Yaramazadam (Arşiv Ana sayfa) => Tarih

Konu: Büyük Türk Tarihi

Sayfa: [ 1 ]

boxcigar 24.07.2007 20:11:06
UYGUR DEVLETİ

UYGUR DEVLETİNİN KURULUŞU

Göktürk devleti ortadan kalkınca, 743 yılında Basmılların id****indeyeni bir devlet kuruldu. Uygurlar bu Basmıl Kağanlığı' nın Sol Yabgusu,yani doğu Yabgusu; Karluklar ise, Sağ Yabgusu, yani batı Yabgusuoldular. Bu yeni devlet, tam bir federal devlet biçimindeydi. 744yılında Uygur Yabgusu, Basmıl Kağan'ını mağlûp ederek kendini kağanilân etti. Kağanlık ûnvanı olarak da Kutluk Bilge Kül Kağan ûnvanınıaldı. Böylece Uygur Kağanlığı kurulmuş oldu. Bu kağanlık ûnvanından daanlaşılacağı üzere, Göktürk devletinin gelenek ve töreleri yeni UygurKağanlığı'nda da devam ediyordu. Ancak Uygurlar arasında Buda ve Manidini gibi yabancı inanışlar yayıldıkça, Kağan unvanlarında da birtakımdeğişiklikler olmaya başlayacaktır. Uygur devletini kuranlar Orhunbölgesini yurt tuttukları için, bunlara Orhun Uygurları denilmektedir.

Kutluk Bilge Kül Kağan ölünce yerine oğlu Bayan Çur, kağan oldu.Uygurların en büyük kağanı olan Bayan Çur Kağan, unvan olarak da"Tengride bolmış, il itmiş Bilge Kağan" ûnvanını aldı. Bu ûnvanınanlamı ise, Gökte doğmuş, devlet yönetmiş, Bilge Kağan demekti.BayanÇur Kağan devri (747-759), Uygurların dört yönde genişledikleri birdevirdir. batıda Kara Türgeş devleti, Uygur hâkimiyetini tanımakzorunda kaldı. Kırgız, Çik, Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatar gibi Türk boylarıitaat altına alınarak, devlet otoritesi güçlendirildi. Öte yandan yinebu devirde, güneydeki Beş-balıg, Kuça ve Karaşar gibi zengin tarım veticaret şehirleri de Uygur etkisi altına alınmıştır. Turfan bölgesi ileUygurlar arasındaki ilişkiler de, yine bu devirden itibaren başlamışoluyordu.

Bayan Çur Kağan'ın önemli işlerinden birisi de, onun zamanında,Uygurlar arasında şehirleşme eğilimlerinin başlamasıdır. O, Ordu-balıgadında başkentleri olan bir şehir kurdurmuştur (757). Diğer yandan aynıkağan, gittikçe güçlenmekte olan Tibet tehlikesini sezerek onlara karşıcephe aldı. İmparatorun isteği üzerine, Çin'de büyük bir tehlikeyaratan An-luşan adlı Türk asıllı bir generalin isyanınınbastırılmasına yardım etmiştir. Bu yardım sonunda yapılan anlaşma ile,Uygur tüccarlarına Çin kapıları da açılmış oldu. Bayan Çur Kağan'ınŞine-usu gölü yakınında bulunmuş, Göktürk yazısı ile yazılmış olan,Türkçe bir kitabesi vardır. Bu kitabede kağan olarak yaptığı işleranlatılmaktadır.

Bayan Çur kağan'ın ölümünden sonra yerine oğlu Bögü Kağan oldu (759) .Bögü Kağan'ın faaliyetleri siyasî ve manevi olmak üzere başlıca ikialanda olmuştur. Siyasî faaliyetleri daha çok Çin üzerine olmuştur.Çin'de baş gösteren isyanların bastırılması sebebiyle sık sık Çin'egirilmiştir. Ancak Uygurların Çin'e girişlerinde Çin'in çeşitlibölgelerine yağma akınları da yapılıyordu. Çin'deki isyanların enönemlisi yabancı kavimlerin Tibetliler etrafında birleşmeleri sonucundaortaya çıkan isyan olmuştur. Bu Tibet isyanı ancak Uygurlar yardımı ileönlenebilmiştir. Bögü Kağan'ın manevî alandaki en büyük faaliyeti,Maniheizm dinini kabul etmesi olmuştur. Bögü Kağan, aynı zamanda budinin öncülüğünü de üstlenmişti. Bir tüccar ve şehirli dini olan Manidininin kabulünün, Uygurların savaşçı ruhlarını gevşetmekle beraber,ilim, sanat ve edebiyatta ilerlemelerine katkısı olmuştur.

Eskiden beri Orta Asya Türk kavimleri arasında, çok geniş ve köklü birkültüre sahip olan Çin'in zabtedilemeyeceği, bu mümkün olsa bile uzunsüre elde tutulamayacağına dair yaygın bir inanış vardı. Bögü KağanÇin'in zayıf bir anında Çin'i ele geçirmek istemişti. Ancak veziri BagaTarkan, adı geçen inanış sebebiyle Kağan'ın bu girişimine karşı çıktı.Ancak sözünü dinletemeyince Bögü Kağan'ı öldürüp Alp Kutluk Bilge Kağanûnvanıyla tahta geçti (779). Bundan sonraki kağanlar onun soyundangelmiştir. Bu tarihten sonra Uygur devletini oluşturan kabilelerarasında huzursuzluklar da başlamıştır. Kültür ve ticaret bakımındangelişen Uygurların savaşçılık tarafları zayıflamıştı. 840 yılında,Uygurların kuzeybatı kısımlarında yaşayan Kırgızlar, 100 bin kişilikatlı kuvvetleri ile, Uygur başkentine baskın düzenleyerek kağanlarınıöldürüp, halkı kılıçtan geçirdiler. Bu şekilde Bayan Çur ve KutlugBilge Kağan zamanında uğradıkları saldırıların intikamını korkunç birşekilde almış oldular. Bu baskından kurtulan Uygurlar, canlarınıkurtarmak için çeşitli yönlere dağılmak zorunda kaldılar.


TURFAN UYGURLUĞU

Kırgız baskınından kaçan Uygur boylarının önemli bir kısmı DoğuTürkistan'a göçmüşlerdir. Burada Turfan ve Karaşar şehirlerinincivarında yerleşen Uygurlar, Türk medeniyet tarihî açısından büyükdeğer taşırlar. Daha Orhun Uygurları zamanında, tarım ve ticaretmerkezleri olan Türkistan'ın bu büyük şehirleri, Uygurların etkisialtına girmişlerdi. Bu nedenle Uygur devletinin yıkılmasından sonra,Turfan dolaylarına kaçan Uygurlar için, bu bölge güvenilir bir yerolmuştur.848 yılından sonra, kendilerini toparlayıp, varlıklarınıkomşularına kabul ettiren Uygurlar, 856 yılında ise kağanlıklarını ilânetmişlerdir. Bu dönemde başlarında Mengli Kağan bulunuyordu. MengliKağan, Uluğ Tengride Kut Bulmış Alp Külük Bilge Kağan, (bugünkü Türkçeile; Ulu Tanrı da güç ve saadet bulmuş, kahraman, çalışkan Bilge Kağan)ûnvanını taşıyordu. Kağanlık merkezî olarak Turfan şehrini seçtikleriiçin, kendilerine Turfan Uygurları denilmiştir.Ayrıca yazlıkbaşkentleri olarak Beş-balıg şehrini kullandıkları için, kaynaklardaBeş-balıg Uygurları adı da kullanılıyordu.

Çin yönetimi, bu Uygur devletini Tibet tehlikesine karşıdesteklemiştir. Uygurlar da Doğu Türkistan'da etkinliklerini artırmışolan Tibetlileri bu bölgeden çıkarmışlardır. Böylece batıdakisınırlarını Urumçi şehrine kadar uzatmışlardır. Turfan Uygurları Manidinine inanıyorlardı . Bu dini, siyasî amaçları için de kullananUygurlar, dinlerini himaye bahanesiyle Çin üzerinde baskıkurmuşlardır.Kültür ve medeniyet bakımından büyük gelişmeler gösterecekolan Uygurlar, 1335 yılına kadar devletlerini yaşatacaklardır. Gerek X.yüzyılda Çin'in kuzeyinde Hıtay devletinin kuruluşunda, gerekse CengizHan devletinin gelişmesinde, bu Uygurların, öncülük, bilgi vetecrübelerinin çok büyük payı olmuştur. Uygurlara devlet teşkilâtındaçok önemli görevler veren Moğollar, yazı olarak da Uygur yazısınıkullanıyorlardı. Moğollar'ın XVI. yüzyıla gelindiğinde büyük orandaTürkleşmesinde Uygurlar, önemli rol oynamışlardır.


SARI UYGURLAR

840 yılındaki Kırgız baskınından sonra, dört bir yana dağılanUygurların bir kısmı, güney kesimlere, yani Çin ile Doğu Türkistanarasındaki Kansu bölgesine indiler. Önemli bir ticaret merkezî olan bubölge, meşhur İpek yolu üzerinde idi. Bu bölgede yerleşen Uygurlar,büyük bir şehir olan Kan-Cov'da yeni bir devlet kurmuşlardır. Sonradan,Sarı Uygurlar adı ile anılacak olan bu Uygurlar, bu bölgenin yerlihalkı ile karışmadan kalmışlardır. Türk dili ve kültürünü uzun yıllaryaşatan bu Uygur Türklerinin torunlarına bugün bile rastlamak mümkündür.

Din olarak Budizm'i kabul etmiş olan Sarı Uygurlar, ticaret vemedeniyet bakımından çok gelişmişlerdir. Budislerin en kıymetlieserlerinin bulunduğu Bin Buda Mağaraları, Sarı Uygurların yaşadığıbölgede idi. Daha sonraki yıllarda İslâmiyet'i seçen ve KarahanlılarÇağında Türk-İslâm medeniyetine önemli katkılar sağlayan UygurTürkleri, bugün de varlıklarını aynı adla, devam ettirmektedirler.Ancak bugün sayıları 20 milyonu aşan bu Türk toplulukları, Çin HalkCumhuriyeti, Sincan Özerk Uygur Bölgesi'nde, ağır insan haklarıihlâlleri altında yaşamaktadırlar.

DİĞER DEVLETLER

AVARLAR

Orta Asya'da Juan-juan adıyla bilinen, Avarların kökenleri konusundakesin bilgilere sahip değiliz. Ancak son ilmî araştırmalar, Avarlarıniki kavim unsuruna dayandığını ortaya koymuştur. İşte bugün, bunlardanen az birinin Türk kökenli olduğunu söyleyebilmekteyiz. AyrıcaAvrupa'da büyük etkiler bırakan Avar topluluklarının da bu Türkunsurlara dayandığı söylenebilir.

Avarlar, 552 yılında Göktürk devletinin kurulması üzerine, İç Asya'dakiyurtlarını terk ederek batıya doğru kaçmışlardı. Önce Kafkasya'dagörünen Avarları Bizanslılar, Uarhunit (Avar-Hun) diyeadlandırmışlardır. Burada Bizans ile vardıkları bir anlaşma ile 558'deSabar devletine son verdiler. Bu sayede Volga (İtil) ırmağından Tuna'yakadar olan sahada hâkimiyet kurmuşlardır. Ancak Göktürklerin baskısıile burada fazla tutunamayarak önlerine çıkan bir kısım Slâvkabilelerini yenerek, Onogur (Bulgar), Otrigur, Kutrigur gibi Türkasıllı kavimleri de sürükleyerek Karadeniz'in kuzeyinden Tuna nehriboylarına kadar ilerlediler. Bu sırada Bizans'a elçiler göndererek,Bizans arazisinde yerleşebilecekleri bir yer istediler. Bizans, Göktürkbaskısı yüzünden, Avarların bu isteklerine çekingen davranmıştır.

567 yılında Macar ovasına gelen Avarlar, bu bölgede yaşayan güçlüGermen kavimlerinden Gepidleri dağıtmış, Lombardlar'ı da İtalya'ya göçemecbur etmişlerdir. Böylece Avarlar, Macar ovasına tek başlarına hâkimoldular. Bu sırada Avarların başında meşhur Bayan Han bulunuyordu.Avarların bu başarısından sonra Macaristan'ın tamamı, tarihte ilk defaolarak, tek bir siyasî güç etrafında toplanıyordu. Ayrıca, Avarlarınhâkimiyeti altında bulunan Slâvlar, tarihlerinde ilk defa, tek birsiyasî idare altında bir araya gelmiş oluyorlardı.

Bu tarihten sonra Avarların Bizans'a yöneldiklerini görüyoruz. Trakyave Makedonya'da büyük akınlar yapan Avarlar, iki defa Selânik'e kadarilerlemişler ve şehri kuşatmışlardı. Avar askerî baskıları sonundaBizans, ancak onlarla büyük meblağlar tutan yıllık vergiler ödemeksuretiyle barışı sağlayabiliyordu.
Bir ara Avarlar, İstanbul'u kuşatarak, Bizans'a korkulu anlaryaşatmışlardı (626). Bu tarih Avar hâkimiyetinin zayıflamaya başladığızamana rastlar. Zira bu esnada Avarların hâkimiyetinde bulunan Slâvkabileleri ve Türk asıllı Bulgarlar ayaklanmışlardır. 679 yılında TunaBulgar devletinin kurulması da Avar devletini sarsmıştır. Buna rağmenAvarlar varlıklarını IX. yüzyılın başına kadar koruyabilmişlerdir.

776-803 yılları arasında, bir yandan Frank kralı Büyük Şarl, bir yandanda Bulgar hükümdarı Kurum Han'ın Avarlara karşı giriştiklerisaldırılar, Avar devletinin sonu olmuştur. Avarların Avrupa kavimleriüzerinde, önemli etkileri olmuştur. Avrupa kavimleri, özellikle deSlâvlar, devlet yönetimi ve askerlik konusunda Avarlardan çok şeyöğrenmişlerdir. Üzengiyi ilk defa Avrupa'ya getirenler de Avarlarolmuşlardır.

BULGARLAR

453 yılında Attila'nın ölümünden kısa bir zaman sonra, Büyük HunDevleti'ni oluşturan değişik ve çok sayıdaki kavim dağılmıştı . Bunlararasında bulunan Türk asıllı kavimlerin, yeniden Güney Rusya ovalarınadöndüğünü biliyoruz. Bu kavimler, tam bu sıralarda doğudan aynı sahayagelerek yerleşen Onogur Türkleri ile karışarak Bulgar adı verilen yenibir Türk kavmini meydana getirmiştir. Zaten Bulgar ismi de Türkçe,karışık manasına gelen bulgamak fiilinden gelmektedir.

Büyük Bulgar Devleti
Bulgarlar, 558 yılından sonra, bir süre Avarların hâkimiyetindeyaşadılar. Avarların 567 yılında Göktürk baskısı ile, güney Rusya'danOrta Avrupa'ya doğru kaçmaları esnasında, çok sayıda Bulgar topluluğunuda beraberlerinde sürüklerler. Geride kalanlar ise Göktürk hâkimiyetinegirerler. Bu Bulgar toplulukları, Bizans'ın da yardımı ile, VII.yüzyılın başlarında Göktürk hâkimiyetinden kurtulurlar. Böylece,Karadeniz kuzeyinde yaşayan Bulgar toplulukları reisleri olan Kobratid****inde, bir devlet kurabilmişlerdir. Onun zamanında devletinsınırları Kuban ırmağından Tuna'ya kadar uzanıyordu. Ancak Bulgarlarınbüyük çoğunluğunu bir arada toplayan, bu Bulgar devleti uzun ömürlüolmaz. Hükümdarları Kobrat'ın ölümünden hemen sonra, Hazar devletininbaskısı ile parçalanır (643). Kobrat'ın büyük oğlu Bayan Hanid****inde, Kuban ırmağı boylarındaki yurtlarında kalan bir kısımBulgarlar, Hazarların hâkimiyetine girmek zorunda kalmışlardır.

Tuna Bulgar Devleti:
Hazarlara bağlanmak istemeyen Bulgarların bir kısmı kuzeye, bir kısmıda batıya gelerek, Balkanlarda Tuna Bulgar Devleti'ni kurdular (679).Batıya gelenlerin başında, Kobrat'ın küçük oğlu Asparuh bulunuyordu.Tuna Bulgarları, bir yandan Avarlar ile bir yandan da Bizans ilemücadele etmişlerdir. Tuna Bulgarları'nın en büyük hükümdarı Kurum Han(803-814) idi. Onun zamanında büyük bir Bizans ordusu yenilmiş,imparatorları da bu savaşta ölmüştü. Bulgarlar, yine onun zamanındaİstanbul'u kuşatacak kadar güçlenmişlerdi. Kurum Han giriştiğisaldırılarla Avarlara da büyük darbeler vurmuştur.

Tuna Bulgarları'nın hâkim olduğu sahada, yoğun Slâv nüfusuyaşamaktaydı. İki yüz yıla yakın Türklüklerini muhafaza eden Bulgarlar,Boris Han zamanında Hristiyanlığı resmen kabul etmeleriyle (864) buSlâv nüfus arasında eriyip gitmişlerdir. Bu bölgede XIV. yüzyıldansonra, beş yüz yıl Osmanlı Türkleri egemen olacaklardır.

İtil Bulgar Devleti
Hazar hâkimiyetine girmek istemeyerek, kuzeye yönelen bir kısımBulgarlar, İtil (Volga) boylarında yerleşmişler ve burada Moğolistilasına kadar devam edecek bir devlet kurmuşlardır. İtilBulgarlarının yerleştiği bölge, İslâm ülkeleri ile Hazarlar veİskandinav kavimleri arasında ticaret yolları üzerinde idi. Ticaret vetarım ile uğraştıklarını bildiğimiz Bulgarlar, uzun bir süre Hazarlarabağlı kalmışlardır. Bulgar Şehri diye bilinen başkentleri, zamanınınönemli ticaret merkezlerinden idi.

Müslüman tüccarların tesiriyle X. yüzyılın başlarında İslâmiyet iletanışan Bulgarlar, Abbasiler ile diplomatik ilişki kurmuşlardır. Bulgarhanı Almış, Abbasi halifesine başvurarak, İslâmiyet'i öğretecek dinâlimleri istemiştir. Abbasi halifesi bu isteği kabul ederek, kalabalıkbir heyeti 622 yılında Bulgarlara göndermiştir. Bu heyet içerisindebulunan İbn Fadlan, başından geçenleri anlattığı seyahatnamesinde,Bulgarlar ve diğer Türk boyları hakkında önemli bilgiler vermektedir.İtil Bulgar Devleti'ne 1237 yılında, Altınorda Hanı Batu tarafından sonverilmiştir.

İlk Müslüman Türk topluluklarından olan İtil Bulgarları, bugünkü KazanTürklerinin atalarıdır. Diğer Bulgar toplulukları eriyip gittiklerihâlde, İtil Bulgarları Müslüman olmaları sayesinde kimliklerinikoruyabilmişlerdir.

HAZARLAR

Avrupa'da kurulan ilk Türk devletleri için de en kuvvetli ve uzunömürlü olanı Hazar devletidir. Karadeniz'in kuzeyine kadar hâkimiyetinigenişleten Batı Göktürk Devleti'nin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır.Göktürkler, VII. yüzyılın başında, Hazar Denizi ile Karadeniz arasındadağınık bir hâlde yaşayan, Sabar, Ogur ve Onogur gibi Türk kavimlerinikuvvetli bir birlik hâlinde teşkilâtlandırırlar. İşte bu birliğe Hazaradı verilmiştir. Hazarlar için Bizans ve Çin kaynaklarında Türk veyaTürk-Hazar adı da kullanılmıştır. Hazar Devleti'nin kurucuları, Göktürkhükümdar ailesinin mensup olduğu Aşına soyundandırlar. Hükümdarlarınada Göktürkler gibi, kağan diyorlardı.

Hazarlar, Göktürk Devleti'nin yıkılışı ile tamamen bağımsız bir devlethaline gelmişlerdir (630).Hazarlar, Bizans, İran, Arap devletleri ileyoğun ilişkiler kurmuşlar, çeşitli Slâv kavimlerini ve İtil BulgarDevleti'ni hâkimiyetlerine almışlardı. Bizans-Sasani savaşlarındaBizans ile ittifak yapmışlar ve Bizans'ın üstün gelmesinde önemli roloynamışlardır (628). Hazar-Arap ilişkileri daha çok savaş şeklindeolmuştur. Güney Azerbaycan yönündeki Arap ilerleyişini durdurarak,Bizans'ı Doğu Avrupa yoluyla güvenceye almışlardır. Ancak Araporduları, VIII. yüzyıldan itibaren Hazarlara üstünlük sağlamışlardır.Bir defasında bir Arap seferi karşısında Hazar kağanı barış istemekzorunda kalmıştır (737). Bu tarihten sonra Hazarlar arasında İslâmiyetyayılmaya başlamıştır. Hazarların yaşadıkları bölge canlı bir ticaretmerkezî konumundaydı.

Hükümdarlık ailesi yanında bir kısım halk da Yahudiliği seçmişti. BugünKaraim adıyla bilinen Türk kökenli Yahudiler, Hazarların torunudurlar.Ülkelerinde Hristiyan, Müslüman vb. değişik dinlerden halk barış içindeyaşayabiliyorlardı. IX. yüzyılın ortalarında, Peçenekler'in İtil-Harezmticaret yolunu ele geçirmeleri üzerine Hazarlar, başlıca gelirkaynakları ticaretin aksaması ile zayıfladılar. Daha sonra Peçenek vekendilerine bağlı Slâv (Rus) prensliklerinin saldırılarıyla X. yüzyılınikinci yarısından itibaren hızla çöktüler . Dağılan Hazar topluluklarıise doğudan gelen Türk toplulukları arasında erimişlerdir. Hazarlarındevlet teşkilâtı ve askerlik alanında Slâv (Rus) kavimleri üzerindebüyük etkileri olmuştur. Bugünkü Hazar Denizi, adını Hazar Türklerindenalmıştır.


MACARLAR

Macarlar, Fin-Ugor kavimlerinin Ugor kolundandır. Macar adı, bu kolundiğer adı olan, Manysi-er'den gelmektedir. İlk yurtları İtil (Volga)ırmağının yukarı kısımlarıdır. VI. yüzyılda Sabarlar tarafından güneyeitilen MaCarlar, Hazar Kağanlığı'na bağlanmışlardır. Bu dönemdeyaşadıkları bölge, Don ve İtil ırmakları arasıdır. Macar tarihinde vedestanlarında önemli bir yer tutan bu bölgeye Macarlar, Etel-Közü adınıvermişlerdir. Bu bölgede Onogur Türkleri'nin de karışmasıyla bugünküMacar milletinin çekirdeği oluşmuştur. Macarların diğer adı olan Hungarsözü de bu Onogur'dan gelmektedir.

Macarlar, IX. yüzyılın sonlarına doğru Peçenekler tarafından batıyaitilmişlerdir. Bu sırada başlarında Hazar Türkleri'nden Kabaroymağından Almışoğlu Arpad bulunuyordu. Artan Peçenek baskısıkarşısında daha da batıya kayan Macarlar, 896 yılında, kendi adları ileanılan bugünkü yurtlarına geldiler. Bu bölgede Avrupa içlerineyaptıkları akınlar ve Almanlarla giriştikleri mücadelelerle adlarındanuzun süre söz ettirdiler. 1000 yılında Katolik mezhebini kabul ederekHristiyanlaşmışlardır. Macarlar, Avrupa'da Slâvların birlikoluşturmasını engellemişler ve ayrıca Almanların Balkanlara sarkmasınıda önleyerek denge unsuru olmuşlardır. 150 yıl kadar Osmanlı id****indeyaşayan Macarlar, Avrupa'da önemli bir güç olarak, günümüze kadargelmişlerdir.


PEÇENEKLER

Peçenekler, Uz (Oğuz), Kuman gibi Türk boyları ile birlikte OrtaAsya'dan doğu Avrupa'ya akan büyük bir göç dalgası içerisinde yeralmışlardır. Oymaklar birliği biçiminde hareket eden Peçenekler, siyasîhayatları boyunca bir devlet düzenine geçememişlerdir. Peçenekler, BatıGöktürklerini oluşturan Onoklardan gelmektedirler. Öncleri Isık -Balkaşgölleri dolaylarında oturuyorlardı. Batı Göktürk Kağanlığı'nındağılmasından sonra, Karluk ve Oğuz baskısı ile VIII. yüzyılın ikinciyarısından itibaren Batı Sibirya'ya çekilmişlerdir. Hazar-Oğuzittifakının zorlaması ile İtil ırmağını geçerek Don ve Dinyepernehirleri arasında yaşayan Macarları yurtlarından etmişlerdir. BöylecePeçenekler, Azak denizi ile Karadeniz arasında kalan sahaya hâkimolurlar. Bu geniş sahada 130 yıl kadar hâkim olan Peçenekler, bu süreiçerisinde Ruslar'a ağır darbeler indirmişler ve onların Karadeniz'einmelerine engel olmuşlardır. Ayrıca Bizans ile de iyi ilişkilerkurmuşlardır. Ancak doğuda artan Uz (Oğuz) baskısı karşısındaPeçenekler yerlerini terk edeceklerdir. 1036 yılından sonra aşağı Tunaboylarında gördüğümüz Peçenekler, Uz ilerleyişinin durmaması üzerineBalkanlara inmeye başladılar. Peçeneklerin bir kısmı Bizans hizmetinegirerek Bizans topraklarında yerleştirilmişlerdir.

Hatta bunların bir kısmı 1071 Malazgirt Meydan Muharebesinde, AlpArslan'ın tarafına geçmek suretiyle Bizans'ın yenilgisinde roloynamışlardır. Selçuklu Türklerinin Anadolu'yu yurt edindikleritarihlerde, Peçenekler de Balkanlar da Bizans ile şiddetli mücadeleleregirmişlerdi. Bu sırada İzmir'i alarak Batı Anadolu 'da güçlü bir beylikkuran Çakan Bey, İstanbul'u zapt etmek istiyordu. Bu amaçla Çakan Bey,soydaşları Peçenekler'le ittifak kurdu. Çok zor durumda kalan Bizans'ınyardımına yine bir başka Türk boyu Kumanlar yetişmiştir. Peçenekler,Bizans'ın kışkırtması ile 40 bin Kuman atlısının baskınına uğrayarakezildiler (1091). Bu olaydan sonra artık Peçenekler siyasî bir varlıkolmaktan çıkmışlardır. Dağınık gruplar hâlinde Hristiyanlaştırılarakyerli halk arasında eridiler.


KIPÇAKLAR

Doğuda Kıpçak, batıda Kuman adıyla tanınan bu Türk kavmi, aslında ikiTürk kavminin birleşmesinden meydana gelmiştir. Batı Göktürktopluluklarından Kimeklerin bir kolu olan Kıpçaklar, önceleri Balkaşgölünden İrtiş ırmağına kadar olan bölgede oturuyorlardı. GüneydenKumanların kendilerine katılmalarıyla güçlerini daha da artırmışlar veçeşitli sebeplerle İtil ırmağını geçerek batıya yönelmişlerdir. Batıdadaha çok dış görünüşleri ile alâkalı olarak, sarışın manasına gelençeşitli adlar verilen Kıpçaklar, kaynaklarda beyaz tenli, sarı saçlı,güzel görünüşlü insanlar olarak tasvir edilmektedirler. Uzun sürenmücadelelerden sonra Uzları batıya sürerek, XI. yüzyılın ikinciyarısında Karadeniz'in kuzeyindeki geniş bozkırlara gelip yerleştiler.Bu Uz (Oğuz)-Kıpçak mücadeleleri ünlü Dede Korkut destanlarının esaskonusunu oluşturur. Kıpçaklar Karadeniz'in kuzeyindeki yeniyurtlarında, 150 yılı aşan bir süre hâkimiyet kurmuşlar, Rus ve Balkantarihinde derin izler bırakmışlardır. Yaşadıkları bölge, o zamandanbaşlayarak, İslâm kaynaklarında Deşt-i Kıpçak (Kıpçak Bozkırı) adınıalacaktır.

Kıpçaklar bir çok kere Tuna'yı geçerek Balkanlar'a ve Macaristan'aakınlar yaptılar. Bizans ile zaman zaman savaşmakla birlikte genellikleiyi ilişkiler kurmuşlardır. Nitekim 1091 yılında Çakan Bey ile ittifakyapan Peçenekler'i ağır bir yenilgiye uğratarak, Bizans'ıkurtarmışlardır. Kıpçak ülkesi, 1238-39 yılarında Altınorda Hanı Batuhan tarafından tamamen işgal edilmiştir. Kıpçakların bir kısmıMacaristan'a çekilmişler, bir kısmı da İtil Bulgarları ile karışarakKazan Türklerinin oluşmasında önemli rol oynadılar. Karadeniz'inkuzeyinde kalan Kıpçaklardan pek çoğu daha sonraki yıllarda Mısır'agötürülmüş, bir kısmı yüksek mevkilere kadar yükselmiştir. Hattaaralarında sultanlık mertebesine erişenler dahi olmuştur.

OĞUZLAR (UZLAR)
Türk milletinin, her devirde en büyük bölümünü oluşturan Oğuzlar,siyaset ve medeniyet sahasında da en büyük rolü oynamışlardır.İslâmiyet'ten önce Göktürk devletini kuranlar Oğuz soyundan olduğu gibiİslâmiyet'ten sonra, Selçuklu, Harzemşahlar, Osmanlı, Akkoyunlu,Karakoyunlu, Safeviler gibi pek çok Türk devleti de yine Oğuz'dur. Oğuzadı, kabile, boy manası da bulunan ok sözünden eski Türkçede çoğul ekiolan z ekiyle türetilmiştir. Oklar, boylar anlamını taşımaktadır.Nitekim Oğuzlar, 24 boy hâlinde yaşamaktaydılar ve bu boy yapılarınıher gittikleri yere taşımışlardır.

Peçenekleri önlerine katarak, doğu Avrupa'ya yönelen Oğuzlar, kalabalıkOğuz kütlelerinin bir kısmını oluşturmaktadır. Bunlar kaynaklarda Uzveya Guz şeklinde adlandırılmışlardır. Ruslar ise bunlara doğrudan Türkadını vermişlerdir. Peçeneklerin ardından ileri hareketlerine devameden Uzların büyük bir kısmı 1064 yılında Tuna'yı geçerek Balkanlarageçtikleri hâlde, diğer bir kısmı da bugünkü Ukrayna'nın güneyindeyerleşmişlerdir. Bunlardan bir kısmı Karakalpak adıyla bilinecektir.XI. yüzyıl ortalarında Balkanlarda yurt tutan Uz topluluklarının birbölümü Vardar ovasındaki başka Türk unsurlarla karışarak, buranın tambir Türk yurdu olmasını sağlamışlardır. Uzlar'ın kalan kısmı Dobruca'dayerleşerek, bugünkü Gagauzlar'ın temelini oluşturmuşlardır.


SABARLAR

Büyük Hun Devleti'nin dağılmasından sonra, doğu Avrupa'da görülenkalabalık Türk kavimleri arasında Sabarlar da bulunur. KaynaklardaSabir, Sibir biçimlerinde de gördüğümüz Sabar adı, Türkçe sapan, yoldeğiştiren, serbest manasındadır. V. yüzyılın ikinci yarısında doğudanJuan Juan baskısı karşısında, Batı Sibirya civarındaki yurtlarını terkederek batıya doğru göç etmişlerdir. Ural ve Altay dağları arasındakigeniş bozkırlarda yaşayan Onogurlar'ı da önlerine katarak, İtil-Donırmakları arasında ve Kafkasya'nın kuzeyinde Kuban ırmağı boyundayerleşirler (515). Sabarlar, bu bölgede Bizans ve Sasaniler ile temaskurmuşlardır.Bir defasında Sasaniler ile anlaşarak Bizans'a, doğuAnadolu eyaletleri üzerine büyük bir akın yapmışlardır (516). Budevirde başlarında Balak isimli hükümdarları vardı. Sabarlar, üstünsavaş teknikleri ile Bizans-Sasani mücadelesinde bazen Sasaniler'i,bazen de Bizans'ı desteklemişlerdir.
558 yılına gelindiğinde, Göktürklerin önünden kaçan Avarlar, Bizans ileanlaşarak Sabar devletine son vermişlerdir. V. ve VI. yüzyıllarda BatıSibirya ve Kafkasya'nın kuzeyinde önemli roller oynayan bu Türkkavminin hatırasına, Sibirya adı zamanla bütün Kuzey Asya'yı ifade ederolmuştur.


TÜRGEŞLER

Türgeşler, Batı Göktürklerinin bir koludur. İlk oturdukları bölge Altaydağlarının güney batı etekleri idi. M.Ö-M.S. 30'da Göktürk devletininyıkılmasıyla güçlerini artırdılar. On boy hâlinde yaşayan Türgeşler,657 yılından sonra Çin'in baskısı ile batıya göçüp etrafayayılmışlardır. Bunlardan daha kalabalık olan beş boy İli ırmağıboylarına gelip yerleşmişlerdir . Sarı Türgeşler diye adlandırılan bukısmın başında Baga Tarkan bulunuyordu. Daha batıda Talas bölgesinegelmiş olan diğer beş boy ise Kara Türgeşler adıyla bilinmektedirler.Baga Tarkan, batıdakilerin de katılmasıyla siyasî bir birlikoluşturmuş, güneyde ünlü bir ticaret merkezî olan Tokmak şehrini elegeçirerek burayı da başkent yapmıştır. Şehirleşmeye büyük önem verenTürgeşler, Türkistan'ın önemli şehirlerini ele geçirmişlerdi. BagaTarkan'ın kendi adına para da bastırdığını biliyoruz.

Batı sınırlarını Sir-Derya'ya kadar uzatan Türgeşler, Batı Türkistan' ahâkim olan Müslüman Araplarla da temasa geçmişlerdir. 681 yılındaGöktürk Devletinin yeniden kurulmasıyla Türgeşler, Göktürkler'inhâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır. 712 yılında ise GöktürkKağan'ı Kapagan, Türgeş Kağan'ını öldürerek onun hanedanına sonvermiştir. Ancak 717 yılında Türgeşlerin batı kesimlerinin yeniden birbirlik oluşturduklarını görüyoruz. Artık bu dönemde daha da batıya
kaymış olan Türgeşler, önceleri Müslüman Arap ilerleyişinin önünde enbüyük engel olmuştur. Zamanla boylar arasında rekabetin artması ve iççekişmeler, Türgeşlerin zayıflamasına sebep olmuştur. 766 yılınagelindiğinde Batı Göktürk sahasında hâkim olmaya başlayan Karluklar,Türgeşlerin siyasî varlıklarına son verirler. Türgeşler, Türklerinşehir ve kültür hayatını benimsemesinde ve batıdaki Türk nüfusununartmasında büyük rol oynamışlardır. Böylece sonradan Selçuklular gibibüyük devletler kuracak olan Türk topluluklarının bilgi vebecerilerinin artmasını sağlamışlardır. Ayrıca doğu Avrupa'dagördüğümüz Uz, Peçenek gibi Türk kütlelerinin de temelinioluşturmuşlardır.

KIRGIZLAR

Asya Hunları çağından beri varlıklarını bildiğimiz Kırgızlar, o dönemdeHunlara bağlı Ting-linglerle karışık olarak yaşıyorlardı. Yeniseyırmağı boylarında oturan Kırgızlar , 560'da Mukan Kağan zamanındaGöktürklere bağlanmışlar, Göktürk Devleti'nin 630'da yıkılmasıylabağımsız olmuşlardır. Ancak 681 yılında II. Göktürk Devleti'ninkurulmasıyla, tekrar Göktürk yönetimine girmişlerdir. Uygur Devleti'ninkurulmasından sonra, 758'de Mayan-Çur Kağan tarafından Uygurlarabağlanan Kırgızlar, 840 yılında şiddetli bir hücumla Uygur Devleti'niyıkarak Orhun bölgesinde kendi devletlerini kurmuşlardır. Ancak birmüddet sonra Kitanlar tarafından buradan çıkarılan Kırgızlar, eskiyurtlarına çekilmek zorunda kalmışlardır. Böylece Orhun bölgesi Türkyurdu olmaktan çıkıp, Moğolistan'ın bir parçası haline gelmiştir.Cengiz Han zamanında Moğollar'a boyun eğen ilk Türk kavmi olanKırgızlar, bu tarihten sonra siyasî bir varlık gösterememişlerdir. Uzunyıllar dağınık ve göçebe olarak yaşayan Kırgızlar, Rus ve Sovyethâkimiyetinden sonra bugün Kırgızistan adıyla bağımsız bir devlethâlinde yaşamaktadırlar. Dünyanın en uzun destanı olan Manas destanıKırgız Türkleri' ne aittir.


KARLUKLAR

Adları kar yığını manasına gelen Karluklar, Göktürklerin bir koludur.ilk yurtları Altayların batı bölgeleri idi. Göktürk çağında Göktürklerebağlı olarak yaşayan Karluklar, I. Göktürk Devleti'nin yıkılmasıylagüçlerini artırmışlardır. Kapagan Kağan zamanında tekrar II. GöktürkDevleti'ne bağlanmakla beraber Uygurlar ve Basmıllar ile birleşerekGöktürkler'in yıkılmasında büyük rol oynamışlardır. Uygurlar veKarluklar'ın katılmasıyla oluşan Basmıl Kağanlığı'nın Uygurlartarafından yıkılması üzerine Orhun bölgesinde Uygurlar hâkimiyetkurdular. Uygur Devleti'nin hâkimiyetini tanımak istemeyen Karluklar,Uygur Kağan'ı Bayan-Çur karşısında tutunamayarak (747) batıyakaymışlardır. Burada meşhur Talas Savaşı'nda (751) Türkistan üzerindekiemellerini iyice ortaya koyan Çinliler'e karşı Müslüman Araplarınyanında yer alarak, tarihî bir rol oynamışlardır. Böylece Türkistan'daÇin hâkimiyetinin genişlemesi durdurulduğu gibi, Türk hâkimiyeti degüçlenmiştir.
Ayrıca Türklerin İslâmiyet'le olan ilişkileri olumlu yönde gelişmiştir.766 yılına doğru, Batı Göktürk sahasında Türgeş hâkimiyetine sonvererek, bu sahada hâkimiyet kurmuşlardır. 840 yılında Uygurlarınyıkılması üzerine Karahanlı Devleti'nin temelini oluşturdular.Uygurlarla başlayıp, Türgeşlerle gelişen şehirleşme faaliyetleriKarluklar tarafından devam ettirilmiştir.


KİMEKLER

Kimek adının manası kesin olarak bilinmemekle birlikte gemi sözcüğününilk şeklinden geldiğine dair görüşler bulunmaktadır. Batı Göktürktopluluklarından biri olan Kimekler, İrtiş ırmağı boylarında yurttutmuşlardı. Aralarında Kıpçakların da bulunduğu çeşitli boylardanoluşan bir federasyon şeklinde yaşıyorlardı. Kimekler, önce BatıGöktürklerine, ardından aynı sahada hâkimiyet kuran Türgeşlerebağlandılar. Türgeş hâkimiyetinin zayıflamasıyla Kimekler, VIII.yüzyılın ortalarında bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmışlardır.Önceleri başlarında Tutug unvanlı biri bulunurken, devletlerininkurulmasından sonra bu Yabgu olarak değişmiştir. Kimekler'i meydanagetiren boylar zamanla dağılarak değişik bölgelere yayılmışlardır.

İSLAMİYETİN KABULÜ


İLK MÜSLÜMAN-TÜRK MÜNASEBETLERİ VE TÜRKLERİN İSLAMİYETE GİRİŞİ

Emevi Halifeliği zamanında müslüman Araplar, Suriye ve İran'ıhâkimiyetlerine alarak Maverâünnehir bölgesine ulaşmışlardı. Seyhun veCeyhun ırmaklarının arasındaki bu bölgede Türkler bulunmaktaydı.Böylece Araplar ile Türkler ilk defa temasa geçmişlerdir. Emevilerbölgede İslâmiyet'i yaymaktan çok, yeni zaferler peşinde koşmuşlar;Müslüman olmalarına rağmen yerli halka ağır vergiler yüklemişlerdi. Busebeple ilk karşılaşma pek dostça olmamış ve Türklerle Araplar arasındaküçük çapta çarpışmalar cereyan etmiştir. Özellikle Kuteybe binMüslim'in Horasan valiliğine getirilmesiyle mücadele iyice kızışmıştır(705). Kuteybe bin Müslim'in Maverâünnehir 'in doğusuna düzenlediğiakınlara karşı Türgeş Beğleri güçlü bir direnme göstermiştir.Göktürklerin batı kanadında yer alan Türgeşler, Arapları savunmayaçekilmeye zorlamış ve bu mücadele Göktürklerin yıkılmasına kadar devametmiştir (745 ). Göktürk hâkimiyetinin sona ermesiyle Türk topraklarıdoğudan Çinliler, batıdan Arapların ilerlemesine maruz kalmıştır. Budönemde Maverâünnehir bölgesinin savunmasını, Türgeşlerden sonra KarlukTürkleri üstlenmiştir.

Emevilerin Arap olmayan Müslümanlara karşı âdil ve eşit davranmamalarıhuzursuzluğu artırmıştı. Bu duruma karşı çıkanlar, Emevi id****ine sonvererek yerine Abbasi Devletini kurmuşlardır (750). Türkler, AbbasiDevleti'ni daha çok benimsemişler, yeni yönetime daha sıcakbakmışlardır. Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra, Çinliler bütünTürk ülkelerini ele geçirmeyi plânlamaktaydı. Emevilerin ortadankalkmasından da faydalanmak isteyen Çin ordusu daha batıya yönelerekKarluk topraklarına girmişti. Bu durum üzerine Karluklar, AbbasilerinHorasan valisi olan Ebû Müslim'den yardım istediler. Ebû Müslim,komutanlarından Ziyad ibni Salih'i bölgeye gönderir. Arap ordusu ilebatı bölgesinin genel valisi komutasındaki Çin ordusu Talas ırmağıboylarında karşılaşırlar. Türklerin de İslâm ordusu yanında hücumageçmesi sonucunda Çinliler büyük bir yenilgiye uğratılır ( 751).

Türklerin İslâmiyet'le ilk tanışmaları Emevi dönemiyle başlar. AncakEmevi yönetiminin tutumu sebebiyle, Türk toplulukları arasındaİslâmiyet fazla yayılmamıştır. Buna rağmen, az sayıda da olsa Emeviordusunda görev alan Müslüman Türkler bulunmaktaydı. Meselâ HorasanVâlisi Ubeydullah bin Ziyad henüz 674 tarihinde 2000 Türk okçusundanbir ordu oluşturmuştu. Talas Savaşı, Türklerle Müslümanlarınbirbirlerini daha yakından tanımalarını, dostane ilişkiler kurulmasınısağladı. Bu sebeple Talas Savaşı hem Türkler hem Müslümanlar için birdönüm noktasıdır. Bu savaş neticesinde İslâmiyet Türkler arasında hızlayayılmaya başlamıştır. Abbasi ordusunda çok sayıda Türk görev aldı.Zamanla Türk askerleri, ordunun ve yönetimin denetimini ele geçirdiler. Hatta bazı Türk komutanları, Abbasi Devleti sınırları içerisindekendi devletlerini bile kurmuşlardır.

Türklerin kitleler hâlinde Müslüman olmaları özellikle X. yüzyılda hızkazanmıştır. Henüz 900 tarihlerinde İtil ( Volga) çevresinde bulunanBulgar Türkleri arasında Müslümanlığa çok büyük ilgi vardı. Nitekimİtil Bulgarları hükümdarı Almış Han, 920 'de Abbasi halifesine müracaatederek din âlimleri ve mimarlar göndermesini rica etmişti. Aynıtarihlerde Önce Karluk, Yağma ve Çiğil boyları, ardından Oğuzlararasında İslâmiyet yayıldı. Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri, ilkMüslüman Türk devleti olan Karahanlı Devleti'ni, Oğuzlar ise SelçukluDevleti' ni kurmuşlardır.

İSLAMİYET VE TÜRKLER

Türklerin Müslüman Olmasının Sebepleri: Türkler İslâmiyet'i kılıçzoruyla değil, kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Şüphesiz bu diniseçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve anlayışı ileİslâmiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır:

1- Eski Türk dini, Gök-Tanrı inancı adıyla bilinmektedir. Bu inanışagöre Türkler, İslâmiyet'teki gibi tek bir Allah'a inanıyor ve O'naTanrı (Tengri) diyorlardı. İslâmiyet'te Esmâ-i hüsnâ denilen Allah'ınsıfatlarından bazıları, eski Türk inancında da mevcuttu .

2- Ahiret ve ruhun ölmezliği, her iki inançta da mevcuttu. Türklercennet için uçmağ (uçmak), cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydı.

3-İslâmiyet'te olduğu gibi Gök Tanrı inanışında da Tanrıya kurban sunuluyordu.

4-İslâmiyet'teki gaza ve cihât ile Türklerin dünya üzerinde töreyihâkim kılmak için yaptıkları savaşlar benzer mahiyettedir. İslâmanlayışına göre savaş sonunda elde edilen ganimet helâldir.
Türklerde ise aynı şekilde yağma geleneği vardır.

5-İslâmiyet'in telkin ettiği ahlakî kurallar, Türk anlayışına da uygun düşmektedir.

Türkler tarih boyunca çeşitli dinlere girmişlerdi. Ancak bu dinler halkarasında değil daha çok idareci kesimde kabul görmüştü. Buna rağmenİslâmiyet dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır.İslâm dini, millî yapıya uygun olduğu içindir ki Türkler kitlelerhâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır.Türklerin İslâmiyet'e Hizmetleri: Türklerin İslâmiyet'i kabul etmelerihem İslâm âlemi hem de dünya tarihi açısından büyük sonuçlardoğurmuştur. Türkler, karışıklık içinde bulunan İslâm dünyasınınkoruyuculuğunu üstlendiler. Selçuklular, Abbasi halifelerini himayeettiler.

Batıda Haçlı Seferleri'ne, doğuda Moğol akınlarına karşı Türklertarafından set oluşturuldu . Böylece İslâm dünyası dağılmaktankurtulmuştur . Bin yıla yakın bir süre Türkler, İslâmiyet'inbayraktarlığını yapmıştır. Gazneli Mahmud'un Hindistan'a kadar yaptığıseferler neticesinde İslâmiyet Hindistan'a kadar ulaşmıştır. Böyleceyakın dönemlerde kurulan Pakistan ve Bangladeş'in temelleri atılmıştır.Osmanlı döneminde ise Türkler Balkanlara yerleştiler. Arnavutlar,Bosna-Hersekliler (Boşnaklar) bu dönemde Müslüman oldular.

Türklerin İslâmiyet'e hizmetleri sadece siyasî ve askerî alanla sınırlıkalmamıştır. Devlet id****i ve askerî yapılanmada bütün İslâm dünyasınıetkileyen Türkler, İslâm medeniyetinin gelişmesinde de inkâr edilemezhizmetlerde bulunmuşlardır. Bilim, sanat ve edebiyat alanında İslâmrönesansı, Türklerin katkıları ve sağladıkları huzur ve emniyetsayesinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla İslâm dininin ve medeniyetinin,dar Arap ve Fars çevresine sıkışıp kalmayarak, evrensel hâle gelmesiyine Türkler sayesinde mümkün olmuştur, demek yanlış olmaz.Meselâ,Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından Bağdat'ta kurulan NizamiyeMedreseleri (1066 ), öyle büyük bir üne sahip oldu ki, bu medreselerİslâm medreselerinin ilk örneği olarak kabul edilmişti. HalbukiSamanoğulları ve Gazneliler devrinde de medreselerin bulunduğubilinmektedir. Ancak Nizamiye Medreseleri dinî bilimler yanında müspetilimlerin de okutulduğu ilk medreseler olmakla, modern üniversitelereöncülük etmiştir.

Abbasiler zamanında başlayan eski Yunan ve Helen medeniyetlerine aiteserler ve felsefe akımlarının çevirileri, Türk hâkimiyeti devresindezirveye ulaşmış idi. Böylece İslâm medeniyetinde büyük gelişmelerolmuştur. Batıda unutulmuş olan Yunan ve Helen medeniyeti, HaçlıSeferleri sayesinde İslâm medeniyeti ile birlikte tekrar Avrupa'yataşınmıştır. İslâm medeniyetinin öncüleri durumunda olan Türk bilginlerbütün dünya tarafından tanınmış ve eserleri yüzyıllarca bilimerehberlik etmiştir. Bu Türk bilginlerinin en ünlüleri Farabi, Birunî veİbni Sina'dır.

Oğuzların Karaçuk (Farab) şehrinde doğan Farabi (870 -950), matematik,fizik, astronomi vb. konularda 160 kadar kitap yazmıştır. Ancak onuasıl önemli kılan Helen felsefesinin akılcı, mantığa dayalı yönüyleİslâm düşüncesini kaynaştırdığı felsefe alanındaki çalışmalarıolmuştur. Aristo'nun düşüncelerini en iyi açıklayan kişi olduğundan"Muallim-i Sâni" (İkinci öğretmen). adıyla anılmıştır. Eserlerininçoğunun Lâtinceye çevrildiği batıda "Al-farabıus" adıyla bilinmektedir.İhsâ'ül -Ulûm isimli eseriyle bilimleri ilk kez sınıflandıran Farabiaynı zamanda Öklit geometrisini de açıklamıştır. Farabî'nindüşüncelerinden etkilenen İbni Sînâ (980-1037), çeşitli konularda 220civarında eser vermiş diğer ünlü bir Türk bilginidir. Avrupa'da"Avicenna" adıyla bilinmektedir. Felsefe ve müspet bilimlerle uğraşanİbni Sina asıl ününü tıp alanında kazanmıştır. "El-Kanun fi't-Tıb" adlıeseri Lâtinceye çevrilmiş ve yüzlerce yıl ders kitabı olarakokutulmuştur.

Birûnî (973 -1051), Harzemşahların sarayında yetişti ve GazneliMahmud'un himayesine girdi. Matematik, geometri, tıp ve coğrafya gibialanlarda 113'ten fazla eser veren Birûnî'nin asıl başarısı astronomidalındadır. Yıldızların yüksekliğini, açılarını ölçen hassas aletlergeliştirdi. Dünya çekirdeğinin çapını sadece 15 kilometrelik yanılmayla6338.8 km olarak tespit etmiştir. Yazdığı astronomi kitabı, dünyanınilk astronomi ansiklopedisi olarak kabul edilmektedir.

Farabî ve İbni Sina'nın açtığı yoldan birçok Türk âlim ilerlemiştir.Felsefe dalında; El-Harezmî, Şehristânî ve tasavvufun öncülerindenGazali, İbni Rüşd, Fahreddin Razi, geometride Abdurrezzak Türkî,trigonometri'nin kurucularından Abdullah el-Baranî ilk akla gelenlerdir.Selçuklu Sultanı Melikşah İsfehan ve Bağdat'ta birer rasathanekurdurarak, İranlı ünlü matematikçi ve astronom Ömer Hayyam'ı buralardagörevlendirdi. Ömer Hayyam'ın da içinde bulunduğu bazı bilim adamları,Melikşah adına güneş yılına dayanan Celâlî veya Takvim-i Melikşâhadlarıyla anılan bir takvim hazırladılar. Sanat ve mimarlık alanlarındada Türk-İslâm devletleri zamanında büyük gelişme görülmektedir.Türk-İslâm kültürü ve sosyal hayatına uygun olarak gelişen mimarlığınen önemli örnekleri cami, medrese, kervansaray, imaret, darüşşifa(hastane) vb.dir. İlk Türk-İslâm mimarî örneği, Tolunoğlu Ahmedtarafından Kahire'de yaptırılan Tuluniye Camisi'dir ve bugün dahivarlığını korumaktadır.

Türkler tarafından geliştirilen kubbe, kemer ve sütun biçimleri, OrtaAsya yaşantısı ve çadır kültürünün, İslâm mimarîsine yansıtıldığı yenibir mimarî üslûbu getirmiştir. Özellikle tekke, kümbet, cami ve medresegibi yapılarda, Türk mimarî üslûbunun eşsiz örnekleri görülür.Yazı,cilt, çini, minyatür sanatları ile seramik, dokumacılık, taş ve madenişçiliği vb. alanlarda Türkler eşsiz örnekler vermişlerdir. İslâmîanlayışa uygun düşmemekle beraber heykel ve kabartma sanatını devamettirmişlerdir. Örneğin birçok yapıda hayvan figürleri kullanılmış,Sultan Tuğrul bastırdığı madalyona kabartma resmini koydurmuştur. Müzikalanında da Türkler yenilikler getirmişlerdir. Farabî müzik üzerine ikieser yazmış ve bunlar dünya müzik tarihine geçmiştir.

Eserinde ses ve müziğin fizik temellerini inceleyerek, ses perdesininözelliklerini ilk defa ortaya koymuştur. Saraylardaki nevbet (bando),Osmanlı askerî mehterine örnek olmuştur. Ayrıca bazı tarikatlerinyaptıkları dinî müzik ve rakslar, Türk tasavvuf musikisinin vesemahların özünü oluşturmuştur.


TÜRK İSLÂM DEVLETLERİ

1-Tolunoğulları (875-905):

Abbasi Halifeliği sınırları içerisinde kurulan müstakil ilk Türkdevletinin kurucusu Tolunoğlu Ahmet'tir. Oğuz Türklerinden olan Tolun,Halife Mu'tasım zamanında cesareti ve bilgisi ile ün yapmış birkişiydi. Aynı şekilde cesur ve kültürlü olan oğlu Ahmet, ordu komutanıiken, Mısır'a vali tayin edilmişti.
Ahmed Mısır'ı başarıyla yönetmiş ve kuvvetli bir ordu kurmuştu. Bağdatile arası açılınca bağımsızlığını ilân etti (875-884). Mısır maliyesinidüzeltip, halkı darlıktan kurtardığı için oldukça seviliyordu. Kısazamanda Suriye ve Çukurova yöresini ele geçirdi. Ahmet'ten sonra yerinegeçen oğlu Humâreveyh zamanında devletin sınırları Toroslara ve Irak'akadar genişledi. Ancak onun yerine geçenler devleti koruyamadılar.Nihayet 905 yılında Abbasi kuvvetleri Mısır'a girerek Tolunoğullarına
son verdiler.

2- Ihşîdiler (935-969):

Mısır'da kurulan ikinci Türk devletidir. Devletin kurucusuMaverâünnehir Türk beyleri sülalesinden olan Muhammed Ebubekir adındabir komutandır. Babası Toğaç, Tolunoğullarının hizmetinde bulunmuştur.Mısır valisi iken bağımsızlığını ilân eden Muhammed Ebubekir (935),önce topraklarını Dicle'ye kadar genişletti. Daha sonra İslâm'ınmübarek şehirleri olan Mekke ve Medine'yi devletine bağladı. Ölümündensonra oğulları başa geçtiyse de asıl idare kölesi Kafur'un elindeydi.Kafur'un ölümüyle başlayan iç mücadelelerden faydalanan Fatimîler,Mısır'ı zaptederek Ihşidîlere (Akşitler) son verdiler (969).

İSLAMİ DÖNEM TÜRK DEVLETLERİ



KARAHANLILAR (840-1212)

Karahanlılar, daha önceki Türk devletlerinden farklı olarak,hükümdarların ve halkının çoğunluğunun Müslümanlığı seçtiği ilkTürk-İslâm devletidir. Bu sebeple Türk tarihi içerisinde Karahanlılarınözel bir yeri ve önemi vardır. Hâkaniye ve İlig-Hanlar adlarıyla daanılan Karahanlı Devleti, başta Karluklar olmak üzere Çiğil, Yağma veTuhsı gibi Türk Boylarına dayanıyordu. Karluklar, Balasagun merkezolmak üzere Yedi-su bölgesinde bir devlet kurmuşlardı. Karluk yabgusu,bağlı bulunduğu´ Uygur Hakanlığı'nın 840 yılında Kırgızlar tarafındanyıkılması üzerine istiklâlini ilân etti. Kendisini Türk hakanlarınınyasal halefi sayan yabgu Karahan unvanını aldı.

Karahanlıların ilk hükümdarı olarak Bilinen Bilge Kül Kadır Han,Maverâünnehir'deki Sâmanî devleti ile mücadelelerde bulundu.Oğullarından Arslan Han ulu hakan olarak Balasagun'da, Oğulcak KadırHan ise Talas'ta oturdular. Kadır Han 893'te başkenti Kaşgar'anakletti. Bu dönemde yeğeni Satuk Buğra Han Müslümanlarla temas kurduve Karahanlı Devleti'nin başına geçince de İslâmiyet'i resmî din olarakkabul etti (920). Bu tarihten sonra Abdulkerim Satuk Buğra han adıylaanıldı. Ancak Karahanlı sınırları içersindeki halkın tamamiyleİslâmiyet'i seçmesi Satuk Buğra Han 'ın oğlu Baytaş zamanındagerçekleşmiştir.

Karahanlı Hükümdarı Ebu Nasr Ahmed zamanında, kardeşi İlig Nasrtarafından Samaniler devletine son verildi (999). Ebu Nasr Ahmed Abbasihalifesi tarafından bir İslâm hükümdarı olarak tanınan ilk Karahanlıhanı olmuştur. Karahanlı Devleti'nin sınırları Balasagun, Özkent veTarım Havzası'nın batı kısmı ile Karakurum dağları dolaylarına kadargenişlemişti. Güneyde Gazneliler ile komşu oldular ve mücadele ettiler.Ancak hanedan arasında çıkan anlaşmazlık neticesinde devlet Doğu veBatı olmak üzere ikiye ayrıldı (1042). Doğu Karahanlıların başındaTamgaç Buğra Han; Batı Karahanlıların başında ise Ahmet Arslan Hanbulunuyordu.

Doğu Karahanlı Devleti (1042-1211): Doğu Karahanlı Devleti'ninsınırları Kaşgar, Fergana, Balkaş gölü civarına kadar uzanmaktaydı.Devletin merkezi zaman zaman Balasagun, Talas ve Kaşgar şehirleriolmuştur. Doğu Karahanlı Devleti'nin ilk hükümdarı sayılan Tamgaç BuğraHan âdil ve dindar bir kişi olarak tanınmaktaydı. Yusuf Has Hacib'inyazdığı Kutadgu Bilig bu hükümdara sunulmuştur. Doğu Karahanlı Devleti1090 yılında Selçuklulara bağlandı. Devlet 1133 yılında Moğol asıllıKarahıtayların hâkimiyetine girdi. Bu durum 1211'e kadar devam etti.Bölgenin tamamı Cengiz Han tarafından istilâ edildi.

Batı Karahanlı Devleti (1042-1212)atı Karahanlıların sınırları batıdaAral gölünden doğuda Çimkent ve Özkent'e kadar uzanmaktaydı. Devletinbaşkenti önceleri Özkent idi. Daha sonra Semerkant ve Buhara devletinmerkezleri olmuştur. İlk hükümdarları Ahmet Arslan Han idi.

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah bir Karahanlı prensesi ile evlenerekiki devlet arasında akrabalık kurdu ve böylece Karahanlıları kendisinebağladı (1089). Selçukluların Katavan Savaşı'nda yenilmesiyle beraberBatı Karahanlılar da Karahitay hâkimiyetine girmişti (1141).Harzemşahlar bölgedeki Moğol hâkimiyetine son vermiş, son Karahanlıhükümdarı Osman Han'ı da ortadan kaldırarak, bu devleti yıkmışlardır(1212).


GAZNELİLER (969-1187)

Gazneliler Devleti adını, Doğu Afganistan'da bulunan başkentleriGazne'den almaktadır. Ayrıca hükümdarlık hanedanının kurucusundandolayı Sebük-teginliler veya lâkaplarından dolayı Yemînîler diye deanılırlar. Sâmanoğulları Devleti'nin (819-1005), dağılmaya başladığısırada, bu devlette komutanlık ve valilik yapan Türkler, bazı bölgelerde hâkimiyet kurmuşlardı . Bunlardan biride Horasan EmiriAlp-Tegin'dir.

Alp-Tegin Doğu Afganistan'daki Gazne şehrini ele geçirerek, GazneliDevleti'nin ilk temellerini atmıştır 963). Alp-Tegin'in ölümünden sonrayerine geçen oğulları aynı başarıyı gösteremeyince, TürklerAlp-tegin'in komutanlarından Sebük- tegin'i başa geçirdiler (977).Sebük-tegin 'in başa geçmesiyle, Gazneliler Devleti hükümdarlığınbabadan oğula geçtiği bir hanedanın id****ine girmiştir. NitekimSebük-tegin'in ölümüyle birlikte tahta oğlu Mahmut geçti. GazneliMahmut zamanında, devlet en parlak devrini yaşadı.Türk tarihinde sultanunvanını ilk defa Gazneli Mahmut kullanmıştır. Gazneli Mahmut 1001-1027tarihleri arasında Hindistan'a 17 sefer düzenleyerek, Kuzey Hindistan'ıtopraklarına kattı. Bölge İslâmlaştı ve böylece Pakistan devletinintemeli atılmış oldu.Gazneli Mahmut'un ölümü üzerine (1030) yerine geçenSultan Mesut, babası gibi dirayetli değildi. Selçuklu tehlikesininartmasına rağmen, O Kuzey Hindistan'a sefer düzenlemişti. NihayetDandanakan Savaşı'nda Selçuklular karşısında büyük bir yenilgiyeuğradı. Topraklarını kaybederekHindistan'a çekilmeye mecbur kaldı.Sultan İbrahim zamanında devlet Selçuklu hâkimiyetine girdi (1059).Afgan asıllı Gurlular, 1187 tarihinde Gazneli Devleti'ni ortadankaldırdılar.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ (1040-1157)
Batı Türklüğünün en kalabalık ve güçlü kesimi olan Oğuzlar , II.Göktürk Devleti ve Uygur Kağanlığı zamanında daha batıya göç etmekzorunda kalmıştı. IX. ve X. yüzyıllarda gerçekleşen ikinci göçte, Guzadıyla anılan bir kısım Oğuz kitleleri Doğu Avrupa'ya kadar ilerlemiş,asıl kitle ise Seyhun nehri civarında kalmıştır .

Seyhun bölgesine gelen Oğuzlar, X. yüzyılda kışlık merkezleri Yenikentolan bir siyasî teşkilât oluşturmuşlardır. Başkanlarına Yabgu denildiğiiçin bu devlete de Oğuz Yabgu Devleti adı verilmiştir. Devletinsınırları Seyhun'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanmaktaydı. Ancak OğuzYabgulularında asıl siyasî ve askerî güç yabgudan çok sübaşı, yani ordukomutanının elindeydi. Selçuklu Devleti'ne adını veren Selçuk Bey vebabası Dukak da sübaşı görevinde olup, Oğuz yabgusu ile aralarındagizli bir mücadele söz konusuydu. Nitekim kaynaklarda adı belirtilmeyenOğuz yabgusu, bir Türk zümresi üzerine sefer yapmak isteyince sübaşıDukak bu sefere itiraz etmiş ve bu yüzden aralarında kavga olmuş vegizli mücadele böylece gün yüzüne çıkmıştır. Bu olay Dukak'ısübaşılıktan etmişse de, onun ve ailesinin Oğuzlar arasındaki itibarınıartırmıştı. Nitekim ölümünden sonra oğlu Selçuk da sübaşılık görevinegetirilmiş, devletin askerî gücünü eline geçirmişti. Sübaşı Selçuk ileyabgunun arası da açılmış, hem bu yüzden hem de yer ve otlak darlığıyüzünden, Selçuk ve emrindekiler Maverâünnehir'e göç etmek zorundakalmışlardır.

Selçuk Bey'in, Seyhun nehri kenarındaki Cent şehrine göçü (960)Selçuklu Devleti'nin ortaya çıkmasını sağlayacak önemli bir gelişmedir.Cent'te halkın büyük bir kısmı Müslüman idi. Selçuk ve kendine bağlıolanlar, eski inanışlarıyla benzerlik gösteren bu dine sıcakbakıyorlardı. Kısa bir süre sonra İslâmiyet'i kabul ettiler. Böylecesiyasî ve sosyal yönden de yeni bir kimliğe ve güce sahip olmuşlardı.Nitekim Selçuk Bey, Oğuz yabgusunun yıllık vergiyi almak içingönderdiği memuru, kafire haraç verilmeyeceğini söyleyerek Cent'tenkovdu. Müslüman olmayan Oğuzlarla mücadele etmekten kaçınmadı. Böyleceİslâm ve Türk dünyasında şöhreti gittikçe yayıldı


Sayfa: [ 1 ]