Yaramazadam (Arşiv Ana sayfa) => Biyografi- Biography

Konu: Tarihe Damgasını Vurmuş Liderler

Sayfa: [ 1 ]

no_fear_06 11.07.2008 14:20:36
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (1881-1938)

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi,Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali RızaEfendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız AhmetEfendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'yayerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım iseSelânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türkailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticaretiyapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi.Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule(Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahallemektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi EfendiMektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre RaplaÇiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunubitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeniMustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında ManastırAskeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı.1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devametti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı.1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'deKolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay başkanı olarakgörev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'nakatıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrindeçalışmaya başladı.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta,Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesindegörev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşınıkazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu veBolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin gerialınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında SofyaAteşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığayükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I.Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorundakalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'dagörevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'debir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez!" dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngilizve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na askerçıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşmankuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'ndadurdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi.İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti.Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta AnafartalarZaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II.Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşıkorumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzuemretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderinideğiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne veDiyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Ruskuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şamve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi.Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerdebulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderektedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü.Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı.Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'deYıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordununkaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip HarbiyeNezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularınıişgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığıgenelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararınınkurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı.

23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanınkurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye BüyükMillet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet BaşkanlığınaMustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nınbaşarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamayabaşladı.

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgalisırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlıİmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşıönce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. TürkiyeBüyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordubütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet MeclisiMustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. KurtuluşSavaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı.Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 ilbüyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğedayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'ninkuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıylayönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'dehilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. BöyleceOsmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'teCumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanıseçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilkhükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsızmilletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerindeyükselmeye başladı.

Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla birdizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:
1. Siyasal Devrimler:
Saltanatın Kaldırılması (1Kasım 1922)
Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Devrimler:
Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü(1925-1931)

3. Hukuk Devrimi:
Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
Güzel sanatlarda yenilikler

5. Ekonomi Alanında Devrimler:
Aşârın kaldırılması
Çiftçinin özendirilmesi
Örnek çiftliklerin kurulması
Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması

Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi,
Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğincedört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerindedenetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi.Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devletbaşkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim
1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu.

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de LatifeHanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet(İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlıkızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsanadlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecekhazırladı.

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankarave Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevievlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı,müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi.Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavlave bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeğiFox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşamyemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkeninsorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi.Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider,çalışmalara bizzat katılırdı.

Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığısiroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'ndahayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçiciistirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi.Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

Julius Caesar (M.Ö 100 - 44)Romalı general ve Roma İmparatoru.

Gelmiş geçmiş devirlerin en parlak savaş komutanlarından ve devletadamlarından biri sayılan Julius Sezar aynı zamanda yazar olarak da çokünlüdür.
Aineias'ın oğlu İulius'tan ve dolayısıyla, soyunun tanrıça Venüs'tengeldiğini iddia eden bir patrici ailesindendi. Çok genç yaşta gururu vetutkularıyla göze çarptı: "Roma'da ikinci olmaktansa bir köyde birinciolmayı yeğ tutarım!" diyordu. Zaten zekâsı ve iradesi sayesinde kısa,zamanda ün kazanmağa başladı. Önemli bir komutanlığa gelmekaygısındaydı ve o tarihlerde bir Roma eyaleti olan İspanya'ya giderekorayı bir yıl başarıyla yönetti (61-60). Roma'ya döndüğünde, zenginCrassus ve ünlü Pompeius ile siyasî bir birlik kurdu: bu, birincitriumvirlik'ti. Ertesi yıl Sezar konsül seçildi (59).


İktidar ve zafer
O zaman Galya'ya gidip birkaç yıl süren bir savaşla (58'den 51'e kadar)bütün ülkeye boyun eğdirdi; Galyalıların ayaklanmasını bastırdı ve buarada Vercingetorix'in örgütlediği genel isyanı bastırdı. Bu uzunsavaşı, Galya Savaşı Üstüne Yorumlar adlı eserinde, kendisianlatacaktır. Sezar askerleri yönetmeyi biliyor, onlar da, kendi çetinkoşullarını ve yorgunluklarını paylaşmaktan geri durmayan bu komutanadeğer veriyorlardı. Ama Roma'daki şöhreti, senatoyu ve özellikleiktidarı kendi başına yürütmek sevdasında olan Pompeius'ukaygılandırmaktaydı. Bunu anlayınca Sezar meşruluk dışına çıkmağa kararverdi: askerleriyle Rubico Irmağı'nı aşıp şehre yürüyerek iç savaşıbaşlattı. Pompeius Yunanistan'a kaçtı, orada, 48 yılında Pharsale'deyenilgiye uğradı, taraftarları ise Afrika ve İspanya'da darmadağınedildiler, kılıçtan geçirildiler. 45 yılında iç savaş sona erdi.

Zaferi kazanan Sezar, artık mutlak hükümdar olarak ülkeyiyönetebilecekti. Diktatör, ömür boyunca konsül ve en yüksek majistraseçildi. Kuruluşlarda derin bir reforma girişti. Bir yıl içindecumhuriyeti imparatorluğa dönüştürdü. Yerine geçecek vârisiolmadığından, yeğeninin oğlu, müstakbel Augustus olacak Octavius'uevlât edindi. Ama düşmanları ona karşı, himayesindeki Brutus ve Cassiusyönetiminde bir suikast hazırladılar. Sonunda senatoda, Pompcius'unheykelinin dibinde üvey oğlu Brutus tarafından hançerlenerek öldürüldü.

Veni, Vidi, Vici
"Geldim, gördüm, yendim". Bu sözlerle Sezar, senatoya, Küçük Asya'da,Zela yakınlarında, Pontus kralı Pharnekes'e karşı kazandığı zaferibildiriyordu (M.Ö. 47'de).

Sezar'ın bize kadar gelmiş olan çeşitli eserleri (şiirler, siyasıyazılar) arasında en ünlüsü, Galya Savaşı Üstüne Yorumlar'dır. Bu,Sezar'ın askeri taktiğinin gizemini korumak ve saygınlığını arttırmakiçin gerçeği saptırdığı bir propaganda eseridir: yardımcılarınınoynadığı rolü küçümser, düşman birliklerinin kalabalığı ve kuvveti(özellikle Vercingetorix'in) üzerinde ısrarla durur; böylece zaferidaha da parlak görünür. Bu kusurlarına karşın Galya Savaşı ÜstüneYorumlar, tarihçilerin, Sezar'ın yaptıklarını ve kişiliğimaydınlatmalarına yardımcı olmuştur.

Adolf Hitler (1889-1945)

20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğukasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz şehrininRealschule'sinde yaptı. On üç yaşında, ilk önceleri çok iyi bir memurolan, sonra memurluktan emekli olan ve çiftçilik yapan babasını, onaltı yaşında her zaman ona destek veren annesini amansız bir hastalıkyüzünden kaybetti. Hayatın bu acı darbeleri ve ailesinden ona kalanihtiyacını karşılamayan yetim maaşı ona çabuk karar vermeyi öğretti.

Orta öğrenimini bitirince çok iyi çizim ve resim yaptığı için ViyanaGüzel Sanatlar Akademisine gitmeye karar verdi kendisine olan güveniona her şeyi hiç düşünmeden yaptırıyordu. Akademiden kendisinin yeterliolmadığını öğrenince yıkılmıştı. Yapayalnız ve iç güveniyle geldiğiViyana'da ne yapacağını bilmiyordu. O yıllarda hem amele olarakçalışıyor hem de mimarlık sınavlarına hazırlık nedeniyle kitaplarokuyordu. Viyana sanayi mektebine yazıldı ve bir mimarın, sonra danakkaşın yanında çalıştı. 1912'de Viyana'dan Münih'e geldi.


1914 yılına doğru, Avusturya'nın Almanya ile birleşmesi gerektiğinidüşünen otoriteler, böyle bir ittifakın ilerisini düşünemediler veİtalya ile Rusya'nın ittifak oluşturup Avusturya'yı da Almanya karşıtıgörüşlere sürükleyerek yanlarına çekmek istediler.

1914'de I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler Bavyera'da Alman ordusunagönüllü olarak girdi. 'Alman milletinin sonunun söz konusu olması vehürriyete kavuşma düşüncesi için, dünyanın hiçbir zaman bu kadarşiddetlisini görmediği bir mücadele başlamıştı.'[1] Savaş sırasındakafasına takılan Marksizm, artık onun için 'son ve kesin hedefi Yahudiolmayan bütün devletleri yıkmaktan ibaret olan anlayışın dünyaya hakimolma anlayışı, tüm halkı zehirleyen hilekar toplantılara karşı hiçtereddüt etmeden acımasızca seslerini kesme zamanı geldiğini'[2]düşünüyordu.

Marksizm'e karşı bir mücadele düşünülebilirdi; fakat onun yerinialabilecek bir teorinin olmaması onu endişelendiriyordu. Buna karşı dahiçbir partinin faaliyetinin olmaması ve milli gururla yaşayan birvatandaş olması, onun siyasi partilere girmesini engelliyordu. İştekesin bir karar vererek kendisini, ilerde bu faaliyetlere iten neden debir düşmandan daha etkileyici olan Marksizm için mücadele etmekti.

Savaş umulmadık bir yola girince her şey tersine döndü ve Sovyetİhtilalinin olması Münih'te durum tahammül edilemez haldeydi. Münih'inkurtarılmasından sonra 2. Piyade Alayı'ndaki ihtilalci ayaklanmalarhakkındaki komisyona katılmasıyla ilk siyasi faaliyeti başlamıştı.Alay'da askerler için vatani gurur ve mücadele için yapılan kurslardaalınan en önemli karar yeni bir partinin kurulmasıydı. Partininfikirleri bu konudaydı ama Hitler ise 'her fikir, hatta en ideali bilekendini bir amaç halinde görürse, o tehlikeli bir hal demektir. Çünkügerçekte o fikir amaca ulaşmak için ancak bir araçtır. Fakat ona vebütün gerçek nasyonal-sosyalistlere göre tek bir yol vardır o da,millet ve vatandır.'[3] Alay'ın düzenlediği kurslarda verilen derslerinbirinde 'Gottfried Feder'in sermaye faizinin oluşturduğu esaretin retve açıklamasıyla, burada Alman milletinin geleceği için bir gerçeğinsöz konusu olduğunu anladı.'[4] Bundan sonra derslerdeki başarılarıgittikçe arttı.

Komutanlarından aldığı bir emirle Gottfred Feder'in konuşma yapacağı'Alman İşçi Partisi' derneğinin amacının ne olduğunu öğrenmek içingörevlendirildi. Adolf Hitler partinin görüşlerini ilk başta tasvipetmedi; fakat Alman halkının geleceği ve Alman milliyetçiliğini gözönünde bulundurup ve o toplantıda ona verilen partinin broşürünü'Siyasi Uyanışım' okuyunca, partiden gelen davet üzerine başka birtoplantıya katıldı. Daha sonra partinin izlediği politika hoşunagidince Alman İşçi Partisi'nin üyesi olmaya karar vererek politikayaatıldı ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ne girdi.

' Versailles anlaşmasını imzalanmasından sonra silahsız bırakılan vehayatını sürdürmek zorunda olan Alman milleti, içerdeki düşman sürüleriyok edilmedikçe ve karakteri yaratılışı itibarıyla bozuk olan ve otuzaltın karşılığında her şeye ve herkese ihanet edebilen Yahudi toplumutemizlenmedikçe, teknikle hiçbir hazırlanma önlemi alınamaz.'[5]

Yukarıda Hitler'inde belirttiği üzere partinin ilk hedefi bu politikaüzerinde olmuş ve amaçlarının ırkçı bir devlet meydana getirmekolmadığını belirterek, Yahudi güç ve iradesini yok etmekten başka biramaç olmadığını göstermiştir. 'Tarihin ortaya koyduğu bir gerçekvardır: En büyük zorluk, yeni bir ortam meydana getirmek değil, ona buyeri serbest bulundurabilmektir.'[6]

Hitler, 1924'de Almanya'da yaşanan kötü gidişata dur demek içinhükümeti devirme teşebbüslerinde bulundu fakat başarılı olamadı. Bununüzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde ' Kavgam' adlıhatıralarını yazdı.
1925 Şubat'ında hapisten çıktı ve kısa adı Nazi Partisi olan, NasyonalSosyalist Alman İşçi Partisinin yönetimini ele geçirdi. Parlamentoya1928'de 12, 1930'da 107 milletvekiliyle geldi.


1933'te Hitler devlet başkanı Hindenburg tarafından başbakanlığa getirildi. Hindenburg'un
1934'te ölümü üzerine Hitler devlet başkanlığı ile başbakanlığıbirleştirmenin Alman halkı ve milliyetçiliği için daha iyi olacağındandevlet başkanlığı ile başbakanlığını birleştirerek Almanya'nın teklideri oldu. Büyük bir mücadele sonucunda 1938'de Avusturya'yı, 1939'daÇekoslovakya'yı Almanya topraklarına dahil etti.

Adolf Hitler, İtalya ile Almanya arasında bir anlaşma yapılmasınısağlayarak 1939'un sonlarına doğru Polonya'ya saldırdı. Dünyadevletleri için Hitler'in Polonya'ya saldırması, 2. Dünya Savaşınıbaşlattı. Hitler komutasındaki Alman birlikleri, çok uzun ve zorşartlar altında bir sene zarfında birçok devleti işgal altına aldı.1940 yılında işgal edilen bu devletler;
Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve son olarak Fransa oldu. Hitler,SSCB ile konsensüs yaptı fakat çok geçmeden Hitler'in Alman halkınıngeleceği ve milliyetçiliği için düşündüğü engelleri ortadan kaldırmakamacıyla, 1941'de yaptığı bu konsensüs anlaşmasını bozarak; HitlerSSCB'ye girmenin kaçınılmaz olduğunu düşündü. Hitler ve birliklerininSSCB'ye girmesi, yaklaşık 27 yıl önce başlayan I. Dünya Savaşı'nın daetkisini sürdürmesiyle yeni bir savaş ortamı oluşturdu.

Aynı yıl ABD, Almanya'nın bu ilerlemesine karşılık Fransa ve
İngiltere'nin yanında savaşa girme kararı aldı 1943'te Hitler vebirlikleri hiç hesap etmedikleri hava koşulları nedeniyle Napolyon'daSSCB'ye yaptığı saldırıda hava koşullarını hesap etmemişti.) SSCB'de veKuzey Afrika'da gerilemeye başlayınca; Hitler savunmanın önemini dahaiyi kavramış oldu. 1944'te generallerinden bazıları onu öldürmekistediler fakat başarısızlığa uğradılar.
1945 Nisanı sonunda, Almanya'nın yenilgisi kesinleşip Ruslar Berlin'deilerlerken, son zamanda evlendiği Eva Braun ile (bazı yazarlar intiharettiklerini söylüyorlar) beraber ortadan kayboldu.

Büyük İskender (Alexander III) M.Ö 356 - M.Ö 323

İÖ 336-323 yılları arasında Makedonya kralı ve tarihteki en büyükkomutanlardan biri. Pers İmparatorluğu'nu yıkarak Yunanistan'danHindistan'a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuş, Eski Yunanuygarlığının Doğu'ya yayılmasında etkili olmuş ve efsanevi birkahramana dönüşmüştür.
II. Philippos ile Epeiros (Epir) kralı Neoptolemos'un kızı Olympias'ınoğlu olan İskender, 13-16 yaşlarında Aristoteles'ten aldığı derslerinetkisiyle felsefe, tıp ve bilime ilgi duydu. Babası II. Philippos'unByzantion'a ( İstanbul) saldırdığı IO 340'ta Makedonya'yı yönetti vebir Trak kabilesini yendi, iki yıl sonra II.Philippos'un Yunanlılarakarşı kazandığı Khaironeia Çarpışması'nda ordunun sol kanadına komutaetti. Babasının annesini boşaması ve bir komutanının kızıyla evlenmesiüzerine annesiyle birlikte Epeiros'a gittiyse de daha sonra babasıylabarıştı. II. Philippos'un öldürülmesinin (İÖ 336) ardından komutanlarcakral ilan edildi. Öncelikle bütün olası hasım ve rakiplerini öldürttü.Babasının sağlığında Asya seferini gerçekleştirmek üzere oluşturulan,Korinthos'taki Helen Birliği synhedrion'da (meclis) bu birliğinhegemon'u ve başkomutanı seçildi. Delphoi üzerinden Makedonya'yadönerken İÖ 335 ilkbaharında Trakya'ya girdi. Şipka Geçidini aşarakTriballileri (Triballoi) ezdikten sonra Tuna'nın öbür yakasına geçerekGetaları dağıttı. Ardından batıya dönerek Makedonya'yı istila etmişolan Hyrialıları yendi. Bu sırada öldüğüne ilişkin söylentiler üzerineThebai ve Atina'da ayaklanma patlak verdi. Bu ayaklanmanın ardında hemyeni Pers kralı III. Dareios' un mali desteği, hem de Demosthenes'inçabalan yatıyordu. Askerlerini günde 30 km gibi o çağa göre çok yüksekbir hızla ilerleterek Yunanistan'a giren İskender, tar pınaklar ve şairPindaros'un evi dışında bütün Thebai'yi yerle bir etti. Yaklaşık 6 binkişinin öldürüldüğü, sağ kalanların köle olarak satıldığı bu sindirmehareketi sonunda bütün Yunan devletleri Makedonya üstünlüğüne boyuneğdi. . Asya'nın fethi. Tahta çıkışından beri Pers İmparatorluğu'nu elegeçirmeyi tasarlayan Büyük İskender, II. Philippos'un kurduğu orduyubeslemek ve 500 talente ulaşan borçları ödemek için gerekli kaynaklarıbulma düşüncesiyle hemen sefer hazırlıklarına girişti. Kral naibiolarak yönetimi Anti-patros'a bıraktıktan sonra İÖ 334 ilkbaharındatoplam 30 bin piyade ve 5 binin üzerinde süvariden oluşan ordusuylayola çıktı. Bu ordunun içinde 14 bin Makedonyalı ve Helen Birliği'nebağlı 7 bin asker yer alıyordu. Silah ve güç dağılımı açısından çok iyidüzenlenen orduya mühendis, mimar, bilim adamı, saray görevlisi vetarihçiler de eşlik ediyordu.

Homeros'tan aldığı esinle önce İlion'u ( Troya) ziyaret ederekAkhilleus'un mezarına çelenk koyan İskender, Pers ordularıyla ilk kezGranikos Çarpışması'nda karşı karşıya geldi. Bu çarpışmada elde ettiğizafer ona Batı Anadolu'nun kapılanın açtı. Yunanistan'da izlediğipolitikanın tersine, tiranları sürerek demokrasilerin kurulmasına önayak oldu. Ama kentleri fiilen kendisine bağlama yoluna gitti.Karya'daki Miletos (Milet) ve Halikarnassos ( Bodrum) kentlerinindirenişini kırarak yöneticilerini teslim olmaya zorladı.

İÖ 334-333 kışında Batı Anadolu'nun fethini tamamladıktan sonra, İÖ 333ilkbaharında Akdeniz kıyı yolunu izleyerek Perge'ye ulaştı. Söylenceyegöre Frigya'dan geçerken, Asya'ya hükmedecek kişinin çözebileceğineinanılan Gordion düğümünü kesti. Gordion'dan Ankyra'ya (Ankara)yöneldi, oradan da Kapadokya ve Kilikya Kapıları (Kilikiai pylai; bugünGülek Boğazı) üzerinden güneye indi. Myriandros (bugün İskenderunyakınında) dolayında kamp kurduğunda, Pers hükümdarı III. Dareios daPinaros Çayı (bugün Deliçay) kıyısında savaş düzeni almış bulunuyordu.Bu karşılaşmayı izleyen İssos Çarpışması (IÖ 333 sonbaharı) sonundaDareios kesin bir yenilgiye uğradı ve ailesini savaş alanında bırakarakkaçtı.

İskender bu zaferden sonra Suriye ve Fenike'ye doğru ilerledi. AmacıFenike kıyılarını fethederek Pers donanmasını üssüz bırakmak veetkisizleştirmekti. Dareios' un barış önerisine karşı, kendisiniAsya'nın efendisi olarak tanımasını ve koşulsuz teslim olmasını istedi.Başlangıçta Pers kentlerini kolayca ele geçirmesine karşın, Tyros(bugün Sur) önünde sert bir direnişle karşılaştı. Uyguladığı bütünkuşatma taktiklerine karşın, bu müstahkem ada kenti yedi ay boyuncabaşarıyla saldırılara karşı koydu. Kuşatma sürerken Dareios, ailesiiçin fidye olarak 10 bin talent ödemeyi ve Fırat Irmağının batısındakalan topraklan bırakmayı önerdi. Bu olayla ilgili olarak, İskenderunkomutanı Parmenion'un "İskender'in yerinde olsam kabul ederdim" dediği,buna karşılık İskender'in de "Parmenion olsaydım, ben de kabul ederdim"biçiminde bir karşılık verdiği anlatılır.

Tyros şiddetli saldırılara daha fazla direnemeyerek İÖ Temmuz 332'dedüştü. İskender'in en büyük askeri başansı sayılan bu harekâta genişçaplı bir yağma da eşlik etti. Kentin bütün erkekleri öldürüldü, kadınve çocukları da köle olarak satıldı. Suriye'yi Parmanion'a bırakarakgüneye ilerleyen İskender, Gaza'da (Gazze) iki ay süren direnişe sonverdikten sonra İÖ Kasım 332'de Mısır'a girdi ve halk tarafındankurtarıcı olarak karşılandı. Memphis'te (Memfis) kutsal Apis'ekurbanlar keserek firavunların geleneksel çifte tacını giydi. KışıMısır'da yönetimi düzenlemekle geçirdi. Mısırlı yöneticiler atamaklabirlikte, orduyu Makedonyalıların komutasında tuttu. Günümüzdeİskenderiye olarak anılan Alexandreia kentini kurdurdu. Bazı kaynaklaragöre Nil'in taşmasının nedenlerini araştırmak üzere bir keşif grubunugörevlendirdi. Bu arada Amon Tapınağı (Ammoneion) ve kâhinininbulunduğu Siva Vahasına sonradan çeşitli söylencelerle süslenen çetinbir yolculuk yaptı. Tanrı Zeus'un oğlu olduğuna ilişkin söylence de butapmakta Asya seferinin geleceği konusunda Tanrı Amon'la görüştüğü vealdığı yanıtı kimseye söylemediği yolundaki kayıtlara dayanır. Mısır'ınfethiyle Doğu Akdeniz'de kesin denetimi sağlayan İskender, İÖ 331ilkbaharında Tyros'a döndü. Suriye'ye Makedonyalı bir satrap atadıktansonra Mezopotamya' ya ilerledi ve temmuzda Fırat kıyısındakiThapsakos'a vardı. Ninive'yle Arbela (Erbil) arasındaki GaugamelaOvasında Dareios'la yeniden karşı karşıya geldi ve onu bir kez dahayenerek kaçmaya zorladı (bak. Gaugamela Savaşı). Güneye inerek Babil'ialdı ve Mazaios adında bir Persi satrap olarak atadı. Ardından Susa'yagirdi ve Zagros Dağlarını aşarak İran içlerine yöneldi. Persepolis'teI. Kserkses'in sarayını törenle yaktı. Kserkses'in Yunanistan'dayaptıklarına karşı bir misilleme olan bu hareketle aynı zamanda "öçseferi"nin sona erdiğini gösterdi. İÖ 330 ilkbaharında Media' yagirerek başkent Ekbatana'yı aldıktan sonra, Yunanlı askerlerin geridönmesine izin verdi.Pers topraklarını içine alan yeni bir imparatorlukkurmayı ve "Asya'nın efendisi" olmayı amaçlayan İskender, daha doğudakitoprakları ele geçirmeye yönelik yeni bir sefer başlattı. Kısa süredeyerel satraplara boyun eğdirerek Hazar kıyılarına, oradan da Afganistaniçlerine ulaştı. Bu fetihler sırasında Makedonyalı ve Pers bileşiminedayalı yeni bir yönetim sistemi oluşturduğundan, eski komutanlarıylabaş-gösteren anlaşmazlıktan giderek derinleşti. Kendisine suikastgirişimiyle suçladığı Parmenion'la oğlunu ortadan kaldırarak ordusunuyeni baştan düzenledi. İÖ 330-329 kışında Helmand Irmağını izleyerekkuzeye doğru iler* ledi. Bu sırada Baktriane satrabı Bessus'un genelbir ayaklanma başlatması üzerine, Hindukuş Dağlarını aşarakkarışıklıklara son verdi. Bu harekâtı yürütürken Siriderya' ya kadarilerledi ve burada İskitlerin sert direnişiyle karşılaştı. Başka göçebehalkların da ayaklanmasıyla büyük güçlükler çıkaran bu direnişi ancakİÖ 328 sonbaharında bastırabildi.

Davranışlarıyla giderek bir Doğu despotuna dönüşen İskender, Pershükümdarları gibi giyinmeye ve proskynesis (hükümdar karşısında yerekapanarak selamlama) uygulaması gibi Pers geleneklerini benimsemeyebaşladı. Bu arada Baktriane prenseslerinden Roksane'yle evlendi.Kendini tanrılaştırmaya giriştiyse de, Makedonyalılar ve Yunanlılarcaalaya alınınca bundan vazgeçmek zorunda kaldı. Bir komploya karıştığıgerekçesiyle tarihçi Kallisthenes'i hapse attırması bilgin vefilozoflar arasındaki desteğini yitirmesine neden oldu.

Genç yaşta ölmesine karşın 12 yıl 8 ay süren hükümdarlık dönemine büyükçaplı seferleri sığdıran İskender'in kurduğu geniş imparatorluk temeldePerslerden kalma yönetim sistemine dayanıyordu. Bununla birlikte yerelsatraplara bağlı olmayan tahsildarlardan oluşan merkezî bir vergitoplama mekanizması kurarak yeni bir mali sistemin temelini attığıbilinmektedir. Görevlilerin yolsuzlukları ve yiyiciliği nedeniyle busistemi iyi işletememekle birlikte, sikke çıkarma hakkım tekelinealarak ve Pers hazinelerinde birikmiş gümüş ve altını para biçimindepiyasaya sürerek bütün Önasya'da ve Akdeniz'de ticaret ve paraekonomisini geliştirdiği söylenebilir.

Öte yandan İskender'in yeni kentler kurması (Plutarkhos bu kentlerinsayısının 70'in üzerinde olduğunu söyler) Yunan yayılmasında yeni birdönem açtı. Askeri birer üs olarak kurulan, ama zamanla birer kültür veticaret merkezine dönüşen bu kentler Eski Yunan etkisinin Hindistan'akadar yayılmasında önemli rol oynadı. Bu arada Pers-Makedonyahkarışımıyla yeni bir ırk yaratma girişimi sonuçsuz kaldıysa da, Yunankültürüne yatkın, ama Doğu'ya özgü yeni bir soylu sınıfı ortaya çıktı.

Kendisini ve askerlerini en güç işlere yöneltmeyi başaran güçlü birirade ve yetenekle esnek bir düşünce yapısını birleştiren İskender,koşullar gerektirdiğinde geri çekilmeyi ve değişiklikler yapmayı bilenbir kişiydi. Düş gücü ve romantizmi kendisini Herakles, Akhilleus veDionysos gibi kahramanlarla özdeşleştirmesine yol açacak ölçüdegüçlüydü. Çabuk öfkelenme, acımasızlık ve inatçılık gibi özellikleriuzun seferlerde daha çok ortaya çıkıyordu. Güvenmediği kişileri hiçsorgulamadan öldürmekten çe-kinmemesine karşın, adamları onun peşindengidiyor, ona bağlı kalıyor ve güçlüklere katlanıyordu.

Dünyanın en büyük askeri dehaları arasında sayılan İskender, değişikkuvvetleri bir arada kullanmada ve düşmanın yeni savaş biçimlerine yenitaktiklerle karşı koymada son derece ustaydı. Yaratıcılığıyla, savaşınsonucunu belirleyecek fırsatları değerlerdir-meyi çok iyi bilirdi.

İskender'in kısa süren hükümdarlığı, Avrupa ve Asya tarihi açısındanönemli bir dönüm noktası sayılır. Seferleri ve bilimsel araştırmalaramerakı, coğrafya ve doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesinekatkıda bulunmuş, ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiğibilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır.Siyasal açıdan olmasa bile, ekonomik ve kültürel açıdan Cebelitarık'tanPen-cap'a uzanan, ticarete ve toplumsal ilişkilere açık birimparatorluk kurduğu ve ortak sayılabilecek bir uygarlığa ve bir linguafranca{*) olarak Yunan koine lehçesine dayalı yeni bir dünya yarattığısöylenebilir.

ATTILA, (Tanrının Kırbacı) 395-453

Büyük Hun İmparatoru'dur. 395 yılında doğdu. Hun Devleti'ninkurucularından Muncuk'un oğludur. 434 yılında kardeşi Bledu ilebirlikte İmparatorluğun başına geçti. Bir süre sonra kardeşininöldürülmesiyle Tuna kıyılarından Çin Seddi'ne kadar uzayanimparatorluğun tek hâkimi oldu. 750 bin kişilik ordusuyla Galyaşehirlerini alt üst etti. Orleans'ı kuşattı. Kuzey İtalya'yı silindirgibi ezip geçti. Avrupa'yı titreten bir cihangir oldu. 453 yılındaöldü.Tıpkı Büyük İskender gibi bütün dünyaya hâkim olmak ihtirası iledopdolu bulunan Attila, bu büyük emelini tamamen gerçekleştiremedi.Ancak tarihin tanıdığı en ünlü cihangirlerden biri oldu.Gençliğinibarış için rehin olarak Roma'da geçirmiş, bu yüzden Roma kültürününyanı sıra zaaflarını ve karakterlerini incelemişti. Latince'yi de anadili gibi öğrenmişti. Hükümdar olduktan sonra Romalılar hakkındakibütün bu bilgilerini en iyi şekilde değerlendirmeyi başardı.

Attilâ önce Doğu Roma'yı hedef aldı. Bizans üzerine yürüdü. Kendisindenaman dileyen İmparatoru yıllık vergiye bağladı. Bir süre sonravergisini ödemeyen imparatora, bunu pek pahalıya ödetti. BalkanlardanMora'ya, oradan İstanbul kapılarına kadar olan bölgeyi ele geçirdi.Bizanslılar vergiyi iki misline çıkartarak İstanbul'u kurtardılar.Fakat, bu arada Bizans İmparatoru III. Valentinianus, bir suikastçigöndererek Attilâ'yı öldürtmeye teşebbüs etti. Bu teşebbüs sonuçsuzkaldı. İmparator bu kez kendi emriyle suikasti hazırlayanın kafasınıkestirip Attilâ'ya göndermekle, kendisini temize çıkarmaya kalkıştı.

Bu arada III. Valentinianus'un hayatı boyunca evlenmemeye mahkum ettiğikız kardeşi, rahibe olarak kapatıldığı manastırdan Attilâ'ya bir nişanyüzüğü göndererek kendisiyle evlenmeye hazır olduğunu bildirdi. BütünAvrupa'ya dehşet saçan Attilâ, Bizans İmparatoru'na daha sert bir mesajgöndererek, nişanlısının kapatılmış bulunduğu manastırdan serbestbırakılmasını ve müstakbel eşine çeyiz olarak Batı Romaİmparatorluğunun yarısının verilmesini istedi. III. Valentinianus,Büyük Türk-Hun İmparatoru'nun bu teklifi karşısında kara karadüşüncelere daldı. Bunun verdiği huzursuzluk bütün Bizans'ı kapladı.Doğu Roma İmpatorluğu sınırları içinde bitip tükenmek bilmeyen korkulugünler ve aylar başladı,

Attilâ'nın bütün emeli Batı ile Doğu Roma İmparatorluklarının kendisinekarşı birleşmelerini önlemekti. İki cephede birden savaşmakistemiyordu. Doğu Roma'yı bu huzursuzluğun içinde bıraktıktan sonra anibir kararla Batı Roma'ya yürüdü. Bir hallaç pamuğu gibi attı, Batı Romaİmparatorluğu'nu.

Roma'ya girmesinin gün meselesi halini aldığı bir sırada Papa III.Leon, bizzat Attilâ'nın karargâhına giderek Roma'yı çiğnememesi içinricada bulundu. Hattâ bunun için kendisine yalvardı. Papanın buyalvarışı karşısında istilâyı durdurmayı kabul eden Attilâ, Romalılarıçok ağır bir vergiye bağladı.Sekiz yıl içinde bütün Avrupa'da eşigörülmemiş ölçüde büyük bir istilâda bulunan Attilâ, korku ve dehşetifade eden tek isim oluvermişti. Bu yüzden son derece âdil bir hükümdarolmasına rağmen bütün Avrupa kendisini barbar gözüyle gördü. Onunetrafına saçtığı büyük korku ve dehşetin psikolojik bir sonucu olmuştubu yanlış teşhis...

Attilâ yalnız büyük bir istilâcı ve yaman bir komutan değil, mükemmelbir hükümdardı. Tarih onu, milletine medenî bir düzen veren ve dünyadaposta teşkilatını kuran ilk kişi olarak tanır.Attilâ'nın ilk eşi ve başkadını Arıkan idi. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu İlek'in anası olanArıkan'dan başka bir kaç kadın daha almıştı. 453 yılında büyük Türk-Hunİmparatorluğu'nun başkenti olan Etzelburg'da (Bugün Macaristansınırları içinde bulunan Attila şehri) İlkido adında genç bir kızlaevlendi. Elli sekiz yaşında olmasına rağmen son derece dinç ve kuvvetliidi. Evlendiği gecenin sabahında, bütün Avrupa'yı tir tir titretencihangir, yatağında ölü bulundu. Ağzından, burnundan boşanan kanlarla,bütün yatak kıpkırmızı olmuştu. Ölümünün şiddetli bir burunkanamasından mı, bir hastalıktan mı, yoksa bir suikast sonucu mumeydana geldiği kesinlikle anlaşılamadı.
Cenazesi, ölümünün ertesi günü yapılan çok büyük bir törenlekaldırıldı. Cesedi altın bir tabuta konulmuştu. Bu tabut, önce gümüş,sonra da demir bir mahfazanın içine yerleştirilmiş ve böylece toprağaverilmişti.Attilâ, ölümünden sonra, kimse tarafından rahatsız edilmedenebedî uykusunu uyumak isterdi. Bunu, böyle vasiyet etmişti. Bu nedenlemezarını kazıp kendisini toprağa verenler okla vurulmak suretiyle hemenoracıkta öldürüldü. Sonra mezarının yanından geçmekte olan bir çayınmecrası değiştirildi. Sular başta tarafa, muhtemel olarak mezarınüzerinden verilen yeni mecrasına akıtıldı. Böylelikle büyük cihangirinson arzusu yerine getirilmiş oldu.
Ne yazık ki bugün mezarının yeri dahi bilinmez...

Napolyon Buanoparte (1769 - 1821)

Napolyon Buanoparte, 1769 yılında Korsika'nın Ajaccio Şehri'nde doğdu.Carlo Buanoparte ile Marie Letizia Ramolino'nun ikinci oğullarıdır.Öğrenimini Brienne'de bir okulda yaptı; sonra Paris'teki AskeriAkademi'ye yazıldı. 1785'te Valence'daki topçu alayına katıldı. 1794'teİtalya'daki topçu birliklerinin komutanlığına getirildi. Paris'teykenJakoben çevrelerle ilişki kurmuş olduğu anlaşıldığından, La Vendee'yegönderilmek istendi; bunu kabul etmeyince, görevinden alındı. Paris'edöndükten sonra, Konvansiyon'a karşı hareketi bastırmak için, PaulFrançois Barras ile Lazare Carnot'un kuvvetlerine katıldı. Olaylar kısazamanda gelişerek yeni bir anayasanın ve Direktuvarlık'ın doğmasına yolaçtı.

Napolyon, 1795 Ekim'inde Fransa'daki ordunun başına getirildi. 1796Şubatında da İtalya'daki ordunun başkomutanı oldu. Bu arada General deBeauharnais'in dul karısı Josephine ile evlendi. 1796 Nisan'ında ilkİtalya seferini yaptı. Bu sefer, Napolyon'un ününü yaydı. Stratejikustalığın bir şaheseri sayılan İtalya Seferi, büyük başarı ilesonuçlandı. İmzalanan Campo Formio Antlaşması ile Venedik Cumhuriyetiİtalya'ya bırakılıyor, karşılığında da Belçika ve İyon adalarıalınıyordu. Bu önemli siyasi olayla Devrim Cumhuriyeti, Avrupa'nın entutucu devleti olan Avusturya'ya gücünü göstermiş; Napolyon daİtalya'daki Fransız yönetimini kabul ettirmiş oluyordu.

Napolyon, Paris'e döndükten sonra, Direktuvarlık tarafındanİngiltere'yi ele geçirmekle görevlendirildi. Direk İngiltere'yesaldıracağına, İngiliz etki alanının en can alacı noktasına saldırmayıuygun bulan Napolyon, Mısır seferine çıktı. Akdeniz'deki İngilizDonanması'nı yenilgiye uğrattı, Malta'yı aldı. 1798 Temmuz'unda daİskenderiye'ye girdi. Piramitler Savaşı'nda Memlükleri yendi. AncakHoratio Nelson yönetimindeki İngiliz Donanması, Fransız Donanması'nasaldırarak gemilerini batırdı. Nelson'un başarısı üzerine İngiltere,Osmanlı Devleti, Avusturya ve Rusya, Fransa'ya karşı birleştiler.Birleşik Ordu, Rus Generali Alexander Suvorov'un komutasında,Napolyon'un ele geçirdiği toprakları geri aldı.

Napolyon, 1799 yılında Suriye'ye girdi. Akka'nın Cezzar Ahmed Paşatarafından başarıyla savunulması ve ordusunda belirgin salgınhastalıklar yüzünden Mısır'a çekildi. Ordusunu burada bırakarak gemiile Fransa'ya döndü. 9 Kasım 1799'daki hükümet darbesi, Fransatarihinde yeni bir dönemin başlamasına sebep oldu. Birkaç hafta sonra,anayasada değişiklikler yapılarak yönetim üç konsülün eline bırakıldı.Napolyon "birinci konsül" olarak, Fransa'nın mutlak hakimi oldu. Bazıreformlar yapmaya çalıştı. Devletin dağıttığı kredileri belli birdüzene soktu; 1802 yılında Fransa Bankası'nı kurdu; idari alanda bazıreformlar gerçekleştirerek valilerin ve belediye başkanlarının sivillerarasından seçilmelerini ve kendilerini seçen tek merkeze karşı sorumluolmalarını sağladı; mahkemeleri ve emniyet örgütünü yeniden düzenledi.Avusturya ve İngiltere Orduları hala silahlarını bırakmamışlardı.

Napolyon Buanoparte, 1800 yılında tekrar İtalya'ya girdi ve Milano'yualdı. Böylece Avusturya Ordusu'nu ikiye bölmüş oluyordu. Birini kuşatmaaltında tutarken diğerine saldırdı. Bu saldırıları başarı ilesonuçlandırdı. Jean Victor Moreau'nun Hohenlinden'deki zaferi üzerine,Avusturya İmparatoru, İngiltere ile ittifakını bozmak ve 1801 ŞubatındaLuneville Barış Antlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı. Napolyon, kısazamanda Fransa Halkı'nın sevgisini kazandı. Yabancı ülkelerdekiFransızların, ülkelerine dönüp devletin modernleştirilmesinde kendisineyardımcı olmalarını sağladı. 1804'te yaptığı Code Napoleon (NapolyonKanunları), halk tarafından da desteklendi.

Napolyon, aynı yıl, Paris'teki Notre Dame Katedrali'nde, Papa PiusVII'nin eliyle taç giyerek İmparator oldu. Napolyon, imparatorluğuboyunca sayısız zaferler kazandı. Ancak Fransa içinde beliren bazıhoşnutsuzluklara, İngiliz Donanması'nın gücü, İspanya ve İtalya'datahta geçirdiği akrabalarına halk tarafından duyulan kin ve nefrete,kendine bağladığı devletlerde beliren milliyetçilik akımları daeklenmişti.

Napolyon, 1812 yılında Rusya'ya girdi. Ancak yiyecek sıkıntısı, askerkaçakları ve Rusya'nın dondurucu soğuğu gibi sebepler yüzünden, ordununyönetimi Joachim Murat'a bırakarak Paris'e döndü. Kendisine karşıdüzenlenen hükümet darbesini bastırdıktan sonra yeni bir ordu kurdu.1813 Ekiminde Leipzig'de yenik düştü. Düşman kuvvetleri 1814'te Pariskapılarına dayanınca görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Elbe Adası'nasürgüne gönderildi. Napolyon'dan sonra Fransa tahtına XVIII. Louisgeçirildi.

Viyana Kongresi'ne katılan bakanlar ve delegeler, 7 Mart 1815'teNapolyon'un kaçıp Paris'e dönmüş olduğunu, halk tarafından büyük sevgiile karşılandığını öğrendiler. Hemen bir ordu toplayan Napolyon,Belçika'ya saldırdı. Kazandığı önemsiz birkaç zaferden sonraWellington'un komutasındaki İngiliz ve Gebhard Von Blücherkomutasındaki Prusya Kuvvetleri tarafından 18 Haziran 1815'teWaterloo'da büyük bir yenilgiye uğratıldı.

Napolyon, Paris'e dönünce ikinci kez tahttan indirildi. Amerika'yakaçmak istedi, ancak bunu başaramayınca İngilizlere teslim oldu.İngilizler, onu Atlantik'teki St. Helena Adası'na götürdüler. Napolyon,son yıllarını bu küçük adada geçirdi ve anılarını yazdırdı. Napolyon, 5Mayıs 1821'de öldü, ancak cenazesi 1840 yılında Paris'e getirilebildive İnvalides'e gömüldü. Napolyon'un uşağı tarafından zehirlendiğiniileri sürenler vardır

Cengiz Han(1155 - 1227)

Moğol İmparatorluğu'nun büyük Han'ı, Ayrıca dünyanın en başarılı politik ve askeri liderlerinden biri olarak bilinir.
Cengiz Han
Küçük, savaşçı bir kabileden, dünyanın en büyük kara imparatorluğunauzanan yolda Cengiz Han Asyanın en etkili ve en korkulan adamı oldu.

Asıl adı Temuçin’dir. Temuçin, 13 yaşlarında iken, babasını kaybetti.Henüz küçük olduğundan, kabilesi, onu bırakıp Tayciutlar’a katılmakistedi. Annesi Helün Hatun, binbir çaba ile kabilenin küçük birbölümünü geri çevirebildi. Nice güçlük ve sıkıntıya rağmen,varlıklarını sürdürebildiler. Bütün bu olaylar sırasında, Temuçin’dekiönderlik yetenekleri kendisini belli ediyordu.

Cengiz, han olduktan sonra Çin’deki Kitün/Chin Sülalesi'nin, kuzeysınırlarında Tatarlar’a karşı giriştiği bir harekete katıldı veTatarlar ezildi. Ona göre Tatarlar, atalarına kötülük edip, ölümüneneden olmuşlardı. 1202’te Tatar kabileleri ile savaştı ve onları yendi.

Cengiz Han, Moğolistan’ın tek gücü durumuna gelmişti. 1206İlkbaharı'nda, Onon Irmağı boylarında bir kurultay toplandı. Bukurultay, bütün kabilelerin temsilcileri Han Temuçin’i, bakanlığa(Kağan) getirdiler. Cengiz unvanı da bu sırada verilmiş olmalıdır.

Cengiz Kağan, Çin’den batıya giden ticaret yolunu denetimlerinde tutanTangutlar’la savaştı. 1209’da kendisi de sefere katıldı. BaşkentNing-hia düşmediyse de, Tangutlar denetim altına alındı. Cengiz Kağan,Asya’nın doğusunda büyük bir güç olarak ortaya çıkarken, Orta Asya’nınkudretli devleti de Harezmşahlar’dı. İki ülke arasında birçok elçilergidip gelmişti. Cengiz, iki ülke arasında özellikle ticaretingelişmesinden yana olduğunu belirtmiş, Harezmşah'tan gelen kervanmallarını uygun fiyatlarla satın almıştı.

Cengiz, 1218’de bir kaç elçisi dışında tamamı Müslüman olan tacirlerinyönettiği 450 kişilik bir kervan hazırlatıp gönderdi. Cengiz’inMoğollar’ı tek bir devlet altında toplaması sonucu, eski Göktürktopraklarındaki bazı Türk Boylarının Batı’ya doğru göçü başlamıştır.

Asya’daki dinler mücadelesinde, Cengiz’in Şaman inancında olmasınakarşın, siyasal açıdan İslamiyet’e yakınlaşmasıyla İslamiyet’e desteksağlamıştır.

Cengiz’le birlikte Asya’nın iktisadi yaşamı da değişime uğramıştır.Ülkelerarası ticaret yeni boyutlar kazanmış, sınırlar ve gümrüklerortadan kalkmıştır. Asya’da tek bir devletin egemen olmasıyla, Asya’nınbatısı ile doğusu arasındaki ticari ilişkiler gelişmiştir. Cengiz Han,1227 yılında ölmüştür.

Fatih Sultan Mehmet (1432 - 1481)

Fatih Sultan Mehmed 29 Mart 1432'de Edirne'de doğdu. Babası Sultanİkinci Murad, annesi Huma Hatun'dur. Fatih Sultan Mehmed, uzun boylu,dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı.Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi.Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmektençok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleleryazdırır ve bunları incelerdi. Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin,Fatih Sultan Mehmed'in en çok değer verdiği alimlerden biridir. FatihSultan Mehmed, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan veidareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbirşey söylemezdi. Fatih Sultan Mehmed okumayı çok severdi. Farsça veArapça'ya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu. 1466 yılında BatlamyosHaritasını yeniden tercüme ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyleyazdırdı. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsunbilginleri korur onlara eserler yazdırırdı. Bilime büyük önem verenFatih Sultan Mehmed yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul'agetirtirdi. Nitekim Astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi dönemindeİstanbul'a geldi. Ünlü Ressam Bellini'yi de İstanbul'a davet ederekkendi resmini yaptırdı. Şair ve açık görüşlüydü. Fatih Sultan Mehmed1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere katıldı. Azimve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulayanbir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti. Savaşlarda çokcesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvikederdi.
20 yaşında Osmanlı padişahı olan Sultan İkinci Mehmed, İstanbul'ufethedip 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırarak Fatihünvanını aldı. Hz.Muhammed'in (S.A.V) hadisi şerifinde müjdelediğiİstanbul'un fethini gerçekleştiren büyük komutan olmayı da başaranFatih Sultan Mehmed, yüksek yeteneği ve dehasıyla dost ve düşmanlarınagücünü kabul ettirmiş bir Türk hükümdarıydı. Orta Çağ'ı kapatıp,Yeniçağ'ı açan Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmed, Nikrishastalığından dolayı 3 Mayıs 1481 günü Maltepe'de vefat etti ve FatihCamii'nin yanındaki Fatih Türbesi'ne defnedildi.

İSTANBUL'UN FETHİ
Fatih Sultan Mehmed padişah, olduktan sonra ilk iş olarak, devamlıayaklanma çıkaran Karamanoğlu Beyliğine karşı sefere çıktı. Karamanoğluİbrahim Bey af diledi. Fatih İstanbul'un fethini düşündüğü için onubağışladı. Fatih Sultan Mehmed, büyük gayesini gerçekleştirmek için,Macarlara, Sırplara ve Bizanslılara karşı yumuşak davranıyordu. AmacıHaçlıların birleşmesini önlemek, onları tahrik etmemek ve zamankazanmaktı. Bin yıllık tarihinin sonuna gelmiş olan Bizans küçüleküçüle sadece İstanbul şehrinin sınırları içinde hüküm süren bir devletdurumuna düşmüştü. Ancak buna rağmen Bizans'ın varlığı, BalkanlardakiTürk hakimiyeti açısından tehlikeli oluyordu. Bizans İmparatorları,Anadolu'daki çeşitli siyasi güçleri de Osmanlı aleyhine kışkırtmaktangeri kalmıyorlardı. Hatta zaman zaman Osmanlı şehzadeleri arasındakitaht kavgalarına karışıp devletin iç düzenini bozuyorlardı. İstanbul'unOsmanlı Devleti'nin hakimiyeti altında girmesi, ticari ve kültürelyönden önemli bir avantajın daha ele geçirilmesi demekti. Boğazlar tamanlamıyla kontrol altına alınacak ve bu sayede, Karadeniz ticaretyolları ele geçirilmiş olacaktı. Karamanoğulları meselesini çözen FatihSultan Mehmed, İstanbul'un fethi için gerekli hazırlıklara başladı.Devrin mühendislerinden Musluhiddin, Saruca Sekban ile Osmanlılarasığınan Macar Urban Edirne'de top dökümü işiyle görevlendirildi. "Şahi"adı verilen bu topların yanında, tekerlekli kuleler ve aşırtmagüllelerin üretilmesi (havan topu) yapılan hazırlıklar arasındaydı.Yaptırılan bu büyük toplar İstanbul'un fethedilmesinde önemli roloynadı. Yıldırım Bayezid'in İstanbul kuşatması sırasında yaptırdığıAnadolu Hisarının karşısına, Rumeli Hisarı (Boğazkesen) inşa edildi. Busayede Boğazlar'ın kontrolü sağlanacak, deniz yoluyla gelebilecekyardımlara karşı tedbir alınmış olacaktı. 400 parçadan oluşan birdonanma inşa edildi. Turhan Bey komutasındaki bir Osmanlı donanmasıMora'ya gönderildi ve İstanbul'a yardım gelmesi engellendi. Eflak veSırbistan ile var olan barış antlaşmaları yenilendi. Macarlarla da üçyıllık bir antlaşma yapıldı. Osmanlıların bu hazırlıkları karşısında,Bizanslılar da boş durmuyordu. Surlar sağlamlaştırılıyor ve şehreyiyecek depolanıyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç'e birzincir gerdirerek, buradan gelecek tehlikeyi önlemeye çalıştı. Aynızamanda Haçlı dünyasından yardım isteniyor, Papa ise yapacağı yardımkarşısında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesiniistiyordu. Ancak Katoliklerden nefret eden Ortodoks Rumlar, Romakilisesine bağlanmak istemiyor, "İstanbul'da Kardinal Külahıgörmektense, Türk sarığı görmeye razıyız" diyorlardı. Fatih SultanMehmed, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Bizans İmparatoruKonstantin'e bir elçi göndererek, kan dökülmeden şehrin teslimedilmesini istedi. Fakat İmparatordan gelen savaşa hazırız mesajıüzerine, İstanbul'un kara surları önüne gelen Osmanlı ordusu, 6 Nisan1453'de kuşatmayı başlattı. Osmanlı donanması ise Haliç'in girişinde veSarayburnu önünde demirlemişti. Ordu; merkez, sağ ve sol olarak üçkısma ayrıldı. 19 Nisan'da yapılan ilk saldırıda, tekerlekli kulelerkullanıldı ve bu saldırı ile Topkapı surlarından burçlara kadaryanaşıldı. Osmanlı Ordusundaki er sayısı 150.000 ile 200.000arasındaydı. Bu kuvvetlere Rumeli ve Anadolu beylerine bağlı çeşitlikuvvetler de katılmıştı.Çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Bizanslılarşehri koruyan surların zarar gören bölümlerini hemen tamir ediyorlardı.Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyorlardı.Fatih Sultan Mehmed Osmanlı donanmasının kuşatma sırasında yeterincekullanılamadığını ve bu yüzden kuşatmanın uzadığını düşünüyordu.İstanbul'un Haliç tarafındaki surlarının zayıf olduğu biliniyordu.Bizans bu bölgeye zinciri bu nedenle germişti. Yüksekten atılan taşgülleler Bizans donanmasından bazı gemileri batırmıştı fakat bir kısımdonanmanın Haliç'e indirilmesi kesin olarak gerekliydi. Fatih SultanMehmed, İstanbul'un fethedilmesini kolaylaştıracak önemli kararınıverdi. Osmanlı donanmasına ait bazı gemiler karadan çekilerek Haliç'eindirilecekti. Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa'ya kadarulaşan bir güzergah üzerine kızaklar yerleştirildi. Gemilerin,kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerindenzeytinyağı, sade yağ ve domuz yağı alınarak kızaklar yağlandı. 21-22Nisan gecesi 67(yada 72) parça gemi düzeltilmiş yoldan Haliç'eindirildi. Haliç'teki Türk donanmasına ait toplar, surları dövmeyebaşladı. Ciddi çarpışmalar cereyan etti. Bundan sonraki günlerde topsavaşı, ok, tüfek atışları, lağım kazmalar, büyük ve hareketli savaşkulelerinin surlara saldırıları devam etti. Kuşatmanın uzun sürmesi vekesin başarıya ulaşılamaması askerler arasında endişe yarattı. Ancak,İstanbul'u her ne şartta olursa olsun almaya kararlı olan Fatih SultanMehmed kumandanların ve alimlerin de bulunduğu bir toplantı düzenledi.Cesaretlendirici bir konuşma yaptıktan sonra, 29 Mayıs'ta genelsaldırının yapılacağına dair kararını açıkladı. Çarpışmalar sırasındaBizans'ı koruyan surlar üzerinde kapatılması mümkün olmayan gedikleraçılmaya başlamıştı. Surlar içerisine küçük sızmalar oluyor, ancak geripüskürtülüyordu. İlk defa Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit olmakpahasına tutunmayı başardıkları İstanbul surları, artık direnemiyordu.53 gün süren ve 19 Nisan, 6 Mayıs, 12 Mayıs ve 29 Mayıs'ta yapılan dörtbüyük saldırıdan sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun 1125 yıllık başkentiolan İstanbul, 29 Mayıs 1453 salı günü fethedildi. İstanbul'un fethi,çok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Fatih Sultan Mehmed,İstanbul'un fethinden sonra batıdaki hakimiyeti pekiştirmek, sınırlarıgenişletmek, İslam'ı en uzak yerlere kadar yaymak ve Hıristiyanbirliğini bozmak amacıyla Avrupa üzerine bir çok seferler düzenledi.Sırbistan (1454,1459), Mora (1460), Eflak (1462), Boğdan (1476),Bosna-Hersek, Arnavutluk, Venedik (1463-1479), İtalya (1480) veMacaristan seferleriyle Osmanlı İmparatorluğu Avrupa'daki hakimiyetinipekiştirdi. Sırbistan Krallığı tamamen ortadan kaldırılıp Osmanlısancağı haline getirildi, Mora tamamen fethedildi, Eflak Osmanlıeyaleti yapıldı, Bosna tekrar Osmanlı hakimiyetine alındı, Arnavutlukele geçirildi. 16 yıl süren Osmanlı-Venedik Deniz Savaşları sonundaVenedik barış imzalamayı kabul etti. İtalya'ya yapılan sefer sırasındaRoma'nın fethi açısından çok önemli bir merkez olan Otranto, fethedildiancak Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine geri kaybedildi.

Yaser Arafat

Eski bir Osmanlı zabiti olan Abdülrahman Bey, Mısır'da dünyaya gelenoğluna, Muhammed adını verdi. Çoban, tüccar, Pakistanlı işadamı, hattayaşlı bir kadın kılığında İsrail topraklarına baskınlar düzenlerken,Muhammed'in kod adı, "Ebu Ammar"dı. 1994'te, Nobel Barış Ödülü'nüalırken ise, herkes onu, Filistin lideri Yaser Arafat olarak tanıyordu.Dünyanın en çalkantılı bölgesinde doğan Yaser Arafat'ın çocukluğunugeçirdiği ev, İsrail'in Doğu Kudüs'ü işgalinden sonra, ağlama duvarınayer açmak için yıkıldı. Arafat, gençliğinde neşeli ve enerji doluydu.Çevresindekileri kolayca etkileyebilen Arafat, Kahire Üniversitesi'ndeokurken, Filistinli Öğrenciler Birliği'nin lideri seçildi. Uluslararasıtoplantılarda Filistin sorununun sözcülüğünü yapmaya, daha o zamanlarbaşladı. Üniversiteden sonra, kısa bir süre, Kuveyt'te inşaatmühendisliği yaptı.

1958'de El Fetih'i kurdu. Örgütün, İsrail topraklarına düzenlediğivur-kaç eylemlerinde, bizzat yer aldı. 1967 Arap-İsrail Savaşı'ndansonraysa, artık bir efsaneydi. Mısır lideri Cemal Abdül Nasır, bu gençadamı desteklemeye başladı. Onu, Mısır heyetinin bir üyesi olarakSovyetler Birliği'ne götürdü.

İKİ ÖNEMLİ İLKE

Böylece adı artık uluslararası arenada da geçmeye başlayan Arafat,bütün Filistin örgütlerini çatısı altında toplayan Filistin KurtuluşÖrgütü'nün başına geçti. İki önemli ilkeye, sıkı sıkıya sarıldı: Builkelerden birincisi, Filistin hareketinin, herhangi bir Arap ülkesinindenetimi altına sokmamaktı. Bu nedenle, Suriye Devlet Başkanı HafızEsad'la, sürekli karşı karşıya geldi. İkinci önemli ilkesiyse,komünistlerden, radikallere kadar farklı Filistinli grupları biraradatutmaktı. Bunun için de, onların disiplinsizliğe varan davranışlarınagöz yumdu. Filistinli grupların bu disiplinsizliği, Ürdün'de içkargaşaya yol açtı. Ürdün güvenlik güçleriyle, Filistin örgütleriarasında yaşanan kanlı çatışmalar, tarihe, "kara Eylül" olarak geçti.

Filistin Kurtuluş Örgütü, Ürdün'den Lübnan'a taşınmak zorunda kaldı.Ancak, bu gelişme, Lübnan'daki etnik dengeleri bozdu. Patlayan içsavaş, yıllarca sürdü. İsrail, kargaşa içindeki Lübnan'ı işgal etti.Arafat, o günlerde, bugünün İsrail başbakanı, o zamanların savunmabakanı Ariel Şaron'un elinden kurtulmak için, sürekli hareket eden biraraçta yaşamak ve sonunda, Lübnan'dan da çıkmak zorunda kaldı. Arafat'ave hareketine, bu kez, Tunus kucak açmıştı. Arafat, en yakın arkadaşıEbu Cihad'ı da, İsrail özel kuvvetlerinin yaptığı bir baskında,Tunus'ta kaybedecekti.

DÜNYANIN KABUL ETTİĞİ LİDER OLMAYA GİDEN YOL

1987'de, Filistinlilerin direnişi, sokağa döküldü. İntifada, yani"direniş" hareketinin en sıcak günlerinde, Arafat, tarihi bir adımattı. 1988'de Filistin Devleti'nin kurulduğunu ilan etti. Bir ay sonra,yine, tarihi açıklamalar yaptı. İsrail'in, "güvenlik içinde var olmahakkını tanıdıklarını", ve "teröre karşı olduğunu", ilk defa söyledi.Bu açıklamadan birkaç saat sonra Amerikan yönetimi, Filistin KurtuluşÖrgütü'nü, Ortadoğu sorununun taraflarından biri olarak tanıdığını ilanetti. Arafat'ın en büyük hatalarından biriyse, Körfez Savaşı?nda"yanlış ata oynamak"tı. Kuveyt'i işgal eden Saddam Hüseyin'in yanındayer alınca, petrol zengini körfez ülkelerinden gelen ekonomik desteği,bir anda kaybetti.

OSLO ANLAŞMASI VE NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ

Savaştan sonra Ortadoğu'da dengeler değişti. Beyaz Saray'ın zoruyla,Ortadoğu barışı için görüşmeler başladı. Madrid'de açık açık, Oslo'dagizliden gizliye yürütülen görüşmeler, 1993'te sonuç verdi. Oslo'davarılan, Washington'da imzalanan anlaşmayla, İsrail Başbakanı İzakRabin ve Filistin lideri Yaser Arafat, Nobel Barış Ödülü'ne layıkgörüldü. Arafat, bir yıl sonra, eskiden gizlice girdiği Gazze'ye, bukez, Filistin yönetimi başkanı olarak taşındı. Çabaları hep, Filistindevletini kuracak olan nihai anlaşmayı sağlamak içindi. 2002 Şubatayının ortalarında çıkan bir çatışma yüzünden yine Şaron tarafından evhapsinde tutulmaya başlayan Yaser Arafat, Parkinson hastalığı ile demücadele etmek zorunda kalıyor.

Kanuni Sultan Süleyman(Muhteşem Süleyman)

Kanûnî Sultan Süleyman 27 Nisan 1495 Pazartesi günü Trabzon'da doğdu.Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun'dur. Hafsa Hatun Osmanlıya da Çerkezdir. Kanûnî Sultan Süleyman yuvarlak yüzlü, ela gözlü,geniş alınlı, uzun boylu ve seyrek sakallıydı. Kanûnî Sultan Süleymandevri, Türk hakimiyetinin doruk noktasına ulaştığı bir devir olmuştur.Babası Yavuz Sultan Selim, onu küçük yaşlardan itibaren çok titiz birşekilde yetiştirmeye başladı. Benzeri görülmemiş bir terbiye ve tahsilgördü. İlk eğitimini annesinden ve ninesi Gülbahar Hatun'dan (YavuzSultan Selim'in annesi) aldı. Yedi yaşına gelince tahsil içinİstanbul'a, dedesi Sultan İkinci Bayezid'in yanına gönderildi. ŞehzadeSüleyman, burada Karakızoğlu Hayreddin Hızır Efendi'den tarih, fen,edebiyat ve din dersleri alırken, savaş teknikleri konusunda da öğrenimgörüyordu. 15 yaşına kadar babası Yavuz Sultan Selim'in yanında kalanŞehzade Süleyman, kanunlar gereği sancak istemesi üzerine, önce ŞarkiKarahisar'a oradan da Bolu, kısa bir süre sonra da Kefe sancakbeyliğinetayin edildi (1509). Yavuz Sultan Selim'in 1512 de tahta geçmesiüzerine İstanbul'a çağırılan Şehzade Süleyman, babasının kardeşleriylemücadeleleri sırasında İstanbul'da kalarak babasına vekalet etti. Busırada Saruhan sancakbeyliğinde de bulundu. Babası Yavuz SultanSelim'in ölümü üzerine, 30 Eylül 1520'de 25 yaşındayken Osmanlı tahtınageçti. Kendisinden başka erkek kardeşi olmadığı için tahta geçişi kolayve çatışmasız oldu. Çok ciddi ve kendinden emin bir padişah olan KanûnîSultan Süleyman, azim ve irade sahibiydi. Yapacağı işlerde hiç aceleetmez, gayet geniş düşünür ve verdiği emirden asla geri dönmezdi. İşbaşına getireceği adamlara, kabiliyet derecelerine göre görev verirdi.Zigetvar kuşatmasını idare ederken, 7 Eylül 1566 yılında 71 yaşındavefat etti. Kendisine "Kanûnî" denmesi, yeni kanunlar icad etmesindendeğil, mevcut kanunları yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbiketmesinden dolayıdır. Kanûnî Sultan Süleyman adaleti seven birpadişahtı. Mısır'dan gelen vergiyi haddinden fazla bulup, yaptırdığıaraştırma sonunda halkın zulme uğradığını düşünmesi ve Mısır Valisinideğiştirmesi bunun açık kanıtıdır. Kanûnî Sultan Süleyman, tahtaçıktığı sırada Osmanlı Devleti dünyanın en zengin ve en güçlü devletikonumundaydı. Babasının ölümü ve kendisinin padişah olması, "Arslanöldü, yerine kuzu geçti" diye düşünen Avrupalıları sevindiriyordu.Ancak Avrupalılar, çok geçmeden hayal kırıklığına uğradılar. İÇİSYANLAR Kanûnî Sultan Süleyman, padişahlığının ilk yıllarında bazı içisyanlarla uğraştı. Mısır'ın fethinden sonra Yavuz Sultan Selim'in ŞamValisi olarak atadığı Canbirdi Gazeli'nin çıkardığı isyan bunlardanilkidir. Amacı Memlük devletini yeniden kurmak olan Canbirdi Gazeli,1521 yılının Ocak ayında Dulkadiroğullarından Şehsuvaroğlu Ali Beykomutasındaki Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratılarakyakalandı ve idam edildi. Kanûnî Sultan Süleyman, sonraki yıllarda yineMısır'da sadrazamlık hakkının kendisinde olması gerektiğini savunanAhmet Paşa, Anadolu'da Safevilerin desteğiyle ortaya çıkan KalenderÇelebi ve vergi sistemini bahane ederek ayaklanan Baba Zünnun (1527)isyanlarıyla uğraştı. Çıkan tüm bu isyanlar Osmanlı kuvvetleritarafından başarıyla bastırıldı. BELGRAD'IN FETHİ Kanûnî SultanSüleyman tahta çıktığında Avrupa'nın en güçlü devleti Roma-Germenİmparatorluğu (Almanya) idi. Almanya İmparatoru Şarlken Macaristan'ahakim olmak için Macar kralı ile yakın akrabalık ilişkileri kurmuştu.Macar Kralı İkinci Lui, Şarlken'e güvenerek vergilerini ödemiyorkendisine gönderilen Osmanlı elçilerini öldürtüyordu. Fatih SultanMehmed, Avrupa'da düzenlediği seferlerde Sırbistan'ı almıştı. Ancakstratejik bir öneme sahip Macaristan alınamamıştı. Kanûnî SultanSüleyman Macaristan'ı almak üzere harekete geçti. Belgrad, karadan veTuna ırmağındaki Osmanlı donanması tarafından kuşatıldı. Şehir, gayetiyi savunulmasına rağmen teslim olmak zorunda kaldı (29 Ağustos 1521).Belgrad Muhafızlığına Balı Paşa getirildi. Bu sefer sonunda İstanbul'agönderilen bazı Belgradlılar kurulan Belgrad köyüne yerleştirildi.Belgrad'ın fethi, Kanûnî Sultan Süleyman'ın ilk fethidir. Belgrad,bundan sonraki yıllarda Osmanlı Devleti'nin Avrupa'ya açılan en büyükkapısı oldu. Bu sebeple Belgrad'a "Darü'l-cihad" denildi. ŞARLKEN veAVRUPA Alman İmparatoru Şarlken'in amacı tüm Avrupa'da hakimiyetsağlamaktı. Şarlken, fikirlerine karşı çıkan Fransa Kralı Fransuva'yıesir aldı. Fransa Kralının annesi Düşes Dangolen, Kanûnî'ye bir mektupyazarak yardım istedi. Bunun üzerine Kaptan-ı Derya Barboros HayreddinPaşa Fransa'nın Akdeniz kıyısındaki şehri Nis'e giderek Şarlken'indonanmasını yendi. Hem Fransa'yı hem de Fransuva'yı kurtardı. MOHAÇSAVAŞI Şarlken'in büyük bir tehl


Sayfa: [ 1 ]