyük bir sargı ilesarmışlardı. Odadan içeriye girer girmez yanlarına koştum.
"Geçmiş olsun paşam!" diyerek başının altına aldığı kollarının pazusunuöptüm. Bana doktorların duyamayacağı kadar yavaş bir sesle ;
"Çıkansuyu gördün mü? Bu kadar bir su kabı insanın karnının üstüne konsanasıl tahammül eder ? Bak ben ne haldeyim, nasıl tahammül etmişim ?"
"Geçmişolsun Paşam, bunların hepsi geçecek." dedim ve gözyaşlarımı kendilerinegöstermeden ve teessürümü hissettirmemek için bir fırsat bularakdoktorların arkasından sıyrılıp hemen odadan dışarı çıktım."
Atatürk'ünartık tam bir istirahate ihtiyacı vardı. Fazla konuşmaması veyanlarında konuşulup kendilerinin yorulmaması lazımdı. Bu konuyadoktorları büyük önem veriyorlardı.
İLK KOMA
ProfesörFissenger'in fikrinin alınmasından sonra, doktorlar ikinci ponksiyon'ungününü tespit için toplandılar. Operatör Doktor Mim Kemal Öke, 21 Eylülgünü Atatürk'ün karnında biriken suyu tekrar aldı. 26-27 Eylül günüAtatürk ilk kez komaya girdi. Komayı atlatan Atatürk Ankara'ya gitmekistiyordu. Ancak doktorlar Atatürk'ün Ankara'ya gitmesine izinvermiyorlardı. Atatürk isyan edercesine "Ankara'ya gidelim. Neolacaksam orada olayım " diyor, doktorların izin vermemelerininsebepleri açıklanınca hiddetleniyordu. Atatürk "Beni bir an evvelAnkara'ya götürün yapılacak mühim işler var", demiş, ne yazık kiyapacakları, düşündükleri ne ise yapamamıştı.
Yapılan tümtedavilere rağmen Atatürk günden güne kötüleşiyor, karın bölgesinde sutoplanmaya devam ediyordu. Viyana'dan Eppinger, Almanya'dan Bergmannadında iki profesör gelmişti. Bunların koydukları teşhis ve tedavi aynıidi "siroz". Atatürk 16 Ekim 1938'de ağır bir komaya daha girdi ve 20Ekim gününe kadar komada kaldı.
SON SAATLER
Tümtedavilere rağmen günden güne eriyen Atatürk, 8 Kasım 1938 günüşiddetli bir rahatsızlık daha geçirdi. Saat altı buçuk gibi gelen burahatsızlıkta Atatürk'ün midesi bulanmış ve kusmaya çalışmıştı. Sürekliistifra etmeye çalışan Atatürk, bu sırada Hasan Rıza Beye (Soyak)bakarak "Saat kaç?" diye birkaç kez sormuş, Hasan Rıza Bey hersoruşunda "Saat 7 efendimiz" diyerek cevap vermişti.
Bu sıradakendisine haber verilen Neşet Ömer Bey de gelmişti. Abravaya ileAtatürk'e gereken tedavileri yapıyorlar ve bazı önlemler alıyorlardı.Neşet Ömer Bey bir ara "Dilinizi göreyim efendim." diye seslendi.Atatürk dilini yarıya kadar dışarı çıkardı. Neşet Ömer Bey "Biraz dahauzatınız efendim." diye seslenince, Atatürk, Neşet Ömer Bey'e bakarak ;
- "Vealeykümüsselam" diyerek gözlerini kapattı. Atatürk son kez komaya girmişti.
9-10Kasım gecesini rahatsız geçiren Atatürk artık derin bir uykuda gibiyatıyor ve ölümü bekliyordu. 10 Kasım 1938 günü saat 8 gibi bir aragırtlağından Hı Hı Hı sesleri çıkarmıştı.
Saat dokuzu beş geçe gözlerini son kez açarak, etrafına baktı ve hemen kapattı.
Büyük Önder Atatürk ölmüştü.
HAYATINDAKİ BAZI SONLAR
.Anlamlı son sözü, "Saat kaç" olmuştu. .Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp'e, son söz olarak "Vealeykümüsselam " dedi. .Koma içinde manası anlaşılamayan ve devamlı olarak tekrarladığı söz "aman dil...aman dil..."di. .Son aldığı gıda, 8 Kasım 1938 Salı günü, saat 18.35'de dört kaşık elma suyu oldu. .Son yemek istediği sebze, enginardı. .Son verilen ilaç, ölüm halinden kırk dakika önce, saat 8.25'de, 1/8 aubaine'di. .Hekimler ölüm raporunu imzalarken, son olarak elini öpen ve gözlerini kapayan Prof. Dr. Mim Kemal Öke idi.
ÖLÜM İLANI
Atatürk'ün ebediyete intikal edişi Türk Halkına şöyle duyuruluyordu; Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin resmi tebliğidir:
"Müdavi ve müşavir tabiplerin neşredilen SON raporu, Atatürk'ün dünyaya gözlerini kapadığını bildirmektedir.
Buacı hadise ile Türk vatanı büyük yapıcısını, Türk milleti ulu şefini,insanlık büyük evladını kaybetti. Milletimize, içimiz yanarak, butarife sığmayan ziya'dan dolayı en derin taziyelerimizi sunarız.
Kederlerimizintesellisini ancak ve ancak O'nun büyük eserine bağlılıkta ve azizvatanımızın hizmetinde ararız. Şurasını da her şeyden evvel beyanetmeliyiz ki, ölmez olan, onun büyük eseri, Cumhuriyet Türkiye'sidir.Hükümetimiz, içinde bulunduğumuz bu mühim anda, bugüne kadar olduğugibi dikkatle vazife başındadır. Müesses olan nizam ve idame hususunu,büyük Türk milletinin hükümetiyle tek vücut olarak teyit ve teminedeceğine şüphe yoktur.
Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 33.maddesi mucibince Büyük Millet Meclisi derhal yeni reisicumhuru intihapedecektir. Türkiye'nin en büyük makamına, Teşkilat-ı Esasiye Kanununagöre geçecek zatın etrafında hükümetiyle, şanlı ordusuyla ve bütünkuvvetleriyle Türk Milleti sarsılmaz bir varlık olarak toplanacak veyükselmesine devam edecektir.
Bugün ayrılığına ağladığımızbüyük şefimiz Atatürk, her vakit Türk Milletine güvendi. Eserlerini bugüvenle yaptı. İdamesi esbabını da istikmal ederek güvenle büyükmilletimize bıraktı. Ebedi Türk Milleti onun eserlerini ebediyetleyaşatacaktır. Türk gençliği onun kıymetli vediası olan TürkiyeCumhuriyetini daima koruyacak ve onun izinde yürüyecektir.
Kemal Atatürk, Türk'ün tarihinde ve gönlünde daima yaşayacaktır."
CENAZE NAMAZI
Sonvazifeler yerine getirilirken, dini şart ve örfler itina vehassasiyetle yerine getirilmiştir. Cenaze namazının bir camide kılınıpkılınmama yolunda dinen ne gerektiği konusunda, Makbule AtadanHanımefendi Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak'adanıştı, İlahiyat Fakültesi kelam ilmi ve İslam Felsefesi ordinaryüsProfesörlerinden Mehmed Şerafettin Yaltkaya'nın fikri alındı. Dinalimi, cenaze namazlarının muhakkak camilerde kılınması yolunda kesinbir kayıt olmadığını bildirmiş ve daha çok makam, kıdem ve selahiyetiolarak, bir de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görüşlerinin alınmasınıtavsiye etmiştir. Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanı MehmedRıfat Börekçi'nin fikri sorulmuştur. Milli Mücadelenin meşruiyetinedair Anadolu Uleması fetvasına, ilk imza koyan din adamı, "O'nun cenazenamazı, tertemiz hale getirdiği bütün vatanda, bu farizanın yerinegetirilebildiği her yerde kılınabilir" fetvasını vermiştir.
Atatürk'ün cenaze namazını, Diyanet İşleri Başkanlığı yapan, Ord. Prof. Mehmet Şerafettin Yaltkaya kıldırmıştır.
ETNOĞRAFYA MÜZESİ'NE DEFNİ
Cumhuriyetimizinkurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938'de sabah saat 09.05'de DolmabahçeSarayı'nda ebedi uykusuna daldı. Vefatı bütün yurdu mateme boğarken,dünyada da büyük üzüntü uyandırdı. Aziz naaşı, 19 Kasım 1938'e kadarDolmabahçe Sarayı'nda katafalkta kaldı. 19 Kasım günü naaşı top arabasıile Sarayburnu'na, oradan "Zafer" torpidosu ile "Yavuz" zırhlısınanakledildi. Bu arada, bütün dünyada bağımsızlık savaşı ve barışınsembolü olan bu büyük insanın cenaze töreni için İstanbul'a gelen Rus,Fransız, Yunan ve Romen savaş gemileri, onu 21 pare top atışı ile sonyolculuğunda selamladılar. Naaş, "Yavuz" zırhlısı ile İzmit'e, oradanda trenle 20 Kasım 1938'de Ankara'ya getirildi. TBMM'nde hazırlanankatafalkta bir gün kalan naaş, buradan alınarak 21 Kasım 1938'deEtnoğrafya Müzesi'ndeki katafalka konarak halkın daha uzun süreliziyaretine imkan sağlandı. 31 Mart 1939'da katafalktan alınan aziznaaş, bir müzede mermerden hazırlanan geçiçi kabre kondu.
|