Yaramazadam (Arşiv Ana sayfa) => Icatlar ve Kesifler

Konu: Basım ve Kâğıt

Sayfa: [ 1 ]

boxcigar 09.11.2007 19:27:47
Ortaçağ, tekniğin doğuş çağıdır: Doğum uzun, güç ve acılı olmaklabirlikte, sonları yaklaştıkça gelecek çağların uygarlığının temelinikuracak, en önemli üç icadın gerçekleştirildiğini görüyoruz. Bunlar,ortaçağın uygarlığa başlıca katkıları ve önemli çıkış noktalarıolmuştur. Bu noktalardan yapılan üç atılım, toplumu modern çağıneşiğine getirivermiştir.

Bu icatlardan birincisi, �baskı�dır. Gutenberg'den önce hazırlanmış birkitaba bakarsak bu icadın önemini daha iyi kavrayabiliriz: Madenden,deriden ya da tahtadan yapılma iki levhanın arasına sıkıştırılmışkocaman bir şey... İçinde, papazların aylarca çalışarak, büyük birsabır ve sanatla meydana getirdikleri bir teoloji ya da metafizikeserinin kopyası var. Görülüyor ki, kitap, o çağlarda pahalı bir lükseşyasıdır. En büyük kitaplıklarda bile birkaç yüzden fazlasını bulmakimkânsızdır. Bunlardan birini Tıp Fakültesinden ödünç almak isteyenKral XI. Louis bile gümüşlerini rehin bırakmak zorunda kalmıştı.

XIV. yüzyılın sonlarında, ansızın ortaya "Kylographie"ler çıkıverdi.Bunlar, üzerlerine desenler oyulmuş tahtadan levhalardır ve budesenlerden birçok sayıda basılabilmektedir. Kaynağı ta uzaklarda,Çin'de olan, bu oyma desenli basma resimlerin bazıları 947 yılındangünümüze kadar kalmıştır. Konu, titizlikle düzleştirilmiş bir levhayaişleniyor; sonra desen ya da yazının çevresindeki tahta çelik kalemleoyuluyor ve geriye kalan kabartma kısımlar iyice mürekkeplenip kağıdabasılıyordu.

'Bu tekniği Avrupa'ya getirenlerin Türkler ya da Ruslar olduğusanılıyor. XV. yüzyılın başlarında, iyice yaygınlaşan bu yöntemle biryandan kutsal resimlerin bolca dağılması sağlanırken öte yandan da oyunkâğıtları basılıyordu. Oyun kâğıtlarının kaynağı Hindistan olsagerektir; bunlar, Avrupa'da görünür görünmez kumarbaz kitlesini hemensarmıştı. Bunlar, tahta gravürlerle basımı sayesinde bollaşırca,fiyatları da büyük ölçüde düştü. Zamanla bu kâğıtların tek levhayladeğil de, biri resmi, öteki yanındaki yazıları taşıyan iki levhakullanılarak basılması düşünüldü. Sonra yazıların satırlara, daha sonrada harflere bölünmesi akıl edildi. Bütün bu olgular zincirleme olarakbirbirini izler yani birinden ötekine kolay geçilir sanılmamak; çünküsadece hurufatı (basım harflerini) icat etmek yetmez, bunları çabukbasmayı sağlayacak sistemi de kurmak gerekir.

Baskının temel bulgusu olan hurufatın 1423'te gerçekleştirildiği,mucidinin de kilise adamlarından ve çağının en önemli "kylografi"basımevlerinden birinin sahibi Coster (1370-1440) olduğu sanılıyor.Tahtaya harfleri ilk oyan ve bunları kelimeler ve cümleler yapmak üzerebitiştiren de Coster olsa gerektir. 1440'dan çok önce bu yolla birçokkitaplarla Donatus'un "Latin Grameri"ni dizmiş ve basmıştır.Sanıldığına göre, gelecek kuşakların Gutenberg adiyle tanıyacaklarıJean Gensfleich da onun çırakları arasındaydı. 1400'de Mayence'de doğanve bir yargıcın oğlu olan Gutenberg, ailesinin yoksul düşmesi üzerinebir zanaata girmek zorunda kalınca kuyumculuğu seçmişti. Ama kısa süresonra politikaya fazlaca karıştığından, ülkesinden ayrılmak zorundakaldı. Bir ara Coster'in yanında çalışmış olduğu ve baskının toplumhayatında büyük bir devrim açacağını, o çağlarda sezdiği, kuşkugötürmez.

Gutenberg'i 1443-1444 yılları arasında Strasbourg'da görüyoruz.Harfleri tahtadan değil, dökümle meydana getiriyor; bir yandan daketenyağı ve is karasıyla ilk baskı örneklerini hazırlıyordu. 1448'de,icadından yararlanmak ve para kazanmak üzere Mayence'e döndü. İki yılsonra, zengin bir burjuvadan gerekli para yardımını sağlayarak PierreSchaeffer'le birlikte işe koyuldu.

Böylece baskı tekniği doğmuş oluyordu. Mayence'deki küçük atölyedekurşun ve antimon bileşimi kullanılmaktaydı. Bundan böyle de dünyanınbütün dökümcüleri hurufat imalinde bu bileşimi kullanacaklardır. Odönemde el presiyle sayfanın iki yanına birden basılıyordu. Mizanpajyönünden de belirli bir ilerleme görülmüştü.

Uzman tarihçiler, Gutenberg'in ilk bastığı eserin bir astronomi takvimiolduğunu kabul ederler (1447). Bastıklarının en tanınmışı, yalnız oniki tanesi günümüze kadar gelen, iki sütun 36 satır ve 1282 sayfalık"İncil"dir.

Gutenberg, 1467 ya da 1468'de öldüğünde, icadı baş döndürücü bir hızlayayılmaktaydı. Önce İtalya'yı fethetti; 1464'de Roma yakınındakiSubiaco'da; 1470'de de Roma'da ilk basımevleri kuruldu. 1469'da onuParis'le Fransa izledi. Budapeşte ilk basımevine 1473'te, Oxford1479'da kavuştular. Yüzyılın sonlarına doğru sayısız Avrupaşehirlerindeki atölyelerde her boyutta sayısız "İncil" basılmaktaydı.

İcat, tanıtılmış, kabul ettirilmişti; iş, bunu mükemmelleştirmeyekalıyordu. Büyük basımcılar sırayla sahneye girmeye başladılar: 1490'daAide Manuce, Venedik'te 1504'te Henri Estienne, Paris'te; 1555'teChristophe Plantin Anvers'de; 1587'de Louis Elzevir, Leyde'de... AncakGutenberg'in kullandığı "gotik" harfler yerine 1464'te "romen"harfleri; 1500'de de "italik"ler kullanılmaya başlandı.

Bu büyük icadın paha biçilmez sonuçlarını sayıp dökmeye gerek var mı?İlk ağızda felsefe eserleri ve kutsal kitaplar yayımlanmış; ucuzluğu veküçük hacmi yüzünden herkesin kitap sahibi olabilmesi, böylece herdüzeyde ve zekâda insanın okuyabilmesi, eleştirebilmesi sağlanmıştı.Bu, insanı doruğa yükseltme amacını güden kendine özgü bir uygarlığınhareket noktası oldu.


KÂĞIT

Basım tekniği, cahillikle mücadelede ve uygarlık yolunda ilerlemedeeşsiz bir silah oldu. Gutenberg'den kırk yıl sonra, Nurenberg'de yirmidört preslik, yüz işçinin ve ayrıca 'musahhih'lerle ciltçilerinçalıştığı bir basımevi kuruldu. Ancak, yeterli miktarda kâğıtladesteklenmemiş olsaydı, bu basımevi kurulamaz ya da devam edemezdi.

Az önce sözünü ettiğimiz ikinci büyük ilerleme, "kâğıt" tır. Kâğıt da Çin'den geliyordu ve yeni bir icat değildi.

Eskilerin yazı gereci olarak değişik maddeler denemiş olduklarınıbiliyoruz. Mısırlılar "Papirüs" adını verdikleri bir tür kamışıngövdesini kurdele gibi kesmişler; bunları bizim kontrplaklarıyapıştırdığımız gibi yapıştırarak uzun bantlar meydana getirmişler veüzerlerine hiyeroglif (resim yazısı) yazmışlardı. Mezopotamyalılar da,kil tabletlerden yararlanırlar, bunların üzerine çivi yazısıyazarlardı. Çinliler, yazıya önce tahta levhaları oyarak başladılarsada giderek kalemi bırakıp fırçayı tercih ettiler. Sonra, sanatçılaraözgü bir incelikle ipekli kumaşlar üzerine "ideogram"lar (bir fikriharflerle değil resim ya da o düşünceyle ilgili işaretlerle yazmasistemi, ideograf: Bu resim ya da işaretlerden, biri.) çizmeyebaşladılar.

Çinlileri yazmak için başka bir madde aramaya yönelten, kullandıklarımaddenin çok pahalı oluşuydu her halde. Öte yandan Uzak Doğu keçenin devatanıdır ve keçe yapımı kumaştan önce başlamıştır, öyle ki, üstündefırçayla yazı yazılmasına elverişli bir çeşit keçe imal etmeyidüşünmelerine şaşmamak gerekir. Görevine "Tarım Bakanlığı"diyebileceğimiz Tsay-Lun, 105 yılında bu alandaki araştırmalar" genişçapta destekledi. İpek kalıntılarını lime lime ettirip suda bıraktırdı.Böylece, bir tür hamur elde edildi. Sonra bu sulu hamur, sepettenyapılmış bir kalburun içine konulup süzüldü. Kalburda kalan liflimadde, kâğıttı.

Tsay-Lun çalışmaları sürdürdü ve daha ucuz bir hammadde, sözgelişibambu ya da incir ağacı denenmeye başlandı; kalbur da geliştirildi.Denemelerin gizli tutulması emredilmiş olmakla birlikte, bu teknik kısasürede duyuldu. Bunun üzerine 751'de Çinli kâğıt işçileri tutuklanıpSemerkant'a sürgün edilince, orada hammaddesi keten ya da kenevir olankâğıt imal etmeye başladılar. Bir çeyrek yüzyıl sonra, kâğıt tekniğininsırrı Bağdat'ın, sonra da Şam'ın yolunu tuttu ve buralarda da kâğıtfabrikaları kuruldu. Araplar yoluyla yayılarak Fas'a ve 1145'teİspanya'ya vardı. Fransa'da ilk "kâğıt değirmeni" 1190'da Herault'dadönmeye başladı. Bunu ırmak boylarında (Auvergne, Troyes, Floransa)başka değirmenler izledi.

Avrupalılar, bu alanda büyük yenilikler getirdiler. Hamurlarınıtahtadan değil, keten ve pamuklu kumaşları parça parça ederek eldeediyorlardı. Yazılarını fırçayla değil, kaz tüyüyle yazdıklarından,elde edilen kâğıdı -direncini çoğaltmak için- jelatine batırıyorlardı.Bir direnç sayesinde, Gutenberg maden hurufat pres kullanabilmişti.

Tabii kâğıt, hayvan derisinden yapılan ve çok pahalı olan parşömeni (bukelime Bergama şehrinin adından gelmektedir. "Tirşe"de denilir. Bugünkü"parşömen kâğıdı" ile karıştırılmamalıdır.) hemen gözden düşürdü. Yenisanayi, basımın yaygınlaşmasıyla ilerledi. Hem öylesine ilerledi ki,kısa zaman sonra hammadde sıkıntısı çekilmeye başlandı. Yün işeyaramadığından, mısır kutnusuna (öbür adı "dimi". Sıkı dokunmuş birçeşit pamuk bez.) başvurmak gerekti. Ancak öte yandan halkın bir kısmızenginleştiğinden, çamaşır ihtiyacı da artmış; bu yüzden pamuklukumaşta da büyük imalât artışı olmuştu. Moda, bilimin yaygınlaşmasınahizmet ediyordu...


Sayfa: [ 1 ]