Yaramazadam (Arşiv Ana sayfa) => Biyografi- Biography

Konu: Ahmet Kaya

Sayfa: [ 1 ]

no_fear_06 11.07.2008 14:39:18
Ahmet Kaya, Malatya'da beş çocuklu birailenin en küçüğü olarak 1957 yılında dünyaya geldi. Mensucat işçisibir baba, çocuklarını yetiştirmekle yükümlü bir anne ve diğer dörtkardeşle birlikte geçen çocukluk... Babası, neredeyse onun boyu kadarolan bir bağlama ile eve geldiğinde mutluluğun bu olduğunu düşünür.Dokuz yaşındadır daha. 24 Temmuz İşçi Bayramı'nda sahneye çıkarırlaronu, bir daha unutmaz bunu...

Yaz tatillerinde, ya plakçıda ya da tanıdıkların minibüsünde çalışır.Çalıştığı plakçı dükkanına gelerek Ruhi Su'nun plaklarını satın alan ,bol paçalı pantolonlar giyen uzun saçlı 68'lilerden etkilenen birgençtir artık...

Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha iyi bir yaşam içinİstanbul'a göç eder. İstanbul / Kocamustafapaşa'ya yerleşirler. AhmetKaya'nın ilk izlenimi 'korku'dur. Bu devasa kentin içindetutunup-tutunamayacağı korkusudur bu..

Ahmet Kaya, ortaöğrenimini tamamlamaya çalışırken yetmişli yıllarıntoplumsal akışının içinde bulur kendini ve kendisi gibi olanlarlabuluşur. Ora'dan, gelmiş olmanın, 'öteki' olmanın farklılığını, bu yenikültür ve yaşam biçimi ile iç içe yaşar. Türküler, devrimci marşlar,Ruhi Su dinlemeye başlar. Daha sonraki yıllarda da bu müzikal yapıdanetkilendiğini inkar etmez, ama kendisini ve kendi sesini arama çabasıhiç bitmez. Bütün boş zamanlarda bağlama çalıp şarkılar söyler. İlkbestelerini tam da bugünlerde yapar. Boğaziçi Üniversitesi'nde birpanelde Ruhi Su'yla karşılaşır. Ustayı çok sevse de yetmeyen birşeylervardır Ahmet Kaya için, bunu ifade etmeye çalışır Ruhi Su'ya ve onuntalebi üzerine de, 'Mahsus Mahal' türküsünü kendince yorumlar.Bağlamanın sapını tutan Ruhi Su, 'Böyle bağlama çalınmaz! Böyle dövergibi çalınmaz' der. Oysa Ahmet Kaya'daki sadece 'kendisi gibi olma'çabasıdır. Farklı arayışlar içersindedir ve o yıllarda yaptığı müziğibile 'Arayış Müziği' diye ifade eder. Ondaki yapısal muhaliflik, yıllarsonra verdiği ilk resitalde, 'Bağlama Böyle De Çalınır' başlığıylakonser afişlerine yansır.
Bir yandan müzikal arayışlarını sürdüren Ahmet Kaya, diğer yandan da,inanmanın, sıra dışı olmanın, hayatı değiştirme idealizminin vegençliğinin dinamizmiyle toplumsal muhalefet içersindeki yerini debelirler.
Seksenli yıllar onun hayatını da kalın çizgilerle belirleyecektir.

Seksenli yılların başı talihsizliklerle geçer. Evliliği biter, bebeğiondan ayrı büyüyecektir ve bu yeni duyguyu yenmek çok zordur. Bu dönem,bestelerinin de giderek olgunlaştığı dönemlerdir. Sadece müziklekendini ifade eden Ahmet Kaya, 1985 yılına geldiğinde kararını verir.'Zamanıdır' deyip, koltuğunun altına şarkılarını alıp, Unkapanı'nınyolunu tutar. Dinleyenlerin hiçbir kategoriye koyamadığı bu müziğekimse başlangıçta yüz vermez. Sonraki günlerde arkadaş yardımları vekendi olanakları ile ilk albümünü yapar. Ama albüm o yıllarıntahammülsüzlüğü ile hemen toplatılır. Yapılan itiraz sonuç verir. Olaygazetelere yansır, Ahmet Kaya'nın 'Ağlama Bebeğim' adlı ilk albümüDanıştay kararıyla 'serbestir' artık!

Bu arada Üniversite öğrencileri, dar gelirliler, 12 Eylül darbesindennasibini almış-çeşitli kesimlerden tutuklu yakınları, Türkiye'dedemokrasiyi yeniden inşa etmeye kararlı kitle örgütleri, sivil toplumkuruluşları yavaş yavaş Ahmet Kaya'nın dinleyici profilini oluşturmayabaşlar.


Kısa bir süre sonra ikinci albümü "Acılara Tutunmak" ı yapar AhmetKaya..Onu sarsan bütün toplumsal-siyasal duyarlılığını üretimineyansıtmakta, bütün insani birikimini şarkılarına taşımaktadır artık.Ahmed Arif, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi, aynıduyarlılığın şiirdeki taşıyıcılarıyla buluşmakta ve şiirbestelemektedir. Bu albümün repertuar çalışması sırasında, sürecinortak acılarından nasibini almış ve yüreği onunla aynı yerde kesişenGülten Hayaloğlu ile tanışır. Stüdyo kayıtlarında birliktedirler artık.

Üçüncü albümde Gülten, o sıralar tutuklu olan ve idamla yargılananNevzat Çelik'in 'Şafak Türküsü' isimli şiirini getirir ve "bununmutlaka bestelenip, en geniş kesimlere dinletilmesi gerektiğini'söyleyerek Ahmet Kaya'nın önüne koyar. Başlangıçta bu 'serbest' şiirinbestelenmesinin zorluğundan söz etse de, bu şiiri kısmen besteler vealbüme de aynı adı verir, 'Şafak Türküsü' ! Gülten'le birlikte'içerden' esen bu rüzgarı almış, Ülkenin gündemindeki idam cezaları vehapishanelerde bulunan binlerce insanın ve onların ailelerinin içindebulunduğu durumu şarkılaştırmıştır..12 Eylül yılları, kendi anayasasıve bütün karanlığı ile hüküm sürmektedir hayat üzerinde. Ahmet Kaya'nınsesi ve şarkıları, örgütsüz ve dağınık muhalefetin sesiyle buluşmaktave neredeyse ve giderek bir 'İtiraz Müziği' şekillenmektedir artık.

'An Gelir' isimli dördüncü albümünde Attila İlhan, Hasan HüseyinKorkmazgil ve Ülkü Tamer'in şiirlerini besteleyen Ahmet Kaya, yeniarayışlar içerisine girmiş, besteciliği ile ilgili kendisini epeycegeliştirmiştir. İlk üç albümde aranjör olarak kendi çabalarının yanısıra Sezer Bağcan, Oğuz Abadan gibi isimlerle çalışan Ahmet Kaya,dördüncü albümde Osman İşmen ile çalışmaya başlar ve bu beraberlik uzunyıllar sürer...

Beşinci albüm, 'Yorgun Demokrat' ta, ünlü şairlerin yanı sıra yeni birisimle, Yusuf Hayaloğlu'yla çalışmaya başlar. Bu doğru buluşma, aynıkültürün çocuklarının buluşmasıdır. Gülten, uzun yıllardır şiir yazanağabeyi ile eşini tanıştırmış ve ikisinin baskısı sonucunda Hayaloğluşarkı sözleri yazmaya başlamıştır. 'Yorgun Demokrat'la başlayan buüretim ortaklığı, Ahmet Kaya müziğinde Yusuf Hayaloğlu ile sonuna kadarsürecek uzun ve verimli bir çalışmanın başlangıcını oluşturur. 'YorgunDemokrat' isimli bu albüm, gerek dönemi gerekse içeriği bakımından yineTürkiye'nin toplumsal gidişatına denk düşmüş ve 12 Eylül dönemininetkisini üzerinden atmaya çalışan milyonlarca demokratın durumunu dilegetirmiştir.

Albüm çalışmalarına paralel olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya.Gösterilen ilgi, katılım ve çoşkuya rağmen, ülkenin birçok yerinde'sakıncalı' bir şarkıcıdır artık O. Dinleyicisiyle buluşamamak onuüzmektedir..
Altıncı albümünde "Başkaldırıyorum" der. Yeni bir Yusuf Hayaloğlu-AhmetKaya çalışmasıdır bu ve dönemle çok örtüşür. Ülke çok yavaş ta olsaEylül karanlığından çıkma çabası içersindedir. Çok ağır seyreden bu'sivilleşme' sürecine, 'içerden' yeni yeni çıkanlar katılmakta ve buşarkılar, sesi susturulmaya çalışılmış kalabalıklara bütün heyecanıylaulaşmaktadır. Konserlere binlerce insan gelmekte ve bu geçiş süreciniAhmet Kaya ile birlikte yaşamaktadırlar. Bu arada yeniden baba olur vesevgili kuşu Melis dünyaya gözlerini açar.
Kısa bir süre sonra, 'Resitaller 1 ' ismiyle, canlı konser kayıtlarınında olduğu albüm ulaşmıştır dinleyiciye. Ahmet Kaya bütün üretkenliği vebütün dinamizmi ile bir yandan yeni şarkılar yaparken, diğer yandan dasoluklanmaya çalışmaktadır.
Yaşadığı topraklardaki hiçbir acıya kayıtsız kalmayan ve bu acılarıntamamına şarkılarıyla deva olmaya çalışan Ahmet Kaya, ülkesinin birbölgesinde başlamış olan ve nasıl süreceğine ilişkin ip uçlarını daiçinde barındıran süreci "İyimser Bir Gül" le, diğer adıyla "Kod AdıBahtiyar"la karşılar. Resitaller 1 adlı albümden sonra, bu onun 8.albümüdür ve 90'lı yılları böyle karşılar Ahmet Kaya.
Yasaklanmayan konserlerinde okuduğu türkülerin bir çoğuyla "Resitaller2" isimli albümü yapar. Halk müziğine olan tutkusu ve türküleriyorumlayış biçimi ve geleneksel müzikteki performansını da bu albümlesunmuştur. Onun müziğini besleyen asıl kaynak halk müziğidir vetürkülerden en çok kendisi etkilenmektedir. Artık alıştığı satışrekorlarından birini daha yakalar bu albümle.

Konserlerinin bir çoğunda kendisine bağlamasıyla eşlik eden AhmetKoç'la, onuncu albümü olan 'Sevgi Duvarı" nın hazırlıklarına başlar.Can Yücel'in aynı isimli şiirini bestelemiş olan Ahmet Kaya, bu albümü'vazgeçilmezlerim' dediği Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen'sizhazırlayarak, genç bir aranjöre de şans vermek istemiştir. Yine ilkdefa bu albümde, gazeteci Ali Çınar'ın şiir ve şarkı sözlerine yerveren Ahmet Kaya, arkasına bakmadan yürümektedir yolunu.

Olgunluk çağında ülkesinin içinde bulunduğu olumsuzluklara, mevcutgidişata ve sistemin hoşnut olmadığı her yanına şarkılarla müdahaleetmeye çalışan bir 'muhaliftir' o ve şarkıları her yerdedir artık.

Giderek başı, sıklıkla derde girer, birçok yerde konser verememeninyanı sıra albümleri 'sakıncalı' bulunup kısmen de olsa toplatılır. Busürecin şarkılarına yansıması kaçınılmazdır. Yeni albümün adı 'BaşımBelada'dır o yüzden. Ahmed Arif, Attila İlhan ve Yusuf Hayaloğlu'nunşiirleri ve şarkı sözleri Ahmet Kaya müziği ile biraraya gelir. 11.albüm yine inanılmaz satışlara doğru giderken, artık tam olarakşekillenmiş olan Ahmet Kaya müziğinin taklitleri de giderek çoğalmayabaşlar. Farklı siyasal kesimlerden müzisyenler onun müziğindenesinlenmekte ve sürecin başında ad konamayan bu müzik, listelerde deyerini alıp, kendine bilboardlar açmaya başlar. Medya, aranan tanımıbulmuştur ve Ahmet Kaya'nın bütün itirazına rağmen, bu tür 'Özgün'olarak tanımlanmaya başlanır.

12. albümü 'Dokunma Yanarsın' ile birlikte hayatında da bir takımdeğişiklikler gündeme gelir. Yeni firmalar ve yeni prodüktörlerleemeğinin karşılığını alma çabasına girer. Yine ağırlıkta YusufHayaloğlu sözleri vardır ve giderek özdeşleşen bu ortak üretim süreciaynı verimlilikte hızla yol almaktadır.Bu yeni süreçte de milyonluksatışlara imza atar Ahmet Kaya. Türkiye'yi şarkılarına fon yapmış, neistediğini bilen olgun bir Ahmet Kaya müziği vardır artık.

13. Albüm olan "Tedirgin", sesinin rengini ve olgunluğunu günün teknikimkanlarıyla buluşturduğu bir çalışmadır. Yeni ve müziğine dahaprofesyonel bir destek sunacağına inandığı bir firmaya transfer olur bualbümle. 90'lı yıllar, beklenen ve özlenen özgürlükleri sunmak yerine,Türkiye üzerindeki gri havanın devam ettiği yıllardır. Ve ülkenin önünüaçması gereken sanat yine hep tehdit altında, aydınlar yine 'tedirgin'dirler. Ahmet Kaya, hayata şarkılarıyla ve muhalif duruşuyla müdahaleetmeye devam etmektedir.
Ve 14. albüm "Şarkılarım Dağlara" hazırlanır. Kendi söz ve müziklerininağırlıkta olduğu bu albümde, ilk defa Gülten Kaya'da bir şarkı sözüyazmış ve yol arkadaşını yine yalnız bırakmamıştır. Ahmet Kayadinleyicisini yeni ve güçlü bir isimle daha tanıştırır; Orhan Kotan.Uzun yıllar bir Kuzey Avrupa ülkesinde sürgün yaşayan bu Kürt şairi ilebuluşması tesadüfi değildir Ahmet Kaya'nın.. Ve şarkılarını dağlarasöylemesi de..90'lı yılların ikinci yarısına doğru ülkenin bir tarafıciddi bir savaşın bütün sonuçlarını ve acılarını yaşarken ve dağlardagenç insanlar ölürken, Ahmet Kaya bu gerçeği de şarkılarına taşımış vetoplumcu yanını bir kez daha koymuştur dinleyicisinin önüne. Albüm çokbüyük satış rakamlarına ulaşır.
Umutla beklenen ve özellikle Ahmet Kaya'nın ifade ediş biçimiyle 'Tambağımsız ve Gerçekten Demokratik bir Ülke" özlemi her geçen yıl birazdaha ertelenmekte, hem savaşın sonuçları hem 'kayıplar' gibi birgerçekle karşı karşıya olmak onun duygularını bir kez dahaayaklandırmaktadır. 15. albümün adı bile Türkiye'nin içinde bulunduğudurumu sembolize etmektedir; "Beni Bul"..
Ahmet Kaya gerçeğini artık herkes kabul etmektedir. Çıktığı hertelevizyon programı reyting yapmakta, onunla yapılan röportajlar yazılıbasında satış artırmakta, Ahmet Kaya dergi kapaklarındaki haklı yerinialmaktadır artık. Eşi Gülten'le birlikte kendi isimlerinin başharflerini taşıyan bir prodüksiyon şirketi kurup (GAK PRODUCTION), iyive nitelikli müzik yapan herkese kapılarını sonuna kadar açmışlardır.Şimdi bütün birikimlerini paylaşma zamanıdır onlara göre. Ahmet Kaya,üretkenliğini başka bir alanda daha deneyip, bir ulusal TV kanalında"Ahmet Abi'nin Vapuru" isimli bir program yapmaya başlamış, yine'vazgeçilmezi' Yusuf Hayaloğlu ve eşi Gülten'le yoğun ve yorucu birperformans için kollarını sıvamıştır.

'Gak Production'da, Kent Ozanları isimli çağdaş halk müziği yapan birgrup ve on yıldır asistanlığını yapan Çetin Oraner'in albümlerine deyapımcı olarak imza atan Ahmet Kaya, bu arada kendi sürecini de devamettirmekte ve hep amaçladığı bir şeyi gerçekleştirmek istemektedir.Yıllar öncesinin teknik imkanlarıyla az kanallı stüdyolarındakaydettiği şarkılara yeniden düzenlemeler yaptırmak ve giderek oturanses rengiyle o şarkıları yeniden okumak istemektedir. "Yıldızlar veYakamoz" isimli 16. albüm fikri de böyle olgunlaşır.
Yaptığı her albümde, haftalarca-aylarca müzik listelerinin en üstsırasına yerleşen ve başarı grafiğini her defasında, her yeni ürünüyleyükselten Ahmet Kaya, her yıl düzenlenen ve neredeyse gelenekselleşenödül törenlerinde birinciliği kendi dalında hiç kimseye bırakmadanonlarca ödül almaya devam eder.
Bu başarıyı "Dosta Düşmana Karşı" adlı 17. albümü izler. Artık alıştığıbaşarılardan birinin daha keyfini yaşarken, Magazin GazetecileriDerneği'nin düzenlediği 'Yılın Müzik Yıldızı' ödül töreninde de yerinialır. Bütün müzikal süreci boyunca, onu rahatsız eden ve çağa ve çoksevdiği ülkesine yakıştıramadığı her şeye müziğiyle cevap veren AhmetKaya, tam da o sıralar yeni bir albüm çalışması için kolları sıvamış,repertuarını oluşturmuş ve yanı başımızda yok sayılan bir kültürün vebir dilin acısını, alıştığımız biçimde şarkılarına taşıma çabası içinegirmiştir. Yeni albümünde, hiç bilmediği halde bu dile bir selamgöndermek ve bu kardeş halkın yüreğine seslenmek istemiştir.
Ödülünü alırken yaptığı teşekkür konuşmasında yeni çalışmasından vebunun gerçekleşeceğine dair inancından söz etmek istemiştir. Masum birtürkü söylemek isteğinin, hazin bir öykünün başlangıcını oluşturduğu oödül gecesi, Ahmet Kaya sürecinde bir milata dönüşecektir. Akıl almazbir linç girişimi ile hukuki savunmasını yapmış ve turnesinigerçekleştirmek üzere Avrupa'ya gitmiştir. Bu, onun çok sevdiğiülkesine bir daha ve asla dönemeyeceği bir yolculuktur. Kayıtlarını veokumalarını bitirdiği son albümü "Hoşçakalın Gözüm" tam bir vedaalbümüdür ve onun sevgili yol arkadaşı Gülten Kaya'ya emanettirartık..Paris'te yaşadığı fiili sürgün süreci ve köklerinden koparılmışolmanın acısıyla, 16 Kasım 2000 yılında, arkasında inanılmaz bir duruş,dosdoğru bir imaj, hayran olunacak bir onur ve hayatlarımızın üzerineserpilmiş güller gibi duran yüzlerce şarkı bırakarak gitmiştir.. Bütünacısını içine gizleyerek, birkaç ay içersinde bu son albümün mıx,editing-mastering çalışmasını tamamlayan Gülten Kaya, büyük birkararlılıkla Ahmet Kaya'yı hayata taşımaya. yola devam etmeye kararvermiştir.
Bu çalışmanın arkasından, 20 sanatçı ile, belki dünyada bile ilk kezdenenen bir saygı albümü yapmaya karar vermiş ve ön hazırlığı 1 yılsüren bu çalışmayı DİNLE SEVGİLİ ÜLKEM adıyla sunmuştur Ahmet Kayasevenlerine. Albüm çok büyük ilgi görmüş ve yıllardır sesi kısılmayaçılışılan Ahmet Kaya,yollarda,meydanlarda,alanlarda yeniden şarkısöylemeye başlamıştır.
Yokluğunun her yıl dönümünde Ahmet Kaya'yı yine onun şarkılarıylaselamlamak isteyen Gülten Kaya, bu defa arşivde kalmış ve henüz hiç günışığına çıkarılmamış Ahmet Kaya şarkılarının teknik olarak hazırlayıp,BİRAZ DA SEN AĞLA ismiyle sunmuştur. Bu album kapağında Ahmet Kaya'nın,Taksim Meydanında, aynı isimli albümünün kapağına bakarken görülmesi,onun varlığının ve yaşadığının bir simgesi olarak tasarlanmıştır.
GAM PRODUCTION olarak yola devam eden Gülten Kaya, bu çalışmanınarkasından BAŞIM BELADA ismiyle yayınlanan Ahmet Kaya ile ilgili kitabıTürkçe ve Kürtçe olarak yeniden yayımlayıp, GAM YAYINCILIK olarak,Ahmet Kaya geleceğe taşıma mücadelesini devam ettirmektedir.

Profesyonel süreci boyunca onun müziğinde çeşitli isimler bulunmuşsa daAhmet Kaya, kendisini hep toplumcu-gerçekçi sanat kategorisindegörmüştür. Dünyada 'protest müzik' olarak tanımlanan bu türünülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kaya'nın en belirgin veayırdedici tarafı, müziğinde geleneksel motiflerle ulusal kültürdeğerlerinden yola çıkması ve müzikalite açısından evrenseleyaklaşmasıdır. Ahmet Kaya, toplumsal süreçten hiç kopmadan müziğiniyapmış, hep Türkiye'nin siyasal ve toplumsal gidişatına paralel birseyir izlemiştir.

Türkiye'de her söylediği söz ve şarkısı olay olan Ahmet Kaya hakkındabirçok dava açıldı ve kendi deyimiyle Emniyet Müdürlükleri ve DevletGüvenlik Mahkemeleri onun ikinci adresi oldu. Bu baskılara rağmen,ulusal kimliğinin kabul görmesi uğruna son yolculuğuna çıkan Ahmet Kaya
hakkında, yurtdışında verdiği konserlerde, genel içeriği 'vatanaihanet' olan suçlamalarla çeşitli davalar açıldı. Bu davalardan biriKaya' nın 3 yıl 9 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı. Bu dava, birüst Mahkeme olan Yargıtay tarafından sonuçlandırılmadan aramızdanayrılan Ahmet Kaya'ya, diğer davalardan ise, duruşmalara katılmadığı veifade vermediği gerekçesiyle gıyabi tutuklama kararları verildi. MGDödül gecesinde yaptığı konuşmadan dolayı açılan dava beraatlesonuçlandı.
Adını tarihin koyacağı bu sürgün yıllarında, ülkesinden tecritedilmenin acısını ve vatan hasretini sadece kendi koynuna gizleyerekyaşamanın ve kocaman bir haksızlığın sonucunda, 'Memleket Hasreti'yleayrıldı aramızdan.

Ahmet Kaya gerek yaşamıyla ve şarkılarıyla ve gerekse de muhalifduruşuyla Türkiye'nin yakın tarihine önemli bir not düşerekölümsüzleşti. "Masum bir türkü ve hazin bir öyküydü" koca bir hayattanonun payına düşen... Şimdilerde ise 'Yıldızlar ve Çicekler" ülkesinde..


Sayfa: [ 1 ]