|
||
| TANZİMAT’A DOĞRU Aslında Osmanlı Devleti bu tür fikir alanındaki yeniliklere, dahadoğrusu Avrupa medeniyeti ile olan temasları çok daha evvelindensağlamakta gecikmişti. Türk-Avrupa münasebetleri, Kanuni SultanSüleyman devrinde, Fransa'ya yapılan Osmanlı yardımı nedeniyle,Türk-Fransız dostluğu başlamış ve Fransız kültürünün yayılmasına birzemin hazırlanmıştır. Osmanlı devletinin Avrupalılaşma yolunda atmış olduğu en kesin adım,Abdülmecit'in hükümdar olduğu ve 1839 yılında başlayan "TANZİMATINKILABI"dır. Tanzimat; Avrupa medeniyetinin Türk toplumuna girmesigibi görünürse de, aslında Tanzimat İnkılabı Avrupa medeniyetinin;siyasi, askeri ve ekonomik baskılarla kendisini Türkiye'ye kabulettirmesi ve Osmanlı'nın sömürgeleşmesiyle birlikte yok olmasıdemektir. TANZİMAT EDEBİYATI Tanzimat Fermanı ile, siyaset, idare ve eğitim alanlarında Batıuygarlığına resmen katıldıktan sonra Batı’yı örnek edinen Avrupai TürkEdebiyatının birinci dönemidir. Tanzimat Edebiyat, siyasi tanzimatınilanından aşağı yukarı yirmi yıl sonra, 1860’da, Şinasi’nin Tercümanı-ıAhval gazetesini çıkarmasıyla başlar,1895’e kadar sürer. TanzimatEdebiyatı; eski kuruluşlarla düşüncelerin karşısına toplumsal vesiyasal düzenlemelerle çıkar. Basımevlerinin gelişmesi, gazeteciliğinBatı’dan geniş ölçüde esinlenmesi, güçlü edebiyatçıların yetişmesietkili bir kamuoyu yaratır. Tanzimat Edebiyatı, Batıya yönelmiş bir Türk Edebiyatıdır. Toplumhayatımızın hızla değişme ve gelişme akımlarının itici fikir gücüTanzimat’la başlar. Divan Edebiyatı’nın yüzyıllar boyu süren durgunluğuTanzimat’la ortadan kalkar. Tanzimat’tan sonra orta sınıf teşekküleder; bu orta sınıf kendi edebiyatını yaratır; yeni bir edebiyat ortayaçıkar. Dil, artık Divan Edebiyatı dili değil, orta tabakanın günlükkonuşmaya çok yakın olan dilidir. Tanzimat’tan sonra nesir, roman,tiyatro, büyük bir yer işgal eder. Nesrin gelişmesinde gazeteciliğinbüyük rolü vardır. Tanzimat Edebiyatı ile topluma yeni bir duyuş, düşünüş ve anlatıştarzı, yeni bir dünya ve insan anlayışı gelmiş; bütün edebiyatımızboyunca önemsenmemiş bulunan düz yazı dönemi başlamıştır. Avrupadüşünüş sistemi Tanzimat’la memlekete yayılır. Sanat toplumun görevindebir araç olarak kullanılır. Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, AhmetMithat, Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai bu döneminen önemli kişileridir. CANLI EDEBİYATA GİRİŞ Tanzimat’la edebiyatımıza yeni bir dünya görüşü, yeni bir insananlayışı girer. Duyuş, düşünüş ve anlatış olanaklarımız genişler.Edebiyatımız cansız dünyayı, cansız insanları anlatmaktan, canlı dünyaanlatımına, etli canlı konulaştırmaya Tanzimat’la başlar. Tanzimatöncesi edebiyatımız cansız bir edebiyattır. Tanzimat Edebiyatı; toplumcudur, doğrunun, iyinin peşindedir. Budönemin şair ve yazarları, edebiyat yolu ile ulusu uyandırıpyükseltmek; gerilik, kötülük ve baskıları yok etmek gayesini taşırlar.Topluma karşı kendilerini sorumlu sayarlar. Tanzimat döneminde yetişenyazarlar, eski edebiyatı yıkarak, yerine, Batı Edebiyatı yolunda yenibir edebiyat kurmayı gaye edilmişlerdir. Şinasi, Ahmet Refik Paşa,Fransız klasisizminin; Namık Kemal, Ahmet Mithat Fransız romantizmininetkisinde kalarak o yolda eserler vermişlerdir. Tanzimat sonrası edebiyatımız uluslaşma, çağdaşlaşma olanaklarını dabirlikte getirir. Yazı dilinde konuşulan Türkçe’ye gidilir. Tanzimatile birlikte eleştiri, hikaye, roman ve tiyatro gelir; gazetecilikbaşlar. Batı’nın edebiyat akımlarından romantizm, realizm, natüralizm,sembolizm, parnasizm edebiyatımız girer. TANZİMAT’TA ROMAN VE ÖYKÜ Türk edebiyatında batılı anlamda roman ve öykü Tanzimat dönemindebaşlamıştır. Ülkemizde roman ve öykünün gelişiminde batı edebiyatındanyapılan roman çevrilerinin büyük katkısı vardır. İlk çeviri Yusuf KamilPaşa’nın Fenelon’ un les Aventures de Telemaque (1699) adlı yapıtınınçevirisidir. Yapıt 1862’de Terceme-i Telemak adıyla çevrilmiştir. Aynıyıl Victor Hugo’nun romanı Sefiller de dilimize çevrildi. Bu yapıtlarıDaniel Defore’dan Hikaye’i Robinson (1864), François ReneChateubriand’dan Atala (1872) çevirileri izledi. Türk edebiyatında ilk öykü ve roman denemeleri Ahmet Mithat yazmıştır:Kıssadan Hisse , Letaif-i Rivayat. Bu dönem roman ve öykücüleri , dilve sanat anlayışları bakımından birbirinden ayrılır. Ahmet Mithat, EminNihat Şemsettin Sami Nabizade Nazım halka seslenmeyi ilke edindikleriiçin oldukça yalın bir dille; Namık Kemal Samipaşazade Sezai, RecaizadeMahmut Ekrem ise seçkin bir topluluğa seslenmeyi ilke edindikleri içinYeni Osmanlıca’yla yazmışlardır. Bu dönem roman ve öykülerinde konularya günlük yaşamdan ya da tarihten seçilmişti. Tutsaklık ya da sürgünlük(Namık Kemal , İntibah; Samipaşazade Sezai), aile baskısıylagerçekleştirmek istenilen evlilikler, batılaşmanın yanlış algılanmasıgibi konular işlenmiştir. Birinci kuşak romancı ve öykücüleriromantizmin ; ikinci kuşak romancı ve öykücüleri olan SamipaşazadeSezai, Mizancı Mehmet Murat Recaizade Mahmut Ekrem ve Nabizade NazımGerçekçilik ve Doğalcılık akımlarının etkisinde kalmıştır. NamıkKemal’in Cezmi’si ilk tarihsel roman olma özelliği taşır. Araba Sevdasıilk gerçekçi roman olma özelliğini taşır. Nabizade Nazım da Karabibikadlı uzun öyküsü ile Anadolu köy yaşamını Türk roman ve öyküsünün konudağarcığına sokmuştur. Aynı yazarın Zehra adlı romanı da ilk doğalcıpsikolojik roman örneğidir. Tanzimat romanları, üstünlükleri yanında ,ilk örnekler olmanın çeşitli aksaklıkları da taşımaktadır. Yazarçoğunlukla romanının içinde yer alır, kendi ağzından düşüncelerinisöyler ve araya girer; çevre ve doğa betimlemeleri iyiyerleştirilememiştir; dil zaman zaman doğallığını yitirir ve kurgudaçeşitli tutarsızlıklar vardır. TANZİMAT ŞİİRİ Tanzimat şiirinde hem Divan şiirinin, hem de Batı şiirinin büyüketkileri görülür. Tanzimat şairleri genellikle Divan şiiri kültürüyleyetişmişlerdir; bazıları da Avrupa’da özellikle Fransa’da bir süreyaşadıkları için Fransız şiirini yakından izleme olanağı bulmuştur.Batı edebiyatından ilk şiir çevirileri de bu dönemde görülmektedir.Fransız şiirinden yapılan çeviriler çoğunluktadır. Voltaire,Jean-Jacques Rousseau, Victor Hugo, Alphonse de Lamartine, Jean de LaFontaine, Jean Racine, François Fenelon, Nicolas Boileau, Alfred deMusset gibi şairlerden çeviriler yapıldı.Bu şiirler Türk şiirininbiçimsel yapısını etkiledi. Batının, sone,terza rima, ottavarima gibinazım biçimleri kullanılmaya başlandı. Gene çevirilerin etkisiyleKlasikçilik, Romantizm, Gerçeklik, Parnasizm, Sembolizm gibi edebiyatakımları Türk edebiyatında tanınmaya başlandı. Çeviri şiirler Türkşiirini öz bakımdan da etkiledi. Yeni düşünceler, kavramlar, imgeler,simgeler ve özellikle batı dillerinden birtakım yeni sözcükler budönemde dilimize girdi. Tanzimat şiirinin ilk kuşağında bazı temelkavramlar ilk kez kullanıldı. Şinasi’de “uygarlık, hak, adalet, yasa,devlet ile halkın karşılıklı hak ve ödevleri”; Namık Kemal’de “özgürlükve yurt”, Ziya Paşa’da “geri kalmışlık” bunlara örnektir. Tanzimat’ınikinci kuşağında toplumsal temalar daha geriye, ikincil duruma düştü,fizikötesi gündeme geldi. Recaizade Mahmud Ekrem’de “ölüm”; AbdülhakHamit’te “ölüm” yanı sıra “Tanrı, yaşam, dünya, madde, ruh varlığın neolduğu ve sonu” gibi temalar ağırlık kazandı. Tanzimat’ın ilk kuşağı“yeni insan”ı yaratmaya çalışıyordu, yaklaşımları toplumsal veahlaksaldı. Toplumun çağdaşlaştırılmasını ana ilke edinmişlerdi. İkincikuşağın gündemini ise daha çok şiirle ilgili konular ve metafizikalanlar oluşmuştur. Başka bir deyişle, ikinci kuşak “sanat sanat için”ilkesini benimsemiştir. Tanzimat’ın birinci kuşağında Namık Kemal, Şinasi, Ziya Paşa; ikincikuşağında Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Muallim Naci gibişairler vardır. TİYATRO Batılı anlamıyla tiyatro da Tanzimat döneminde görülür. Bu dönemdegeleneksel tiyatro içine giren türler (kukla, Karagöz, orta oyunu gibi)de varlığını sürdürmüştür.Tanzimat’ın ilk yıllarında İstanbul’unçeşitli yerlerinde tiyatro binaları yapılmaya başlandı. Önceleriözellikle İtalyan ve Fransız, daha sonra da Ermeni tiyatro topluluklarıbu binalarda oyunlar sergiledi. Mihail Naum , Güllü Agop gibiErmeniler’in Türkçe oyunları da sergilemeleri önemli bir gelişmeyesebep oldu. Güllü Agop 1868’ de kurduğu Osmanlı Tiyatrosunda ilk kezdüzenli olarak temsiller vermeye başladı; müzikli oyunlar dışındaTürkçe oyunlar sergilemenin tekelini 10 yıl elinde tutmuştur. BirçokTürk erkek tiyatro sanatçısı ilk kez bu tiyatroda sahneye çıkmıştır.Müslüman Türk kadınının sahneye çıkması şeriat hükümlerine göreolanaksızdı. Bu yüzden bazı kadın rollerini bazı durumlarda yabancıkadınlar ya da erkekler oynamışlardır. Bu tiyatro 1884’te AhmetMithat’ın Çerkez Özdenler oyununu oynarken oyun özgürlük duygularıaşıladığı gerekçesi ile tiyatro kapatılmış, binası da yıktırılmıştır.Bundan dolayı bu tarihten 1908’e kadar kadar Türk tiyatrolarına tuluatoyunları egemen olmuştur. Mardiros Mınakyan’ın kurduğu Osmanlı Dram Kumpanyası Türkçe oyunlarsahnelemeye devam etmiştir. Türk edebiyatında ilk tiyatro yapıtı olarakHayrullah Efendi’nin(1817-66) Hikaye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-iGülşen’i (1844) adlı dramı gösterilmektedir.Şinasi’nin Şair Evlenmesi(1860) ilk güldürü olarak kabul edilmektedir. Ali Haydar (1836-1914)ilk trajedi , Direktör Ali Bey (1844-99) de karakter güldürü örneklerivermiştir. Yazar, çevirmen, tiyatroya maddi ve manevi destek sağlayandevlet adamı olarak Ahmet Vefik Paşa(1823-91) ’nın Tanzimat tiyatrosunaçok büyük katkısı olmuştur.Moliere’den yaptığı çeviri ve uyarlamalarıçok önemlidir. Feraizcizade Mehmed Şakir (1853-1911) duru bir Türkçe vebaşarılı bir teknikle yazdığı oyunlardan ötürü “ Türk Moliere’i”olarakadlandırılmıştır.Bu dönem tiyatrolarında çoğunlukla toplumsal vetarihsel konular işlenmiştir. Öbür türlere oranla Tanzimat dönemindetiyatro çok daha etkili olmuştur. Bu bakımdan bazı Tanzimat yazarları(Namık Kemal , Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit) tiyatro oyunlarıda yazmıştır. TANZİMAT NESRİ Edebiyatımızda gerçek nesir, Tanzimat’la başlar. Gazete ile birlikteBatı anlayışındaki nesir türleri de, edebiyatımıza girer. Tanzimatedebiyatımızı yaratanlar şiir yazmakla beraber, asıl yeniliğinesrimizde yapmışlardır. Makale, eleştiri, söylev, hikaye, roman,tiyatro vb. hep Tanzimat edebiyatımızın getirdiği yeni nesir türleridir. Divan nesrinde süslü yazmak , özentili bir üslup vardır. Tanzimatnesriyse, cümleyi gereksiz boş sözcüklerden kurtarmış, fikri ön planaalmıştır. Bu nesirde seciler atılmış, cümlenin boyları kısalmış,doğrudan doğruya konuya girmek yolu tutulmuş, ilk defa noktalamakullanılmıştır. Şinasi’nin nesri oldukça kuru, Namık Kemal’in şişkincedir; AbdülhakHamit’e gelince, şairane bir duyguluk kazanır. Servet-i Fünuncularıetkileyen Hamit nesri, halktan uzak düşen felsefi fikirlerin tezatlısöz sanatları ile yüklüdür. Tanzimat nesrinde sadeliği en ileri götürenMuallim Naci; halk diline en çok yaklaşan ise Ahmet Mithat Efendi’dir. Edebiyatımızdaki nesir türlerini üçe ayırabiliriz: 1- Divanedebiyatında açık ve edebi nesirle yazılan eserler; 2-Halk edebiyatındahikayeler, kahramanlık destanları, esersiz temsiller: meddahlık,karagöz, ortaoyunu gibi; 3-Yeni edebiyatta gazete, dergi, tiyatro,roman, hikaye, tarih; gezi, coğrafya, mektup, anı, edebiyat tarihlerigibi. Süslü nesirle Divan şiiri arasında paralellik vardır. Ustalık, hünergöstermek amacı taşır. Arapça, Farsça, sözcüklerle tamlamalarlayüklüdür. Söz oyunları, düğümlü uzun cümlelerle, seci’lerle doludur.Edebi nesir de denir. Süslü divan nesrimizin baş temsilcilerimizdensayılan Nergisi (1592-1635); münşeat yazarıdır. Secilerle örülütumturaklı terkiplerle yüklü, süslü divan nesrimizin Veysi ile birliktebaş temsilcisi sayılır. Halk diline dayalı; süsten, söz sanat oyunlarından, özentilerden uzak;Arapça, Farsça, sözlerle tamlamalara elden geldiğince az yer verilenbir nesirdir sade nesir. Halkı amaç tutan konularımız; dinsel,tasavvufla ilgili yapıtlarımız, halk hikayelerimiz, Kur’antefsirlerimiz, menakıpnamelerimiz, hadis kitaplarımız, ortaklaşaözellik taşıyan Osmanlı Tarihleri’miz; halka birşeyler öğretmek isteyenyazıyla ilgili eserlerimiz sade nesir yani öğretici niteliktekinesirlerdir TANZİMAT GAZETECİLİĞİ Tanzimat’la gelen, halkın okuyuş oranında gelişen Türk gazeteciliği,Türk gazeteciliği, Türk Edebiyatı’nın yepyeni bir döneme girmesinisağlar. Makale, fıkra, haber, röportaj, sohbet, mülakat, anı, gezi,şiir, inceleme, eleştiri, deneme, hikaye ve roman türleriningelişmesinde gazeteciliğimizin etkisi büyük olur. Gazete, her gün bir toplumdan, bir sorun üzerinde fikir ve görüşe sahipikinci bir toplum çıkarabilecek kudrette bir çözümleme ve birleştirmeorganıdır. Gazete sayfaları her gün yüz binlerce insanın berabertoplanıp, beraber düşündükleri, konuştukları bir toplantı meydanıdır.Demokratik toplumların hayatında en önemli rolü fikirler oynamaktadır.Fikir özgürlüğünün olduğu her yerde kişiler, çeşitli olanak vearaçlardan faydalanarak, fikirlerini savunmak isterler. İşte buaraçların en önemlisi ve en etkilisi gazetedir. Gazete dünyadaki bütünolup biten olayları günü gününe halka bildiren, haberleri kendi görüşüile yorumlayan, ufkumuzu her türlü bilgiler vererek genişletendüşüncelerimizi aydınlığa götüren, halkı dar görüşten kurtaran basılmışkağıtlar topluluğudur. Tanzimat gazeteciliği; halkın görüşüyle birlikte edebiyatı dadeğiştirir. Çünkü günlük yaşamın gazeteyle ön plana geçmesi,edebiyatımızda da etkisini gösterir. Bu gazeteleri okuyanlar, Batı’danyapılan roman çevirilerini izleyenler, yeni bir dünya görüşüylekarşılaşırlar. Eski yaşamın, tüm olarak dine göre düzenlenen kurumlarlafikirleri, Tanzimat sonrası gazeteciliğiyle dinamikleşir. Tanzimat’ta yayınlanan gazetelerin sayısı yetmişe yaklaşırken, dergileryüzü geçer. Tanzimat Edebiyatı’nın oluşmasında, yeni Türk nesrinindoğmasında en büyük rolü oynayan, en önemli görevi yüklenen gazetelerledergilerin belli başlıları: Takvim-i Vekayi(1831), Ceride-iHavadis,(1840) gibi resmi gazetelerle; Namık Kemal’in yayınladığıİbret(1871); Hadika(1872) Ali Suavi’nin yönettiği Muhbir(1866); AhmetMithat’ın çıkardığı Devir(1872); Sıraç(1873); Vakit(1875); EbüzziyaTevfik’in Mecmua-i Ebüzziya(1879); Hazine-i Fünun(1882); Gayret(1886),Asar(1886), Maarif(1890), İkdam(1894)’dır. Tanzimat şairleri ile yazarlarının hemen hepsi gazetecilik,dergicilikle ilgilidirler. «Umum tarafından anlaşılmakla» amaçlarıburdan gelmektedir. Edebiyat dergilerinin çıkışı gazetelerden sonrageldiği için, ilk edebiyatla ilgili yazılar gazetelerle yayımlanır. Buyüzden; Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Ahmet Vefik Paşa,Ebüzziya Tevfik, Şemsettin Sami, Recaizade Mahmut Ekrem...gazetecilikle edebiyatı kaynaştırırlar. NAMIK KEMAL Namık Kemal 1840 yılında, Tekirdağ'da doğdu. Babası Mustafa Asım Bey,Sultan İkinci Abdülhamit'in müneccimbaşıydı. Namık Kemal, büyükbabasıAbdüllatif Paşa tarafından büyütüldü. Abdüllatif Paşa memur olduğu içinNamık Kemal'de onunla birlikte Anadolu ve Rumeli'de bulundu. Bu yüzdensürekli ve tam bir öğrenim göremedi. Dedesinin Kars Kaymakamlığısırasında, Şeyh Vaizzade Mehmet Hamit Efendi'den, tasavvuf ve edebiyatdersleri aldı. Abdüllatif Paşa'nın son görev yeri olan Sofya'da biryandan Fransızca, Arapça ve Farsça dersleri alırken bir yandan da divanedebiyatı yolunda şiirler yazmaya başladı. Şair binbaşı Eşref Paşakendisine Namık mahlasını verdi. Namık Kemal, Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi'nin kızı Nesime Hanım ileevlendi. Dedesinin 1856'da görevinden ayrılması üzerine İstanbul'adöndü. Burada Leskofçalı Galib, Yenişehirli Avni, Hersekli Arif Hikmetgibi şairlerin toplantılarına katılmaya başladı. Bab-ı Ali Tercümeodasına memur oldu. Encümeni Şuara'ya girdi. Leskofçalı Galip'ten şiirve tasavvuf ile bazı toplumsal fikir ve davranışlar konusundaetkilendi. Şinasi ile tanışınca onun etkisinde kalarak, batıedebiyatına ve kültürüne yakın ilgi duydu. Şinasi'nin çıkardığı,Tasviri Efkar Gazetesinde yazmaya başladı. Şinasi'nin 1865 yılındaParis'e kaçması üzerine, gazetenin yayınını tek başına sürdürdü. Budönemde genellikle sosyal konularda yazdığı yazılarıyla dikkat çekti.Eğitim meselesi üzerinde durarak, kadınların da eğitim ve öğretimdenyararlanmaları fikrini ileri sürdü. İstibdat rejimi ile savaşmak üzere kurulan Yeni Osmanlılar Cemiyetinegirdi ve bir yandan da hükümetin tutumunu eleştiren yazılar yazmayabaşladı. Hükümet, siyasetine aykırı düşen gazetelerin bu yolda yazıyazmalarını yasakladı ve bazı gazeteleri kapattı. Namık Kemal'de 1867yılında Erzurum vali muavinliğine tayin edildi. Fakat hükümetle arasıaçılmış olan Mısır Valisi Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine,arkadaşı Ziya Paşa ile Paris'e kaçtı. Bir süre sonra da Londra'yageçti. Mustafa Fazıl Paşa İstanbul'a dönme izni alınca arkadaşlarınamaaş bağladı ve Londra'da cemiyet adına bir dergi çıkarılması içinsermaye bıraktı ve bu sermaye ile Ali Suavi'nin yönetiminde Muhbirgazetesi çıkarılmaya başlandı (31 Ağustos 1867). Namık Kemal ve ZiyaPaşa, Ali Suavi ile anlaşamadılar. Namık Kemal, yine Londra'da Hürriyetgazetesini çıkarmaya başladı (28 Haziran 1868). Namık Kemal kalebentlikle Magosa'ya sürüldü. Sultan Beşinci Murat'ıntahta çıkışından sonra, ancak 1876 yılında İstanbul'a dönebildi. Birsüre sonra Sakız mutasarrıfı oldu (1887) ve burada öldü (1888). MezarıGelibolu'dadır. ZİYA PAŞA Yarab ne eksilirdi derya-yı izzetinden Peymane-yi vücude zahr-ab dolmasaydı Azade-ser olurdum asib-i derd ü gamden Ya dehre gelmeseydim ya aklım olmasaydı Tanzimat edebiyatımızın en seçkin şair ve yazarlarından biri,İstanbul’da Kandilli’de doğdu. Soyu Erzurum’lu olan, gümrük memuruFeridüddin Efendi’nin oğludur. İlk öğrenimini bir süre mahallemektebinde yaptıktan sonra, Beyazıt rüştiyesinde okudu. SadaretKalemi’ne memur oldu (1842). Zeki, kabiliyetli bir genç olmasınarağmen, derbeder bir yaşantısı vardı. Divan edebiyatı yolunda şiirleryazıyordu. Reşit Paşa, onu saraya katip olarak yerleştirdi (1855).Saray memurluğunda düzenli hayata alıştı; Fransızca öğrendi. AliPaşa’nın sadrazam olması ile saraydan uzaklaştırıldı; sırası ileZaptiye Müşteşarı, Atina elçisi, paşa rütbesi ile Kıbrıs, Amasyamutasarrıfı, Meclis-i Vala azası oldu. Amacı, memlekette meşrutiyet idaresini kurmak olan «Yeni OsmanlılarCemiyeti»ne girdi. Namık Kemal’le birlikte Paris’e kaçtı (1867).Londra’ya geçerek Namık Kemal’le «Hürriyet» gazetesini çıkardı (1868).İstanbul’a dönünceye kadar Cenevre’de oturdu (1871). Abdülaziz tahttanindirilince Maarif Müşteşarı oldu (1876). Kanuni-i Esasi Encümeniazalığına seçildi; II. Abdülhamit, İstanbul’da kalmasından kuşkulandığıiçin vezirlik rütbesiyle Suriye, Konya ve Adana valiliklerinde bulundu.Adana’da öldü (17 Mayıs); mezarı oradadır. Ziya Paşa, biçimde eskiye bağlı kalmasına rağmen, özde yeni birniteliğe yöneldi. Aşk, şarap, zevk temalarını işleyen gazel, terkib-ibent, terci-i bent, gibi eski nazım şekillerini toplumu uyandıran,kötülükler çare arayan, duygularla düşünceleri aydınlatan birer araçhaline getirdi. Zıtlıklar, çelişmeler içerisinde olmakla beraber,Şinasi ile başlayan yeni sanat ve dil görüşlerimize bağlı kalmayaçalıştı. Nesri de şiiri gibi, sağlam yapılı, zamanına göre oldukçasadedir. «Hikmetli»li bir yapısı vardır; bunlarda bireysel gerçeklerletoplumsal dertleri kudretle yansıtır. Ziya Paşa; şiir, makale, antoloji, edebiyat tarihi türlerinde eserleryazmış; birçok çeviriler yapmıştır. Zafername(1868), Harabat (3cilt,1874), Eş’ar-ı Ziya (1881), Endülüs Tarihi (2 cilt, 1859-1888),Mukaddeme-i Harabat(1893) ABDULHAK HAMİT 2 Ocak 1852 günü İstanbul'da doğdu. Hekimbaşı Abdülhak Molla’nıntorunu, tanınmış tarihçi ve Tahran büyükelçisi. Hayrullah Efendi'ninoğluydu. Bir yandan mahalle mektebine ve rüştiyeye giderken, bir yandanda Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi'den özel dersleraldı. 1862'de, 10 yaşındayken ağabeyi Nasuhi Bey ile birlikte Paris'tebulunan babasının yanına gitti ve bir süre orada okuduktan sonra1864'te İstanbul'a döndü. Yaşının küçüklüğüne karşın Babiali TercümeOdası'nda çalıştı. Bir yıl sonra, Tahran Büyükelçiliğine atananbabasıyla birlikte İran'a gitti. Orada Farsça öğrendi. Babasının ölümüüzerine İstanbul'a dönerek, 1867'de Maliye Mühimme Kalemi'ne girdi.Şura-yi Devlet ve Sadaret kalemlerinde çalıştı. 1871'de Fatma Hanım'laevlendi. 1876'da Paris Büyükelçiliği ikinci katipliğine getirildi.1878'de Paris'te yayımlanan, Nesteren adlı oyununda halkın zalim birhükümdara başkaldırmasını anlatmasından rahatsız olan II. Abdülhamit'inemriyle görevden alındı. 1881'de Gürcistan'da Poti, 1882'deYunanistan'da Golos, 1883'te Bombay başkonsolosluguna atandi.Bombay'dan gemiyle İstanbul'a dönerken uğradıkları Beyrut'ta eşi FatmaHanım öldü (1885) ve orada gömüldü. İstanbul'un itilaf devletlerince işgali üzerine Viyana'ya gitti (1920).). Burada büyük maddi sıkıntı içinde yaşadı. Daha sonra AnkaraHükümeti'nce yurda dönmesi sağlandı. 1928'de İstanbul milletvekiliolarak TBMM'ye girdi; bu görevi ölümüne değin sürdü. Abdülhak Hamitşiir yazmaya 1870'lerde başladı. Bu dönemde Ebüzziya Tevfik, RecaizadeMahmut Ekrem, Namık Kemal gibi Tanzimat döneminin yeni edebiyatçılarıarasında yer aldı. Gerek yabancı dil bilmesinin, gerekse yurtdışındakigörevlerinin sağladığı olanaklarla Batı edebiyatının Shakespeare,Corneille ve Racine gibi yazarlarını yakından tanıdı ve yapıtlarınınetkisinde kaldı. Dize ve uyak düzenlerinde değişiklikler yaptı, heceye önem verdi. Divanşiirindeki belirli konuların sınırını aşmaya çaba gösterdi. Tema olarakgünlük yaşamı, doğa ve insan ilişkilerini de işledi. Lirik, epik vefelsefi şiirler yazdı. Tiyatro alanında Namik Kemal'in, daha sonraBatili yazarların oyunlarını örnek aldı Abdülhak Hamit, 12 Nisan 1937'de İstanbul'da öldü. Önemli Yapıtları; "Ölü" (1886), "Hacle" (1886), "Bir Sefilenin Hasbıhali" (1886), "Bâlâ'dan Bir Ses" (1911), "Validem" (1913), "İlham-ı Vatan" (1918), "Tayfalar Geçidi" (1919),"Ruhlar" (1922), "Garam"ı yazdı (1923). Oyunları, "İçli Kız" (1874),"Sabr ü Sebat" (1875). YENİLEŞME EDEBİYATIMIZ Tanzimat edebiyatımız Yahya Kemal’in deyimiyle «Yenileşme Edebiyatımız» veya « Yenileşme Dönemi Edebiyatımız » dır. Tanzimat edebiyatı ile;topluma yeni bir duyuş ,düşünüş ve anlatış tarzı yeni bir dünya, insananlayışı gelmiş; bütün edebiyatımız boyunca önemsenmemiş bulunan nesirdönemi başlamıştır. Avrupa düşünüş sistemi Tanzimat’la memleketeyayılmış. Şiir toplumun görevinde bir araç olarak kullanılmıştır. Tanzimat Edebiyatında görülen biçim değişmeleri «öz»ün değişmesindendoğar. Batı uygarlığından alınan yeni duyuş ve görüşler, divanedebiyatının biçimleriyle anlatılmazdı.Şinasi , Namık Kemal, AbdülhakHamit, Tevfik Fikret yeni özü, yeni biçimlerini geliştirmek zorunluğuiçinde kaldı. Tanzimat Edebiyatının genel niteliklerini şöyle toplayabiliriz:Edebiyatımıza, o zaman kadar bulunmayan hikaye, roman, tiyatro, makale,fıkra, hatıra, eleştirİ gibi yeni türler girer. Günlük yaşamizlenimleri bir araya getirilir. Nesir ile nazımda konu alanı genişler.Halka halk diliyle hitap etmek düşüncesi uyanır. Sade dil ile halkdiline önem verilir. Eski edebiyat yıkılarak yerine toplumuilgilendiren edebiyat getirilir. Vatan, millet, hürriyet, halk sevgisiişlenir. Çeviri edebiyatı, gazetecilik bu dönemde görülür. TANZİMAT KAYNAKLARI Tanzimat Edebiyatı; yerli kaynaklardan beslenmekle kalmaz , Batı’danözellikle Fransız Edebiyatı’ndan genişçe yararlanılır. Bunun nedeni,XVIII. yüzyılda Fransız Uygarlığının İspanya ,İtalya ve İngiltere’yietki altına almak evrensel bir düzeyi varmış olmasıdır. O yüzyıldaAmerika dahil pek çok ülke, bilim,felsefe ve edebiyat akımlarınınetkisindedir. Fransa’da XIX. yüzyılının ilk yarısında ilköğretim başlar ve kitaplarınbaskıları çoğalır. Gazeteler önem kazanır. Gazetenin basımınıngelişmesi okurlarının çoğalmasını sağlar. Pozitif bilimlerde eskiyegöre daha verimli olmasını sağlar. Buhar makinelerinin uyguladığıendüstri bölümleri eskiye göre daha verimli olur. Fatih’in İtalyan ressamı Bellini’ye resmini yaptırması, çoğrafyaeserlerinin Avrupa’yı bize iyice tanıtması, Katip Çelebi’nin«Cihan-nüma»sı, XVII. yüzyıldan sonra Avrupa’ya gönderilen elçi YirmiSekiz Çelebi Mehmet’in « Paris Sefaretnamesi» Avrupa kültürünü bizegetirmekte çok büyük rol oynamıştı. -OSMANLI ISLAHAT HAREKETLERİ VE TANZİMAT- Osmanlıda ıslahat hareketlerini doğuran neden, bir anlamda Batınındünya ölçeğinde konumu ve bunun Osmanlı’ya etkisidir. Nitekim Batıda13. Yy’dan itibaren Pazar ilişkilerini ön plana çıkaran yeni bir üretimtarzı ağırlık kazanmaya başlamıştır. Bu yeni tarz üretim biçimi, 15. Ve16. Yy’larda ki Rönesans hareketinin yol açtığı bilimsel devrimlebirleşerek, sınai kapitalizmi haline dönüşmeye başlamıştır. Üretimhacminin artması, sermaye yatırımlarının çoğalması süreci Batınınteknolojik üstünlüğünü doğurmuştur. “bunun yanı sıra 16. Yy’danitibaren ulusal devletlerin ortaya çıkmaya başlaması; Rönesanshareketinin bireyi cemaat cenderesinden kurtarması; Reformasyonhareketi ile evrensel kilise idealinin yıkılması; ekonomik gelişmelerindayattığı coğrafi keşifler ve sömürgeleştirme hareketi Batı Avrupa’yıtamamen başka bir evren haline getirmiştir” .Diğer yandan Osmanlıİmparatorluğunun 18.yy’daki yenilgileri ve giderek büyük bir güç olmaniteliği kaybedişi, Avrupa kuvvet dengesini de değiştirmiştir. ArtıkBatı için Osmanlı, askeri üstünlüğünün yanı sıra, ekonomik bakımdan dagücünü yitiren bir devlet görünümündedir. Osmanlı devleti artık Batıülkeleri için bir tehdit olmaktan çıkıyor ve Doğu tehlikesini, Rusyatemsil ediyordu. “ Rusya’nın yükselişi Avrupa düzenine yeni bir biçimvermiş ve Osmanlı devletinin yerini ve işlevini de kökündendeğiştirmiştir. Artık Osmanlı devleti, Doğudan gelen bir tehdit değil,Rusya’ya karşı kullanılacak bir frendir. Kısacası bir tampon devlettir” Batının elde etmiş olduğu teknik, askeri ve ekonomik üstünlüklerin yanısıra Osmanlı İmparatorluğu 17. Ve 18. Yy’larda ekonomik açıdan gerilemeve çöküntü, sosyal açıdan dağılma ve anarşik bir düzen içerisindedir.Bununla birlikte geleneksel devlet sistemi de çökmüş görünmekteydi. Osmanlı İmparatorluğunu içinde bulunduğu bu durumdan kurtarmak için(Türkiye’nin modernleşmesi tarihinde en önemli safhalardan biri olan)3. Selim ve 2. Mahmut döneminde devlet kurumlarında ve bunu tamamlamakiçin eğitim alanında girişilen geniş reform hareketleri, dikkati çekengelişmelerin başındadır. Ancak Ülken’in de belirttiği gibiyenilikçilerin önüne hep iki engel çıkmaktadır. Bunlardan birincisi;“Modern araştırmayı hatta öğretimi, din için tehlikeli sayanfanatikskolastik zihniyet, ikincisi ise ;Modern araştırmanın derinköklerine inmeye sabredemeyen ve her şeyden önce, gücünün ihtiyacınacevap vermek isteyen idareci zihniyettir. Birincisi ile savaş kolayolmadı. Fakat o nispeten yenildi, geriledi. Hatta modern zihniyet, 19.Yy’ın sonlarından beri eski “medrese”nin içerisinde bile kısmensokuldu. Fakat ikincisi ile savaş çok daha güçlü oldu ve bugüne kadargerçek ilim zihniyetinin yerleşmesine asıl engel bu ikincisi oldu” . Bunedenle Osmanlı yenilikçileri ordunun ıslahından başlayarak, eğitimkurumlarını düzenlemek, ekonomik plan kurmak gibi her alanda düşünceyi---?--- olarak gördü. Bunun sonucu olarak reformlar, sorunlarınderinliğine inmekten ve teorik çerçevesini oluşturmaktan çok prakmatikamaçlar çerçevesinde yapılmıştır. “Osmanlı Batılılaşamaya pragmatik biryaklaşımla girdi. Ama bu sürece girince gelişmeler onu bu güne kadargetirdi. Osmanlı’nın Batılılığı teorik planda hazırlayamayışının enönemli kanıtı, tarih, felsefe, ve edebiyat alanındaki yavaşdeğişmelerdir” Osmanlının içinde bulunduğu durumdan bir an önce kurtulma düşüncesi,Osmanlı yenilikçilerinin pratik çözümlere yönelmesi ve bir anlamda“yüzüstü Batılılaşma” hareketlerinin gerçekleşmesine neden olmuştur.“bu yüzüstü Batılılaşma hareketleri gerçekleştiği sıralarda Osmanlıimparatorluğu da çöküntü halinde bulunuyordu. 1553 te Kanuni SultanSüleyman’ın bazı batılı devletlere verdiği ilk müsaadenin, sonradandevlet zayıfladıkça batılı kuvvetler tarafından genişletilmesindendoğmuş olan kapitülasyonları, Türkiye’nin üzerinde ekonomik bir cenderehaline getirmiştir. Modernleşme kuramlarını hazırlamak üzere yabancıdevletlerden alınan büyük borçlar da, ayrıca memleketin ödeyemeyeceğiikinci bir yükü “ Duyun-u Umumiye” yi doğurmaktaydı. Bu sırada yabancımüdahaleler günden güne artıyor ve Türkiye Hıristiyan tebaasınınhaklarını korumak bahanesi ile ve her vesile ile “Babıali” ye baskıyapıyorlardı. Artık batılılaşma ve modernleşme yalnızca ordunun ıslahıve bunun için gereken teknik tedbirlerin alınmasından ibaretkalamazdı.” Bu noktada Tanzimat, askeri ve teknik olarak başlayan batılılaşmanınsiyasi- hukuki bir şekil olarak, eski ıslahat zincirinin daha geniş birhalkasıdır. Tanzimat’la birlikte 1683’den itibaren her sahada gerileyenOsmanlıya karşın; Rönesans ve Reform hareketleri ile her sahadailerleyen Avrupa ile aramızdaki mesafenin askeri ve teknik alanlardakiıslahatlarla kapatılamayacağı görülmüştür. “ 16. Yy’ın sonlarına kadarOsmanlı devleti batıya karşı kendini hep üstün hissetmiştir. 16. Yy’ınsonlarından itibaren özellikle 17 yy’ın ikinci yarısında şiddetleduyulmaya başlayan bozuklukları gidermenin yolu olarak her ikisi iledönüşün uygun olacağı ileri sürülmüştür. 2. Osman (1618-1622) ve 4.Murat (1623-1640) saltanatları ile Köprülüler vezareti dönemleriOsmanlı İmparatorluğunu ıslah etmenin eski düzenin ihyasıyla mümkünolduğu düşüncesinin müfrit bir şekilde uygulandığı dönemdir. Ancak, 17.Yy’ın son yılında (1699) Osmanlı Devleti Batıya karşı ( en azındanaskeri alanda) geri olduğunun bilincine varmaya başlamıştır. Ve butarihten sonra düzeni reforme etmenin atıfları, önce mütereddit, sonraaçık bir şekilde batıya yönelme başlanmıştır. Demek ki, 18. Yy’ın başından Cumhuriyet dönemine kadar olan ıslahatçabaları tarihi, bir anlamda, Osmanlı Batılılaşma tarihidir de ve bubağlamda, Osmanlı Batılılaşması ile Islahat hareketleri özdeştir” .Osmanlı batılılaşmasının, batı şekline göre ıslahat olmaktan öteyegeçememesi, Osmanlı Batılılaşması ile ıslahat hareketlerinin özdeşolması, Osmanlı Batılılaşma sürecini 18. Yy’dan başlayan “ıslahathareketleri” içinde düşünmek gerekliliğini doğurmaktadır. Bu noktada, Osmanlı ıslahat hareketlerinin hepsini Batılılaşma süreciiçerisinde düşünemeyiz. Nitekim, “ Osmanlı Devletinde yapılanıslahatları iki grupta toplamak ya da mutabaka etmek mümkündür.Bunlardan birinci grubu; devletin kendi tarih ve kültürü baz alınarakyapılan ıslahatlar, ikinci grubu ise ; Avrupa kültür ve medeniyetindenetkilenerek yapılan ıslahatlar oluşturmaktadır. Tanzimat, ikinci gruptayer alan türden ıslahatların bir neticesi olarak gerçekleşmiş geniş birıslahat programı olarak karşımıza çıkmaktadır” Bu noktada 19. Yy ıslahatlarının zirve noktası olan Tanzimat fermanı,ilanından önceki ıslahatların bir neticesini sunan ve ilanından sonrayapılacak ıslahatların bir programını ortaya koyan bölge olması nedeniile, Türkiye’nin modernleşme süreci içerisinde önemli bir konumasahiptir ve Türk tarihsel gelişiminde önemini sürdürmektedir. TANZİMAT’I HAZIRLAYAN GELİŞMELER Tanzimat’ı ortaya çıkaran nedenleri, 18. Yy’da Osmanlı toplumunun tümkurum ve kuruluşlarını ayakta tutan, inanç, düşünce, bilim ve felsefe,askeri, maliye, hukuk, idare, ekonomik ve siyaset alanındaki değişim vedönüşümlerden ayrı düşünemeyiz. Nitekim , bu değişim ve dönüşümlerinyaşanmasında, Batılı devletlerin Osmanlı toplumu üzerindeki etkisi deönemlidir. Bu bağlamda Tanzimat’ı ortaya çıkaran nedenleri iç ve dışfaktörler olarak iki kısımda ele alabiliriz.” İç faktörler, Tanzimat’ınbir sonuç olarak ortaya çıktığı Osmanlı batılılaşma hareketlerinianlatırken genel olarak üzerinde durulan hususlardır. Dış faktörler isecereyan eden hadiselerdir.” Gerçekten 16. Yy’dan beri Osmanlı devleti sahip olduğu üstünlüğükaybedip, devlet kurumlarının ve kanunların asrın ihtiyaçlarına cevapverecek nitelikte olmaması, devletin maddi ve manevi gücünü kaybetmişolması, bunun sonucunda her sahada yenilgiye uğraması yeniden ve genişbir ıslahat hareketini zorunlu kılıyordu. Bununla birlikte, OsmanlıDevleti’nin müdahale edemediği alanlardaki gelişmeler Tanzimat’ınalanında daha güçlü belirleyiciler olarak ortaya çıkmıştır. Bugelişmelere bakacak olursak; Tanzimat’ı hazırlayan siyasi gelişmelerden biri, Osmanlı kendi içindebir kuvvet olan Mısır valisi Mehmet Ali Paşanın, Osmanlı’ya karşı eldeetmiş olduğu başarılardır. Nitekim, “II. Mahmut zamanında, Mısır valisiMehmet Ali Paşa, Fransızların yardımı ile bir çok reform yapmış veoldukça güçlenmiştir. Mora isyanının bastırılmasında gösterdiğiyararlılıklardan dolayı kendisine Girit valiliği vad edilmiştir. Ancak,Paşa bunun yanında Suriye valiliğini de istemiş ve bu isteği sultantarafından red edilmiştir. Bu gelişmeler üzerine, Mısır ile Osmanlıdevleti arasında savaş hali başlamıştır”. 2. Mahmut’un Mehmet Ali Paşakarşısında aldığı yenilgiler Osmanlı Devletini Tanzimat’a zorlayıcı biretki yapmıştır. Bunun yanında Mısır meselesi Tanzimat’ın sadece yenibir düzen isteğinden değil, kendini koruma ihtiyacındankaynaklandığının somut bir göstergesidir. Tanzimat’ın bir saltanat sorunu olduğunu belirten Küçük’e göre,saltanata yapılmış en somut tehdit Mısır ve Mehmet Ali Paşadır. Onagöre; “Mısır Tanzimat’ı iki boyutta etkiliyor. Hem bir model hem dezorlayıcı bir neden olarak. Yeniçeriliğe karşı kazanılan zafer günündeMahmut’un giysileri Mısır’ın Türkiye’deki yenilikler için model olmasıboyutunu veriyor. Daha sonra Mısır ile savaş ve bu savaşın yol açtığıutanç verici yenilgiler, Mısır’ın zorlayıcı yanını getiriyor. Fakatister model olsun, isterse zorlayıcı, Mısır 19. Yy Türk aydın veyenilik tarihinde önemli bir yere sahip bulunuyor. Tanzimat’ın ilanında Mısır’ın zorlayıcı etkisinin model olma etkisindendaha etkili olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, Mısır meselesi, OsmanlıDevletini yabancı devletlerle birçok antlaşma yapmak zorundabırakmıştır. Özellikle İngiltere ile yapılan ticaret antlaşması, 2.Mahmut’un Mehmet Ali Paşaya karşı İngiliz desteğini sağlamasının bedeliolarak imzalamıştır. Tanzimat’ı hazırlayan ekonomik gelişmeler ise Mısır meselesi ilebağlantılı olan Tanzimat Fermanı’nın ilanından önce, 16 Ağustos 1838’deİngiltere ile imzalanan Balta Liman Antlaşmasıdır. Balta LimanAntlaşması ile birlikte, İngilizlere ticari alanda geniş imtiyazlarsağlanmıştır. Bu durum, İngilizlerin Osmanlılar üzerinde daha fazlanüfuz sağlamasına olanak tanımıştır. “1838 Osmanlı-İngiliz ticaretantlaşmasını 25 Kasım 1838’de Fransa il imzalanan ticaret antlaşmasıizlemiştir. Daha sonra benzer hükümler ihtiva eden antlaşmalarSardunya, Gelemenk, Belçika, Prusya, Sicilya ve Brezilya gibidevletlerle de imzalanmıştır” . Osmanlı devletinin kötü durumda olan ekonomisi, yabancı devletlerleyapılan antlaşmalarla daha kötüye gitmiştir. Ayrıca batılı devletlereantlaşmalarla verilen imtiyazlar, Osmanlı devletinde nüfuz sahibiolmalarına yol açmıştır. Balkanlardaki milliyetçilik hareketleri ve Avrupa devletlerininbaskıları da Tanzimat’ı hazırlayan sosyal, siyasal gelişmelerçerçevesinde önemlidir. 1789’da Fransız ihtilalinin bir sonucu olarak ortaya çıkanMilliyetçilik hareketi Avrupa’yı etkisine almış, bu durumdan OsmanlıDevleti’nin Avrupa’da yer alan eyaletleri de etkilenmiştir. ÖzellikleAvrupa devletlerinin dini unsurları kullanarak azınlıklarıkışkırtmaları ve Hıristiyan tebaanın haklarını korumak bahanesi ileOsmanlı devletine yaptığı baskılar siyasi ve hukuki ıslahatlar yapmazorunluluğunu doğurmuştur. “Avrupalı devletler, Hıristiyanlıklarını bahane ederek, OsmanlıDevleti’ni zayıf düşürmek için gayri Müslim unsurlara hamilik yapmayabaşlamıştır. Rusya bir taraftan Balkanlarda Bulgarları destekliyor veBulgar milliyetçiliğini körükleyerek onları Osmanlı ‘ya karşı isyanateşvik ediyordu. Diğer taraftan Osmanlı Devleti’ndeki Rum ve ErmeniOrtodoksların dini haklarına gerekçe göstererek bu cemaatlerle ilişkiyegeçiyor ve açıkça Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışıyordu.Ermenilerin Katolik oldukları tezinden hareketle Fransa’da Katolikcemaati ile ilgili oldukları devlete telkinlerde bulunuyordu.Hıristiyan mezhepler vasıtası ile kendi çıkarlarını koruyan Fransa veRusya’nın faaliyetlerini izleyen İngiltere’de aynı yöneteme başvurarakbölgede Protestanlık propagandası yaptı ve bir Protestan cemaatioluşturdu. İngiltere’nin bu teşebbüsünü Almanya ve ABD’dedesteklemiştir” . Bununla birlikte, Tanzimat’a batının etkisinin devlet zihniyetindekideğişmelerde görmekteyiz. Nitekim, batı memleketlerine elçilikle gidendevlet adamlarımız, orada uyanan yeni devlet anlayışı, hürriyet veeşitlik fikirlerinden etkilenmişlerdir. “Osmanlı toplumunda 3. Selimin başlattığı yeniliklerin 2. Mahmuttarafından daha katı ve kararlı şekilde yürütülmesi ile, ülkeninkapıları Batıya açılmış oldu. Devletin öncelikle askeri, idari ve malialanlarda yaptığı değişikliklerle, merkezi idarenin güçlenmesi veoteritesinin ülkenin her yerinde hakim kılınması isteniyordu. Ancakaçılan kapıdan sadece askeri, idari ve mali alanlardaki kurum vefikirler gelmiyordu. Avrupa’da köklü bir değişimin ateşini körükleyenFransız ihtilalinin devrimci fikirlerine de ilgi fazlaydı. Bufikirlerin yurda girişini sağlayan başlıca Osmanlı İmparatorluğu’ndameydana gelen tüm bu gelişmeler, Osmanlı’nın içinde bulunduğu durumdankurtuluşunun, yalnızca askeri ve teknik ıslahatlarla mümkün olamayacağıfikrini doğurmuştur. Bu noktada, Tanzimat, siyasi-hukuki ıslahatlarıkapsayan bir programı olarak gündeme gelmiştir. Faaliyetler, yeni kurulan askeri okullardaki Fransız öğretmenlerinçalışmaları ile Fransız hükümetinin İstanbul’daki propagandagirişimleriydi. Ayrıca Batı ülkelerine gönderilen öğrenciler,diplomatik görevliler, Batı dillerini bilen ve bu dillerde yazılanlarıokuyan genç bürokrat ve aydınların faaliyetleri de Batılı fikirlerintanınmasını sağlıyordu” . 3. Selim döneminden itibaren Batı başkentlerinde açılan düzenlitemsilciliklerde görevlendirilen genç memurlar Avrupa’daki gelişmelerive fikirleri yerinde tanıma olanağı buldular. Bunun yanında 1821’dekurulan Tercüme odasının Türk yenilik tarihinde önemi büyüktür.“1821’de Bab-ı Ali’de kurulan tercüme odasında Batı dillerini öğrenengenç kuşaklar, Avrupa’da çıkan yayınları ve Batıyı daha yakından tanımaimkanı bulan gençler, devletin yeni bürokrat sınıfını oluşturdular,Tanzimat döneminin ünlü sadrazamları, Ali,, Fuat, Reşit Paşalar daiçinde olmak üzere pek çok yenilikçi aydın ve bürokrat ilk eğitimleriniTercüme Odasında gördüler” . TANZİMAT FERMANININ HAZIRLANMASI VE İLANI II.Mahmut’un 1826-1839 yılları arasında gerçekleştirdiği ıslahatlar, 3.Selim zamanından beri yapılan ıslahatların devamı olup, Tanzimatıslahatlarının öncüsüdür. Bu noktada, “Tanzimat kavramının 1839’danönce kullanıldığı ve II. Mahmut döneminde ilan edilmesininplanlandığını görmekteyiz. “Mustafa Reşit Paşa Osmanlı Devleti’nde bir reform yapmayı kafasınakoymuştu. Bu projeye ‘Tanzimat Hayriye” adını vermiş ve bu reformpaketini hazırlayıp bir hatt-ı hümayunla ilan edilmesi hususunda 2.Mahmut’u ikna etmişti. Bu amaçlarla 24 Mart 1838 yılında Meclis-iVala’yı Ahkam-ı Adliye kuruldu. Meclisin görevi Tanzimat-ı Hayriye’ninnasıl hazırlanacağını müzakere etmek idi. Meclis 31 Mart 1838’de ilktoplantısını yaptı” Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyenin kurulması ile başlayan TanzimatHayriye’nin Gülhane Hattı’nda belirtilen esasların büyük bir kısmınıiçerdiği görülmektedir. Nitekim, “ II.Mahmut, Meclis-i Vala’yıkurdurarak, yeni düzenlemeler yapma yetkisini bu Meclise devretmiş,iktidarının bir kısmından feragat etmiştir. Reşit Paşanın HariciyeNazırı sıfatı ile talebi, bu Meclisin yetki alanına girmektedir.Padişah acil görünenleri uygulamaya sokarken, Meclis’in yetkileriniçiğnememeye özen göstermektedir. Tanzimat döneminin ayırt edici vasfıolan, saray iktidarının bürokrasi (Meclis-i Ahkam-ı Adliye )ilepaylaşıldığına dair bir işarettir bu” 2. Bu açıdan TanzimatMeclislerinin, kanunlaştırma hareketi ile birlikte idari, mali, adli veeğitimle ilgili olanlarda bir reform hareketi hazırlamak ve iktidarınsaray ve Bab-ı Ali bürokrasisi ile paylaşılmasına geçişi noktasında daişlevsel olmasından dolayı, “II. Mahmut dönemi ile Tanzimat dönemiarasında bir geçiş meclisi niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Mustafa Reşit Paşa, II.Mahmut öldüğünde İngiltere’de bulunuyordu.Abdülmecid tahta çıktığında İstanbul’a gelerek Tanzimat hazırlıklarınabaşladı. “Abdülmecid’in Dışişleri Bakanı Mustafa Reşit Paşa, Battıuygarlığına hayran bir devlet adamıydı. Elçilik yaptığı Paris veLondra’da bu ülkelerin yönetim sistemlerini inceleyip yakından bakmaimkanı bulmuştu. Mustafa Reşit Paşa, devlet yönetiminin her din vemezhepten tebaanın hak ve hürriyetlerini güvenceye alacak ve kanunhakimiyetinin tesis edecek şekilde yeniden düzenlenmesini istiyordu. Budüzenlemeleri öngören bir ferman yayınlaması halinde, Batılı ülkelerinHıristiyan tebaanın haklarını bahane ederek, Osmanlı’nın içişlerinekarışmayacağına, düzenin yeniden sağlanacağına ve böylece çöküşündurdurulacağına inanıyordu” . Reşit Paşa, fikirlerini Sultan Abdülmecid’e açarak, ıslahatıngerekliliğini anlattı. “Abdülmecid’de, M. Reşit Paşanın fikirlerinikabul etti. Fermanın hazırlanmasını M. Reşit Paşaya bıraktı. Buvazifeyi üzerine alan M. Reşit Paşa, geceli gündüzlü çalışarak, kendikalemi ile bir ferman sureti hazırladı, Abdülmecid’e okudu. Fermanıbeğenen padişah, temize çektirip imza etti. Padişahın imzasını taşıyantebliğ ve emirlere “Hatt-ı Humayün” denildiği için bu ıslahat projesinede “Hatt-ı Humayün” denildi. Gülhane Parkı’nda okunduğu için de“Gülhane Hatt-ı Humayün” denildi” . FERMANI İLANI Tanzimat fermanı, 3 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda, padişah, diğerdevlet büyükleri, ulema, lonca ve esnaf temsilcileri ve halkınhuzurunda Mustafa Reşit Paşa tarafından okundu “Gülhane Hattı Humayunuadı verilen bu fermanla, Osmanlı Devleti’nde, İslam hukuku vegeleneksel kurumların bıraktığı hızlı bir değişim süreci başladı” “Tanzimat fermanı, ilanından yaklaşık yirmi gün sonra devletin resmigazetesi olan Takvim-i Vekayi’nin 187 numaralı ve 15 Ramazan1255/22Kasım 1839 tarihli nüshasında yayınladı. Arkasından Fransızca’yatercüme edilerek İstanbul’da bulunan yabancı devlet temsilciliklerinegönderildi” TANZİMAT KAVRAMI VE TANZİMAT’IN DÖNEMİ Tanzimat kelimesinin lügat manası “düzenlemeler” şeklinde verilebilir.Bu terim “tenzim” kelimesinin çoğu olup, o da “nizam verme” anlamınagelmektedir. Nasıl ki “ Nizam- cedit kavramının, “yeni düzen” ya da“yeni askeri anlamının dışında geniş manası ile, başlangıcı ve sonubelli olan bir dizi ıslahatı ifade ederse, “ Tanzimat” da 3 Kasım1839’da ilan edilen ferman dışında, Osmanlı Devleti’nin en önemlireformlarının yapıldığı bir dönemi ifade etmektedir” Bu durum Tanzimat’ın başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesine deyansımıştır. “Geniş anlamıyla Tanzimat (düzenlemeler), Osmanlı devletyapısında ve devlet toplum ilişkilerinde yapılan düzenlemeleri ifadeeder. Bu açıdan bu deyimin kapsamına, 3. Selim ve 2. Mahmutreformlarını sokan yazılar olduğu gibi, Tanzimat döneminin 2.Meşrutiyete (1908) kadar sürdüğü görüşünü savunanlarda vardır. Daranlamı ile Tanzimat ise, genel olarak kabul edildiği üzere, 1839Gülhane Hümayunu ile başlayıp 1870’li yılların başlarına kadar sürensınırlı bir dönemi ifade eder”. Görüldüğü üzere Tanzimat’ın başlangıç ve sona eriş tarihinde tam birkesinlik yoktur. Bunun nedeni ise, Tanzimat’ın, bir yandan 3. Selimzamanından beri yapılan ıslahatların bir devamı niteliğinde olması,diğer yandan da İmparatorluğunun sonuna kadar etkisini sürdürmesidir. TANZİMAT FERMANININ İÇERİĞİ Tanzimat fermanı beş temel alanda düzenlemeler getiriyordu. İslamhukuku ve geleneksel kurumlara ilaveten Batı hukuku ve kurumlarındayapılan düzenlemeler, ekonomi, askeriye, eğitim ve edebiyat, sanatalanında öngörülen düzenlemeleri içeriyordu. Tanzimat fermanının giriş bölümünde, yayınlanış sebebi padişahınağzından özetle şöyle açıklanmaktadır; “Devletin ilk dönemlerindeşeriat hükümlerine tam manasıyla riayet edildiği için devletin gücü vetebaanın refahı yükseldi. Son yüz elli yıldan beri şeriat hakimiyetikalmadığından, devletin gücü zayıfladı ve tebaasının refah düzeyidüştü. Bu gidişin durdurulabilmesi için devletin iyi idare edilmesi,vatandaşın güvenliğinin sağlanması, halkın malının, ırz ve namusununkorunması, vergi ve askerlik konularında yeni kanunların çıkarılmasızorunludur. Müslim ve gayri Müslim tüm tebaaya eşit şekilde uygulanacakbu kanunlarla devletin gücü ve halkın refahı yeniden yükselecektir.Osmanlı ülkesinin coğrafi durumu, toprağın bereketliliği, halkınyeteneği ve zekası göz önünde tutulursa, gerekli çarelere başvurulduğutaktirde; Allah’ın yardımı ile beş- on sene içerisinde istenilensonuçlara ulaşılacağından kimsenin şüphesi olmasın”. Padişah, fermanda uyruklara tanınan hakların kendisi tarafından güvencealtına alındığını söylemekte, çıkacak yasalar” din ve devlet ve mülk vemilleti ihya için vaz olunacak olduğundan”, bunlara karşı gelmeyeceğinede yemin etmektedir. “ Gülhane Hattı Hümayununda kabul edilenprensipler şu şekilde sıralanabilir”. - Din ve mezhep ayrımı yapılmaksızın bütün vatandaşların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanması garanti altına alınmıştır. - İltizam usulünün kaldırılması ve vergilerin herkesin malına ve gelirine göre alınması kararlaştırılmıştır. - Devletin kuvvetlenip gelişmesi, huzur ve asayişin sağlanması içinbütün vatandaşların askerlik görevini yapması ve askere alınacakhakkaniyet ilkesine uyulması esasları getirilmiştir - Suç işleyenlerin durumları yasalar gereğince incelenip kararabağlanmadıkça kimse hakkında ceza uygulanmaması ve kanun önündeherkesin eşit sayılması benimsenmiştir. - Tüm devlet memurlarına maaş bağlanacak. Rüşvet kesinlikle yasaklanacak ve bu yasağa uymayanlar şiddetle cezalandırılacak. Tanzimat Fermanı’nın amacı, çeşitli iç ve dış olayların etkisi ileişlemez durumda olan devlet idaresini yenileştirerek devlet oteritesinietkin kılmak, vatandaşa hak ve hürriyetler veren adaletli bir yönetimsistemi kurmaktı. Fermanda “şeriata uymama” nın bu bozulmanın ana nedeni olarakgösterilmesine rağmen kurtuluşun yeni yasalarda, şeriata dayanmayanyeni kanunlarda aranması çelişik bir durum yaratmaktadır. Bu çelişkininkaynağı Abadan şöyle anlatmaktadır: “Şeriat ile şeriat – ötesi anlayışarasındaki denge GHH’nın yazılışı sırasında şer’i anlayış doğrultusundabozulmuştur. Bunda, “ifadede ağırbaşlılığı” sağlamak düşüncesi kadar,ulemayı ve tutucuları ürkütmemek niyeti rol oynamıştır. Yoksa GHH veTanzimat anlayışında şeriata bağlılık vurgulamaları ilkesel olmaktançok biçimseldir,görünüşledir” Abadan’ın belirttiği üzere Tanzimat’ın bu niteliği daha çok halkıntepkisini azaltmak düşüncesinden kaynaklanmıştır. Nitekim, Tanzimatdüşüncesi ne halktan geliyordu, ne de halka mal olmuştu. Aksine Osmanlıtoplumuna, taht çevresinden indiriliyor ve bir aydın despotizmininbürokratik dünya görüşüydü. TANZİMAT DEVRİNDE TÜRK EĞİTİMİNDE ÇAĞDAŞLAŞMA (1839-1876) 1. A. Tanzimat Öncesi Osmanlı Eğitiminin Vasıfları Anadolu Türk uygarlığının kaynaklarını Türk, İslam ve yerli kültürteşkil eder. Osmanlı hayatı üzerinde bu unsurlar etkili olmuştur. Fakatİslamiyet Osmanlı teşkilatlarının hepsinde en etkili olan unsurdur.Eğitim sisteminin içerisinde de İslam dini tek başına egemendurumdaydı. Yeni eğitim kurumları İslami eğitim vermekteydi. İslamieğitim sistemini kullanan Osmanlı bu sistemi geliştirmiş devletadamları, ileri gelenlerinin kurduğu vakıflarla desteklenen mekteplerleyaygın bir eğitim vermiştir. Çocukları İslam felsefesine göreeğitmişlerdi. Bu dönemde eğitim üzerindeki din etkisi sadece Osmanlıya has bir meseledeğildir. Avrupa devletlerinin eğitim sistemi de dinsel içerikliydi.Mesela antik kültür Hıristiyanlık süzgecinden geçirilerek alınıyor vedine uymayanlar atılıyordu. Gramer, Rhetorik (güzel konuşma) vediyaletik (tartışma) gibidir. “Trivium” unsurları Hristiyanlığınsavunulmasında; edebiyat ve tiloloji ise meteolojiyi çürütüpHıristiyanlaştırma da kullanılmaktaydı. Bütün ortaçağ boyuncaAristotoles’in kıyas mantığı egemendi ve tartışma kabul etmeyen busisteme genel olarak “skolastik” aynı çağda ders veren hocalara da“skolastikçi” denmişti. Bu durum batı eğitim kurumlarında çok uzun sürmemiş ve XV. yy. da ardıardına gelen Rönesans, Reform, Hümanizma ve daha sonra da aydınlanmaçağını yaratmış ve karanlıktan kurtulmuştur. Osmanlı ise XIX yy.başlarına kadar batının çoktan terk ettiği dini eğitimi vermeye devametmiştir. XVIII yy.dan itibaren açılan çağdaş eğitim kurumlarının çoğu da aşkrimektepler oluşturmuştur. Fakat bu çalışmalar kendinden sonrakileriörnek alır. B. TANZİMAT DÖNEMİ (1839-1876) 1839’da tahta çıkan Abdülmecit (1839-1861), Raşit Paşa’nın etkisiyle(Tanzimat Fermanı” yada Gülhane Hatt-ı Hümayunu” denen siyasel birferman yayınlanmış ülkede siyasal ve sosyal bazı düzenlemeleryapılacağını duyurmuştu. Bu nedenle 1839’da başlayan yeni dönemeTanzimat (düzenlemeler) dönemi denir. Aynı doğrultuda 1856’da İslahatFermanı yayınlanmıştır. Sonra Abdülaziz padişah olmuş ve 1876-78’lerdebu dönem kapanmıştır. 1- Reform Hareketlerinin Nedenleri: Bu dönemde başlıca üç nedenle eğitim alanında yenileşmelere gidilmiştir. a) Tarihi gelişim süreci içinde, ülkede yenilikler gerekli bir ihtiyaçolduğu halkın eğitilmesi “Devlet ve hükümetin önemli bir görevi” olarakgörüldüğü için 1869 tarihli maarif-i umumiye nizamnamesi” b) Osmanlı yönetimine ve Türklere karşı düşmanca davranan Avrupa kamuoyunu kazanmak umuduyla. c) Avrupa devletlerinin baskısı nedeniyle. d) Değişimin devleti felakete gidişten kurtaracak bir yol olarak görülmesi. e) Reform hareketleri Eğitimciler ve yazarlar; ailenin ve devletin eğitim görevleriniçocuklara ve topluma olan sorumlulukları açısından ele almayabaşlamıştır. Eğitim bilim olarak görülmüş kitaplar yazılmaya başlamıştır. Okul ve sınıf fiziki ortamları hazırlanmış araç gereç kullanımına başlanılmıştır. Örgün eğitime geçilmeye çalışılmıştır. Eğitimde okullar açısından ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim olarak basamaklandırmaya çalışılmıştır. İlk olarak sıbyan mekteplerinde yenileşmeler yapılmıştır. 1845 Abdülmecit bir ferman yayınlamış reform yolunda ilerlemeninaskeri alanlar dışında olmasını istemiş hükümet memleketin imar veiskan işerini yürütmek için Meclis-i Maarifi-i Muvakkat ve Meclis-iHumariye adlarıyla meclisler kurulmuştur. 1851 yılında Islahata Fermanına kadar maarif alanında bazı yerlerdeaçılan rüştiye okulları dışında önemli bir iş yapılmamıştır. Meclis-i Maarifi-i Muvakkat ilk ortaokul kademesinde duyulanihtiyaçlarla ilgilenecek Daimi Meclis-i Maarifin 1846 yılında açılmış,1857 yılında Meclis-i Maarifi-i Umumiye adını almıştır. Maarif-i Umumiye Nezareti ile okullar bir meclis ve bir bakanın yönetimine verilmiştir. Meclis-i Maarifi-i Muvakkat eğitimde ilk orta yüksek kademelerinikabul etmiş ortaokul olarak rüştiyeleri, yüksek öğrenim için garulfünunu açma kararı almıştır. Bu okullarda okutulacak kitapları bir uzman kurul olan Encümen-i Danişi kararnama ile kurmuştur. Medreselerin düzeltilmesine gidilmemiş, bazı meslek medreseleri açılmıştır. Örgün eğitimde kağıt üzerinde bir sıra izlenmiş gerçek manadailköğretime el atılmadan orta ve yüksek öğretim için çalışmalaryapılmıştır. Sıbyan mektepleri dışında yeni mektepler açılmıştır. Açılan yeni okulların programlarına hayata dönük dersler konulmuştur. Sivil okullara ve memur yetiştirmeye fazla önem verilmiştir. Eğitimde yenileşmeler yöneticiler, aydın ve öğretmenler Avrupa eğitimine göre destek vermişlerdir. Azınlık ve yeni okullar çok büyük gelişmeler göstermiş devlet için bir tehlike haline gelmiştir. Dilin öğretimindeki önemi yanında sadeleşmesinin de gerektiği anlaşılmaya başlanmıştır. Mesleki ve teknik eğitimin temelleri atılmış , ilkkez öğretmen yetiştiren meslek okulları açılmıştır. Kızlar için orta dereceli okullar açılmış, öğrenci ve öğretmenlere kılık kıyafetleri belirlenip düzenlenmeye başlanmıştır. Disiplin aracı olarak falaka yasaklanmıştır. Halk eğitiminin önemi daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. 1854 ten sonra Osmanlı Devletinde yeni bir devrim başladığınıgörüyoruz. Kırım Harbinden sonra reformların yetersiz kalmasındandolayı 1856 da Islahat Fermanı yayınlanmıştır. Tanzimat döneminin en önemli olaylarından biri 1868 yılındaGalatasaray Sultanisinin açılması olmuştur. 1869 yılında Maarif-iUmumiye Nizamnamesi ile Maarif teşkilatını yeniden düzenlemiştir. Tanzimat Döneminde İlköğretimde Yenilik ve Gelişmeler Osmanlının kuruluşundan beri her ilde ve mahallede sıbyan mektepleriyer almaktaydı. Fakat bir birlik beraberlik ve düzen yoktu. Yapılanıslahatlarda sonuç vermemiştir. Meclis-i Maarifi-i Muvakkat’ın 1846 da Meclis-i Valaya sunduğuteklifler arasında sıbyan mekteplerinin ıslahı da vardı. YeklifMeclis-i Maarifi-i Umumiye de kabul edilerek 21. Rebuulahir 1263/ 8Nisan 1947 de “Etlafin talim ve terbiyelerini hocalarını efendieylemeleri lazım geleceğine dair sıbyan mektebi hocaları efendileriitaa olunacak talimat yayınlandı” Talimatnamede araç gereçelr hocalar,öğrenciler ve devam koşulalrı yer almaktaydı. Fakat bir çok şey kağıtüzerinde kaldı. Çabaların sonucunda 1840 yılında İstanbul’da ve Bilat-ıSelase de 20.000.000 civarında kız ve erkek çocuğun okuduğu 380 sıbyanokulu vardı. Taşradaka sayı bilinmemekle yaygın bir kurumoluşturulamamıştı. 1863 ekadar bir ıslahat görülmedi. Eğitimle ilgili olarak yayınlanan İrade-i Seniyede öğretmen öğrenciaraç-gereç hakkında bir sürü ıslahat yapıldı. İrade de belirlenenhususları gerçekleştirmek için İstanbul’un 12 semtinde denememektepleri açıldı. Maarif Nezaretinin isteğiyle bazı çalışmalaryapılmış ve okutulan kitaplar bastırılmış, okullar yaygınlaştırılmayaçalışılmış , maliyenin eğitime ayıracak bütçesi olmamasından dolayısahipsiz arasalar mekteplere bağışlanmıştı. Bütün imkansızlıklararağmen ciddi sayıda öğrenci okullara devam etmekteydi. Bütünimparatorlukta 242.017 erkek , 126.454 kız toplam 36.800.000 öğrenciokumakta idi. İlköğretimde en esaslı düzenlemeler 1869 Maarif Nizamnamesininyayınlanmasından sonra yapıldı. Nizamnamede her mahalle ve köyde birsıbyan mektebi açılması yer alıyordu. Yapılan en iyi yenilik programkonusundaydı. Programlarda yararlı bilgiler ihtiva eden derslermatematik ve coğrafya gibiydi Böylece dini bilgilerin derslerin dışındahayata hazırlanan öğrenciler rüştiyelere de kayıt yaptırabileceklerdi.25 nisan 1870 de bir nizamname 13 madde ıslahata yayınladı. Öncelikkitapların özellikleri ile ilgiliydi. Açık bir dille yazılmasıöğrenciyi özendirecek özellikler taşıması istendi. Tanzimat devrininsonlarına doğru ilköğretim ıslahatlarıyla ilgili son teşebbüs Meclis-iTedrisiye ve şubelerinin açılmasıydı. Tanzimat Döneminde Ortaöğretim Kurumları 1. Rüştiyeler: Osmanlı eğitim sisteminde mülki ortaöğretim kurumlarınınilk örnekleri sayılan Mekteb-i Maarif-i Adli ve Mekteb-i Umumi EdebiyeTanzimat dönemine kadar sürer. Bunların başarısız olması sadece memuryetiştirmekle kalmasından dolayı yüksek öğrenime öğrenci yetiştirecekokullara ihtiyaç duyuldu. Mekteb-i Umumi müdürü olan Kemal Efenditarafından ilk adım atıldı. Başarılı sonuçlar alınınca bu okullarçoğaltılmaya çalışıldı. Ortaöğretimde en alt düzeydeki okullar halinegeldi. Askeri okulların dışındakilere Mülki Rüştiyeler dendi. 1846 dasayıları artmış , 1852 de İstanbul’da 12 , 1874 de 18 Rüştiye açıldı.Rüştiye mezunları katip olmaya başlayınca , askeri alanların ihtiyacınıkarşılamak için askeri rüştiyeler kuruldu. Kızlar için 1859 da CevriKalfa Rüştiyesi açıldı. Buna Sultan Ahmet Kız Rüştiyesi de denir. Kadınöğretmen bulunamayınca kapatıldı. 1869 tarihli Maarif-i UmumiNizamnamesi ile rüştiyeler 500 evi geçen kasabalarda da açıldı. 2. İdadiyeler: Kelime anlamı olarak hazırlık demektir. Askeri tıbbiyeve harp okuluna girmek isteyen öğrencilerin eksik bilgilerini gidermekiçin açılan hazırlık sınıflarıdır. 11-14 yaş arasındaki öğrencilerialmaktaydı. İstanbulda açılan ilk idadi Mekteb-i Fünun İdadiye’dir.Mekteb-i Harbiye öğrencileri sınavdan geçirilerek orta düzeydebulunanlar bu okula alınmıştır. Bu okul kuleli kışlasına taşınıncaKuleli Askeri İdadisi olarak anılmıştır. İdadi teriminin bir ortaöğretim kurumu olarak 1869 tarihli Maarif-i Umumi Nizamnamesi ilekesinleşmiştir. İdadiler Rüştiyelerin üstünde 3 yıl süreli olarakdüşünülmüş , böylece ortaöğretim 7 yıla çıkarılmıştır. Fakat kağıtüzerinde kalmıştır. 3. Sultaniyeler: Bu terim Galatasaray’da gerçek anlamıyla kurulan ilklise evlerine Mekteb-i Sultani adı ile ortaya çıkmıştır. MüslümanHristiyan bütün Osmanlı tebasının memleket hizmetinde eşit şartlardasorumluluk alabilecek bir seviyede yetişmesi ve batı irfanı ilebeslenmiş aydın sınıfının bir an önce oluşması gereği kendini kuvvetlehissettirmeye başlamıştır. Batı ülkelerinin seviyesine uygun biröğretim basamağı gerekli görüldü. Mevcut olan ortaöğretim kurumları buisteklere cevap vermemekteydi. Dış tavsiye ve isteklerde oluyordu.Fransız hükümetinin 1876 da Bab-ı Aliye verdiği nota gibi. BöyleceFransızca eğitim veren bir lise açılmasına karar verilmiştir. 1 Eylül1868 de Mekteb-i Sultaniye açıldı. Bir Türk müdür , bir Fransız müdürve yabancı öğretmenlerden oluşan kadro ile 5 yıl ibtidai 5 yıl kolejolarak 10 yıl süreli idi. Daha sonra 3 yıl ibtidai, 3 yıl tali olarak 6yıla indirildi. Bütün Osmanlı tebasına açık olan bu okullar 2.Meşrutiyete kadar hiçbir yerde açılmadı. Tanzimat Döneminde Yükseköğretim Darulfünün: 1846 da kurulması kararlaştırılmıştır. Fakat 1863 deaçılmıştır. Amaç bütün Müslim ve gayrimüslim Osmanlı tebasının birlikteyatılı okuyabilecekleri batılaşmakta olan devlet için gereklibilgilerle donatılmış insanlar yetiştirmekti. Rüştiyeleri bitirenöğrencileri alınmasıyla tam bir yüksek okul gibi düzenlenmiştir. Halkaaçık dersler yapılmış bazı nazırların derslere katılmasıyla ilgitoplamıştır. Binasından çıkarılmış 1865 de 4.000.000 kitabıyla yanıncaortadan kalkmıştır. 1874 de Galatasaray Sultanisi içinde medreseçevresinden uzakta 3 mektep halinde tekrar kurulur ; hukuk mektebi ,taruk ve maabir (Yollar ve köprüler mektebi) , edebiyat mektebi 1881 dekapanır. Diğer mektepler mekteb-i mülkiye ve Mekteb-i Tıbbiyeyi mülkiye. Mekteb-i Mülkiye ilk sivil yüksek öğretim kurulu olarak 1859 dakurulmuştur. Amaç kaymakamlık ve müdürlük gibi idari görevler yapacakmemurlar yetiştirmektir. Öğretim süresi 2 yıldır. Mekteb-i Tıbbiyeyi mülkiye ilk sivil tıp yüksek okuludur. Askeritıbbiyenin içinde kurulmuştur. İlgiyi artırmak için kuradan muaflık ,mekteb-i salise (Devlet memurlarına verilen itibar derecesi) ve birkuruş maaşla belediye doktorluğu gibi koşullar sağlanmıştır. 1857 de Paris’te Mekteb-i Osmani adında 3 yıl süreli bir hazırlık okuluaçışmış Avrupa’da okuyanların çeşitli okullardaki dersleri verimliizlemeleri için hazırlık yapılmıştır. Tanzimat Döneminde Mesleki veTeknik Eğitim: Tanzimat döneminde mesleki eğitim için bir çok okulaçılmıştır. 1842 de Prusyalı bir uzmana Askeri Baytar Mektebi açılmıştır. 1847 de Yeşilköy’de Ziraat Talimnamesi adıyla ilk olarak uygulamalı Tarım okulu açılmıştır. 1857 de İki Fransız orman mühendisinin yönetiminde Orman Mektebi açılmıştır. 1862-1863 memur yetiştirmek için rüştiyelerin üzerinde 3 yıllık bir okul olan Mekteb-i Ala açılmıştır. 1868 de Sabah Mektebi denen kurslar açılır. 1864 de Lisan Mektebi açıldı. Erkek Teknik eğitim kurumları Islahane 1848 de Zetinburnun’da Nişdetuna vilayetinde Ruscuk’ta ve Sofya’da kimsesiz çocuklar için MithatPaşa açmıştır. 1868 de Sanayi Mektebi , 5 sınıflı bir yatılı okul olarak çıraklık eğitini için açılmıştır. 1859 da ilk kız Rüştiyesi Cevri Kalfa Mektebi açılmıştır. 1864 de Mithat Paşa Dikim Atölyesi ordunun ihtiyacı için yetim kızlara açılmıştır. 1869 da Kız Sanayi Mektebi açılmıştır. Tanzimat Döneminde Özel Öğretim ve Azınlık Yabancı Okullar 1856 da Islahat Fermanına göre azınlıklar okul açabilecekti. Buokulalrın öğretim biçimi, öğretmenleri padişahın atayacağı üyelerdenoluşan bir meclis tarafından oluşacaktı. 1869 tarihli Maarfi-i UmumiyeNizamnamesi ile ücretli yada ücretsiz kurulabilmesine programların vekitapların Maarif Nezareti veya vali izniyle terbiye ve ahlakkurallarına uygun, devlet politikalarına aykırı olmayacak derslerokutulmasına izin verecek nitelikte idi. Türklerin bir özel okul açmaçabası yoktur. Azınlıkların giriştiği özel öğretim çalışmaları şöyledir: Ruslar Heybeli adada papaz yetiştirmek için bir Ortodoks İlahiyatOkulu kurdular. Papaza kılığında ihtilalciler yetiştirip ülkenin ücrayerlerindeki büyük Yunaistan idealini yaymaya çalıştılar. Yahudiler 1944 de Musevi Asri Mektebini kurdular. Yabancıların Açtığı Okullar: Protestan okulları; Robert koleji , Kız koleji Katolik okulları; bunlar dini örgüt ve misyonerler tarafından açılmıştır. İlk ve orta öğretim düzeyinde öğrenim vermişlerdir. Tanzimat Döneminde Öğretmen Okulları: 1. Darul Muallim 1848 de Darul muallim adında ilk öğretmen okulu açıldı daha sonra buokula Darul muallimi Rüştiyede denildi. Öğrenci sayısı 25-30 idi.Nitelikli öğretmen yetiştirmek için az sayıda öğrenci alındı.Öğrenciler sınavla 3 yıllık süre için alındı. Ders verme , öğretimyöntemi, Fransızca, aritmetik, geometri, alan ölçümü ve astronomi gibidersler işlenir idi. Bu öğrencilere maaş ödenmekte idi. Çalışkanöğrencilere 3 yıldan önce okulu bitirebilme hakkı sağlandı. Atamalardamezuniyet başarısı göz önüne alınacaktı. Atamaya gitmeyenin diplomasıelinden alınırdı. 2. Darul Muallimi Sıbyan İbtidai Mektep okulalrına öğretmen yetiştirmek için açıldı. Öğretimsüresi bir yıldır. Ulumi Diniye, İlmi Maharic ve Tevdid , hesap, tarih,coğrafya, imla gibi dersler okutuldu. 3. Darul Muallimat 1870 de Darul Muallime çok benzeyen kızlar için kadın öğretmen yetiştirmek amacıyla açılmıştır. Öğretmen okullarının medreselerine etkisinden çıkması için ceryasaklanmıştır. Mezun durumu ihtiyacı karşılayamamaktadır. Atamalardadiğer meslek okullarını bitirmiş olan öğrencilerde öğretmen olarakatanabilmiştir. Okullarda işlenen müsbet bilim dersleriyle gelenekselderslerin aynı anda okutulması çelişkilere yol açmıştır. Tanzimatdönemini eğiti |
||