Yaramazadam (Arşiv Ana sayfa) => Galatasaray

Konu: Efsaneler Unutulmaz

Sayfa: [ 1 ]

no_fear_06 05.08.2007 01:16:52
AĞLARI YIRTAN GOL
Metin Oktay'ın ağları yırtan golü, Türk futbol tarihinin en ilginçolaylarından biridir. 1959 yılında iki grup halinde yapılan TürkiyeLigi maçlarının finalinde Galatasaray-Fenerbahçe karşı karşıya gelir.
10 Haziran 1959 günü İnönü Stadı'nda oynanan maçın 39.dakikasındasoldan dalan Metin Oktay, Fenerbahçe'nin santrhafı Naci Erdem'igeçtikten sonra ceza alanına girdiği anda müthiş bir sol vuruş yapar.Özcan Arkoç'un bakışları arasında ağlara giden top oradan da dışarıçıkar.
"Ağları yırtan gol" olarak tarihe geçen bu olay herkesi şaşkınaçevirir. Golden sonra Fenerbahçeli futbolcular ağları kontrol etmektenkendilerini alamazlar.
Sarı Kırmızılı takım bu maçı Metin Oktay'ın tek golüyle 1-0 kazanır.Ancak 3 gün sonra yapılan ikinci maçı 4-0 kazanan Fenerbahçe Şampiyonolur.

YIL 1911,YER FENERBAHÇE
Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin en unutulmaz olaylarından birisi1910-1911 sezonunda yaşanmıştır. 12 Şubat günü Kadıköy'deki Union Clubsahasında yapılacak maça, aşırı lodos nedeniyle bazı Galatasaray'lıfutbolcular karşıya geçemez. 11 kişilik takımı tamamlayamayanGalatasaray, Fenerbahçe sahasındaki maça ancak 7 kişi çıkabildi.İnanılmaz bir inançla mücadele veren 7 kişi Fenerbahçe'yi kendisahasında 7-0 yendi. Sarı Lacivertli takım da bu maçta kalecisi AliSaid'in sakatlanıp çıkması sonucu 10 kişi ve kalecisiz oynamak zorundakalmış ve gol yiyenin kaleyi bir diger arkadaşına devretmesi şeklindeöteki futbolcularda bir bir kaleye geçmiştir. Bu inanılmaz zaferikazanarak ezeli rekabetin en parlak sonuçlarından birini elde edenGalatasaray takımının o maçı hangi kadrosuyla oynadığını saptamak neyazık ki mümkün olmamıştır. Bu konuda, kaynaklar arasındaki çelişkileriçinden çıkılabilecek gibi değildir.
Yanlışı göze alarak verebileceğimiz kadro şöyledir: Ali Sami - Ali,Bekir Bircan, Horace Armitage, Celal İbrahim, İdris, Emin Bülent.
(Cem Atabeyoğlu, bu maçta kalede Ahmet Robenson'un oynadığınıbelirtiyor. Ayrıca, onun verdiği kadroda Horace Armitage ve BekirBircan yok. Emin Bülent de iki ayrı kişi olarak verilmiş... Ancak,bütün bu isimlerin anılmış olması nedeniyle yine de belli bir sonucavarmış oluyoruz.)

Eşfak Aykaç ve Gustav Sebes'in 28 yıl önceki anıları...
1956 yılının 19 Şubat günü Türk futbolunun en büyük mucizesi gerçekleşti...
Türkiye-Macaristan'ın İnönü Stadı'nda 3-1 yendi... Hürriyet, butarihi olayın "iki önemli adamı" Türk Milli Takım Tek Seçicisi EşfakAykaç ile Macar mucizesini yaratan ünlü futbol adamı Gustav Sebes'inanılarına el koydu.
Eşref Aykaç, yarattığı mucizeden sonra soyunma odasının şaşkınlığını şöyle anlatıyor:
"Bir ara kendimi bayılacakmış gibi hissettim. Macar soyunma odasınagirdiğimde başta kaptan Puskaş, milletvekili Bozsik ve Hidegkuti olmaküzere bütün takım ayağa kalktı... Çoğu ağlıyordu... Şaşırdım gözlerimdoldu... " Eşfak Aykaç, o tarihi anı bugüne kadar hiç neşredilmemişyönlerini Türkiye-Macaristan maçı öncesi Hürriyet'e yazdı...
# SEBES, 28 yıl önceki Puşkaş, Kocsis, Hidegkuti, milletvekiliBozsik gibi dev isimlerle yarattığı Macar harika takımını anlatanhatıratında şunları yazıyor: "Macar harika takımını mayınlayanlar neAlmanlardır, ne de İngilizler. Bizi Türkler dize getirdi..."
# "Macar Milli Takımı'nda, Türklerden iki kişinin oynayacağı kanısındayım: İsfendiyar ve Lefter..."
# "Türkler bize oynadıkları futbolu dünya kupasında tekrarlasalardıne olurdu sorusunu zaman zaman sordum. Herhalde ilk dört içinde yeralırlardı..."

Yurt dışına çıkan ilk takım GALATASARAY
Türk futbolu yurt dışına ilk kez 1911 yılı Eylül ayında çıktı. Vebir Türk takımı, Avrupa sahalarında ilk maçını 11 Eylül 1911 günü,Macaristan'ın Kolojvar kentinde, bu kentin adını taşıyan Kolojvartakımıyla yaptı. Bu Türk takımı Galatasaray idi.
Ahmet Robenson- Neşet İsmet-Cevat, Hasan, Bekir Bircan-DalaklıHüseyin, İdiris, Celal (Şehit) Galip Kulaksızoğlu, Emin BülentSerdaroğlu'ndan kurulu Galatasaray, Türk futbolunun yurt dışındaki builk maçında Macar Kolojvar'a 5-1 yenildi.
Yine aynı kentte, aynı takımla 13 Eylül 1911 günü oynayan rövanşmaçını 4-1 kaybeden Galatasaray, 15 Eylül 1911 günü Budapeşte'de ünlüF.T.C. (Ferençvaroş) takımıyla karşılaştı, bu maçı da 7-1 kaybetti.
Bu ilk yurt dışı seyahatin son durağı olan Bükreş'te 20 Eylül 1911günü Bükreş Karması ile oynayan Galatasaray, bu maçı 11-1 gibi çok açıkbir farkla kazanarak yurt dışında ilk galibiyeti elde eden Türk takımıolmak onurunu da kazandı.





METİN OKTAY

2 Şubat 1936'da İzmir'de (Karşıyaka-Çiftefırınlar) doğdu. KarşıyakaSoğukkuyu İlkokulu, Alsancak İlkokulu, İnönü Lisesi ve Mithatpaşa ErkekSanat Enstitüsü'nde (Mobilya bölümü) okudu. 15 yaşında DamlacıkKulübünde 8 numaralaı formayı ( 8 numaraları forma çok sevdiği SaitAltınordu'un forma numarasıydı) giyerek futbola başladı. AdnanSuvari'nin futbolcu-antrenör olarak görev yaptığı Yün Mensucat'atransfer oldu ve yeni forması altında 14 gol attı ve Genç Milli Takımaday kadrosuna çağrıldı. 11 Nisan 1954' te Belçika maçında ilk kezmilli oldu ve 4-0 kazanılan maçın 2 golünü o attı. Aynı yıl İzmirspor'atransfer oldu ve bu forma altında 17 gol atarak gol kralı oldu.İzmirspor da Mahalli Lig'i şampiyon bitirdi.


1955'te 19 yaşında Galatasaray' a transfer oldu. Galatasarayformasıyla ilk kez (28 Ağustos 1955) Beyoğluspor'a karşı oynadı ve ilkgolünü attı. 1956 yılının Şubat ayında Millilerimiz macarları 3-1yenerken, 2 golü Lefter 1 golü Metin attı. 29 Ocak 1959'da İzmir'de OyaSarı ile evlendi. 10 Haziran 1959'da Fenerbahçe ile oynananTürkiye ligifinalinin ilk maçının 37. dakikasında rakip kaleye ünlü ağları yırtangol" ünü attı. 22 Haziran 1959' da babasını yitirdi. Transfer dönemindeİzmirspor'un o gün için büyük bir tutar olan 30.000 TL'lik transferteklifini reddederek çok sevdiği kulübünde kaldı ve bu nedenle eşindenayrıldı. 14 Eylül 196'ta eksik askerlik yaptı savıyla tutuklandı vetoplam 45 gün Paşakapısı ve Toptaşı Cezaevlerinde kaldı.

18 Aralık 1960'ta İnönü Stadı'nda oynanan maçtaGalatasaray-Fenerbahçeyi 5-0 yendi ve Metin 4 golün sahibi oldu. Temmuz1961'de italyanın Palermo Kulübü'ne transfer oldu. Haziran 1962'deyeniden Galatasaray'a döndü. 12 Mayıs 1965'te İstanbul'da ServetKardıçalı ile evlendi. Aynı yıl "Taçız Kral" filminde başrol oynadı. 9Şubat 1966'da Zeynep adını verdikleri bir kız çocuğu oldu ama ServetMetin Oktay çiftinin "prenses"i ancak 6 saat yaşadı. 1969'daGalatasaray şampiyon, kendiside gol kralı olduktan sonra, İstanbul veİzmir'de yapılan jübilelerle futbolu bıraktı. 13 Eylül 1991 'de birtrafik kazası sonucu aramızdan ayrıldı.

Futbol yaşamı boyunca rakip fileleri tam 608 kez havalandırdı.
1 kez İzmirspor'da, 10 kez Galatasaray'da şampiyonluk gördü.
10 kez gol kralı oldu ( Biri İzmir Profesyonel liginde...)
1956-57 İstanbul Profesyonel Ligi 17 gol
1957-58 İstanbul Profesyonel Ligi 19 gol
1958-59 İstanbul Profesyonel Ligi 22 gol
1959 Türkiye Ligi 11 gol
1959-60 Türkiye Ligi 33 gol
1960-61 Türkiye Ligi 36 gol
1962-63 Türkiye Ligi 38 gol
1964-65 Türkiye Ligi 17 gol
1968-69 Türkiye Ligi 17 gol

Maç başına 1.6'lık gol ortalaması kırılamadı.
40 Kez milli oldu (4'ü Genç Milli Takım). 7 kez kaptanlık yaptı vetoplam 17 gol attı. Tüm futbol yaşamında 1 kez oyundan ihraç edildi(BirFenerbahçe maçında)
Kaynak : GS Dergisi 3.Sayı

GEORGE HAGİ

Hayatı

Gica, Hagi ailesinin (Sultana ve Elena adında iki ablası ilebirlikte) 3 çocuğundan biridir. 5 Şubat 1965 tarihinde Köstence'ninSacele köyünde dünyaya geldi. 6 yaşındayken hiç unutamadığı bir hediyealır: bir top. Bu top onun ilk topudur ve böylece efsaneninyaratılmasındaki ilk tuğlayı koyan annesi Chirata'dır.

İkinci tuğla da hiç kuşkusuz onu keşfeden ve Farul Köstence gençtakımında ilk hocalığını yapan Josif Bukossi tarafından koyulmuştur.Hagi futbolculuk yaşantısındaki en büyük katkıyı Bukossi’den aldığınısık sık dile getirir. Bukossi onun için hocaların hocasıdır.

Balint Belodedici ve Popescu en sevdiği arkadaşlarıdır. HattaPopescu ile arkadaşlıklarını bir adım ileri götürmüşler ve bacanakolmuşlardır. İki kız çocuk babası olan Gica iyi bir ev erkeği görüntüsüvermektedir.

Klüp Kariyeri:

Gheorghe Hagi futbola Farul Köstence'nin gençler takımında başladı.İlk resmi maçına 11 yaşında çıktı. 1979-80 sezonunda lisanslı olarakFarul Köstence takımını oyuncusu oldu. 1983 yılına gelindiğinde sınavagirmeden üniversiteye gidebilmek için Universitatea Craiova takımıylasözleşme yapar. Bu haber Çavuşevsku'nun oğlu Nicu'nun kulağına gider.Hemen Hagi'yi Bükreş'te bir üniversiteye yazdırır ve Onursal Başkanıolduğu Sportul Studentesc'e transfer eder. Hagi 1986 yılına kadaroynadığı Sportul'da 108 maç oynar ve 78 gol atar. Bu dikkat çekicibaşarı Çavuşesku'nun en büyük oğlu Valentin'in gözünden kaçmaz. Kardeşiile arası hiç de iyi olmayan Valentin, Hagi'yi ordu takımı olan SteauaBükreş'e transfer eder

1986 yılı Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonu Steaua, Avrupa SüperKupası Finali'ne çıkarken Hagi de kadrodadır. Üstelik maç Hagi'ninserbest vuruştan attığı golle 1-0 biter. Ayrıca ilk senesinde RomanyaKupası ve Romanya Lig Şampiyonluğu'nu kucaklayan Hagi, daha sonra daSteaua ile 1 Romanya Kupası ve 2 şampiyonluk kazandı. Ayrıca 1989ylında Şampiyon Kulüpler Kupası'nda final oynama başarısınıgöstermiştir.

1990 yılında rekor bir ücretle olan 4 milyon $ karşılığı RealMadrid'e transfer oldu. Burada Toschack ve Antiç ile çalışan Hagişampiyonluk yaşayamaz. İkinci senesinde şampiyonluğa çok yakınken liginson maçında Tenerife’ye yenilir ve şampiyonluğu kaçırırlar; Hagi bumaçı oyunculuk kariyerindeki en kötü maç olarak niteler. Takım içiguruplaşmaların da iyice arttığı bu dönemde, iyice rahatsız olan Hagi,Lucescu’nun çalıştırdığı Brescia kulübüyle anlaşır. İlk senesindeBrescia ile küme düşen Hagi, transfer tekliflerine rağmen kendisi için“kaçtı” denmesini istemediğinden takımdan ayrılmak istemez.

Fakat 1994 Amerika Dünya Kupası’da öylesine başarılı olmuştur kiyine 4 milyon $ bonservis bedeliyle bu sefer bir başka İspanyol deviolan Barcelona’ya transfer olur.

Gerçek patlamayı ise 1996 İngiltere Avrupa Kupası’ndan sonratransfer olduğu Galatasaray'da yapmıştır. 5 sezon kaldığıGalatasaray'da 1 Avrupa Süper Kupası, 1 UEFA Kupası, 4 LigŞampiyonluğu, 2 Türkiye Kupası, 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası kazamıştır.Bunun ötesinde Galatasaray'da bir mit olmuştur. Galatasaray tarihindeen sevilen yabancı futbolcu olduğu hiç kuşku götürmez.

Milli Takım Kariyeri

17 yaşında Lucescu tarafından ilk defa A Milli Takıma çağrılan Hagi,o ana dek 16, 17 ve 18 yaş-altı takımlarında 49 kez, olimpik MilliTakımda ise 4 kez milli olmuştu. İlk A Milli maçı ise 10 Ağustos 1983tarihinde Norveç ile yapılan dostluk maçıdır. 1985 yılında ilk defakaptan olan Hagi, 1990 yılından emekli olduğu 2001 yılına kadar çıktığıher maçta kaptandı. Toplam sayı 65’tir.

Toplam 125 kere milli takım forması gitmiş ve bu forma altında 35gol atmış olan Hagi, 24 Nisan 2001 yılında 80.000 kişinin katıldığı birjübile ile emekliye ayrılmıştır. Maç Romanya Milli Takımı ile DünyaKarması arasında oynanmış ve 2-2 bitmiştir.

Teknik Direktörlük Kariyeri

2001 yılında oyunculuğu bıraktıktan hemen sonra Romanya MilliTakımı'nın başına geçti. Fakat Milli Takım 2002 Dünya Kupası'na gitmeyibaşaramayınca ayrıldı. 2003 yılında Bursaspor'un başına geçti.Yönetimle ters düşünce sezon ortasında buradan da ayrıldı.

2004 yılının ilk aylarında Fatih Terim'den boşalan GalatasarayTeknik Direktörlüğü koltuğuna oturdu. Göreve geldiği Avrupa Kupaları'nakatılma hakkını elde edemedi. Fakat ertesi yıl, yani 2004-2005 sezonuGalatasaray'ın 100. kuruluş yılı olduğu için pek üzerinde durulmadı.Bütün Galatasaray camiası 100. yılda şampiyonluk istiyordu. Bu yüzdende Avrupa Kupalarında olmamayı bir avantaj olarak görenler bile vardı.Bu şampiyonluk için gerekli transferler yapılacak, yönetim elindengeleni yapacaktı. Fakat Hagi'nin iddiası istediği futbolcularınalınmadığı yönündeydi. Yönetim bu iddiayı kabul etmese de pekinandırıcı olamadı. Bu gergin şartlar altında Galatasaray 100. yılındaşampiyonluğa ulaşamadı. Bunun yanında Ligi 3. sırada bitiripŞampiyonlar Ligi şansını da kaçırdı. Maddi problemlerden bunalmışyönetim için bu kötü bir haberdi. Yıldızları zaten hiç bir zamanbarışmamış olan Hagi - yönetim ikilisinin arası daha da açıldı. Buşartlar yüzünden Hagi, 30 Mayıs 2005 tarihinde istifa etti.

Hagi yönetimi memnun edememişti ama taraftarları çok çok memnunederek ayrıldı Galatasaray'dan. 2004-2005 sezonu Federasyon Kupası'nıalmış, bunu bir de ezeli rakibi Fenerbahçe'yi yenerek yapmıştı. Enönemlisi de final maçının neticesiydi: 5-1. Bir sene önce Fenerbahçe'ye6-0 yenilen Galatasaray, 2004-2005 sezonu Federasyon Kupası Finali'nderakibini 5-1 ile yenmişti. Yaklaşık 40 yıllık bir rekordu buGalatasaray açısından.

Öznitelikleri

Hagi’yi büyük bir futbolcudur ve her büyük futbolcu gibi bunu tekbir özelliğe değil, bir çok üstün özelliğin bir araya gelmesineborçludur. Hagi çok üst düzey bir futbol zekasına ve uyanıklığınasahiptir, teknik yetenekleri üst düzeydedir, top sürme, çalım atma,uzaktan şut ve serbest vuruşlarda muhteşemdir. Yeşil sahalar buözelliklerin bir kaç tanesine sahip olup şimdi esamisi okunmayan birçok futbolcunun şahididir. Ama Hagi aynı zamanda çalışma ahlakına sahipgüçlü bir karakterdi. Yeteneklerini saha dışına da genişletebildiğiiçin bir efsane olarak futbol tarihindeki yerini almıştır.

Küçük ayakları arasında topu mıknatıs gibi toplaması istemedikçekimsenin topla arasına kolay kolay girememesi . Topa bilardo toputarzında garip vuruş teknikleri ile çözülmemiş bir çok tekniği . Topabakarken sahanın her yerini radarları ile okuması . Kalecininaçıklığını dahi okuyp birden kaleciyi orta sahadan bile gol tehlikesinesokabilmesi. Çok iyi top çevirmesi , yönlendirmesi , oyun kurması vediğer herşeyi ile Hagi bir teknik ekoldür.

Hagi, bir 10 numaraydı, klasik ileriye dönük orta saha oyuncusuydu.Hem gol atan hem de oyun kuran, asist veren bir oyuncuydu. Serbestoynamayı sevmesine rağmen oyun disiplininden kopmazdı

Hagi deyince ceza sahasının etrafından attığı goller akla gelirhemen. Tam bir serbest vuruş ustasıydı. Orta çizgi ile kale çizgisiarasındaki hemen hemen her noktadan gol atmıştır. Yalnızca serbestvuruştan değil, oyun içinde de mesafe tanımaksızın vurduğu şutlar herzaman çok tehlikeli olmuştur. Bu tip şutları hem isabetli hem debeklenmedik zamanlarda attığı için çok tehlikeliydi. Kalecinin biranlık dikkatsizliğini fark eder ve bazen 30 – 35 metreden şut çekerdi.FIFA’nın Yüzyılın En Güzel Yüz Golü listesinde 5. gol Hagi’nin attığı1994 Dünya Kupası’nda Kolombiya’ya attığı goldür.

Uzak şutlarının dışında top sürüşü ve çalımları da Hagi efsanesininönemli tapı taşlarındandır. Ceza sahası dışında topu ele geçirdiğizaman ne yapacağı belli olmazdı. Şut birinci seçenekti ama rakipdefansta boşluklar fark edip topla içeri girmesi de az rastlanır birşey değildi.

Teknik olarak olağanüstü yetenekli olmasına rağmen çok çalışkan vedisiplinli bir futbolcuydu. Antrenmanları kaçırmayan, en erken gelen,en geç çıkan tipteki oyunculardandı. Çok düzgün bir aile hayatı vardı.Bu yüzden de ileri yaşlarında dahi istikrarlı bir oyun tutturabilmiştir.

Onun bu kadar sevilmesinde oyun içindeki liderlik yönü büyük roloynar. Bir teknik direktör gibi oyunu yönlendirir, arkadaşlarıylakonuşur, direktifler verirdi. Bu yönüyle oyunu, bütün sıcaklığıylayaşayan bir futbolcuydu. Bu yüzden de kendini tutamayıp hırçınlaşmasıalışıldık bir şeydi. Fakat oyun içinde, ortalamanın üstünde birhırçınlığa ve kart görme eğilimine sahip olsa da oyun dışında akıllı,terbiyeli ve seviyeli bir insandır.

Romanya'da Yüzyılın Futbolcusu,6 kere de Yılın Futbolcususeçilmiştir. Pele'nin Yaşayan En Büyük 125 Futbolcu listesinde de yeralmaktadır.


* Şu iyi bilinmelidirki HAGİ eğer ingiliz olsaydı şimdi dunyanın en iyi futbolcusu ünvanını allmıştı.*****


Başarıları

* Kulüp
o Avrupa Süper Kupa (1987, 2000)
o UEFA Kupası (2000)
o Romanya Ligi Şampiyonluğu (1987, 1988, 1990)
o Romanya Kupası (1987, 1989)
o Türkiye Süper Ligi Şampiyonluğu (1997, 1998, 1999, 2000)
o Türkiye Kupası (1999, 2000)
o Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kupası (1997)
* Milli
o 1984 Avrupa Şampiyonası (Fransa)
o 1990 Dünya Kupası (İtalya )
o 1994 Dünya Kupası (ABD)
o 1996 Avrupa Şampiyonası (İngiltere)
o 1998 Dünya Kupası (Fransa)
o 2000 Avrupa Şampiyonası (Hollanda-Belçika)
* Bireysel
o 1985 Romanya'da Yılın Futbolcusu
o 1986 Romanya Ligi Gol Kralı
o 2000 Romanya'da Yılın Futbolcusu



Kulüpleri

* Futbolcu olarak
o 1982 - 1983 Farul Köstence (18 maç 17 gol)
o 1983 - 1986 Sportul Studentesc (108 maç 58 gol)
o 1986 - 1990 Steaua Bükreş (97 maç 76 gol)
o 1990 - 1992 Real Madrid (64 maç 19 gol)
o 1992 - 1994 Brescia (60 maç 14 gol)
o 1994 - 1996 Barcelona (36 maç 7 gol)
o 1996 - 2001 Galatasaray Spor Kulübü (167 maç 78 gol)
* Teknik Direktör olarak
o 2001 Romanya Milli Takımı
o 2003 Bursaspor Futbol Kulübü
o 2004 - 2005 Galatasaray Spor Kulübü

BÜLENT KORKMAZ

Özgeçmiş

24 Kasım 1968 tarihinde İstanbul'da doğdum.
Aslen Malatya Doğanyol Gevheruşağı köyündeniz..
Üç erkek kardeşiz. Abim Recep Korkmaz, kardeşim Mert Korkmaz.. Mertmemleketimizin takımı Malatyaspor'un oyuncusu.. Gerçekten başarılı veçok iyi bir futbolcu..
Annem Nevin Korkmaz, babam Osman Korkmaz doğduğumda adımı CESURolarak koymuşlar ancak nüfusa yazılırken Bülent olarak değiştirmişmemur.. Çocukluğum Fatih Edirnekapı'da geçti. İlkokulu bugünkü VefaStadı'nın arkasında bulunan Hattat Rakım İlkokulunu bitirdim. İlkokulsıralarında okul bahçesinde ve semtimizdeki arsalarda top oynuyorduk..
Edirnekapı'dan Florya'ya taşındık.
Evimiz Galatasaray'ın bugünkü tesislerinin karşısındaydı. ancak o zaman böylesine modern değildi.
Hayatımın her dakikasında "Çocukluğumun aşkı" Galatasaray takımı tam karşımdaydı.
"Galatasaray formasını bir gün giyeceğim" diyordum. Ama daha 11 yaşında giyeceğimi rüyamda görsem inanamazdım.
Bir gün yine her zamanki gibi evimizin önündeki arsada top oynarken,Galatasaray altyapısından Allah rahmet eylesin Salih Bulgurlu ve AhmetKeskinkılıç hocalarımız beni izlemişler beğenmişler, bana "Gel seniGalatasaray'a alalım, gelir misin" dediler..
İşte o an Galatasaray maceram başladı
O gece sabaha kadar uyuyamadım..
11-12 yaşımda renklerine gönül verdiğim takımın futbolcusu olacaktım.
Ertesi günü iple çektim. Tuttuğum takımın, her gün uzaktan baktığım Galatasaray kulübünün içindeydim artık.
Altyapıda oynarken Şenlikköy orta okulunu bitirdim.
Ahmet Keskinkılıç hocamızla beraber Yıldızlar İstanbul şampiyonuolduk. 14-16 yaş seçildim 14-16 da oynarken Bülent Ünder hocamız, benigenç takıma davet etti. "Artık genç takımla idmanlara çıkacaksın" dedi.Oynadığım her kategoride aynı hırs ve heyecanımla basamakları tekerteker çıkmaya başlamıştım. Genç takımla antrenmanlara çıkmaya başladım.Gençler Türkiye şampiyonluğunu yaşadım. Bülent Ünder Hoca'mdan çok şeyöğrendim. Sonra U21 Türkiye şampiyonu olduk. O sırada ben hem gençtakım, u21 yani PAF takım, amatör ligde, 3.ligde her takımda oynuyordumdevamlı maç yapıyordum haftanın üç günü değişik kategorilerdeGalatasaray forması altında oynuyordum.
Bülent Ünder hocamla genç takımlar Türkiye şampiyonu olunca, BülentÜnder Hocam beni, ihsan, Hüseyin ve Tugay'ı A takıma teklif etti. Bumutlulukların en büyüğüydü. Basamakların en üstüydü. Derwall ve MustafaDenizli hocalarımız döneminde A takımla idmanlara çıkmaya başladık.İnanılmaz bir duyguydu A takım idmanlarına çıkmak.. Mustafa DenizliHocam bana güvenerek, lig maçlarından ziyade Avrupa kupalarındagörevler verdi. Sanıyorum verilen görevleri en iyi şekilde yerinegetirmek için verdiğim mücadele takdir gördü ki A takım formasını dahasık giymeye başladım..

A takımın çiçeği burnunda futbolcusuyken bir aile ortamında eşimBanu ile tanıştım. Yıldırım aşkı bu olsa gerekti.. Bir yanda futbolaşkı ve bir yanda ömür boyu sürecek bir evliliğin kıvılcımlarınınatıldığı bir aşk. Profesyonel olarak mukavele imzaladıktan 2 sene sonrakadar 22 yaşında evlendim.. Galatasaray'ıma olan 34 yıllık eşime olan13 yıllık (11 yılı evlilik) aşk devam ediyor. 9 Yaşında Selen Korkmaz,4 yaşında Ezgi Korkmaz adında iki kızım var. İnşallah Haziran'ın 15inde 11. evlilik yıl dönümümüzü kutlayacağız..
A takım.. Evlilik ve bu arada ihmal ettiğim tahsil yaşantımı devamettirmek istiyordum. Pertevniyal Lisesi gece bölümüne devam ettim. 2.sınıfa geçtim ancak idmanlar, maçlar, deplasmanlar zor olduğundanliseyi dışardan bitirmek zorunda kaldım ve Bakırköy Lisesindendiplomamı aldım.
Çok büyük futbolcularla, çok büyük teknik adamlarla, çok büyükbaşarılar, heyecanlar yaşadım. Galatasaray benim yaşam sebebimdi.. Halada öyle..
Bugün düşündüğümde Edirnekapı'dan Florya'ya taşınmamızın benimGalatasaray maceramın başlaması noktasında tam bir "Kader" olduğunu,bunun Allah'ın bir lütfu olduğunu düşünüyorum.
12 yaşında kapısından girdiğim, formasını giydiğim Galatasaray'da 22 yılımı 34 yaşımı geride bıraktım..

Yani yolun yarısı.. Türkiye'de hiç bir futbolcuya nasip olmayanbüyük sevinçleri başarıları yaşadım.. Yurt içinden ve dışından bir çoktransfer teklifi almama rağmen asla ve asla Galatasaray'dan ayrılmayıdüşünmedim.
Sonuçta 21 yıllık bir serüvende Türkiye'den Dünyaya açılan UEFAKupası Şampiyonu Dünya Devi Galatasaray'a uzanan bir süreç.. Kapısındaniçeri girdiğimde Avrupa'da adı pek bilinmeyen ama şimdi futbolcularıAvrupa'nın en büyük kulüpleri tarafından paylaşılamayan birGalatasaray..
Avrupa ve Dünya futbolunda Marka olmuş bir takım..

Ve böylesine büyük bir kulübün kaptanı olmak gururların en büyüğü olsa gerek..
Dünya markası olmamızda elbette yönetimlerin, teknik heyetlerin,kulüp içindeki bütün görevlilerin ve bizlerin payı var, ancakGalatasaray'ı Galatasaray yapan en büyük faktörlerden bir tanesimuhteşem taraftarımız.. Ali Sami Yen'i cehenneme çeviren Avrupatakımlarının yüreğine "Ali Sami Yen Hell" ateşini düşüren, en büyükdesteğimiz, sevinçleri ve üzüntüleri birlikte yaşadığımız o büyüktaraftarımız alkışların en büyüğünü hak ediyor..
İnşallah Galatasaray'ımızın tek hedefi kaldı o da şampiyonlar ligişampiyonluğu bu zafer de "Belki yarın, belki yarından da yakın"..



kariyer:

Lig 432maç
8 lig şampiyonluğu
5 cumhurbaşkanlığı kupası
6 türkiye kupası
2 başbakanlık kupası
6 TSYD kupası
1 UEFA kupası
1 Süper kupa

Milli 101maç(15yıl)
25 kaptanlık
2 gol
1 dünya 3lüğü

iLKLERi
İlk Takımı : Galatasaray
İlk Hocası : Salih Bulgurlu - Ahmet Keskinkılıç
İlk Forma No'su : 3
İlk Arabası : Renault 11
İlk Golü : Adanaspor
İlk Avrupa Kupası Maçı : Rapid Wien
İlk Kırmızı Kartı : Antalya Maçı (Mustafa Çulcu)
İlk A Takım Şampiyonluğu : Denizli-Derwall 1987-88
İlk Profesyonel Sözleşmesi : 1987

EN'LERi
İyi Huyu : Yardımsever oluşu
Kötü Huyu : Sahadaki sinirli oluşu
Büyük Başarısı : UEFA Kupasının kazanılması
Heyecanlandığı an : Arsenal maçının son anları
Korktuğu şey : Sevdiklerine zarar gelmesi
Önemli icat(tarihteki) : Ampulün bulunması
Tarihte sevdiği kişi : Mustafa Kemal Atatürk
Beğendiği siyasetçi : Atatürk, Turgut Özal
Beğendiği şarkıcılar : Tarkan, Nilüfer, Sertap Erener
Hoşlandığı müzik türü : Her tür müzik
Son okuduğu kitap : Kızılnehir
Son seyrettiği film : Yüzüklerin efendisi
Beğendiği kaleci : Taffarel, Mondragon
Kendi mevkisinde beğendiği futbolcu : Emre Aşık ve De Zoly (Chelsea)
Beğendiği hakem : Metin Tokat, Kuddusi Özdemir
Beğendiği yabancı hakem : Collina (İtalyan)
Sevdiği yemek : Eşinin yaptığı her yemek
Yapmak istediği : Yurt dışında oynamak - ihtiyacı olan herkese yardım edebilmek
Beğendiği komedyen : Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan ve Beyaz
Son seyahati : Maldiv adaları
Beğendiği dış ülke : İsviçre
Futbol dışı sevdiği spor : Formula1
Korktuğu şey : İftira

KiMLiK
Adı : Bülent
Soyadı : KORKMAZ
Doğum Tarihi : 24.11.1968
Doğum Yeri : İstanbul
Burcu : Yay
Medeni Hali : Evli (Banu KORKMAZ)
Evlilik Tarihi : 15 Haziran
Kızları : Selen (9), Ezgi (4)
Boy : 1.81 Kilo: 80
Otomobil : Mercedes Jeep
İdeali : Sürekli futbolun içinde olmak
Uğuru yada inancı : Dua etmek

HAKAN SÜKÜR

Hiç şüphe yok ki Hakan modern futbol çağının en verimli golcülerinden biri ve gelmiş geçmiş en iyi Türk futbolcusu...

Kariyerine Sakaryaspor'da başlayan Hakan bir süre sonra Bursasporatransfer oldu ve burda büyük takımların ilgisini çekmeyebaşladı.Bursaspor'da iki başarılı sezondan sonra onun için daha büyüktakımlarda oynama zamanı gelmişti ve o çocukluğundan beri taraftarıolduğu Galatasaray'a transfer oldu..Burda çok başarılı oldu ve 3sezonda 50'den fazla gol attıktan sonra Galatasaray yönetimi Hakan'ıİtalyan takımı Torino'ya satma kararı aldı.Hakan bu sırada bir deevlilik yaptı.Her zaman büyük hedefler için oynamaya alışmış olan Hakaniçin tek hedefi kümede kalmak olan Torino gibi bir takım uygun değildive Italya liginde 5 maç oynayıp 1 gol attıktan sonra Galatasaray'adönüş yaptı.Evliliği de kötü giden Hakan İtalya dönüşü eşinden boşandı.

Galatasaray'a dönüşünde Graeme Souness yönetiminde tümmoralsizliğine rağmen 25 maçta 16 gol atmayı başardı.1996 da takımınbaşına Fatih Terim'in geçmesiyle Hakan ve Galatasaray için yeni birdönem başlıyordu...Hakan'ı çok iyi tanıyan Fatih Terim'in komutasıaltında Galatasaray o yıl şampiyon olurken Hakan 38 gol atmayı başardı.

Bu zamandan beri Hakan düzenli olarak Galatasaray ve Türk Millitakımı için gol atmaya devam ediyor.Türk milli takımının Hakan'ın golattığı hiç bir maçı kaybetmemesi onun ne kadar önemli bir oyuncuolduğunu gösteren bir diğer delildir.

Özellikle bu sene Avrupa kupalarında çok iyi bir performans gösterenHakan'ın geçen sene evlendiği eşi Beyda Hanım'dan bir de kızı oldu.

Hakan'ı bu kadar iyi bir oyuncu yapan nedir?

En başta üstün hava hakimiyeti.Hakan deyince herkesin aklına onunattığı birbirinden güzel kafa gollerinden biri mutlaka gelir.Hakan'ındünyanın en iyi kafa golü atan oyuncularından biri olduğu(belki de eniyisi olduğu) Avrupa Futbol Otoritelerince de tescillidir.

Savaşçılık...Hakan'ın gol atmadığı bir çok maç var belki,ama hiçbirmaçta savaşmadığı,hücum presin en iyisini yapmadığıgörülmemiştir.Golcülük özelliklerinin yanında asist yapmayı da çokseven Hakan'ı durdurmak için rakip takımlar ona bazen 2 hatta 3markajcı verirler.Bu da yanında oynayan Atrif,Okan gibi oyunculara golatmaları için gerekli boş alanı sağlar.

Şutlar...Hakan genelde iyi şut atan bir oyuncu olarak düşünülmese debu onun iyi şutlar atamamasından çok ceza sahası dışından topa vurmayısevmeyen kollektif oyun stili yüzündendir. Yine de Hakan ceza sahasıiçinde ölümcül bir silahtır ve kale önünde hem sağ,hem sol ayağınıkullanabilir

Galatasaray sevgisi Hakan'ı başarılı kılan özelliklerinin belki deen önemlisidir...Bu yüzden Juventus dahil birçok ünlü kulübüntekliflerini reddeden Hakan gerçek bir Galatasaray taraftarı...Neyazıkki Galatasaray yönetiminin yanlış tutumundan sonra Hakan sevdiğitakımı bırakıp bir İtalyan devine transfer oldu...InternazionaleMilan...Takımdaki ilk senesinde Vieri,Recoba,Zamorano,Ferrante gibiİtalya ligini iyi bilen starların varlığına rağmen 24 lig maçında formagiyen Hakan 5 gol attı.Galatasaray'dan kalma alışkanlıklarını sürdürenHakan Inter için de ezeli rakip Milan ve Hertha Berlin'e gol atmayıbaşardı.İnter'deki kinci sezonunda yeni teknik direktör Cuper'leanlaşamayan Hakan kadroda yer bulamadı ve başka bir ünlü İtalyan takımıolan Parma'ya transfer oldu.Sezon sonunda Parma tarafından bonservisikarşılığında serbest bırakıldı.

Bu arada 2002 Dünya Kupası kadrosuna seçilen Hakan burada şanssızmaçlar oynadı ve sakatlandı ama yine de 11 saniye ile Dünya Kupasıtarihinin en çabuk golünü atmayı başardı ve Milli Takımımızın dünyaüçüncülüğünde pay sahibi oldu.

Dünya kupası sonrasında aralık ayında eski Galatasaray teknikdirektörü Sounes'in çalıştırdığı aynı zamanda Tugay'ın takımı BlackburnRovers'a transfer oldu.Blackburn formasıyla çıkacağı ilk maçtan önceşanssız bir şekilde sakatlanan Hakan,burada az sayıda maçta oynamafırsatı buldu ama 2 gol attığı Fulham maçı gibi maçlarda etkileyici biroyun sergiledi.Sezon sonunda Blackburn Rovers'ın Hakan'ın ücretinikarşılayamayacağını açıklamasından sonra eski takımı ve yuvasıGalatasaray'la boş mukaveleye imza atarak anlaştı.




29.07.1971 Sakarya

1,91 m

83kg

Santrafor

Evli

iki kızı var


Hakan'ın ünlü kurbanları:
Marco Pascolo
Thomas Ravelli
Van Der Sar
Nevile Southall
Rampulla
Oliver Kahn
Gabor Kiraly
Christian Abbiati
Gianluca Pagliuca
Jens Lehmann
Leo Franco
Nigel Martyn

Sezon Kulüp Maç Gol
1990/91 Bursaspor 18 5
1991/92 Bursaspor 25 7
1992/93 Galatasaray 30 19
1993/94 Galatasaray 26 16
1994/95 Galatasaray 33 19
1995/96 AC Torino 5 1
Galatasaray 25 16
1996/97 Galatasaray 34 *38* Gol Kralı
1997/98 Galatasaray 34 32 Gol Kralı
1998/99 Galatasaray 31 19 Gol Kralı
1999/00 Galatasaray 33 14
2000/01 Inter Milan 24 5
2001/02 Inter Milan - -
2001/02 Parma
2002/03 Blackburn Rovers
2003/04 Galatasaray

Oynadığı kulüpler:

* Sakaryaspor (1987 - 1990)
* Bursaspor (1990 - 1992)
* Galatasaray (1992 - 1995) & (Ekim 1995 - Temmuz 2000) & (2003...)
* AC Torino (Temmuz 1995 - Ekim 1995)
* Inter Milan (Temmuz 2000 - Eylül 2001)
* AC Parma (Ocak 2002 - Temmuz 2002)
* Blackburn Rovers (2002 - 2003)



Başarıları:

-Birçok kez Galatasaray ile Şampiyon oldu ve Türkiye Kupası'nı kaldırdı.

-Türkiye liginde 3 kez gol kralı oldu.

-1998 yılında FIFA tarafından dünyanın en iyi golcüsü seçildi.

-2000 yılında Galatasaray ile UEFA Kupası'nı kaldirdi.

-2002 Dünya Kupası üçüncülük maçında Güney Kore'ye karşı 9. saniyede attığı gol dünya kupaları tarihinin en erken golüdür.

-2003 yilinda FC Internazionale'den kiralik olarak AC Parma formasiyla Italya Kupasini kaldirdi

-Türk Milli Takımı'nın en çok gol atan oyuncusudur.

TANJU ÇOLAK

Tanju Çolak, 1963 Samsun doğumlu futbolcu. Türkiye Birinci Futbol Liginde bir sezonda en çok gol atan futbolcudur.

Futbola Samsun Yolspor'da başladı daha sonra Samsunspor'da iki defagol kralı oldu (1985-1986, 1986-1987). 1987 yılında da Galatasaray'atransfer oldu.

Galatasaray formasıyla 1987-1988 sezonunda 39 gol ile üçüncü defagol krallığına ulaşırken hem Metin Oktay'a ait bir sezonda atılan ençok gol rekorunu kırdı, hem de Avrupa'da da en çok gol atan futbolcuoldu. 1988-1989 sezonu Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynayanGalatasaray'ın kadrosunda bulunan Tanju Neuchatel Xamas ve Monaca'yaattığı gollerle takımı sırtlayan oyuncu oldu. 1990-1991 sezonundadördüncü gol krallığına ulaştı Çolak ve bu kariyerinin zirve noktasıoldu.

1991-1992 sezonunda Fenerbahçe'ye transfer oldu. 1992-1993 sezonundabeşinci ve son kez gol kralı oldu. Yavaş yavaş kariyeri gerilemeyebaşlayan Çolak bir süre İstanbulspor'da forma giydikten sonra futbolubıraktı.

Tanju Çolak 31 defa Milli Takımda yer aldı ve 9 gol kaydetti.


Kariyeri

* Kariyeri boyunca attığı gol sayısı 1988 maçta 240
* Bir sezonda en fazla gol atma rekoru (1987-1988 sezonunda Galatasaray ile 39 gol),
* Bir maçta en fazla gol atma rekoru (1992-1993 sezonunda Fenerbahçe ile 6 gol),
* 5 kez Türkiye Birinci Futbol Ligi gol kralı (1985-1986, 1986-1987,Samsunspor ile- 1987-1988, 1990-1991 Galatasaray ile - 1992-1993Fenerbahçe ile),
* Avrupa'da en çok gol atan üçüncü futbolcu (1985-1986 sezonunda Samsunspor ile 33 gol),
* Avrupa'da en çok gol atan futbolcu (1987-1988 sezonunda Galatasaray ile 39 gol),
* Avrupa'da en çok gol atan ikinci futbolcu (1990-1991 sezonunda Galatasaray ile 31 gol)

Jupp Derwall



Jupp Derwall kimdir?
josef "jupp" Derwall (10 mart 1927 würselen,kuzey rhinewestfallen,Almanya) ilk futbolcu koçlardan biridir.Derwall 1978-1984yılları arasında batı alman milli takımının menejerlgini yapmış,1980avrupa futbol şampiyonasını kazanmış ve 1984 dunya kupasında finaleyukselmiştir.Saç stili ona gümüş bukleli reis lakabının verilmesindekitemel sebeptir.

İçerik:

1)oyunculuk kariyeri
2)ilk koçluk yılları
3)Almanya cehenneminde
4)Turkiyedeki oyunu yeniden duzenleme


Oyunculuk kariyeri:
1983 yılında rhenania würselende forvet orta saha olarakbaşladı.Sonra,Derwall 5 bölümlü alman 1. liginin batı grubundaAlemannia Aachen ve Fortuna Düsseldorfta oynadı.Aachen ile oynadıgı veRot-Weiss Essen'e 1-2 yenildikleri 1953 almanya kupası finalinde birgol attı.5 yıl sonra VfB susttgart a 4-3 yenildikleri kupa finalineDüsseldorf ile ulaştı.1954'te iki defa batı almanya milli futboltakımına çagrıldı ancak 1954 te dunya kupasını alan takıma secilmedi.
İlk Koçluk yılları:
oyunculuktan emekli olduktan sonra ilk önce İsviçrede FCbienl(1959-1961) ve FC shaffhausen (1961-1962) 'in başına geçti.fortunadüsseldorf ile birkere daha kupa finaline ulaştılar ancak 1962 de 1. Fcnirnberg e uzatma suresinde 1-2 kaybettiler.
Daha sonra Saarland bölgesel cemiyetinde 6 yıl koçluk yaptı.1970yılında batı alman ulusal takımının efsane ismi Helmut Schön ünyardımcısı Udo Lateke varis olarak gösterildi.1972 yaz olimpiyatlarındaalman takımını ilk 8 e soktu.Derwall Schön'ün asistanlıgına 1978 dünyakupasına kadar devam etti.Schön koçluktan emekli olduktansonra,turnuvalarındaki başarılarından dolayı Derwall batı alman millitakımının başına getirildi.
bu görevde başlıca rakipleri antrenör arkadaşı Erich Ribbeck ve Helmut Benthaus'tu.

Almanya cehenneminde

Derwall'in teknik adam olarak ilk büyük turnuvası İtalya 1980 Avrupaşampiyonasıydı.Almanya onun rehberliğinde ve kadrosunda bulundurduğuturnuvanın en golcü oyuncusu Klaus Allofs'la birlikte,oynadığı beşmaçtan dördünü kazanıp kupayı etkileyici bir şekilde aldı.
İspanya 1982 Dünya Kupası başlarken güven üst düzeydeydi.İlk turdaCezayir karşısında alınan şok yenilgiden sonra,Derwall'in BatıAlmanya'sı soğukkanlı havasını yeniden kazanıp final maçına kadar bunuhep sürdürdü.Finalde Batı Almanya İtalya'ya 3-1 kaybetti.

Kupayı kaybetse de Derwall'e bir hoca olarak çok saygı duyuluyodu ve1984 Avrupa Şampiyonası öncesi Almanya hala kupanın favorileri arasındasayılıyordu.
Ancak Fransa'daki performansları etkileyici değildi ve Derwall'intakımı ilk turda kupadan elendi.Alman halkının Derwall'e karşıgörüşleri çok hızlı olarak değişti.En son zamanlarda insanlar Derwall'isokakta gördüklerinde Sinirli şekilde bağırmaya,bazıları ona kötüisimler takmaya ve hatta bazıları da küfürlü sözler söylemeyebaşlamışlardı.Derwall görevini bırakmaya zorlandı ve yerini deneyimsizFranz Beckenbauer'e bıraktı.

Türkiyedeki oyunu yenilemek:
Derwall bir turk kulübü olan galatasarayın teklifini kabul ederekbir çok kulübün teklifini geri çevirmesiyle gözlemcileri şoketti.ozamanlarda türk futbolu avrupada dikkat çekmiyor,kulüplerin iseuluslararası arenada hiç bir başarısı bulunmuyordu.derwall gibiuluslararası saygınlık ve tecrübesi olan birinin gelişiyle bu anlayışdeğişti ve galatasarayda çalıştıgı süre içerisinde türk futbolunungelişme şansına yardımcı oldu.2 ulusal kupa ve bir türkiye kupasıkazanmasının yanısıra,Derwall istanbulda gecirdigi zamanda batı avrupaegitim teknikleri ve taktik düşünceleri ile turk futbolunun gelişmesinekatkıda bulundu.türkiyenin iki önemli koçu Fatih Terim ve MustafaDenizli de bu zaman zarfında Derwalin yardımları ile yetiştiler.Derwall1988 de turk milli takımının başına geçecegi söylentilerinin aksinegalatasaraydan ayrıldı ve koçluktan emekli oldu,almanyaya dönerekemekliligin tadını cıkarmayı seçti.Türkiyedeki çalışmaları alman-türkilişkilerinede katkıda bulundu,ve ankara universitesinde alman karşlıgıbirinci snıf fahri doktora ile onurlandırıldı.(Bundesverdienstkreuz).
1991 de bir kalp krizi gecirdi ancak şu an düzelmiş durumda...



Medyadan:

Paris'te son 20 saniye. İspanya tribünleri gol sevinciyle ayakta...Yarı finali çantada keklik gören Alman futbolcular şaşkın... Ve biradam var sahanın yanında duran; suskun. Almanlar'ın "HauptlingSilberlocke"u (Kızılderili şeflerinden Gümüş Kafa) işte o anda birkarar veriyor: "Alman Milli Takım Teknik Direktörlüğüm bitmiştir!"

"Gümüş Kafa", aylar sonra bile tekrar tekrar yaşadığı bu anlarıngörüntüleriyle Atatürk Havalimanı'nda ilerlerken bir yandan da süreklişunu sorar kendine: "57 yaşındayım. Ve artık dinlenmek istiyorum. Amaşimdi Doğu'nun sınırında yepyeni bir maceraya atılıyorum. Peki niye?"

Derken havaalanının son otomatik kapısı da açılır ve bambaşka birdünyayla tokalaşır Derwall. Karşılayanları arasında kulübün ikinciBaşkanı Alp Yalman, Türk millilerin kaptanı Fatih Terim ve asılönemlisi "son ümidimizsin" der gibi bakan sarı-kırmızı gözler vardır.

Onun 21 yıl önce Türkiye'ye girdiği bu havaalanından şimdi çıkıp bizona gidiyorduk. Foto-muhabiri arkadaşım Burak ve ben... Doğrusunuisterseniz sadece takımıyla bir bahar akşamı karşılaşanların anlayışgösterebileceği ölçüde belki saçma, mutlaka çok çocuksu ve pür birsevinçle doluyduk. Üstelik baştan karar vermiştik Burak'la: "Biz bugünönce Galatasaraylı, sonra gazeteciyiz! Hele de takımının ilkşampiyonluğunu o beyaz saçlı adam sayesinde gören bir kuşak için tıpkıpirine uçan müritler gibiyiz..."

Sonunda Saarbrücken'i bulmuştuk ama önünde gri cip duran bu villanınkapısını tam bir buçuk saat önce çalmalıydık. Yoldaki kaza,mihmandarımızın azizliği, adresin yanlış kodlanması gibi gerekçelerhiçbir şekilde durumu kurtarmıyordu. Korka korka parmağımızı zilegötürdük. Önce girişteki cam kapı bızzt etti, sonra yukarıdaki beyazahşap kapı açıldı ve saks mavisi kazaklı bir adamın gri pantolonugöründü. Başımı bile kaldıramadan çıktığım 10-15 basamak sonunda tam dabeklediğim gibi bir ifadeyle karşılaştım: "Sizin kafanızı uçurmamgerekiyor!"

Burak'la nefes bile almıyorduk artık. Herhalde ikinci hamlesi kovmakolacak diye beklerken öfkeli şahin birden beyaz bir güvercin oluverdi:"Ama yapmayacağım! Haydi girin içeriye."

"Teşekkürler Derwall"
Artık Derwall'in sade, sarı salonundaydık. Elinde bir şişe sodaylapeşimizde dolanıp bize "Yoldan geldiniz, susamışsınızdır" diye suveriyor; kendiliğinden "Tuvalet şu tarafta" demek gibi halden anlayanikramlarda bulunuyordu. Daha yeni komadan çıkmış, gelmeden önce "Sonröportajı sizinle olabilir" diye uyarılar aldığımız biri için haylimisafirperver, hayli canlıydı. Onu bu kadar sıcak görünce ben degevşeyip hazırladığım cümlelerimden birini gevelemeye başladım:"Sizinle tanışmak bizim için saklanamayacak kadar büyük bir mutluluk.İzin verir misiniz?"

Derwall ayakta durmuş, kaşları havada beni dinliyordu. Kendisineyaklaştığımı görünce merakla bakmaya devam etti. İçimde bütünGalatasaraylıların şükranıyla yanağından öpüp "Her şey için bir kezdaha teşekkür ederiz efendim" dedim. Muzip gülüşlü Derwall 78 yaşındaartık ipi göğüsleminin de verdiği rahatlıkla sordu: "Sen 15 yıl önceneredeydin?"

Benimse konuyu dağıtmaya hiç niyetim yok; 100'üncü yıl coşkusunuyaşayan tüm Cimbomlular adına içimizi döküp, andımızı okumaya devamettim: "14 yıl boyunca her lig şampiyonluğunun bittiği gün bizim içinbir kâbustu. Herkes bayraklarla caddelerde dolaşırken biz pencerelerikapatıp bitmeyen korna seslerine rağmen erkenden uyumaya çalışırdık.Derken beyaz saçlı bir adam geldi. Onun sayesinde iki yıl üst üsteşampiyon olduk. Dört yıl sonra gitti ama onun ardından da Avrupa'dainanılmaz basanlara imza attık. Ve sonunda UEFA Kupası'nı kazandık.Avrupa Şampiyonu olduk. Şampiyonlar liginde çeyrek finale çıktık SüperKupayı biz gördük. Dünya sıralamasında 10'a giren ilk Türk takımıbizdik. Üç yıldızı Fener'den önce biz taktık. Hatta Fener'in stadınabayrak bile diktik."

Ben böyle Allah ne verdiyse deyip, soluksuz giderken Derwall'inyüzünde açan gülleri fark ettim. Belli ki o da bütün Galatasaraylılargibi bu cümlelerden inanılmaz keyif alıyordu. Fenerliler'le aramızdakihuysuz ve tatlı muhabbete de sığınarak Derwall'e asıl içimden geçenisoruverdim: "Bütün bu keyifleri yaşarken bile siz de Fener'e çok sinirolur muydunuz?" Denvall, "Bu da sorulur mu" der gibi yüzüme bakıp kesinbir ifadeyle yanıtladı: "Hem de nasıl! Her oynadığımızda!"

Derwall Türk futboluna Avrupa'ya açılma cesaretini veren yegâneisim. 12 Eylül darbesinden çıkmış, PKK diye bir dertle daha yenitanışmış, AB'yi aklının ucundan bile geçirmeyen, mutsuz bir Türkiye'defutbol üzerinden de olsa "Eğer istersen kabından çıkabilirsin" ampulünüyaktı.

* Sizin bu durumla ilgili yorumunuz ne?
Bunu gerçekten ben de bilmiyorum. (Kalp piliyle yaşayan ve yaklaşıkbir ay önce gribal enfeksiyon tanısıyla kaldırıldığı hastanede şuurunukaybedip, komaya giren Derwall her ne kadar sağlıklı görünüyor olsa dauzun esler vererek konuşuyordu). Sanırım sadece işimi yapmam yeterlioldu.

* Peki ne yaptınız da bu kadar başarılı oldunuz?
İlk yaptığım şey kendi oyuncularımı seçmek oldu. Çünkü geldiğimdebana 35 oyuncu verdiler. Bu rakam çoktu. Ben onların içinden sadece eniyi olanlarını seçtim. Bu teknik direktörler için başarıya giden çokönemli bir adımdır.

* İkinci adım?
İnsanlara hem aşağıdan hem de yukarıdan bakmanız lazım. Birfutbolcunun sadece nasıl oynadığı değil, karakteri de çok önemlidir. Buyüzden ikinci işim onların karakterini disipline etmek oldu. Bunagerçekten ihtiyaç vardı.

* Zor oldu mu?
Zordu, çünkü sorun Türk futbolcusunun mantalitesindeydi. Hayata vefutbola bakış açıları Almanlar'dan çok farklıydı. Örnek Arif! Akrobatgibiydi! Antrenmanda o akrobasi hareketlerini yapmasında hiçbir sakıncayoktu. Ama sahada oynarken yapmaması gerekirdi. Puan için oynuyorsunuzsahada ve ancak takım oyunu oynarsanız kazanabilirsiniz.

* Türk futbolcusu biraz "artist" mi demek istiyorsunuz?
Hayır, öyle bir şey diyemem. Onlar çok iyi insanlar. Oyuncularımınhepsini çok sevdim. Ben de onlarla hep aynı şeyleri düşündüm,hissettim. En büyük sorunları antrenman sahalarının çim olmamasıydı.Tarla gibi çamur ve taş içindeydi. Antrenman yaparken sürekliyaralanıyorlar, her düştüklerinde canları acıyordu. Onlara bu sorunuhalledeceğime söz verdim. Ve kulübe bir çim saha yapılmasını şartkoştum. Böylece yaptıkları işi daha çok sevmeye başladılar. Bir çimsaha sayesinde her şey birden değişmeye başladı.

* Kendilerine değer verildiğini hissedip özgüvenleri mi arttı?
Bravo! Aynen böyle oldu. Ben de onlara hep kendi çocuğum gibidavrandım. Onların kulüpten alacakları transfer paralarındanformalarına kadar her şeyleriyle ilgilendim. Birlikte Almanya'ya bilegeldik.

Futbolcular çocuk gibidir
* Özellikle o yıllarda Türk futbolunun yegâne sorunu hücumyapamamaktı. Siz Galatasaray'a gol atma cesaretini nasıl aşıladınız, buda zor oldu mu?
Eğer insanları kendinize inandıramazsanız onları kazanamazsınızda... Bana inandıkları için dediklerimi de aynen yaptılar. Biz oradatiyatro oynamadık, futbol oynadık. Bizi seyreden futbolseverleringörmek istediği de buydu zaten.

* Ama onlara bu gücü verecek özel bir formülünüz olması lâzım; Ne söylediniz onlara da birden gol atmaya başladılar?
Futbolcular çocuklar gibidir. Küçükken ne verirseniz öyle giderler.Ben onların sadece teknik direktörleri değildim, öğretmenleriydim de...Bir şeyi 'yapmayın' dediğimde yapmıyorlardı. Gerçekten benim sözümüdinlediler. Üstelik ben onları sadece gol atmaya değil, sürekli kırmızıve sarı kart görmemeye de teşvik ettim. Hele de Fenerbahçe-Galatasaraymaçlarında... Her oynadıklarında bu kadar kart görmeleri feci birşeydi. Baktım ki bu böyle olmayacak birbirlerine daha çokyaklaşmalarını sağlamak için bir gün her iki takımı da yemeğe çağırdım.Orada gördüm ki aslında birbirlerini zaten çok iyi tanıyorlar, sadecesahada oynarken düşman gibi davranıyorlarmış. Neden böyle yaptıklarınıo zaman çok düşünmüştüm. Ve sonunda kendi kendime şöyle dedim: Bu konuartık benim sorunum değil! Bana burada düşen bir görev yok!

* Sizce neden böyle yapıyorlardı?
Mesele şuydu: Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor ve Beşiktaş içinher takıma yenilebilirdiniz. Ama birbirlerine asla yenilmemelerigerekiyordu. Bu dört büyük takım birbirlerine ne kadar yenilmezlersekendilerini o kadar yukarıda görüyorlardı. Mesela GalatasarayGençlerbirliği'ne yenilebilirdi, ama bir Fenerbahçe'ye yenilmesikorkunç bir şeydi. Bu bir şablondu. Bunun için de sahada her şeyiyapabilirlerdi.

* Bu psikolojinin lige heyecan katan tatlı bir tarafı da yok mu?
Tabii, bu zaten futbolun bir parçası, yani "raconu"dur.

* Galatasaraylılara bir 100'üncü yıl mesajınız var mı?
Her kazandıklarında ben de burada çok seviniyorum. Ama bir mesajvermem zor. Çünkü zaten ben de bir Cimbom taraftarıyım. Futbolcularasöyleyeceklerimi ise her birine tek tek mektup yazarak anlattım.

Bu Hagi'nin kendi birası...
* Galatasaray taraftarına ilişkin aklınızda kalan nedir?
Doğrusunu isterseniz dünyanın her tarafındaki taraftar aynıdır.Hepsinin içinde bir ateş yanar. G.Saraylılarda da bu ateşi gördüm.

* UEFA kupasını niye Beşiktaş, Trabzon, Fenerbahçe değil de Galatasaray aldı sizce?
Benim şansım! (Kahkahalarla gülüyor)

* Tam da 100'üncü yılda şampiyon olamazsak ne düşünürsünüz?
Her zaman bir kişi kazanır, o kadar üzülmeye gerek yok. Ama eğerkazanmazlarsa kendime sorarım: Ben nerede yanlış yapmışım diye...

* Sizce Hagi'nin bir hatası var mı?
Bu onun birası, benim değil! (Almanların "her yiğidin bir yoğurtyiyişi vardır"a benzeyen böyle bir deyimleri var) Oyunculuğu çok hoşumagiderdi, gerisi onun problemi.

* Fatih Terim'e bir öneriniz var mı?
Aslında hepsine bir şeyler söylemek istiyorum. Fatih benimkapitalimdi. Oyundan sonra, oyundan önce, antrenmanlarda düşüncelerimihep onunla paylaşırdım. Mustafa'yla (Denizli) da aynıydı. Üçümüz çokiyi anlaşırdık. Fatih artık çok deneyimli bir isim. Her teknikdirektörün durgun olduğu zamanları vardır. Fatih'in şu anda bir sorunuolsaydı mutlaka benimle paylaşırdı. Demek ki problemi de yok!

* Türk futbolunu nasıl görüyorsunuz?
Ben her zaman skora bakarım ama üzüldüğüm şeyler de oluyor. Dünyaüçüncüsü olmuş bir takım, bu kadar iyiyken neden statlardaki olaylarason veremiyor anlamıyorum. Mesela Beşiktaş maçındaki olaylara çoküzüldüm.

Şike olsaydı kontratımı yırtıp ülkeme dönerdim
* Sizin zamanınızda oynanan bir Malatya-Beşiktaş maçı var. İddiayagöre Galatasaray, Beşiktaş'ı yenmesi için Malatyalı futbolculara primolarak birer araba hediye etmiş. Siz böyle bir şey biliyor musunuz?
Galatasaray mı yapmış? Bunu söyleyebilmeniz için benim önüme belge getirmeniz gerekir.

* Bir Galatasaraylı olarak böyle bir soruyu sormak benim için de kolay değil ama sormam lazım. Bu skandal Meclis'e bile yansıdı.
1990 yılına kadar İstanbul'daydım. Böyle bir şeyi bir kez bile ne gördüm ne de duydum.

* Olsa bilir miydiniz?
Bilmem gerekir öyle değil mi? Eğer böyle bir durumla karşılaşsaydımo anda kontratımı yırtar, Galatasaray'ı bırakıp ülkeme dönerdim.

* Futbolda şike yok mu?
Her zaman, her yerde buna uygun insanlar vardır. Bu bir kötükarakter işidir. Ama sporcu kafasıyla düşündüğünüzde böyle bir şeyeasla izin vermezsiniz.

Devrim Sevimay 25.04.2005



Şampiyonluklar:

Türkiye Profesyonel Birinci Futbol Ligi 1986-87
Şampiyon : Galatasaray
Şampiyonun kadrosu : Simoviç, İsmail, Raşit, Erhan, Semih, Yusuf,Ahmet, Arif, Adnan, Muhammed, Cüneyt, Bülent, Uğur, Savaş, İlyas,Erkan, Mirsat, Prekazi
Teknik Direktör : Jupp Derwall
Gol kralı : Tanju Çolak (Samsunspor) 25 gol

Puan Cetveli O G B M A Y P
Galatasaray 36 23 8 5 55 24 54
Beşiktaş 36 23 7 6 67 26 53
Samsun 36 19 11 6 56 22 49

Türkiye Profesyonel Birinci Futbol Ligi 1987-88
Şampiyon : Galatasaray
Şampiyonun kadrosu : Simoviç, Hay- rettin, İsmail, Yusuf, Cüneyt,Erhan, Semih, İhsan, Nasır, Arif, Uğur, Muhammet, Raşit, Turgay, B.Savaş, K. Savaş, Dündar, İlyas, Tanju, Mirsat,Prekazi
Teknik Direktör : Jupp Derwall
Gol kralı : Tanju Çolak (GS) 39 gol


Puan Cetveli O G B M A Y P
Galatasaray 38 27 9 2 86 35 90
Beşiktaş 38 22 12 4 68 29 78
Malatyaspor 38 17 11 10 64 61 61




Kitabı:

Futbol Basit Bir Oyun Değildir
Jupp Derwall; Tercüme: Aydın Engin, Hasan Kuruyazıcı
İş Bankası Kültür Yayınları;
Mart 2004, 1.baskı, 13x19,5, 328 sayfa, Türkçe, K.Kapak.
ISBN No: 975458575X


Sayfa: [ 1 ]