Yaramazadam (Arşiv Ana sayfa) => Biyografi- Biography

Konu: Aşık Mahzuni Serif

Sayfa: [ 1 ]

no_fear_06 11.07.2008 15:01:11


1938-17 Mayıs 2002. Afşin’in Berçenek (şimdiki adı Tarlacık) köyündedoğdu. Asıl adı Mehmet Şerif Cırık’tır. Ancak adını sonradan ŞerifMahzuni olarak değiştirdi. Aşıklık geleneğini küçük yaşlarda öğrendi.12 yaşından beri bağlama çalan Aşık Mahzuni, ilk derslerini amcası AşıkFezali’den aldı.

1948’de medrese eğitimine başladı. Daha sonra Mersin ve Ankara’da askeri okullarda okudu. 1961 yılında ordudan ayrıldı.

Aşık Mahzuni, Veysel, Davut Sulari gibi aşıklardan etkilendi. Ancak zamanla kendine özgü bir tavır geliştirdi.

Türkülerinden dolayı hemen her dönemde kovuşturmaya uğrayan Mahzuni1960’lı yıllardan bu yana özellikle politik taşlamalarda ekol olmuşaşıklardandır.

Yaklaşık 3000 kadar şiiri olan Mahzuni, 400’ün üzerinde 45’lik plak, 15 kadar LP ya da CD ve 50’den fazla kaset doldurdu.

Türküleri başka sanatçılar tarafından da okunan Aşık Mahzuni,Türkiye’nin hemen her yerinde ve Türkiye dışında birçok ülkedekonserler verip çeşitli şenliklere katıldı.

Aşık Mahzuni’ye ilişkin hazırlanan Ali İhsan Aktaş’ın, »Anadolu’yuKucaklayan Ozan Mahzuni Şerif« (1990), Süleyman Zaman’ın »MahzuniŞerif, Yaşamı-Dünya Görüşü-Şiirleri« (1997) adlı kitaplar yayımlandı.

Ayrıca Aşık Mahzuni, şiirlerinin bir bölümünü topladığı »Dolunaya Tül Düştü« (1995) gibi kitapları bulunmaktadır.

Tedavi görmek için gittiği Köln’de (Almanya) öldü ve Hacıbektaş’ta toprağa verildi.

Anadolu halk ozanlığı geleneğinde önemli bir kilometre taşı olan AşıkMahzuni Şerif, 17 Mayıs 2002'de Köln'de Hakka yürüdü. Aşık MahzuniŞerif son yüzyılda yaşayan halk ozanlarının kuşkusuz en ünlüsüydü. 0nedenle öldüğünü haber yapan yazılı basın ve televizyon kuruluşları onu"yüzyıla damgasını vuran ozan" olarak tanımladı. Ölümü, Türkiye'de veTürklerin yaşadığı ülkelerde büyük yankı uyandırdı. Mahzuni Şerif,hiçbir halk ozanına, sanatçıya, hatta politikacıya kolay kolay nasipolmayacak görkemli bir törenle son yolcu uğuna uğurlandı.

Mahzuni Şerif, aynı ilgiyi yaşamı süresince de görmüştü. Konser verdiğisalonların önü miting meydanına dönmüş, albümleri satış rekorlarınıparam parça etmişti. Oysa köyden kente göçün artması ve kitle iletişimaraçlarının günlük yaşama girmesiyle şıklık geleneğinin de yok olmasürecine girdiği savlanıyordu. Aşık Mahzuni, bu savı boşa çıkardı.

Türk Şiiri Cumhuriyet'le birlikte büyük bir evrim geçirdi. Özellikle1940'lı yıllarda ortaya çıkan Garip akımıyla gerek biçimsellik gerekseiçerik açısın dan önemli değişimlere uğradı. Geleneksel halk şiirindekullanılan hece veznine yönelen yeni Türk şiiri, içerik açısından dadaha toplumcu ve gerçekçi bir kimliğe kavuştu. Ancak bu akımın oyıllarda geniş kitleler tarafından benimsendiğini söylemek güçtür.Sadece hece veznini kullanmak bu akımın yaygınlaşmasına yetmedi vedevamlılığı olmadı. Oysa aynı yıllarda kentle henüz tanışmamış kırsalalanlarda özellikle de Alevi inancının yaşandığı bölgelerde şıklık vehalk ozanlığı geleneği dimdik ayaktaydı. Hele de aşıkların harmanOlduğu Sivas, Maraş, Erzincan, Çorum, Erzurum ve Kars gibi bölgeler debirbirinden değerli ozanlar usta-çırak ilişkisiyle bu geleneğin kalıcıürünlerini vermeyi sürdürüyorlardı.

Toplumun siyasallaştığı 1960 ve 70'li yıllara gelindiğinde hece vezninikullanarak toplumcu şiirler yazan Garip akımının etkisi silinmiş, bunakarşılık köyden kente akının başlamasıyla ozanlık ve şıklık geleneğikentlerde de kabul görür olmuştu. Kuşkusuz bunda Garip akımınınöncülerinin siyasi argümanların dışında kalması, halk ozanlarının isebu argümanlara sarılmasının payı da yadsınamaz.

Ancak yine de halk ozanlığının ya da şıklık geleneğinin kentte de kabulgörmesini sadece siyasi argümanların kullanılmasına bağlamak yanlışolur. Unutmamak gerekir ki, kır insanı kente geldiğindealışkanlıklarını ve kültürlerini bir anda silip atmadı, yanında taşıdı.Kentte karşılaştığı güçlükler, yeni yaşam tarzına uyum sorunu,yoksulluk, dışlanmışlık ve toplumun gündemine yerleşen siyasal mücadeleyanında bir de sahip oldukları inancın gereklerini köydeki gibi özgürceyaşamaktan yok sun kalış gibi olumsuzluklar, bu soruları dile getirenozanların kentte de tutunmasını kolaylaştırdı. Elbette bu geleneğebağlı kalanları kentli nüfus olarak görmemek lazım. Kentte yaşayanancak kır kökenli nüfus olarak tanımlamak belki daha doğru olur.

İşte o dönemlerde özellikle de Alevi kökenli ozanların revaçtaolmaları, şehrin büyük salonlarında geniş kitlelere seslenmeleri vedoldurdukları 45'lik plakların yüksek satış grafiklerinin sırrı buradayatıyor. Geride bıraktığımız yüz yılda özellikle de 60'lı ve 70'liyıllarda büyük Alevi ozanları, aynı dönemde Anadolu'yu bir uçtan biruca dolaştılar. 20. yüzyılın en büyük ozan ve şık hemen hemen aynıdönemde seslerini duyurdular. Aşık Veysel, Aşık Daimi, Aşık Nesimi,Feyzullah Çınar, Davut Sulari, Mahmut Erdal ve tabii ki Aşık Mahzunibunların başında geliyordu. Aynı dönemde belki farklı kültür veinançtan gelse de siyasal içerikli şiirleri ilgi toplayan Aşıkİhsani'yi de bu kervana katabiliriz. Sünni gelenekten gelen, dinî vemillî motifleri şiirlerinde işleyen Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova veAşık Reyhani gibi ozanlar kendi bölgelerinin dışına çıkamayıp sınırlıbir etki yaratmışlardır.



Eserlerinin Sayısı Bilinmiyor:
Aşıkları iki ayrı kolda ele almak gerekiyor. Birincisi, geçmiştekibüyük ozanların yazdığı nefes ve deyişleri kendi yaptığı müzikle çalıpokuyan aşıklar; ikincisi ise kendi eserlerini çalıp söyleyen aşıklar.Aşık Mahzuni ikinci sınıfa giren ozanlar arasındadır. İlk yıllarındaMaksudi (Osman Dağlı)'den Okuduğu bir iki eseri saymazsak ölümüne kadarkendisinin dahi hatırlayamadığı kadar sayıda eseri hem yazıp hem okudu.

Mahzuni Şerif'i diğer ozanlardan ayıran bir başka yönü de iyi biricracı olmasıydı. Nice ozan vardır ki, eserleri başka sanatçılartarafından okunarak üne kavuşmuştur. Ancak Mahzuni, hem yazdığınefesler, hem o nefesleri birbirinden güzel ezgilerle bestelemesi ve bueserleri Tanrı vergisi etkileyici sesiyle mükemmel bir şekilde icraetmesi nedeniyle haklı bir üne kavuşmuştur. Büyük Kızılbaş ozanları PirSultan Abdal ve Şah Hatayi'yi saymazsak eserleri günümüzde başkasanatçılar tarafın dan en çok okunan Alevi ozanı Aşık Mahzuni Şerifolmuştur.

Mahzuni'nin bu kadar tutulmasında ajitatif söyleminin de payı büyüktür.Özellikle Alevi yol ve inancının anlatıldığı nefeslerinde diğerozanların aksine açık, şeffaf ve ajitatif bir söylemi tercih etmiştir.Bu da kendi toplumu tarafın dan ilahlaştırılmasına yol açmıştır.Karizmatik kişiliği de bunu pekiştirmiştir. Ufak tefek boyu, mahcup yüzifadesi, etkileyici ses tonu ile karşısındaki insanı hemen etkilerdiMahzuni.

Mahzuni Şerif'i Ortaya Çıkaran Toplumsal Koşullar

Asıl adı Şerif Çırık olan Mahzuni Şerif, 1943 yılında Kahramanmaraş'ınşimdilerde Afşin, o yıllarda ise Elbistan'a bağlı Berçenek Köyündedoğmuştur. Ozanlık geleneğinin güçlü olduğu Elbistan, Alevi inancınınen saygın de delerinin ve erenlerinin yetiştiği bir bölgedir. Dedeleri,Tunceli'nin Hozat ilçesine bağlı Bargeni köyünden çıkmış Anadolu'nunnetameli günlerinde ora ya savrularak gelip Elbistan ovasını mekantutmuşlardır. Bargeni, Alevi ocaklarından mürşit ocağı olarak kabulgören Ağuiçen ocağının merkezidir.

Kalender Çelebi ayaklanması sırasında Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden sökün eden Alevi Türkmenler, Nurhak Dağları'na sığınmış, ancakOsmanlının bu ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırmasından sonra çevreyörelere dağılmışlardır. Bu nedenle Elbistan Ovası'nda farklıbölgelerden gelmiş, farklı ocaklara mensup Alevi Türkmenler bugün deyaşamaktadır. Birçoğu baskılar nedeniyle Sünnileşmiş olsa da gerekaşiret adları gerekse yerleştikleri bu bölgelere verdikleri adlar,şecerelerini ortaya koyuyor.

Mahzuni Şerif'in büyük dedesi Seyyid Mehmet'in türbesinin bulunduğuHasan Köyü de 1800'lü yılların ortasın da Sünniliği seçmiştir. SeyyidMehmed'in ölümünden sonra aile iki kola ayrılmış. Bir kol, Berçenek'eyerleşerek Alevi inancını sürdürmüş, diğer kol ise Hasanköy'de kalarakSünni inancı benimsemiştir.

Okul çağı geldiğinde köyü Berçenek'te ilkokul olmadığı için Elbistan'ınAlembey Köyü'nde bulunan Lütfü Efen di Medresesi'nde Kur'an kurslarınagiden Mahzuni Şerif, böylece eski yazıyı da öğrenmiş, ilköğreniminiancak 1956 yılında köyüne ilkokul yapılmasıyla tamamlayabilmiştir.

12 yaşından itibaren amcası Aşık Fezali (Behlül Baba)'den saz çalmayıöğrenen Şerif Çırık, Alevi yol ve erkanı ile tasavvuf bilgisini Şakirve Cırık Baba'dan öğrenmiştir. Cırık Baba, saz çalıp nefesler desöyleyen bu kara kuru mahcup delikanlıya "Mahzuni" mahlasını vermiştir.
Şerif Çırık bir yandan Mahzuni mahlasıyla deyişler çalıp söylerken biryandan da Mersin'de Astsubay Okuluna devam eder. 1960 yılında AnkaraOrdu Donatım Teknik Okulu'na devam eden Aşık Mahzuni, sonunda ordudankendini kovdurtarak istediği yaşam biçimine kavuşmuştur.

Artık Mahzuni'nin mekanı şıkları, ozanların buluştuğu muhabbetsofralarıdır. Ankara'da elinde sazı sık sık usta aşıkların sofralarınakonuk olur. İsmini yeni yeni duyurduğu yıllarda Aşık Veysel ve diğerünlü ozanlar, büyük bir kitle tarafından tanınıyordu. Mahzuni Şerif,ilk plağı "İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım"ı yaptığı 1967 yılında henüzyirmili yaşlarının başındaydı.

1967'den 1980'li yılların başına kadar Türkiye'de bir Mahzuni Şerifkasırgası esmiştir. İlk plağına bir sevda türküsü okumasına karşınMahzuni asıl çıkışını Alevi tasavvufu ve yola ilişkin ne fesleri ileyapmıştır. Daha 18 yaşında İmam Hüseyin'e yazdığı mersiyesi karşısındakendisinden yaşça büyük olan ozanların takdirini kazanmıştır. Özelliklede Aşık Veysel'in. Aşık Veysel, her platformda Aşık Mahzuni'ye ilgigöstermiş ve yaşı çok genç olmasına karşın aralarına büyük bir ozanınkatıldığını ifade etmiştir. Mahzuni'nin İmam Hüseyin'e yazdığı mersiye1967 yılında bir muhabbet sofrasında Fikret Otyam tarafındankaydedilmiş ve üç yıl önce albüm olarak piyasaya çıkmıştı. Bir senfoniniteliğindeki bu eserden sonra da Mahzuni, tasavvuf konulu deyişlerüretmeyi sürdürdü ve asıl ününü bu alanda yaptı. Aşık Mahzuni,geleneksel halk şiirinin kalıplarının dışına çıkan nefesler deyazmıştır. Buna örnek olarak iki nefesini burada aktaralım:

Ozanımız serbest vezinde de şiirler yazmış ve bunları "Dolunay'a TülDüştü" adlı kitabında toplamıştır. Mahzuni Şerif aynı dönemdebirbirinden güzel sevda türküleri üretmeyi de ihmal etmez.

Ozanın son yıllarda dillere pelesenk olan ve onlarca sanatçı tarafındanokunan "İşte Gidiyorum Çeşmi Siya hım", "Seher Vakti Elinize", "BeniYücelerden Seyreden Dilber", "Gidiyorum Kara Gözlüm Ağlama", "BitmezTükenmez Geceler" gibi ölümsüz sevda türkülerini anmadan geçmek olmaz.

Toplumsal Şiire Yöneliş


1960'lı yılların sonunda Mahzuni adı artık tüm yurtta tanınmıştır. 0dönem Türkiye'de toplumsal halk hare ketlerinin ve 68 kuşağının siyasalmücadelesinin başladığı yıllardır. Ünü arttıkça çevresi de genişleyenMahzuni Şerif, artık toplumsal konularda daha çok eser vermeyebaşlamış, yoksulluk, çarpıklık, siyasi baskılar Mahzuni'nin eserlerinede yansımıştır.
Aşık Mahzuni dönemin en gözde ozanı olmasına karşın birçok ozanınaksine bağımsızlığını korumuş ve hiç bir siyasal kurumla organik ilişkiiçine girme yanlışına düşmemiştir. 0, tüm Türkiye'nin ozanı olmayıarzulamış ve hedef kitlesi toplumun en ait kesimini oluşturan yoksulAnadolu insanı ol muştur.

Kendi yaşadıklarıyla yoksul halkın yaşamı arasında ilinti kurup onlarınsesi, avazı olan Mahzuni'nin eserlerinde herkes kendinden bir şeylerbulmuştur. Köyünde ailesine ait bir tarlanın uzun uğraşılardan sonratapusunu alan ozan, köyün ağası tarafından tarlasına el konup tarlanınsürüldüğünü öğrenince kahrolur. Bu konuyu ele aldığı eserinde kendiferyadına, feodal düzenin cenderesinde sıkışıp kalmış topraksız Güneydoğu köylüsünün feryadını bakın nasıl katmıştır:

Mahzuni Şerif, bu dönemde yazdığı birçok eser nedeniyle soruşturmalarauğradı, hapislere girdi. Ancak belirtmek gerekir ki, Mahzuni'nin budönemde yazdığı güncel siyasî içerikli eserleri değil, tasavvuf, aşk,toplumsal konulu şiirleri ile taşlamaları kalıcı ol muştur. 0 nedenlebu dönem, ozan açısından kayıp yıllar olarak sayılır. 1980’den sonraMahzuni, hakkındaki dava ve soruşturmalar nedeniyle bir süre suskunkalmış, davaları bitince yeni den üretime başlamıştır. Bu yeni dönemdeMahzuni de siyasî içerikli eserler üretmekten kendini alıkoymuştur."Dom Dom Kurşunu", "Sarhoş" gibi eserler bu dönemin ürünüdür.

1990'lardan itibaren Aşık Mahzuni, yeniden çıkış noktasına dönmüş vetasavvufa meyletmiştir. Bu dönem Mahzuni'nin kemalet dönemidir ki, engüzel eserlerini bu dönemde vermiştir. Belki o eski coşkulu Mahzuni'yibulmak zordur ancak eserlerinde bir dinginlik, bir olgunluk gözeçarpar. Ozanın maalesef son dönemleri olan bu yıllarda daha çoknefesler, semahlar, düaz-ı imamlar ürettiğine ve eserlerinin birçoğundaölüm konusunu işlediğine tanık oluyoruz.

Mahzuni Şerif, ilk çıkışından ölümüne kadar eserlerinde ölüm temasınısıkça işlemiştir. Fakat Mahzuni'nin, eserlerinde ölümü işleyiş şekli,bir Ahmet Haşim'den farklıdır. Mahzuni, ne ölümden korkuyor ne de ölümübir kayıp olarak görüyor. 0, ölümü Hakk'a kavuşmak olarak görüyor veölümü "hoş geldi sefa geldi" diyerek karşılı yordu.

Ölümünden sonra çalışma odasındaki masasında bulduğumuz, Niyazi Aslan dedeye yazdığı mektubunda halini şöyle arz etmiş:

"Özünüz ve cemaliniz kadar aziz muhabbetnamenizi aldım. Söylediğinizgibi tahammül edilmesi güç bir rahatsızlık geçirdim. Ancak bu yolunbenden evvelki bütün yolcuları da aynı akıbete rızalık gösterdikleriiçin Hazret-i Şah'a karşı isyankar olmadım. Demek ki, dünyada yapmamgereken bir takım ödevlerim daha varmış ki, Hazret-i Şah bu kulunakıymadı ya da huzuruna kabul buyurmadı. Sizlerin himmet ve duasıyla bugünahkar canımı yeniden taşımak zorunda kaldım. Hak sizlere zevalvermesin, Ehl-i Beyti ve insanlığı seven her canın belası bana gelsin.Ben hakkıma düşene razıyım. Ben dilerim ki, huzur-u Ali’de hiçbirinizbenim yakamdan tutmayasınız. Kainatın mirası Ehl-i Beyt'e kalmıştır,Ehl-i Beyt'in mirası da ariflerin kamillerin malıdır. Yeniden hastaneyeyatacağım galiba. Ümit görürlerse ameliyat edecekler. Şayet ameliyatmasasından bu dünyaya dönmemek üzere gidersem lütfen haklarınızı helalediniz ve bu fakiri unutmayasınız.

Yaşamı boyunca hep bir derviş gibi yaşadı. Her zaman mahcup ve alçakgönüllü tavrını korudu. Bir çocuğun bile karşısında konuşurken yüzünüyer den kaldırmadı. Bazen beş yaşında bir çocuk bazen asırları devirmişbir bilgenin kimliğine büründü. Aynı zaman diliminde halden halegirerdi. Bir yanı hep çocuk kaldı. Onun bu çocuksu ve saf yönüçevresindeki dostlarını güldürürdü. On binlerce hayranı olmasına karşınkendisini bir sanatçı gibi görmeyip, Şakir ve Cırık Baba’nın dizi dibinde saz çalıp nefes söyleyen mahçup Mahzuni olarak kaldı.

Yaşı ve statüsü ne olursa olsun her kes ona saygı gösterir "Baba"derdi. El öptürmez ama el öperdi. Mürşitlere, kamillere hep secde etti.Saygı duyduğu bu insan-ı kamilleri sık sık ziyaret eder, himmet dilerdi.




Elif Ana'nın Deli Mahzunisi


Mahzuni'nin yaşamında önünde secde ettiği üç vardı. Şakir ve CırıkBaba, onu yetiştiren elh-i kamiller olarak ölene kadar ondan sevgi vesaygı gördüler. Pulyanlı Elif Ana da Mahzuni'nin taparcasına sevdiğibir başka kamil insandı.

Elbistan yöresinde çok büyük saygı halesi oluşturan Pulyanlı ElifAna'nın Mahzuni ile tanışımda ilginçtir. Elif Ana'nın oğlu Mehmet’tenve Mahzuni Şerif'in eşinden dinlenen bir tanışma öyküsü:

Kışın en amansız geçtiği 1970'li yılların başında Gaziantep'te ikameteden Mahzuni Şerif, Başpınar'a gideceklerini söyleyerek eşini geceyarısı arabaya bindirir. Ancak ozan, direksiyonu Maraş yönünü doğruçevirmiştir. Elbistan'a vardıklarında tek tük karşılaştığı insanlaraPulyan köyünün yolunu sorduğunda eşi onun Elif Ana'ya gideceğinianlamıştır. Saat gece yarısını çoktan geçmiş, dışarıda amansız bir tipibaşlamıştır. Aynı saatlerde Pulyan köyünde de Elif Ana aniden yataktanfırlamış ve oğullarını uyandırıp gelen misafir için hazırlıkyapılmasını istemiştir.

Çocukları ve gelinleri Elif Ana'nın bu hallerini bildiklerinden hemenkal kıp sobayı yakmış, bir koç kesip yemek için ateşe koymuşlardırbile. Çocukları "Ana gelen kim?" diye sorduklarında Elif Ana,"Antep'ten yana bir deli geliyor, neredeyse varmak üzeredir." der.Mahzuni ile eşi Pulyan'a vardıklarında lambası yanan tek bir ev görüpyönlerini o yana çevirirler. Kapıyı çalıp tam "Elif Ana'nın evihangisi?" diye soracak olurlar ki, kapıyı Elif Ana'nın bizzat kendisiaçar. "Gel bakalım be hey deli, seni bekliyordum gir içeri." diyerekMahzuni'yi buyur eder. içeri giren Mahzuni, sofranın hazırlandığınıgörünce Elif Ana'nın dizlerine kapanarak niyaz eder. Şakir ve CırıkBaba'dan sonra Elif Ana da Mahzuni’nin ölünceye kadar olarak kalmıştır.

Vasiyet

Aşık Mahzuni Şerif son iki yılında ölümünün yaklaştığını, dostlarınabildirerek vasiyetini açıklamıştır. Öl düğünde, Hacıbektaş'a pîrininirşad ettiği topraklara gömülecek, mezarının bulunduğu topraklarabostan ekilecek, gelen geçen yolcu bu bostanlardan yiyecektir. Buvasiyeti aynı zamanda şiirleştirmiştir de.


Sayfa: [ 1 ]