Yaramazadam (Arşiv Ana sayfa) => Icatlar ve Kesifler

Konu: Kimyasal Gübre

Sayfa: [ 1 ]

boxcigar 09.11.2007 19:35:53
Bununla birlikte XIX. yüzyılın ilk yarısında et özüyle yaşanabileceğinemarnlamıyordu. Günümüzde bunca bollaşan konsantre çorbalar henüz çokenderdi. Temel besin ekmek ve halkın büyük çoğunluğu için tahıllardı.Ekmek yapımı da gelişmemişti. Makinelerle hamur yoğurma tekniğigittikçe yaygınlaşmaktaydı ve fırınlar genellikle odunla ısıtılmaklabirlikte kömür de kullanılmaya başlanmıştı.

Buğday ekimine gelince hâlâ eski yöntemle sürdürülüyor ve bu tarım hâlâbilgisizlik içinde yüzen köylülerin elinde bulunuyordu. Ama yine deDevrim'den bu yana toprak işçisinin hayat şartlarında bir gelişmeolmuş, botanikçiler tarım işleriyle yakından ilgilenmeye başlamışlardı.XVIII. yüzyılda "iyi tarımcı" aranıyor, bilim adamları tarım üzerinemakaleler yazıyor, kaliteli tohum ve verimli çalışma konuları ciddişekilde ele alınıyordu.

Henri-Louis Duhamel du Monceau (1700-1782), buğdayı on yıldan fazlasaklamanın yolunu bulmuş, ayrıca hayvanların beslenmesi ve ağaçlarınaşılanması konusunda incelemeler yapmıştı. Abbe Henri Alexandre Tessier(1741-1837), 1776'da buğday çeşitleri üzerinde denemelere girişmişti.1800'den sonra Alman tarım bilgini Albrecht Taer (1752-1828), tarımtekniğini modernleştirmeye çalışmış. İsviçreli Theodore de Saussure(1767-1845), bitkilerde solunum ve beslenme mekanizmasınıaydınlatmıştı. Fransız Jean-Baptist Boussingault (1802-1887), toprağınbeslenmesi ve gübrelerin rolü üzerinde çalıştı. Böylece bilim, tarımkonusuna da eğilerek onu başlı başına bir bilim dalı haline soktu.Fransa'da ilk tarım okulu 1822'de Nancy'de kuruldu. Bunu 1827'deGrignon'daki okul izledi. 1830'da bir Tarım Bakanlığı ve 1848'de TarımEnstitüsü kuruldu.

Ancak, bu takdirde değer çabalara rağmen, tarım konusunda ağır birgelişme göze çarpmaktaydı. Köylüler atalarından kalma bilgilerindenşaşmıyorlardı. Elde ettiklerini iyi fiyatla satmaya bakıyor ve gerisiniumursanıyorlardı, İngiltere dışında, öteki ülkelerde yenilikçıkaranlara kuşkulu gözlerle bakılmaktaydı. Yaşayışlarındaki yalınlık,kalın kafalılıklarının aynasıydı sanki.

Daha önce anlattığımız gibi, İngiltere toprağı dinlendirme yöntemimkaldırarak bir "tarım devrimi" yapmayı başarmıştı. Bu yenilik özellikle1840'larda Kara Avrupası'na yayıldı. Böylece toprak yalnız tahılvermekle kalmayıp hayvan yemi de verdiğinden davarlar ve bunun sonundada gübre çoğalmıştı. İngilizler bu durumdan yararlanıp hayvan türlerinigeliştirmişler, bilinçli çiftleştirmelerle en iyi yünü veren koyun, eniyi eti sağlayan sığır türleri üretip yetiştirmişlerdi.

Toprağın ekiminde iki, üç, dört yıllık bir almaşık yöntem, o ezelikıtlık korkusuna son vermiş, aynı zamanda kolza, şeker pancarı,şerbetçiotu gibi sınai bitkilerinin ekimine ve bostancılığa da hızvermişti. Bu arada saban yavaş yavaş yerini pulluğa bırakıyordu.Böylece toprak daha derin kazılmaya, gübrelenmeye, kireçten yoksuntopraklara kireç verilmeye başlanmıştı.

Gübrelemek ve kireçlemek toprağı fizik ve kimyasal yönden geliştirmenintek yöntemi olarak bilinmekteydi. Tarımcılığın başlamasında o günekadar bilinen tek gübre türü hayvansaldı. Buna ara sıra bazı denizyosunlarını da eklerlerdi. Bu sırada Thiersli köylülerin ilginç birgözlemi oldu: Yakınlarında bulunan bıçak sapı fabrikasının, kemikartıklarını tarlalara döktüklerinden iyi ürün aldıkları dikkatleriniçekti. Bu gözlemin söylentileri kulaktan kulağa yayıldı ve kemikleringübre olarak kullanılması yaygınlaştı. Açıkgözler kemikleri toplayıpdeğirmenden geçirmeye ve tarımcılara satmaya koyuldular. Tüketimçoğalınca insan kemiklerine de dadandılar ve Napolyon'un savaş alanlarıtemizlenmeye başlandı.

Kemik nasıl bir oluşumla tarlaların verimini artırmaktaydı? Bu soruLiebig'in kafasını kurcaladı ve Giessen'deki laboratuvarında bitkilerinbeslenmeleri üzerine araştırmalar yapmaya koyuldu. 1840'da şöyle birgözleme vardı: Bitkiler beslenmeleri için gerekli olan karbonu havadan,fosfor ve potasyumu topraktan alıyorlardı. Öyleyse toprağın verimliliğibu maddelerin ne oranda bulunduğuna bağlıydı. Kemiklerde fosfatbulunduğundan, bu oluşum açıktı.

Liebig, köklerin fosfatı daha iyi emebilmeleri için kemiklerin sülfürikasitle işlenmesini salık verdi. Bu öğüdü John Lawes adlı bir İngiliz(1414-1900) değerlendirdi. Rothamsted'deki (Hertfortshire)malikânesinde daha önce de bitkiler üzerinde araştırmalar yapmıştı.Liebig'le işbirliği kurarak kemik toplama işine girişti ve evinifabrika durumuna soktu. Buldukları kemikleri burada işleyereksüperfosfat adiyle piyasaya sürdüler (1843).

Lawes iyi bir sanayiciydi. Büyük bir servet yaptı ve tarımcıları dazengin etti. Aynı zamanda bilim adamı olduğundan, bir deneme merkezihaline gelen fabrikasında deneylerini sürdürmekteydi. Çalışmalarınınsonunda, bitkilerin azotu havadan değil de topraktan aldıklarını ortayakoydu, önemli olan bu buluş tarımsal kimyaya yeni bir alan açmıştı.Bunun üzerine Şili'den nitratlar ve Peru'dan guano (kuş gübresi) ithaledilmeye başlandı.

Liebig, bitkilerin beslenmesinde potasyumun rolünü açıklamıştı. Bubesin Şili nitratlarında bulunmaktaydı. XIX. yüzyılın ikinci yarısında,Stassfurt'da (Almanya) dünyanın en zengin potasyum yatakları ortayaçıkarıldı. Böylece 1860 dolaylarında kimyacılar toprağa ihtiyacı olanfosfor, azot ve potasyumu istenen oranda verebildiler. Verim büyükçapta artmış ve o ezeli kıtlık korkusu tarihe karışmıştı. RothamstedDeney İstasyonuna göre, 1771'de hektar başına alman ürün 21 hektolitreiken, 1885-1894 arasında 25.7'ye yükselmişti.

Öte yandan, ekim tarzı da gelişmişti. Makineleşmenin sanayiye getirdiğibaş döndürücü ilerleme herkesin gözü önündeydi. 'Azami' üretim içinbunun şart olduğunu artık herkes takdir ediyordu. Çünkü makine insandandaha çabuk iş görmekle kalmamakta, üretime insan elinin aciz olduğu birdüzen ve standardizasyon getirmekteydi.

Makineleşmeyi tarıma sokmak, denenmeye değer bir şey olarak görülmeyebaşlanmıştı. Toprağı kazan, eken, sürgü çeken, biçen, döven bir makine,o güne kadar saçma olarak düşünülmüştü, ama neden olmasındı? Galyalılarbir tür biçki makinesi kullanmışlardı: Öküzlerin çektiği bir arabanınaltında bulunan dişliler buğdayı kapıp kesmekteydi. Ne var ki, bumakine tutulmamış, çarçabuk unutulup gitmişti. Çünkü tarımdamakineleşme, ancak el emeğinin kıt olması durumunda yararlıdır.

Sezar'ın zamanında el emeğinin kıt olması diye bir şey söz konusudeğildi. Bu ihtiyaç gerçekten ancak XVIII. yüzyılın sonlarındaduyulmaya başlandı. O dönemde Sanayi Devrimi İngiliz köylülerinişehirlere çekmekteydi. Yüzlerce hektarlık toprakların sahipleri budurumda modern tekniğe başvurmak zorunluluğunu duydular. Küçük topraksahipleriyse topraklarını satıp şehirlere, fabrikalarda işçi olarakçalışmaya gidiyorlardı. El emeği kıtlığı tehlikeli bir durum almayabaşlamıştı. Zengin tarımcıların projeleri altüst olacağa benzerdi.Buğdayı makineler aracılığıyla biçme imkânı bulunmaz mıydı?

Royal Society, sorunu yarışmaya koydu (1780). Binlerce ve çoğu hayalicevaplar geldi, öyle ki, XIX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar şöyle elletutulur bir çözüm şekli ileri süren olmadı. Ta 1828'e, Patrick Bell'in"biçer"ine kadar. Bu araçla, ekinler gel-git hareketine uyan birbıçakla kesilip kenara atılmaktaydı.

Aynı tarihlerde makineleşme sorunu Amerika'da ciddi bir durum almıştı.Bu ülkede el emeği kıtlığı yoktu, ama topraklar el emeğiyle ekilmeyecekkadar büyüktü. Louisiana'yı ve daha birçok devletleri de içine alarakgenişlemiş olan Amerika Birleşik Devletleri'nde çiftliklerden her biriBelçika büyüklüğündeydi ve esir tüccarları harıl harıl zenci köletaşıdıkları halde, bunlar uçsuz bucaksız topraklarda kayboluyorlardı.Bu durumda, makineleşme çok ciddi bir sorun olarak karşılarınaçıkmaktaydı.

Sorunu, Virginialı bir çiftçinin oğlu, Cyrus McCormick çözümledi(1809-1884). Babasının tarlalarına iki beygirle çekilen garip birmakine getirdi. Bir kayış aracılığıyla tekerlekler bir bıçkıyı hareketegeçiriyorlardı. Bu araç buğdayları biçiyor ve özel bir bölmeden geçiripyana atıyordu. Tarlaların ne büyük bir hızla ve ne kadar düzgüntarandığını görenler şaşırıp kaldılar. Bunun üzerine McCormick sanayicioldu ve 1839'dan başlayarak makinelerini satmaya başladı.

1851 Londra Sergisi tarımsal makineleşmenin zaferini ilân etti. Birçoktip biçer makine sergilenmişti. Ama McCormick'inkinin bunların engelişmişi olduğu ilk bakışta anlaşılıyordu. Biçki makinelerinin yanısıra mekanik ekerler, döverler ve birkaç demirli mekanik saban dasergilenmişti.

1868'de Rus Andrey Vlassenko'nun "biçerdöver"! ortaya çıktı ve aynı yıllarda ilk buharlı döverler de işlemeye başladı.


Sayfa: [ 1 ]