|
||
| anal fissür makatta çatlak Anal kanalda yırtık oluşmasıdır.Genellikle ağrılı ve yanmalıdır. Dışkılama sırasında bu şikayetlerartar , kanama da meydana gelebilir. Fissür genellikle ıkıntılı , zorbir dışkılama sonrası ve kabızlık sonucunda meydana gelir. Anal kanalçok spastik olduğunda; fissür ıkınma olmaksızın meydana gelebilir. Teşhis Fissürolduğu zaman parmakla muayene genelde çok ağrılıdır. Genellikle anüsündıştan muayenesi ile yırtık görülebilir. Yırtığın miktarını belirlemekiçin anoskopi yapılabilir. Tedavi Anal Fissür Ilık tüpler (anal kanalı genişleten ısıtılmış,çapları değişik derecelerde bujiler). Gündebirkaç defa , yaklaşık 10'ar dakika yapılacak sıcak su oturma banyoları(anal büzüğün gevşetilmesi ve anal kanalın rahatlatılmasını sağlar). Gaita yumuşatıcıları (yumuşak ve şekilli gaita sağlar) Krem ve fitiller ağrıyı hafifletir. Birçokfissür birkaç haftada iyileşecektir. Fakat belirtiler devam ederseameliyat gerekebilir. Ameliyat tedavisi genellikle anal kanaldakiadelelerin bir kısmını kesmeye dayanmaktadır. Bu işlem fissürü meydanagetirecek basıncı azaltır ve iyileşmesini sağlar. Kuşkusuz en iyitedavi korunmadır. Bol lifli , kepekli diyet düzenli barsakhareketlerine neden olarak rahat dışkılamayı sağladığından en önemliyeri teşkil eder. Anal Fistül-Anal Abse Apse (iltihapla doluşişlik) , genellikle anal kanaldaki , ağızları anüs içersine açılanbezlerin ağızlarının tıkanması sonucunda meydana gelir. Oluşan apselerbir müddet sonra kendiliğinden boşalmak amacıyla , son barsakiçersindeki bir yere veya anüs çevresindekideri kısmına açılır. Buşekilde tünel açılmasına "fistül" denir. Anal fistüller hemen daimaanal apse sonucunda meydana gelir. Belirtiler Anal apse,anal kanala bitişik şişlik ve önemli ölçüde rahatsızlık meydanagetirir.Şiddetli ağrı ve ateş oluşabilir. Anal fistülde anal kanaldanfistülün dış ağzına (genellikle anüs çevresindeki deri bölümüne)dreneolan sıvı mevcuttur.Bu nedenle hafif miktarda ,zaman zaman miktarıartan akıntı(pis kokulu sarı-kahverengi renli bir akıntıdır)görülür. Tedavi Apsenintedavisi cerrahi olarak drenajdır.Apse drene olduktan sonra kişilerin%50'sinde birkaç hafta sonra (bazen birkaç ay ya da yıl sonra)fistüloluşacaktır.Fistülün tedavisi cerrahidir. Anal Kaşıntı Geceleyinveya dışkılama sırasında en sıklıkla meydana gelir.Anüs bölgesi aşırıtemizleme ve silme en sık nedendir.Anüs etrafında fazla terleme . Bazıyiyecekler ve içecekler kaşıntıya neden olabilir.Bunlar arasındaalkol,sirkeli yiyecekler,kahve,çukulata,fındık,mısır sayılabilir.Enderolarak bazı enfeksiyonlar ve deri hastalıkları kaşıntıyanedenolabilir.Kötü hijyen genllikle bir neden değildir.Buna rağmen kaşıntımeydana gelen kişilerde aşırı bir anal bölge temizliği ve silmeyeeğilim göstererek tahrişi arttırır. APANDİSİT Yaygın birhastalık olan "apandisit", karnın alt kısmında bulunan ve apandis ya daapendiks denilen kör barsağin iltihaplanmasıdır. "Apendiksvermiformis uzun ince bir boru veya solucan şeklinde ortalama 9 cmuzunluğunda kör bir barsaktır. iki ila 25 cm arasında değişen uzunluktaolabilir. Çocuklarda, yetiş*kinlerden daha uzundur. Normalde karnın sağalt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir." Vücuttaki işlevi lam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organ olarak tanımlanıyor. APANDİSİT NASIL OLUŞUR? "Apandisityüzde 90 oranda, apendiks lümeninin (yani apendiksin iç kısmının) dışkıile tıkanmasından kaynaklanıyor. Sık görülen nedenlerden biri de tenfdokularının şişmesidir. Çeşitli nedenlerle apendiksin içitıkandığı zaman, apen*diks lümeninde sıvı birikir, mikroplar çoğalmayabaşlar ve iç basınç artar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlarve giderek apendiks dokusunun kanlanması ve beslenmesi bozulur. Dahasonra nekroz (çürüme) ve patlama oluşur." Türkiye Hastanesiuz*manları, iltihaplanmayı durdurmanın mümkün olmadığını belirterek"apandisit önlenemez; önlemek için herhangi bir metod veya ilaçbulunmuyor" diyorlar. GÖRÜLME SIKLIĞI Eldekiverllere göre, apandisit her yasta görülmekte birlikte, en sık olarakgenç erişkinlerde, 20-30 yaş grubunda ortaya çıkıyor. 60 yaşındanbüyüklerde yüzde 5-10 dolayında görülüyor, Çocuklarda en sık 6-10 yasgrubunda görülen apandisjtin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı yüzde2 dolayında kalıyor. Görülme sıklığı bakrmından cinsîyete göreilginç tablo gözleniyor, Ergenlik çağından Önce, kız ve erkeklerdeapandisit oranı eşit olduğu görülüyor, 15-25 yas grubunda, erkeklerdeapandisite 2 kat fazla rastlanıyor. 25 yaşından sonraki dönemde orantekrar eşitleniyor. BELİRTİLER VE TANI Prof Dr.Hasan Taşçı ile Opr. Dr. Cavit Hamzaoğlu, apandisitin belirtileri vetanısıyla ilgili olarak şunları söylüyorlar. "Karın ağrısı, iştahsızlıkve kusma temel belirtilerdir. Bunların bir araya gelmesi tanıyıkolaylaştırır. Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir.Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Künt bir ağrıdır,azalma ve çoğalma gösterebilir, ama, hiçbir zaman tamamen yok olmaz.Genellikle 4-6 saat sürer (1-12 saat arasında değişebilir.) Daha sonraağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ağrı sağ altkadranda başlar ve orada kalır Apendiksin değişik yerleşimlerine göreağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta veya mesane üstü ve makattahissedilebilir. iştahsızlık, hastaların yüzde 90-95 inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bulgudur. Bulantıve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75'inde bulantıgörülür. Genellikle hasta bir şey yerse Kusar, midesi boşsa kusmaz. Bubelirtilerin yanında, hastanın, kabızlık, ishal ve gaz çıkaramama gibişikayetleri de olabilir. Ancak, bunlar tanı değeri taşımazlar." Mauyenebulguları, apendiksin, vücutta yerleştiği yere göre değişebiliyor.Patlama olup olmaması da bulguları etkiliyor. Vücut ısısı bazıkişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 37.5-38 dereceyeçıkıyor. Hastanın, fazla hareket etmekten kaçınması ve öksürme zıplamagibi hallerde ağrılarının artması tanı bakımından önem taşıyor. Prof.Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisitle ilgili önemli bir noktaya işaretederek; apandisit belirtilerinin, birçok hastalığın belirtilerinebenzediğini belirtiyorlar. Bu nedenle bulguların değerlendirilmesiaçısından hekimin deneyimi büyük önem taşıyor. Prof. Taşçı veOpr. Hamzaoğlu'nun verdikleri bilgilere göre; karın içi lenf bezleriiltihabı, mide ve bağırsak iltihabı, kadın hastalıkları, dış gebelik,mide ve onikiparmak bağırsağının delinmesi, idrar yolları iltihabı vetaşları, safra kesesi iltihabı, pankreas İltihabı ve bağırsakdamarlarının tıkanması gibi rahatsızlıklarla apandisit aynı bulgularıverebiliyorlar. KESİN TEDAVİ Özellikle gençlikdöneminde ortaya çıkan bu yaygın rahatsızlığın ilaçla tedavi imkanıbulunmuyor. Ancak, apandisit, tedavisi kolay hastalıklar arasında yeralıyor. Türkiye Hastanesi hekimleri. kesin tedavinin ameliyat olduğunubelirterek, "hasta, laparoskopik (kapalı) veya açık appendektomiyöntemiyle ameliyat edilip, apandisit alınmalıdır" diyorlar. Prof.Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisit ameliyatlarıyla ilgili şu bilgileriveriyorlar: "Apandisit tanısı konan veya apandisit olabileceğidüşünülen hastaların ağızdan beslenmemeleri, ağrı giderici almamalarıgerekir. Apandisit, 4 grupta toplanır. Üç gruptaki vakalar; akutapandisit, perfore (patlamış) apandisit, patlamış ve apse yapmışapandisit, kesin olarak ameliyatla tedavi edilmelidir. Dördüncü grupplastrone apandisittir. Bazen karın içinde omentum adı verilen bir yağperdesi, apendiksi sarar ve iltihabın karın içine yayılmasını önler.Buna plastrone apandisit denir. Bu durumda hasta hastaneye yatırılır vegözlem altına alınarak, antibiyotik tedavisine başlanır. Eğerşikayetler gerilerse hasta taburcu edilir ve 6-8 hafta sonra tekrardeğerlendirip ve ameliyata alınır.” ÖLÜME NEDEN OLABİLİR Günümüzdeapandisit ameliyatları en basit ope*rasyonlardan biri sayılıyor. Ancaktedavisi bu derece kolay olmasına rağmen, ihmal edilmesi halinde.apandisit, tehlikeli bir hastalık oluveriyor. Zamanında ameliyatedilmediği zaman İltihaplı apendiksin patlaması ölüme yol açabiliyor. Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85, yaşlılarda yüzde 60-90 arasında patlama ihtimali bulunuyor. Prof.Taşçı ile Opr. Hamzaoğlu, özellikle yaşlılar ve çocuklar açsındanapandisitin büyük risk oluşturduğuna dikkat çekiyorlar ve "Yaşlı veçocuklarda bulgular az olduğundan teşhis konulduğunda patlama olayıgerçekleşmiştir. Bu nedenle ölüm riski çok fazladır. Genç erişkinlerde apandisitte ölüm oranı yüzde 0.1 in altındayken yaşlılarda bu oran yüzde 50 civarındadır" diyorlar. Zamanında doktora başvurulduğunda basit; ama, geç kalındığında ölümcül bir hastalık sorunu. DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR · Karın ağrısı olduğu zaman kesinlikle kendi başınıza ağrı kesici almayın, mutlaka bir doktara başvurun. ·Bazen apandisitte doktorlarda yanılabilir ve yanlışlıkla midetedavisine başlanır. Eğer ağrınız geçmiyorsa tekrar doktoragitmelisiniz. · Normal bir apandisit ameliyatı eğer erken teşhiskonulursa yaklaşık 15-30 dakika sürmekte ve hasta 1 gün hastanede yatıpçıkmaktadır. · Eğer apandisit patlamış ise, ameliyatla apandisitalınır, batın yıkanır ve karın içine 1 adet dren (hortum) konulur vehasta yaklaşık 2-3 gün hastanede kalır. · Erken teşhis ve doğru tedavi hayat kurtarıcıdır. ·Günümüzde yüzde 100 apandisit tanısını koyduracak tetkik, laboratuvarve görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle hastanın şikayetleri, muayenebulguları ve kan tetkikleri bir arada değerlendirilip teşhis konulur.Şüpheli vakalar ağrı kesici verilmeden takip edilir. BARSAK TIKANMASI :İLEUS: ERİŞKİNDE Bağırsaktıkanması ince bağırsağın veya kolonun tamamen veya kısmentıkanmasıdır. Bu tıkanma hazım maddelerinin bağırsak boyunca yaptığıyolculuğu tamamlamasını önler. Eğer ince bağırsaklarınızda bir tıkanmavarsa, karnınızın ortasında kramp gibi ağrılar ve takrar tekrar gelenkusma isteği duyarsınız. Tıkanma nerede olmuş olursa olsun hazımlailgili maddeler ilerleyemez. Eğer kolonunuzun alt kısmı tıkalıysa gazbile çıkaramazsınız. Bağırsakların kısmen tıkanması bağırsakları birsıvı çıkarmaya itebilir bu da ishal ile neticelenebilir. Tıkanmanın biryanı da karın şişmesidir. Karın şiştikçe gerilir. sertleşir. Bağırsakgazının ve sıvısının tıkanan kısımda sıkışıp kalması şişmeye nedenolur. Birçok şey tıkanmaya sebep olabilir. En yaygın tıkanma nedeniince bağırsakta evvelce yapılmış ameliyattan kalma iltisak(komplikasyon) olmasıdır. Fıtıklar ve volvulus (düğümlenmiş veyabükülmüş bağırsak) da ince bağırsakta tıkanma yapan yaygın sebeplerdir. Belirtiler - Karın şişmesi, - Karın bölgesinin ortasında spazm halinde ağrı veya kramplar, - Kusma, - Dışkı veya bağırsak gazı çıkaramamak. Kolondabir kanser ve diğer bozukluklar tıkanma yapabilir. Bazen tıkanmamekanik değildir ve bağırsakların hazım maddelerini ileri doğru hareketettirememesinden doğan Buna (adinamik ileus) tembel ince bağırsak denirve bazen hazım yaralanmalarından veya ameliyatlarından sonra ortayaçıkar. Eğer tıkanma bağırsağa kan gelmesini önlerse bu dokuölmeye başlar. Bu bir kangren veya bağırsak delinmesi olasılığınıartırır. Bunların her ikisi de hayatı tehlikeye atan durumlardır. Tedavi Eğerdoktorunuz bir bağırsak tıkanmasından şüphe ederse, burnunuzdankarnınıza veya ince bağırsağın başlangıç bölümüne uzanan bir tüpkoyabilir, özel bir cihazla emmek suret4uie bağırsak salgılan ve havayoluyla dışarı çıkarılır. Buna (nasogastik suction) burun yoluyla emmedenilir. Bu teknik genelde karındaki gerginliği rahatlatır. Kaybedilensıvı damar yoluyla telafi edilmelidir. Bazen gerginlik ortadan kalkıncatıkanma nedeni de beraberinde yok olur. Eğer tıkanma nasogastik emmeyoluyla geçmezse ameliyat gerekir. Çalışmayan bağırsak (adinamik ileus)yakasında buna neden olan asıl hastalığın tedavisi genelde tıkanmayı dageçirir. barsak tıkanması bağırsak düğümlenmesi ileus Alternatif isimler Paralitik ileus , intestinal volvulus , barsak obstrüksiyonu , ileus Tanım Barsak içeriğinin ilerlemesinin durması , geri tepmesi veya bozulmasıdır. Tam veya kısmen tıkanma olabilir ; karın ağrısı , bulantı-kusma ve gaz-dışkı çıkışının durması ile karakterizedir. Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri Barsaktıkanması mekanik veya mekanik olmayan ( dinamik ) sebeplerdenkaynaklanabilir. Çocuklarda ve infantlarda ( bebeklerde ) tıkanmanınmajör sebeplerinden biri paralitik ileus’tur. Paralitik ileusunnedenleri : periton içi enfeksiyon mezenterik iskemi ( karındaki destekyapılara kan akımının azalması ) karında kan akımının kesilmesi ,hasara uğraması böbrek ve göğüs hastalıkları karın içi ameliyatlardansonra metabolik bozukluklar ( potasyum düzeyindeki azalma gibi ) Bebeklerdemide-barsak iltihabı , elektrolit dengesizliği ve zatürre ; daha büyükçocuklarda periton iltihabı , patlamış apandiks ve üremi paralitikileus sebebi olabilir. Paralitik ileus karın gerginliği , barsakseslerinin yokluğu (karın dinlendiğinde ses işitilmez) ve çok hafifağrı ( mekanik tıkanmayla karşılaştırıldığında ) ile ortaya çıkabilir. Paralitik ileus insidansı , mekanik tıkanmayla karşılaştırıldığında yüksektir. Ancak mekanik tıkanma kadar önemli değildir. Mekanik tıkanma barsak içeriğinin ileriye doğru hareketinin engellenmesiyle ortaya çıkar. Mekaniktıkanmanın sebepleri : fıtıklar ameliyat sonrası yapışıklıklar veyaskar ( yara izi ) dokusu sertleşmiş dışkı , safra taşları tümörgranülomatöz proçesler ( anormal doku gelişimi ) intususepsiyon ( =invaginasyon = ince veya kalın barsağının bir segmentinin teleskop gibisonraki segmentin içine girmesi ) volvulus ( bükülmüş barsak ) Tıkanmayla barsak kan akımı kesilirse , enfeksiyon ve gangren oluşumuyla doku ölebilir. Barsak tıkanması 2000 kişinin 2 sinde görülür. Riskfaktörleri : geçirilmiş karın içi ameliyatları fıtıklar safra taşlarıenflamatuar barsak hastalığı ( crohn hastalığı gibi ) yutulmuş yabancıcisimler kronik kabızlık kalın barsağın divertiküler hastalığı Korunma Korunma , sebeplere yöneliktir. Tıkanmayla ilişkili durumların tedavisi ( tümörler ve fıtıklar gibi ) riski azaltabilir. Bazıları önlenemez. Belirtilerkarın şişkinliği , gaz karın ağrısı ve krampları kusma ( kanlı kusma )karın gerginliği kabızlık ishal gaz , dışkı çıkaramama barsakseslerinin artması Tanı/Teşhis mekanik tıkanmanın başlangıcındastetoskopla karnın dinlenmesinde artmış barsak sesleri duyulur. Tıkanmauzun bir süre devam ederse veya barsak önemli derecede hasara uğrarsabarsak sesleri giderek azalır ve kaybolur. paralitik ileus’ta barsaksesleri azalmış veya yoktur. baryum enema karın filmi üst sindirimsistemi ve ince barsak serileri ( grafileri ) serum elektrolitleriserum sodyumu tam kan tahlili sigmoidoskopi idrar amilazı serum amilazıkarın bilgisayarlı tomografisi enteroclysis ( burun veya ağız yoluylamideden barsağa geçen tüp içine kontrast maddenin verilmesiyle incebarsakların görüntülenmesi yöntemi ) Tedavi Hastanede gerçekleştirilir. Nazogastrik tüple dekompresyon Nazogastriktüple dekompresyon belirtileri geçirmezse veya barsak strangule olursaveya gangren şüphesi varsa tıkanmanın cerrahi tedavisi faydalı olabilir. Prognoz/Hastalığın gidişi tıkanmanın sebebine bağlı olarak sonuçlar değişir. genelde prognoz çok iyidir. Komplikasyonlar/Riskler enfeksiyon barsağın gangren olması Doktorunuza başvurun gaz , dışkı çıkaramamakla gelişen devam eden karın gerginliği varsa veya yeni belirtiler gelişirse.. BASI: DEKÜBİTUS ÜLSERLERİ Dekübitusülserleri (DÜ) yaşlı, spinal kord travması geçirmiş, nörolojiksorunları olan, hemiplejik veya paraplejik hastalarda önemli birmorbidite ve mortalite nedenidir. Ciddi DÜ'li hastalarda ortalama hospitalizasyon süresi 8 ay, yüzeyel ülseri olanlarda ise 6 ay olarak bildirilmektedir. DÜ'lihastaların yataklı sağlık kurumlarında bu uzun süreli bakım vetedavileri nedeniyle sağlık hizmetleri giderleri çok fazla olmakta,dolayısıyla önemli bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir.4 DÜ(yatak yaraları, basınç ülserleri) uzun süreli yatma veya oturmapozisyonunda yumuşak dokuda bir bölgeye sürekli basınç sonucu oluşanlokalize hücre nekrozu alanlarıdır. Yatak veya sandalye gibi bir dışgüç ile kemik çıkıntı arasında basınca uğrayan yumuşak dokuda ortayaçıkar.5 Epidemiyoloji Acil bakım ünitesi olan hastanelerde DÜprevelansı %3-11, yatalak ve tekerlekli sandalyeye bağımlı hastalarda%28 olarak bildirilmektedir.1 Uzun süreli yataklı tedavi sağlayanhastanelerde bu oran %45'e kadar çıkmaktadır.6 Spinal kord travmasıolanlarda ise DÜ prevelansı daha yüksektir.4 Epidemiyolojik çalışmalaragöre yaşlı, nörolojik bozukluğu ve kalça kırığı olanlar DÜ gelişmeriski yüksek hastalardır, çoğu 70 yaş üzerindedir ve ülserler en sıksakrum, iskial tuberositeler, büyük trokanterler, malleoller vetopuklar olmak üzere genellikle hospitalizasyonun ilk birkaç haftasındaortaya çıkmaktadır. Bu hasta grubunda mortalite riski de yüksek olarakbulunmuştur. DÜ gelişiminden sorumlu faktörler; duyu veya mobilitebozukluğu olanlarda deri bakımına yeterli özenin gösterilmemesi; uzunsüreli immobilizasyon; uygun olmayan yatak, yastık ve tekerleklisandalye kullanımı; aşırı terleme veya inkontinans; sıkı giysilerinkullanılması ve DÜ tedavi edildikten sonra da bu olumsuz faktörleredikkat edilmemesidir. Sınıflama DÜ'lerin sınıflamasında bugün en geçerli evrelendirme sistemi; Evre 1: Kemik çıkıntı üzerindeki deride eritem ve endurasyon (ülser başlangıcı) Evre 2: Dermisi içine alan yüzeyel ülserasyon; klinik olarak abrazyon, bül veya yüzeyel krater görülür. Evre 3: Subkütan dokuyu içine alan ülserasyon; klinik olarak derin bir krater görülür. Evre 4: Kas, kemik ve destek dokularda destrüksiyon ile giden derin ülserasyon. Evre 5: Eklem veya vücut boşluklarına (rektum, barsak, vajina, mesane gibi) uzanan geniş ve derin ülser.5,8 Bu evrelendirme, özellikle uygun tedavi yaklaşımını planlarken önem kazanmaktadır. Tedavi A. Korunma Korunmaamacıyla ilk girişim noktasal basınçların önlenmesidir. Hastanındüzenli olarak 30° derece açıyla döndürülmesi ve basıncı azaltmak içinyumuşak yastıkların kullanılması uygundur. Standart yataklar yerinehavalı yatakların veya su yataklarının kullanılması DÜ gelişme riskinibelirgin olarak azaltır. Sürtünme ve yırtma güçleri de önlenmeli, bugüçleri minimuma indirecek özel kaldırma ve çevirme tekniklerikullanılmalıdır. DÜ gelişiminde rolü olan sistemik faktörlerin ortadankaldırılması, gaita ve idrar inkontinansının düzeltilmesi veya günlükdüzenli mesane ve barsak programları, enfeksiyonla mücadelekon-servatif tedavi yaklaşımlarıdır. B. Topikal tedavi Evre l ve2 DÜ'lerinde veya cerrahi tedaviden önce lokal yara bakımıuygulanmalıdır. Ciddi bir topikal tedavi ile yara kontraksiyonuhızlanır, enfeksiyon riski azalır ve nekrotik debris temizlenir. Evre lülserler genellikle koruyucu yaklaşımlarla ve basit topikal tedavi iledüzeltilebilir. Evre 2 ülserlerde benzer şekilde genel yaklaşımlarınyamsıra yara kontraksiyonu ve epitelizasyonu hızlandıracak agresiftopikal tedavi gerekir. Topikal tedavide kullanılan ajanlar enzimler,antibiyotikler, eser elementler, tannik asit, bal, şeker vepovidoneiodine içeren çeşitli karışımlardır. Ancak bu tedavilerdenherhangi birinin serum fizyolojik ile yapılan ıslak pansumanlara (wetto dry) üstünlüğü gösterilmemiştir. 6-8 saatte bir değiştirilen ıslakpansumanlar hem sekonder iyileşmeyi hızlandırır hem de yeterli mekanikdebritmanı sağlar. Enfekte yaralarda gazlı bezin germisidal bir ajanlauygulanması önerilir. Diğer tedaviler irrigasyon uygulaması ve ülsertedavisinde kullanılan çeşitli örtülerdir. Lokal tedavide kullanılandiğer yöntemler elektrik stimülasyonu ve büyüme faktörlerininuygulanmasıdır. Elektrik akımı ile yara iyileşmesi muhtemelen elektrikakımının antibakte-riyel etkisine ve kasda protein sentezi ve DNAreplikasyonunun stimülasyonuna bağlıdır.Trombosit kaynaklı büyümefaktörlerinin (Platelet derived growth factors) uygulanması daanjiogenezis, fibroblast proliferasyonu ve kollajen sentezini uyararakiyileşmeyi hızlandırmakta, skar oluşumu da minimuma inmektedir. C. Cerrahi tedavi Genelolarak evre 3, 4 ve 5 ülserler cerrahi tedavi gerektirir. Cerrahitedaviden önce yara temizliği ve nekrotik dokunun debridmanı, çok derinülserlerde osteoktomi tedavide ilk basamaktır.5,8 Yara kültürü veosteomiyelit yönünden alttaki kemik dokunun kültürü yapılmalı,enfeksiyon tesbit edildiğinde sistemik antibiyotik tedavisibaşlanmalıdır. Genellikle yumuşak doku enfeksiyonları 2 haftalıkantibiyotik tedavisi ile düzelirken, osteomiyelit tesbit edildiğinde 6haftalık antibiyotik tedavisi gerekir. DÜ'lerinde cerrahi tedavinin başarısı ülser zemininin temizliğine bağlıdır. Cerrahitedaviden önce hasta mutlaka psikolojik ve sosyal olarak hazırlanmalı,postope-ratif dönemde ve daha sonra DÜ bakımı konusundabilgilendirilmelidir.8 Cerrahi tedaviden sonra hastalar uzunca bir sürerahatsız bir pozisyonda iyileşme dönemi geçirmek zorunda-dır. Bunedenle preoperatif dönemde 4 gün sıklıkla prone pozisyonda tutularakhastaya deneme yapılır. Bu süre içinde 8 saatte bir basınç altındakalan bölgeler açısından hasta incelenmeli, skrotal ödemi azaltmak içinskrotal destek konmalı, basıncın eşit dağılması için köpük şilteler vehavalı yataklar kullanılmalıdır. Solunum fonksiyon testleri ve kangazlarına bakılarak hastanın prone pozisyonu tolere edebileceğikesinleştirilmelidir. Hastada spas-tisite varsa cerrahi tedaviden öncemutlaka kontrol altına alınmalıdır. KAYNAK: Dekübitus Ülserleri: Cerrahi Tedavi Yaklaşımları Doç. Dr. Yasemin ORAM İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı CROHN HASTALIĞI 1. Crohn Hastalığı Nedir? Crohnhastalığı sindirim sistemini oluşturan yemek borusu, mide, ince vekalın barsaklardaki bir veya birkaç bölümü tutabilen, tutulan bölümdekalınlaşma, ülserler oluşturan bir hastalıktır. Barsaktaki kalınlaşmabu bölgelerde darlıkların oluşmasına yol açabilir. Hastalıklı bölgelerbirkaç santimetre uzunlukta olabileceği gibi bir metreyi aşan uzunluktada olabilir. Hastalık en çok "ileum" denilen ince barsakların sonkısmını tutmaktadır. Kalın barsak ve anüs bölgesi de sıklıklatutulabilmektedir. Anüs bölgesinde "fissür" denilen çatlaklar ve"fistül" olarak isimlendirilen iltihapın aktığı delikler bulunabilir. 2. Crohn Hastalığının Belirtileri Nelerdir? Crohnhastalığı tutulan bölgeye göre değişik bulgulara yol açabilir. En sıkolarak karın ağrısı ve ishal olur. Barsakta ciddi derecede daralmanınoluştuğu hastalarda karında şişkinlik, ağrı, kusma, kabızlıkgörülebilir. Kalın barsağın tutulduğu hastalarda dışkı ile kan gelmeside görülebilir. Crohn hastalığının aktif döneminde, hastalar yorgunluk,halsizlik hisseder ve ateşleri olabilir. Anüs çevresinde çatlak,iltihaplı akıntı yapan fistüller, apseler hastalığın diğer bulgusudur. [Başa Dön] 3. Crohn Hastalığı Diğer Sistem ve Organları Etkiler mi? Crohnhastalırının bir kısmında gözler, cilt, ağız ve eklemlerle ilişkiliyakınmalar, bulgular olabilir. Gözün dış tabakasının iltihaplanması(episklerit) veya göz merceğini kaplayan tabakada iltihaplanma (iritis)gözle ilgili başlıca rahatsızlıklardır. Ciltte en sık görülen problem,özellikle diz altlarındaki bölgelerde ağrılı kırmızı şişliklerdir(Eritema nodosum). Daha nadiren ayak bileği yakınında ülserleroluşabilir (Pyoderma). Ağızda sıklıkla normal kişilerde de görülebilenbeyaz renkli küçük yaralar (aft) görülebilir. Eklemlerde, en sık olarakda dizlerde ağrılı şişmeler Crohn hastalığının aktif dönemlerine eşlikedebilir. Bazen şişlik olmadan da eklem ağrılarından yakınılabilir.Kalça ve omurga eklemlerinde hastalık aktif dönemde olmasa bile ağrılarolabilir. 4. Crohn Hastalığı Hastanın Çocuğuna Geçer mi? Diğerbazı hastalıklarda olduğu kadar ailesel geçiş yoktur. Ancak Crohn’luhastanın birinci derece yakınlarında Crohn hastalığı veya benzer birhastalık olan ülseratif kolit açısından azda olsa risk artışı sözkonusudur. Bu risk çok az olduğundan çocuk sahibi olmanız açısındanengel oluşturmaz. 5. Crohn Hastalığının Nedenleri Nedir? Çoksayıda ve yoğun araştırmalara karşın Crohn hastalığının nedeni halenbilinmemektedir. Bulaşıcı hastalık değildir, hastalıklı kişiden sağlamkişiye geçmemektedir. Ancak virüs veya bakteri türü bir infeksiyözajanın, kişinin savunma mekanizmalarındaki yatkınlık durumlarına bağlıolarak hastalık oluşumunda rol oynadığı düşünülmektedir. 6. Crohn Hastalığı stress veya üzüntüden etkilenir mi? Crohnhastalığının oluşumuna veya aktivasyonlarına sıkıntı, üzüntünün nedenolduğunu gösterecek bulgu yoktur. Doğal olarak sıkıntılı, depresif birkişinin hastalığın bulguları ile başa çıkabilmesi daha zor olacaktır.Hastalığın yarattığı düşkünlük hali, sık sık tuvalete gitmegereksinimi, karın ağrıları kişinin kendini daha sıkıntılı, dayanıksızhissetmesine ve yakınları, çevresi ile ilişkilerinin olumsuzluğuna yolaçabilir. Stress ve üzüntü hastalığın nedeni değil, sonucu gibigörünmektedir. 7. Diyetin Crohn hastalığı tedavisinde yeri var mıdır? Diyetinve gıdaların korunmasında kullanılan katkı maddelerinin Crohnhastalığının nedeni olarak gösterilmiş bir etkisi yoktur. Crohnhastalığı olan kişilerin rafine şeker ve tahılı daha fazla tükettiklerisaptanmıştır. Ancak Crohn hastalığı geliştikten sonra bu gıdalarındiyetten çıkarılmasının tedaviye katkısı olmamaktadır. Aktif ve ağırhastalığı olan kişilerde "elementer diyet" olarak isimlendirilen sıvışeklinde diyet genellikle hastane koşulları içinde bir süreuygulanabilir. Diyetde bazı gıdalar rahatsızlık oluşturabilmektedir.Rahatsızlık gösteren gıdanın türü kişiden kişiye değişebilmektedir, bunedenle herkes için geçerli olan genel bir diyet yoktur. Hastanınrahatsızlık yaratan gıdalardan kaçınması uygun olur. İshal yakınmasışiddetli olan ve barsakların bir kısmının cerrahi olarak çıkarıldığıhastalarda diyetde yağ miktarının kısıtlanması ishalin azalmasınısağlayabilir. 8. Fizik aktivite veya iş hayatı hastalığı kötü etkiler mi? Hayır,fizik aktivite ve iş hayatı hastalığı kötü yönde etkilemez. Hastalığınalevlenme dönemlerinde hastaneye yatırma veya bir süre yatak istirahatigerekebilir. Bu dönemler dışında hasta sporda dahil olmak üzere normalfizik aktivitesini ve iş hayatını sürdürme yönündecesaretlendirilmelidir. 9. Crohn Hastalığı barsak kanseri midir veya barsakta kanser gelişmesine yol açar mı? Crohnhastalığı barsak kanseri değildir. Düşük bir oranda ince veya kalınbarsakta kanser gelişme riski olabilir. Kontrollerinizde doktorunuz buriski gözönüne alarak gerektiğinde ek araştırmalar yapabilir. 10. Crohn Hastalığı nasıl teşhis edilir? Sıklıklahaftalar-aylar süren karın ağrısı, ishal, kilo kaybı yakınmaları olangenç hastada Crohn hastalığından şüphelenilir. Basit kan tetkiklerikansızlık ve iltihaplanmanın bazı bulgularını gösterebilir. Daha ileritetkikler ağız yoluyla verilen ilacı (Baryum) takiben mide, ince barsakfilmlerinin çekilmesi ya da anüsten aynı ilacın verilerek kalın barsakfilmlerinin çekilmesidir. Tanı açısından en önemli tetkiklerden birikolonoskop denilen bükülebilir cihazlarla kalın barsağın ve bazıdurumlarda ince barsağın son bölümünün içeriden görülerekincelenmesidir. Bu inceleme sırasında tanıda önemli olabilecekbiyopsiler alınarak patolojik inceleme için gönderilebilir. 11. Crohn Hastalığı tedavisinde hangi ilaçlar kullanılır? İshalinşiddetini azaltmak için, doktor uygun gördüğü taktirde diphenoxylate(Lomotil) veya Loperamide (lopermid) gibi ilaçlar kullanılabilir. Ancakbu ilaçların hastalığa bir etkisi yoktur. Sulphasalazine (Salozopyrin)kalın barsağı tutmuş olan Crohn hastalarında, Mesalamine (Salofalk)ince barsağı tutan Crohn hastalığında yararlıdır. Salozopyrin alan bazıhastalarda bulantı, ciltte döküntü gibi yan etkiler görülebilir.Salofalk ile yan etkiler azdır. Hastalığın aktif dönemindekortikosteroid ilaçlar (Deltakortril, Ultralan vb.) iltihaplanmanınazalmasını sağlayarak karın ağrısının, ateşin, ishalin azalmasını,iştahın artmasını sağlarlar. Kortikosteroidler çok etkili olmaklabirlikte yüksek dozlarda ve uzun süreli kullanıldığında yüzde şişme,kan basıncında artış, kan şekerinde yükselme, kemiklerde kalsiyum kaybıgibi istenmeyen yan etkilere yol açmaktadır. Bu nedenle ilacın olumluetkisi sağlandıktan sonra ilaç dozu haftalar/aylar içinde kademeliolarak azaltılır veya tamamen kesilir. Bazı hastalarda düşük dozdadevamlı kortizon kullanımı gerekebilir. Bağışıklık sisteminietkileyen Azathioprine (Imuran) gibi ilaçlar uzun dönemde hastalığınaktifleşmesini engellemek için kullanılmaktadır. Azathioprine kemikiliğinde kan hücrelerinin yapımını engellediğinden kan sayımınındüzenli izlenmesi gerekir (Crohn hastalığında düşük dozda azathioprinekullanıldığı için kan hücrelerine etkisi azdır). Bulantı, kırgınlık,deri döküntüleri çok az sayıda hastada olabilir. AntibiyotiklerinCrohn hastalığındaki rolü belirgin değildir. Apse, anüs çevresindeiltihaplanma gibi durumlarda antibiyotikler gerekebilir. Demir, folik asit veya vitamin B12 gibi mineral ve vitamin desteğine kansızlığı olan hastalarda gereksinim olabilir. 12. Crohn Hastalığı tamamen iyileşir mi? Malesef,günümüzdeki ne tıbbi ne de cerrahi tedavilerin Crohn hastalığınıtamamen ve kalıcı olarak iyileştirdiğini söylemek olası değildir. Ancakbu günümüzde uygulanan tedavilerin başarısız olduğu anlamına da gelmez,tedavi ile hastalığın uzun süreli yatıştırılması, atakların önlenmesi,yakınmaların düzelmesi sağlanabilmektedir. 13. Crohn Hastalığında ameliyat hangi hallerde yapılır? Anüsçevresindeki apse, fistül gibi rahatsızlıklarda, bu bölgeye yöneliklokal bazı girişimler yapılabilir. Bazı hastalarda iltihabi barsakbölümünün çıkarılıp, açıkta kalan barsak uçlarının uçucabirleştirilmesi gibi daha büyük operasyonlarda gerekibilir. Crohnhastalığı barsakta atlayan bölümler şeklinde birkaç alanı tutmaktadır.Bu nedenle hastalıklı alanın tamamen çıkartılması, barsakların önemlibir kısmının kaybedilmesine ve buna bağlı sorunların oluşmasına yolaçar. Yaygın hastalığı olmayan, sınırlı barsak çıkartılması uygulananhastalarda bile bu şekilde kalıcı iyilik sağlanamayabilir. Ameliyatgeçiren Crohn hastalarının yarıya yakın bir kısmında ameliyat yapılanbölümde ya da daha önce sağlam olan barsak bölümünde hastalığıntekrarlaması söz konusudur. Bu nedenle tekrarlayan operasyonlargerekebilir. Ameliyatın kalıcı bir çözüm getirmemesi ve barsakbölümlerinin her ameliyatta daha da kısalacağını gözönünde tutarak,Crohn hastalığında cerrahi tedavi ancak çok gerekli durumlardayapılmalıdır. Barsaktaki darlık nedeniyle operasyon kaçınılmazolduğunda barsak bölümünün çıkartılmadan, sadece darlığıngenişletilmesine yönelik sınırlı operasyonlar tercih edilmektedir. 14. Crohn Hastalığı gebe kalmaya engel midir, gebeliği engeller mi? Crohnhastası kadınlarda normale göre gebe kalma olasılığı az da olsadüşüktür. Bunun nedeni yumurtlama dönemlerindeki düzensizlikler,hastalıklı barsak bölümünün komşu olduğu yumurtalık tüplerinietkilemesi olabilir. Hastalığın aktif olduğu dönemde gebeliktenkaçı-nılmalıdır. İshal şiddetli olmadığı sürece gebeliği önleyiciilaçlar güvenle kullanılabilir. Hastalık hafif aktif veya sessizdöneminde ise gebe kalmak için engel bir durum bulunmamaktadır.Kullanılmakta olan ilaçların çoğu gebelik döneminde de kullanılabilir.Her ne kadar şu ana kadar önemli bir olumsuz etki belirlenmediyse deAzothioprin (Imuran) kullanımından kaçınılmalıdır. Gebelik esnasındagenellikle aktivasyon görülmemekte, hatta yakınmalarda azalmaolabilmektedir. Crohn hastalığı bebek açısından özel bir riskoluşturmaz. Annenin gıda ve özellikle demir alımının yeterli olmasınadikkat edilmelidir. 15. Crohn Hastalığı konusunda yeni gelişmeler, araştırmalar sürmekte mi? Evet.Crohn hastalığı ve benzer bir hastalık olan ülseratif kolitinnedenleri, tedavisi konusunda sürekli olarak çok sayıda araştırmayapılmaktadır. Bilmecenin parçaları küçük küçük tamamlanmakta,gelecekte daha etkin tedavilerin yapılabilmesi ve sonuçta buhastalıkların tamamen iyileştirilmesi olası görünmektedir. DAĞ HASTALIĞI Akut Dağ Hastalığı ( ADH ) ( Acute Mountain Sickness-AMS ) 2500metrenin üzerinde, kişinin hipoksik-hipobarik (az oksijenli düşük havabasınçlı) ortama yeterli toleransı gösterememesi sonucu ortaya çıkanbelirtiler bütünüdür. 1850-2750 metre arasında görülme sıklığı % 20,3000 metre üzerinde % 40 civarındadır. Herkes bu hastalığayakalanabilir. Daha önce karşılaşmamış olmanız bir sonraki çıkıştaolmayacağınız anlamına gelmez. ADH, çıkış hızına, ulaşılan yüksekliğe,uyunulan yüksekliğe ve kişisel adaptasyon yeteneğine bağlı olarakortaya çıkar. ADH olduğunuzu nasıl anlayacaksınız ?… Genellikleaklimatize olmadan, hızlı ve aşırı eforlu çıkışlar sonrası, genellikle2500 metrenin üzerinde ortaya çıkar. Mutlaka baş ağrısının olmasıgerekir. Buna ek olarak da bulantı-kusma, yorgunluk-kuvvetsizlik, başdönmesi-boşluk hissi, uyuma güçlüğü gibi belirtilerden en az birisidaha varsa buna Akut Dağ Hastalığı denir. Ciddi ADH durumunda günlükaktiviteler sırasında hatta dinlenme periyodunda bile nefes nefesesoluma (kısa ve yüzeyel soluma-dispne) ve dengesizlik de görülebilir.Ancak unutmayın, her baş ağrısı ADH demek değildir. Yetersiz sıvıya(dehidratasyon) bağlı olarak da baş ağrısı olabilir. Bunu ayırt etmekiçin hemen 1 lt sıvı ve bir ağrı kesici alınır. Kısa zamanda ağrıgeçerse (½-1 saat) ADH değildir. ADH, genellikle çıkışı takiben 6-10saat sonra başlar (1 saatte de, 24-48 saat sonra da daha az sıklıklaolmak kaydıyla başlayabilir). Kendi kendini sınırlayan-durduran birhastalıktır. Yani dikkatli bir tedavi-program ile 2-3 gün içindedüzelir (kişi aklimatize olunca). ADH tanısı konduktan sonra ne yapılmalıdır ? 1-Dahafazla yükseğe çıkmayın. En önemli uyulacak kural budur (altın kural).Hele belirtiler sürerken asla tırmanmayın. Çünkü ADH, YİBÖ nin dahahafif formudur. Bu şekilde devam ettiğiniz taktirde belirtiler giderekkötüleşecektir. Bu da beyin ödeminin oluşması ve yaşamınızın tehlikeyegirmesi anlamına gelir. 2-Aynı yükseklikte dinlenin. Bol sıvı alın.Baş ağrısı için ağrı kesiciler (Vermidon, Novaljin, Parasetamol vb),bulantı-kusma için ilaçlar (Metpamid tb, Emedur tb vb günde 3-4 kez.Ayrıca ampul formları da vardır) alın. Bu tür ilaçlar, eğer hastalıkilerlerse belirtileri örtmeyeceği için güvenle kullanılabilir (Hastalıkilerler ve herhangi bir ilaç sayesinde bu gizlenirse birdenbire çokciddi durumlarla karşılaşılabilir). 3-İniş her an yapılabilir. 300-500 metrelik bir irtifa kaybı belirtilerde inanılmaz bir hızla düzelme sağlar. 4-Hafifşeklinde belirtilerde düzelme olmazsa (yaklaşık 6-12 saatte), ya dadaha ciddi ADH belirtilerinin varlığında, yukarıdaki önlemlere ekolarak asetazolamid (Diazomid-Diamox tb, 250 mg lık formda) isimliilacı kullanabilirsiniz. Bu solunumu uyaran bir ilaçtır ve böbreklerdende bikarbonat (HCO3) atılımını artırır. Bu şekilde vücuda giren O2miktarı artar (solunumun uyarılmasıyla). Asetazolamid'e aklimatizasyonsürecini çabuklaştıran ilaç da denir. Sabah 125 mg, akşam 125 mg almakyeterlidir. 6-12 saat içinde iyileşme gerçekleşmelidir. Başladıktan 2-3gün sonra kesilir (aklimatizasyon tamamlanınca). Bu ilacın allerjikreaksiyonlar, ağız civarı ile el ve ayaklarda karıncalanma gibi yanetkileri olabilir. İlaç kesildiği zaman bu yan etkiler de süratlekaybolur. ADH varlığında Diazomid ya da Diamox alarak çıkışa devametmek hatadır. Ya da hastalığın geçeceğini umarak, ilaç kullanmadançıkışa devam etmek hatadır. Çünkü rahatlıkla beyin ödemi gelişebilir vehayatı tehdit edebilir. 5-Varsa O2 kullanmak çok faydalıdır. Ancakçok yüksek irtifa dağcılığı yapmıyorsanız genellikle bulunmaz. Varsa1-2 saat, dakikada 2-4 litre şeklinde vermek yeterli olacaktır. ADHiçin olmazsa olmaz değildir. Burada yeri gelmişken Diazomidkullanımından biraz bahsetmekte fayda var. Tedavi amacı dışında çoknadir durumlarda çıkış öncesi profilaksi (problem olmadan önlemeyeyönelik olarak kullanmak) amacıyla kullanılır. Bunlar: 1-Daha önceki çıkışlarda ADH'ya yakalanılmışsa, 2-Kısa zamanda süratle yükselinecekse, 3-Zorlu, süratli, çok yüklü tırmanış yapılacaksa, 4-Bir günde en az 1000 metre yükselip uyunacaksa. Buamaçlar için kullanım şekli şöyledir: Tırmanıştan 1 gün önce sabah veakşam 125 mg alınır. Tırmanış başladıktan sonra 2-3 gün devam edilir vebırakılır (aklimatizasyon tamamlandığı zamandır). Yakınmalar geçtiktensonra, genel aklimatizasyon kuralları doğrultusunda çıkışsürdürülmelidir. Bazı kaynaklarda 250 mg sabah, 250 mg akşamkullanılması (tedavi ya da profilaksi amacıyla) önerilmektedir. Ancakiki doz arasında etki açısından anlamlı fark yoktur. Aksine daha yüksekdoz kullanıldığı zaman yan etkilerinin görülme oranı artmaktadır. Kısacatoparlarsak, YİH grubundaki tüm hastalıklarda olduğu gibi ADH dahipoksik-hipobarik ortam nedeniyle vücuda giren O2 miktarındakiazalmaya bağlı olarak gelişir. Herkes her zaman yakalanabilir. Dahaönce hiç yakalanmamış olmak, olmayacak anlamına gelmez. Mutlak genelkurallara uymak gerekir. Yüksekteki her hastalığı aksi ispatlanana kadar YİH olarak kabul edin. ADHyakınmaları varken asla tırmanmayın. Tedaviye rağmen kötüleşiyorsanızzaman yitirmeden süratle inin. Asla ADH lı birini yalnız bırakmayın. Yüksek İrtifa Beyin Ödemi (YİBÖ) ( High Altitude Cerebral Edema - HACE ) ADH'nınson safhasıdır. Burada da sorumlu vücuttaki O2 miktarının yetersizolmasıdır. Daha önce bahsedilen mekanizmalarla beyin dokusunda sıvıtoplanmasına (beyin ödemi) ve oluşan belirtilerin tümüne birden YİBÖdenir. ADH belirtilerine ek olarak ataksi (dengesizlik, yürümebozukluğu), oryantasyon bozukluğu (kişinin bulunulan yerin neresiolduğu, zamanın ne olduğu, kişilerin kim olduğu konusunda gerçekleritam bilememesi durumudur), hafıza bozukluğu, halüsinasyonlar (olmayanşeylerin görülmesi), aşırı bitkinlik, konuşma bozukluğu, görmebozuklukları (çift görme, bulanık görme vb), geçici felçler ya da hiskusurları görülebilir. YİBÖ genellikle yüksek irtifada, 1 hafta ya dadaha fazla kalınması sonrası ortaya çıkar. Tedavi edilmemesi ölümlesonuçlanabilir. 3500 metrenin altında pek görülmez. ADH belirtileriolmadan YİBÖ olmaz (çok ekstrem durumlar hariç). Tanı için üç şeyönemlidir: 1-ADH belirtileri 2-Ataksi (dengesizlik, yürüme bozukluğu) 3-Bilinç problemleri. Şüphelendiğinizan yapılacak yürüme testi sizi YİBÖ'ye karşı uyanık tutar. Bir ayağıntopuğu diğerinin parmak ucuna değecek şekilde yapılan yürüyüş düz birçizgi üzerinde olmalıdır. Ağır sırt çantası ve büyük dağ ayakkabılarıile bile, normalde sorunsuz yürünür. Değişik derecelerdeki bilinçbulanıklığı olmadan da YİBÖ tanısı konur. ADH belirtileri + Ataksi =YİBÖ'dür ( Mutlaka bilinç bulanıklığı olmasını beklemeyin). Tedavi:Burada süratli hareket etmek çok ciddi, hayatı tehlikeye sokabilecekdurumların önlenmesi açısından çok önemlidir. Yapılması gereken şey,gecikmeden, iyileşirim umuduna kapılıp beklemeden en kısa zamandaİNMEK'tir. Sabahı beklemek ölümle sonuçlanabilir. Mutlaka yardım edecekbirileri ile inmek gereklidir. Peki ne kadar inilecek ? Bunun yanıtıçok net: Yakınmanız olmadan uyandığınız ya da uyuduğunuz son yüksekliğekadar. Bunu hatırlamıyorsanız, en azından 500-1000 metre civarındairtifa kaybetmek gerekir. Eğer iniş, hava-hasta-yardımcı durumlarıuygun olmadığından hemen yapılamıyorsa, bunlar sağlanana kadar acilentedaviye başlanmalıdır. Hemen 8 mg Dekort ampul (dexametasone'dur ve 1ampulünde 8 mg bulunur ) kalçadan yapılır. Daha sonra her 6 saatte bir4 mg ağızdan alınır (Dekort'un 0.50-0.75 mg lık tablet, Deksalon'un0.75 mg lık tablet formları vardır ve ikisinde de dexametasonebulunur). O2, tabi ki varsa hayat kurtarıcıdır. Dakikada 4 lt gidecekşekilde, 4-6 saat kadar verilmelidir. Bir başka seçenek de günümüzdeyüksek irtifa dağcılığı ile uğraşan hemen herkesin bildiği basınçlı O2tedavisinin yapıldı bir takım teçhizatlar vardır. Yaygın olarakbilineni Gamow Bag'dir. Certec bag, PAC (Portable Altitude Chamber)diye de benzeri sistemler vardır. Hepsi, şişirildiği zaman silindirşeklini alan, taşınabilir, 6-7 kg ağırlığındaki düzeneklerdir. Bunlarınsağladığı şey bir iniş Simülasyonudur ve bu fizyolojik bir iniştir. Busistem varsa dexametasone ile birlikte kullanılabilir. Hastanın bununiçinde en fazla 4-6 saat kalması yeterlidir. Hasta içeri sokulupyeterli basınç elde edildikten ( 2 psi ) 10 dakika sonra yaklaşıkolarak bulunulan yüksekliğin 2000 metre aşağısındaki ortam elde edilmişolur. Çanta içinde geçirilen 2 saatlik bir süre gerçek inişigerçekleştirmek için size 12 saatlik bir zaman kazandırır. Bazı şeyleredikkat etmek gerekir: Soğuk bir ortamda hareketsiz kısa bir süre kalmakbile kişiyi dondurabilir, bu nedenle hastanın uyku tulumu vekıyafetleriyle içeri sokulması gerektiği unutulmamalıdır. Tam tersi,sıcak bir ortamda iseniz, hele direk güneş ışınlarına çanta maruzkalıyorsa hastayı pişirmeniz pekala mümkün olabilir. Bu tedavileriniş için uygun koşullar sağlanana kadar hastayı hayatta tutmak, dahaiyi hissetmesini sağlamak, YİBÖ belirtilerinin şiddetini azaltmakamacıyla yapılır. Tedavi gördükten sonra çıkışa devam etmek diye birşey asla söz konusu değildir. Mutlaka inişe geçilmesi gerekir. Ancakbundan sonra, tüm YİBÖ belirtileri ortadan kalkınca yeniden çıkışdenenebilir. Yüksek İrtifa Akciğer Ödemi (YİAÖ) - High Altitude Pulmonary Edema (HAPE) Hipoksikortam (O2'nin az olduğu durum), akciğer damarlarında (kılcaldamarlarda) büzüşmeye neden olur. Bu da büyük akciğer damarlarındakibasıncın artmasına yol açar. Sonuçta buralardan sıvı kaçağı olarakakciğer dokusu da şişmeye başlar ve anormal sıvı birikir. Buna veoluşturduğu tabloya YİAÖ denir. Belirtiler, genellikle yeni biryüksekliğe ulaşıldıktan 24 ile 96 saat içinde başlar. Genelliklegeceleri başlar, egzersizle tablo daha kötüleşir. 2500 metrenin altındapek oluşmaz. Burada da ADH gibi, ortaya çıkmasını, çıkış hızı, ulaşılanve uyunulan yükseklik ve kişisel adaptasyon etkiler. YİAÖ'ye yakalanmışkişilerin % 50'sinde ADH belirtileri, % 15'inde YİBÖ belirtileri devardır. YİAÖ, ADH gibi hafif yakınmalarla başlar. Başlangıçta kuruöksürük, sık ve kısa nefes alıp verme, nefes alıp verirken zorlanma(dispne) , çıkış sırasında bitkinlik-yorgunluk görülür. Kalp hızı vesolunum sayısı da artar. Siyanoz (morarma) özellikle tırnaklardagörülebilir. YİAÖ ilerledikçe, öksürük giderek balgamlı hal alır,sıklaşır. Balgam köpüklü, içinde ince çizgiler şeklinde kanlı olabilir.Nefes almak vermek daha da zorlaşabilir. Kişi yarı otururpozisyondadır. Sırt üstü tam yatamaz. Önceleri egzersizle nefes darlığıortaya çıkarken, olay ciddileştikçe istirahatte de olur. Aşağıdakibelirtilerden en az ikisi varsa YİAÖ tanısını konmuş olur: İstirahattesolunum sıkıntısı (sık ve kısa) Öksürük Kuvvetsizlik-egzersizperformansının düşmesi Göğüste daralma hissi Şu işaretlerden (bulgular)en az ikisi varsa yine YİAÖ tanısı konmuş olur: Islık çalar tarzdasolunum Boyunda, gövdede, yüzde morarma (siyanoz) İstirahatte kalphızının (nabız sayısı) dakikada 110'un üzerinde olması İstirahattesolunum sayısının dakikada 30'un üzerinde olması YİBÖ geliştiğizaman akciğerlerde O2-CO2 değişimi yeterli düzeyde olmaz. Kandaki O2miktarının iyice azalması beyin fonksiyonlarını da etkiler. Özelliklede dengesizlik (ataksi) ortaya çıkabilir. Başağrısı genellikle vardır.Kan O2'sinin giderek azalması, vücutta yaygın morarmaya (siyanoz),beyin fonksiyonlarının daha da kötüleşmesine ve hatta ölüme bile yolaçabilir. Tedavi: Altın kural süratle inişe geçmektir ve hayatkurtarır. En az 600 metre inmek tabloda belirgin iyileşme sağlar.Belirtiler geçtikten sonra hemen yeni bir tırmanış söz konusu olamaz.Aşağı yukarı organizma 2 hafta içinde eski konumuna dönmüş olur. Ama1-2 gün içinde hemen hiç belirti kalmaz. İniş hemen gerçekleştirilemiyorsa: 1-Hastasıcak tutulmalıdır. Soğuk, bir kaç mekanizma ile tablonun daha daağırlaşmasına neden olur (Hem akciğer damar basıncını artırarakakciğere sıvı kaçağını artırır, hem de vücudu normal ısısında tutmakiçin daha çok O2 harcanmasına neden olur). 2-O2 hayat kurtarıcıdır.Akciğer atardamar içi basıncını % 30-50 oranında azaltır. Dakikada 4-6litre gidecek şekilde verilmelidir. Süre yaklaşık 4-6 saat kadardır. 3-O2'inyokluğunda Nifedipine isimli bir ilaç kullanılır (Bu da akciğeratardamar içi basıncını % 30 azaltır, kandaki kısmi O2 basıncını fazlaartırmaz). Türkiye'de Adalat tablet 10 mg, Kardilat retard tablat 20mg, Nidilat kapsül 10 mg şeklinde çeşitli isim ve formları vardır.Hemen 10 mg lık Nidilat kapsül (içinde sıvı şeklindedir) bir iğneyardımıyla delinir ve dil altına sıkılır (kişi olabildiğince yutmadanağzında tutmalıdır). Daha sonra 10 mg lık bir tablet hemen ağızdanalınmalıdır. Ve sonra 12 saatte 30 mg, ya da 4 saatte bir 10 mgşeklinde kullanmaya devam edilmesi gerekir. Eğer O2 varsa, Nifedipinekullanılmaz, gerek yoktur. 4-Hiperbarik O2 tedavisi (Gamow Bag,Certec Bag, PAC): YİAÖ için 2-4 saatlik toplam tedavi süresiyeterlidir. Her saat hasta çıkartılıp durumu kabacadeğerlendirilmelidir. Bu, dramatik bir şekilde geçici iyileşme sağlar. 5-İstirahatdoğal olarak çok önemlidir. Egzersiz, akciğer atardamar içi basıncınıartırır.Ayrıca ekstra O2 harcanmasına neden olur. Bazı ilaçlar YİH'dedurumu kötüleştirdikleri için kullanılmamalıdırlar. Alkol, uykuilaçları, narkotik ağrı kesicilerin (morfin vb) kullanılması kesinlikleyanlıştır. YİAÖ tedavi edilmezse % 40'lara varan oranda ölümriski vardır. Daha önceki tırmanışlarda YİAÖ geçirmiş kişiler, uygunaklimatize olmazlarsa, özellikle 4500 metrenin üzerine çıkılacaksa,tekrar yakalanma olasılığı % 50'ler civarındadır. Ciddi bir YİAÖ'yeyakalanmış kişi mutlaka sonunda hastanede kontrol altına alınmalıdır vetüm yaşamsal fonksiyonları değerlendirilmelidir. Eğer hafif düzeydeatlatılmışsa ve yeniden çıkş yapılacaksa, Nifedipine profilaksisi(problem oluşmadan koruyucu olarak önceden uygulamak) yapılarakgerçekleştirilmelidir. Çıkışın başlamasıyla birlikte 20-30 mg, 12saatte bir ağızdan alınmalıdır. Sonuçta genel olarak bazıkurallara uymak tırmanışın zevkli, başarılı ve güvenli olması açısındançok önemlidir: Ve Yüksek İrtifa Hastalığının tek kesin tedavisininİNMEK olduğunu asla unutmayın. Dr.Umut BEKTAŞ Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı |
||